Milli Takım Portresi: Mental Bir Yaklaşım

Gözlerimizin önünde eriyip giden 2021 yılının sonuna doğru yaklaşırken, milli takım ve onun bir sıcak bir soğuk tavırları yüzünden uzun süreli bir soğuk algınlığı geçiren tüm Plase Dergi okuyucularına bir haberim var: Teoride sistematik bir tedavi ile bu hastalığı kolayca atlatabilirsiniz ama pratiğe gelince önünüze çıkan köhnemiş TFF düzeni belki de kasti olarak, sizin hasta olarak kalmanızı istiyor. Tedavi için ilk etapta ihtiyacımız olan şey hastalığın teşhisi.

‘’Asla geri dönülemez bir durum yoktur.’’ mottosu ile hayatına yön vermeye çalışan bendeniz, bu durumun da uzun vadeli bir dizi müdahale sonucunda düzeleceğine inanıyorum ve biliyorum. Tek bir doğru yok evet ancak artık Şenol Güneş doğrusunun, milli takıma yetmediği hatta takımı daha da geriye götürdüğü su götürmez bir gerçek.

Milli takım

Şenol Güneş markasının geçmişteki başarılarını şöyle ‘’olumsuz bir perspektifle’’ bir çırpıda hatırlayalım.

  1. 2002 başarısı Süper Kupalı bir Galatasaray kadrosu üzerine kurulmuş hazır bir takımla geldi.

Ergün Penbe (Galatasaray)

Hasan Şaş (Galatasaray)

Arif Erdem (Galatasaray)

Bülent Korkmaz (Galatasaray)

Emre Aşık (Galatasaray)

Tugay Kerimoğlu (Galatasaray)

Hakan Ünsal (Galatasaray)

Okan Buruk (Galatasaray)

Emre Belözoğlu (Galatasaray)

Ümit Davala (Galatasaray)

Hakan Şükür (Galatasaray)

  1. Bursaspor ve Trabzonspor’daki ortalama üstü oyun ne kadar iyi olursa olsun şampiyon olmaya yetmedi. Süper Lig’de 1. olamamak başarısızlıktır.
  2. Beşiktaş döneminde ise -kulp bulmaya çalışarak ilerlersek- birbiriyle çok iyi anlaşan ikililer; Sosa-Gomez, Quaresma-Talisca gibi isimler takımın yükünü sırtlarında taşıyordu.
  3. Milli takımın Fransa galibiyetlerinde Kante’siz ve dağınık Fransa karşısında galibiyet almak pek de zor olmamalı. Bunun yanında elemeler öncesi gruplar belli olduktan sonra 1. rakibimiz olan İzlanda karşısında 1 puanı zor koparmak, takım savunması yapan ekipler karşısındaki zafiyeti bir kez daha gözler önüne serdi.
  4. Hollanda ve Norveç maçlarına mecburi olarak kampsız şekilde çıkılması belki de galibiyetlerin anahtarıydı. Böyle diyorum çünkü o maçlardaki ilk 11’deki 8 lejyoner kendi kulüplerinde iyi hocalardan antrenman yemişti. Maçın 90 dakikasındaki tempolu oyunun sebebi fikrimce buydu. Şenol Güneş’in basına kapalı kamplarında ense yapma ihtimali de ortadan kalkmıştı.

Şimdi objektif bir bakış ile yukarıda yazılanları doğruluk payı olanlar ve deli saçması olanlar olarak ikiye ayırırsak -her bir maddenin 5 puanı olduğunu varsayarak- :

Madde

Doğruluk Payı Olanlar

Deli Saçması Olanlar

1. 3 2
2. 2 3
3. 2 3
4. 3 2
5. 4 1
Toplam 14 11

Milli takım

Futbol, tarihin en dürüst oyunlarından biridir. Elde edilen her başarı en nihayetinde bir emeğe ve sistematik düzene dayanır. Çalışmadan bu oyunda ayakta kalmanız mümkün değildir. Türk milli takımının 2002 Dünya Kupası’ndaki tarihi başarısının, Bursaspor’un ve Trabzonspor’un dönemin şartlarında elde ettiği maddi manevi kazanımların, ilk kez bir Türk kulübünün yeni futbol düzeninde Şampiyonlar Ligi gruplarından lider çıkmasının mimarı Şenol Güneş’tir. Ne bu yiğidi öldürebilirsiniz ne de hakkını yiyebilirsiniz.

Ancak futbolun gelişme ivmesinin her geçen gün daha da artması sebebiyle şu anki tablonun oluşmasının müsebbibi de yine kendini yeteri kadar geliştiremeyen Şenol Güneş vizyonudur.

Milli takım, çoğu çevrelerce son yılların en yetenekli oyuncu grubuna sahip. Çalışma azmi, oyun görüşü ve elde ettiği reel başarılar bu jenerasyonun vaat ettiği potansiyeli taşıdığını gösteriyor. Mircea Lucescu ve prim meselelerinden ötürü eski jenerasyonun by-pass edilmesi, bu jenerasyonun oluşmasındaki önemli etmenler. Ancak başarı elbette tek kritere bağlı değil.

Teknik ekip kalitesi bu etmenlerden belki de en önemlisi. Futbolun matematikselleştiği şu dönemde tek kişinin hükümdarlığı ile herhangi elle tutulur bir başarı elde edilmesi mümkün değil. Bu değişim seli eğer bir parçası olmazsanız içine sizi de katıp yok ediyor. Yani yeni, eskiyi siliyor.

Turnuva öncesi ve sonrası siyah ve beyaz gibi. Birbiriyle hiç alakası olmayan iki farklı milli takım oluşmuş gibi hissettiriyor. EURO 2020 sonuçları ile yüzleşebilmek, o verileri alıp kendi lehimize kullanabilmek ne kadar da kıymetli oysaki. Ancak bu verileri değerlere dönüştürebilmek için sistematikliğe ve ekip çalışmasına inanmak gerekiyor.

Sistematik çalışmak için öncelikle hedefler belirlenmeli ve bu hedefler kısa vadeli ve uzun vadeli olarak iki gruba ayırılmalıdır. Kısa vadeli hedefler içerisinde olması gerek şeyler şunlardır:

  1. Takımın yapacağı ilk üç maçlardan galibiyet
  2. Takıma dahil edilen yeni oyuncuyu takıma adapte edip en uygun formasyonda oyuna dahil edebilmek.
  3. Antrenman programının hazırlanması ve rakibe göre teknik antrenman yapılması

Kısa vadede yapılması elzem olanları Şenol Güneş belki 10 yıl önce tek başına koordine edebiliyordu. Ancak bunların her biri artık fazla mesai gerektiren işler. Şenol Güneş hem mental hem de fiziksel olarak yeterlilik gösteremiyor. Kısa vadeli hedeflerin başarılı olmaması bu yetersizliğin çok büyük göstergesi. Peki “Neden destek almıyor, istişare etmiyor” sorusunun cevabı ne? İşte bunu bilmiyoruz.

“Yardımcı antrenörlük mantığına ben inanmıyorum.” açıklaması hem çok ilkel hem de çok üzücü. Çünkü bu sözün sahibi herkesin filozof diye bahsettiği Şenol Güneş markası.

Peki uzun vadeli hedefler nelerdir ve nelere bağlıdır diye şöyle bir bakarsak.

  1. Altyapıların ve alt yaş grubu milli takımların oyuncular yetiştirmesi
  2. İtalyan futbolu, İngiliz futbolu, İspanyol futbolu gibi bir Türk futbolu yapısına milli düzeyde ulaşabilmek
  3. Mantalite sahibi olmak ve disiplin kazanmak
  4. Kupa ya da kupalar ile dünya sıralamasında iyi noktalarda olmak

Uzun vadeli olanlardan federasyon sorumlu olduğu gibi Türk sporunda mesai harcayan her birey, bu sorumluluğu kabul etmeli ve bunun için çalışmalıdır.

Milli takım

Kısa vadeli planlar işlemezse cezayı teknik sorumluya, uzun vadeli olanlar işlemezse cezayı federasyona kesmeliyiz. Çünkü federasyon, bu hedeflere ulaşacak yol haritasını çizmeli ve idealist bir tavırla bu yolda yürümelidir. Ancak bu federasyon ne idealist ne de yol haritasını çizebilecek yeterlilikte.

Milli maçlara bir yıl kadar ara verdiğimizi düşünelim ancak milli aralar devam edecek. Bu durumda oyuncular sürekli fiziksel ve -yeni teknik ekip ile birlikte- teknik antrenman yapacak. Bu süre zarfında oyuncuların sürekli bahsedilen moral ve motivasyonu üzerlerinde herhangi x bir baskı bulunmadığından, motivasyonları artacak ve daha verimli olacaklardır. Evet yukarıda bahsedilenler belki mümkündür ancak ve ancak bir ütopyada.

Reel ve sonuna kadar gerçek bir dünyada yaşıyoruz. İş dünyasında “Bana bir yıl müsaade. Geçen çalışma döneminde çok başarılı olamadım, mental olarak toparlanmam gerek” diyebilmeniz için istifa etmeniz gerekir. Hem şirkette çalışmaya devam edip hem de 1 yıl izne ya da tatile çıkamazsınız.

Milli takım oyuncularının bu işin bir meslek olduğunun farkına varması gerekiyor. İş hayatında işlerin sıkılaştığı, zorlaştığı, sorumluluğun arttığı ve beklentilerin olduğu dönemler sıkça olur. Ama futbolda bu sıklaşma, bu sporun tepesinden tırnağına kadar sirayet etmiştir. Her an çalışmaya ve yeterli motivasyonu kendinizde bulmaya hazır olmalısınız. Olamıyorsanız maalesef bu spor size göre değil.

Milli takımda oyuncu arkadaşlar şunun farkında olmalı. Bu deveyi gütmek ya da bu diyardan gitmek çok kati bir gerçek. Biz iyi ya da kötü bambaşka bir milli takım kurabiliriz. Yenilir ya da yeneriz önemli değil ancak şu sahadaki isteksizliğinizden daha istekli bir takım %100 kurarız. Milli takım forması hayali ile yatıp kalkan yüzlerce genç evladımız var.

Milli takım itibarı kişilerden tam bağımsız ve asla yıkılmaz bir kurumdur. Bu kurumun her bir üyesi bu kurumun faydasına çalışacak ise burada kalmalı, aksi takdirde bu kurumu terk etmelidir. Son yılların en iyi jenerasyonu olan bu genç ekibin potansiyeli ile sahada verdikleri arasındaki karşıtlığın sebebi, sorumluluktan kaçma ve baskı altında hissetmektir. Maalesef eşyanın tabiatını aykırı bu sebepler her sektörde mevcuttur. Teknik olarak yeterli seviyeye gelmek için önce bu problemleri aşmalıyız.

Aşacağız da…


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Avrupa Futbol Şampiyonası ve Türkiye

Antrenörlük Mesleğinin Türkiye’deki Doğal Olmayan Evrimi

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More