Olimpiyatlar ve Ekonomi: Ülkeler için Fırsat mı, Zarar mı?

Rekabet, insanoğlunun kontrol edemediği içgüdülerden biridir. Olimpiyatlar ise milletlerarası rekabetin yaşandığı en prestijli platform. Pierre de Coubertin, Antik Yunan geleneği olan bu spor organizasyonu yeniden hayata geçirirken amacı, spor sayesinde erkeklerin zinde bir vücuda sahip olup, güçlü birer asker gibi yetişmesiydi. ‘’En iyi orduyu’’ yetiştirme arzusu, bugün milyarlarca insanın takip ettiği bir organizasyonu doğurdu. 1990’lı yıllara kadar rekabetin alanı siyasetti. Soğuk Savaş yıllarında Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği, olimpiyatlarda kazanılan her madalyayı düşmana karşı alınmış bir zafer sayıyordu. 90’lı yıllardan itibaren rekabet, saha içinden ziyade saha dışına geçti diyebiliriz. Dünyaca ünlü markalar, sporu kendilerini tanıtmak için bir nimet olarak gördüler. Sponsorlukların yıllar geçtikçe artmasıyla beraber para, sporun asıl odak noktası oldu. Atletizm pistlerinde, havuzda rekabet eden ülkeler, Uluslararası Olimpiyat Komitesi önünde, bu organizasyonu düzenlemek için rekabet eder oldu. Bir başka ifadeyle olimpiyatlar ve ekonomi iç içe geçti.

Olimpiyat oyunları, 10’un üzerinde spora sahne olan, her sene daha da büyüyen bir organizasyon. Bir yerden başka bir yere seyahat etmenin kolaylaştığı bu zaman diliminde ise bir şehrin reklamını yapması için velinimet. Her spora ayrı ilgi duyan taraftarların, gazetecilerin söz konusu şehre akın etmesi ve bu tarz seyahatlerin artması sayesinde “spor turizmi” diye adlandırılan bir terim de günümüzde mevcut.

Olimpiyatlar ve Ekonomi

Peki Olimpiyat Oyunlarının böyle bir önem kazanması nasıl oldu? 1984 Los Angeles Olimpiyat Oyunları, beraberinde getirdiği 215 milyon sterlinlik gelir ile ev sahipliği hakkındaki görüşleri tersine çevirdi. Zira 1984’e kadar oyunlara ev sahipliği yapmak, geleceğe yönelik bir yatırımdan ziyade büyük bir masraf olarak değerlendiriliyordu. Çünkü olimpiyatlar spor ve yerleşim tesislerinin geliştirilmesi gibi sorumluluklar gerektiriyor. Günümüzde de bunları hâlâ yük olarak değerlendiren ülkeler hâlâ mevcut. Hatırlarsanız 2014 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapan Brezilya, 2016 Olimpiyat Oyunları öncesinde bir ekonomik kriz içindeydi. Olimpiyat Oyunlarının başlamasına kısa bir süre kala yoksulluk çeken halkın tepkisi olimpiyatlar başladığında bile hala devam ediyordu. Buradan yola çıkarak gelişmiş ülkelerin Olimpiyat Oyunları için uygun yerler olduğunu anlıyoruz. Zira günümüzde olimpiyatlar ve ekonomi ayrı ayrı düşünülemeyecek noktada. Öyle ki ev sahipliği için gereken altyapı çalışmaları, kapasite artırımı gibi süreçler istihdam ve seyirci gelirinde artış sağlayarak bu ülkelerin daha da gelişmesine sebep oluyor.

1996 Summer Olympics - Wikipedia

Ulaştığım verilere göre 1992 ila 2012 arasında Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yapmış ülkeler istisnasız şekilde kâr etmişlerdi. Bu kârın büyüklüğü ise organizasyonun başarısı ile doğru orantılıydı. Özellikle Sydney’de gerçekleşen oyunlar, olimpiyatlar için bir dönüm noktası olarak kabul edilmişti. 1996 Atlanta Oyunları, Amerikalıların “biz yaptıysak zaten en iyisidir” mantalitesi, organizasyonun beklenildiğinden kötü geçmesine sebep oldu. Bu olimpiyatlardaki temel sorun IOC ve Atlanta Belediyesi arasındaki fikir ayrılıklarıydı. Atlanta Belediyesi, Olimpiyat ruhuna zarar verebilecek her türlü şov ve kapitalist kararlara olumlu bakarken, IOC bu senaryoların gerçekleşmesini engellemek için elinden geleni yapıyordu. Atlanta’nın aldığı kararlardan biri, sokak tezgahlarını satmak üzerineydi. Uzaktan bakıldığında bu karar hem yerel işletmeler hem de belediye için bir gelir kaynağı olarak gözükebilir ama işler tam olarak öyle değildi. Sponsorların tepkisini çeken bu karar yürürlüğe kondu ve Atlanta, olimpiyat ruhunu temsil eden bir şehir yerine panayıra ev sahipliği yapan bir kasaba imajı verdi. Bu panayır, şehir trafiğini de olumsuz etkiledi ve medya mensubundan seyircisine, herkes için bir kaosun başlangıç noktası oldu. Televizyonumuzda oyunları izlerken genellikle stadyum dışından da görüntülere denk geliriz, ama Atlanta, yarattığı kargaşa ortamı ile bu hakkını kaybetti. Atlanta Belediyesi, eline geçen reklam fırsatını kısa vadeli kâr için kaçırmış oldu.

2000 Summer Olympics - Wikipedia

Sydney Belediyesi ise Atlanta’da olan tersliklerin farkında olarak adımlarını attı. 2000 Olimpiyat Oyunlarında yapılan planlamalar şehrin sanat, eğlence, yemek gibi birçok alandaki noktalarına da katkı sağlayacak şekilde hazırlanmıştı. Amerikalıların aksine, Avustralyalılar “her an her şey tepe taklak olabilir” düşüncesiyle hareket etti ve planlamalarındaki başarının esas nedeni de buydu. Sydney’in olimpiyat ruhuna olan katkısına verilecek örnek ise aslında bugün bize hiç de yabancı değil. Belki de bugün en çok tanık olduğumuz etkinliğin atası da diyebiliriz. Sydney Belediyesi, şehrin birden fazlasına noktasına dev ekranlar kurarak halkın nerede olursa olsun bu heyecana ortak olmasını sağladı. Atlanta gibi para odaklı hareket eden bir belediyeden sonra Sydney, IOC’nin derin bir nefes almasına neden olmuştu. 96 Olimpiyat Oyunlarından sonra bir başarısız organizasyon daha olimpiyatları tehlikeye sokabilirdi.

Atina, şüphesiz ki olimpiyatlar için en önemli şehirdir. 100. yıl oyunları için herkes aslında bu şehri istemekteydi ama tartışmalı bir oylama sonucu 1996 Olimpiyat Oyunları Atlanta’da gerçekleşti. Yunanistan, 2004’e kadar beklemek zorunda kaldı ama bu sefer de başka bir sorun vardı. Günümüzde de etkilerini gösteren ekonomik kriz o zamanlarda var olmasa bile yavaş yavaş sinyaller veriyordu. Sadece vaziyet, Rio’da tanık olduğumuzdan daha kötü değildi. Her oyunda artan maliyet tablosu, Komşu’da da artmış ve 11.2 milyar dolara ulaşmıştı. Bununla birlikte yayın ve global sponsor gelirleri de artış göstermiş, ilave olarak -itiraf etmek gerekirse beni şaşırtan bir veri- yerel sponsor gelirleri de önceki iki olimpiyata kıyasla artmıştı. Yunanistan’ın düşüş yaşadığı alan ise bilet hasılatı olmuştu. 1996’da gerçekleşen olimpiyatlardaki hasılattan bile düşük bir gelir elde ederek kritik bir darbe aldılar. Ticari anlamda ne kadar başarılı adımlar atılsa da olimpiyatın doğum yeri Yunanistan, seyirci anlamında sınıfta kalmıştı. Barcelona, Atlanta ve Sydney’in milyar dolarlık kâra ulaştığı bu zaman diliminde Atina, sadece 1.4 milyon dolarlık bir kâr elde edebildi.

Olimpiyat ve Ekonomi

Olimpiyat Oyunlarının her şehir için bulunmaz bir reklam fırsatı olduğunu zaten belirtmiştik. Olimpiyatlar ve ekonomi ilişkisi gelişerek devam ederken; istihdam, birçok alandaki altyapı ve tesis çalışmaları, yabancı ve yerli yatırımcıların bu şehirlerde bulunmaları kısa ve orta vadede şehirlerin kalkınmasına neden olabilir. Biz bu şansı maalesef Tokyo’ya kaybettik. Her sene daha da kalabalıklaşan ve -bana göre- yanlış planlanarak kaotik bir şehre dönüşen İstanbul, böyle bir fırsatı ne zaman yakalar, bilemiyorum. Tabii her şey bu fırsatı ele geçirmekle de bitmiyor. Yukarıda belirtilen hatalarla, belli bir düzene uyarak hareket etmenin önemini bir kez daha görmüş olduk. Bu şartlarda, resme biraz karamsar bakabiliriz, ama her şeyin değişebildiği dünyada belki biz de düzene ayak uydururuz bir gün. 2036’ya kadar bir düzen içinde çalışırsak neden olmasın?


Kaynakça:

Aydın, Emel, Ayas Aydın, Serpil, (2013) Olimpiyat Oyunlarının Sürdürülebilir Kalkınma Açısından Değerlendirilmesi

Payne, Michael, (2014) Olimpiyatların Yükselişi, NTV Spor Yayınları


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Olimpizm: Olimpiyat Oyunları 1

100 Metre: Olimpiyatların Ana Yemeği

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More