100 Metre: Olimpiyatların Ana Yemeği

Eğer başka bir spor dalına özel bir ilginiz yoksa veya bir branşta profesyonel sporcu değilseniz, olimpiyatlar denildiğinde sizin de aklınıza tıpkı benim gibi atletizm geliyordur. Yüzme, basketbol gibi branşlar bizlere Michael Phelps’in insanüstü performanslarını veya Amerika Erkek Basketbol takımının 2004 Atina’da yaşadığı büyük sürpriz gibi hikayeleri bahşeder. Yine aynı şekilde güreş, halter gibi milli sporumuz diyebildiğimiz ve madalya umuduyla her seferinde ekran başına geçtiğimiz branşlar da  izleyenleri heyecanlandırır. Buna rağmen bu branşlar başlangıç, daha doğrusu aperatif olmaktan öteye çok zor geçerler. Ana yemek bellidir çünkü; atletizm ve bilhassa 100 metre.

Benim olimpiyatlarla ve sayesinde atletizmle tanışmam 2008 Pekin ile oldu. Boks, halter, güreş, yüzme gibi birçok sporu izlemiş, olimpiyatların harika olduğunu düşünmüştüm. Atletizm başladığında ise spora dair pek fazla şey bilmesem bile spikerlerin heyecanı, stadın doluluğu, hatta evdekilerin dikkatini televizyon ekranına yönlendirmesi bana yaşanacaklar hakkında fikir vermişti.

Yukarıda belki bazı sporlara haksızlık ederek atletizmi ana yemek olarak ilan ederken şunu da belirtmem gerek, nasıl her yemek aynı değilse, atletizmin içindeki her dal da aynı değildir. Örneğin içinde çok önemli bir hikaye barındırmıyorsa 10.000m yarışı biraz sıkıcıdır. En azından benim için öyle diyebilirim. Taktiğin ön planda olduğu bir dayanıklılık yarışı olan 10.000m, yarım saat civarı süren bir yarış ve özellikle son turlar gelindiğinde odaklanmak çok zor olabiliyor. Atmalar ve atlamalar olarak iki ana başlıkta toplayabileceğimiz dallar ise genelde baştan sona ekrana yansımadığı için kopukluk olabiliyor ve takip etmek zorlaşıyor. Oysaki pistte bir yarış varsa ve bu yarış özellikle kısa (100 metre, 200 metre, 400 metre) ve orta mesafe (800 metre, 1500 metre) olarak tanımlanan yarışlardansa seyirciler ve kameralar tamamen o ana odaklanır. Sonucun daha az emek harcanarak ve daha kısa sürede öğrenilmesinin, dahası kaçırılan bir anın telafisinin olmamasının bunun temel nedeni olduğunu düşünüyorum. Emekten kastım ise hem takip etmek için harcanan çaba, hem de kurallara hakim olma gerekliliği. Kurallar basittir çünkü; bitiş çizgisini ilk geçen kazanır.

Savage': Usain Bolt goes viral with 'social distancing' Olympic photo | Arab News

Şimdi önce atletizmi diğer branşlardan, daha sonra kısa ve orta mesafe koşularını öteki dallardan ayırdık ve en son basamağa geldik. Aslında tahmin edebileceğiniz gibi bu son basamak 100 metre yarışı. Belki en başından direkt bu noktaya ulaşabilirdik ama o zaman yolculuk bu kadar keyifli geçmezdi. Biraz genelleme yaparak, biraz da kendi düşündüklerimi yazarak atletizmin en çok izlenen ve en keyifli yarışının 100 metre olduğunu artık ilan edebilirim. Şaka bir yana gerçekten de stadyumdaki doluluk oranlarına, spikerlerdeki heyecana, sosyal medyadaki etkileşimlere (Rio 2016’da Twitter üzerinden en fazla etkileşim alan ikinci sporcu Usain Bolt olmuştu.) bakarak da bunları tahmin edebiliriz. İnsan bedeninin sınırlarını zorlaması, oradaki güç gösterisi, bir insanın ulaşabildiği hızı görmenin büyüleyici etkisi ve belki de tarihe tanıklık etme ihtimali, üstelik bütün bunların sadece 10 saniye civarında bir sürede gerçekleşmesi… Tabii bunlara, günümüzdeki her şeyi çok hızlı tüketen ve tüketmek isteyen toplumların da etkisi eklenebilir belki. Sonuçta insanlar artık podcastleri, videoları ileri sararak veya hızlandırarak dinliyor ve izliyor. O insanlar için yukarıda saydığım her şeyi 10 saniye gibi bir sürede bulmak çok ilgi çekici olabilir. Belki de oluyordur bile. Popülaritesinin bir kısmını buraya bağlayabiliriz fakat açık konuşmak gerekirse bağlamamayı tercih ederim. Nedeni ise geçmişten günümüze çok özel durumlar hariç genellikle 100 metre şampiyonları hatırlanır ve bu günümüzde ortaya çıkan bir popülarite değil, geçmişten gelen bir gelenek gibidir. O yüzden 100 metre yarışının çekiciliğini doğrudan hızlı tüketme sevdasına bağlamak gerçekçi olmaz görüşündeyim.

100 metre

Maraton ile beraber en eski yarışlardan birisi olan 100 metrenin tarihi modern olimpiyat oyunlarının öncesine dayanıyor. “Stade” adı verilen ve antik stadyumun çevresinin (yaklaşık 180-192 metre aralığında) koşulmasıyla gerçekleşen yarışın 100 metrenin atası olduğu söyleniyor. İlk modern olimpiyat oyunları olan 1896 Atina Olimpiyatları’ndan itibaren günümüze kadar gerçekleşen her olimpiyatta erkek sporcular yer alırken, kadın sporcuların 100 metre yarışıyla olimpiyatta buluşmaları ilk olarak 1928 Amsterdam Olimpiyatları’nda gerçekleşti. Modern olimpiyatların ilk 100 metre şampiyonu 1896 Atina’da 12 saniyelik derecesiyle Amerikalı Thomas Burke olurken, Amerikalı Elizabeth Robinson da 1928 Amsterdam’da 12.20 saniyelik derecesiyle 100 metre yarışını kazanan ilk kadın oluyordu.

Son yıllarda Jamaikalı sprinterlerin çıkışıyla yavaş yavaş taht el değiştiriyor gibi gözükse de yıllarca 100 metreye hem kadınlarda hem erkeklerde Amerika Birleşik Devletleri hükmetmiştir. Erkeklerde koşulan 28 olimpiyatın on altısını Amerikalı sporcular kazanırken Avrupalı sporcuların toplam altın madalya sayısı sadece beştir. Kadınlarda ise koşulan 20 olimpiyatta (2000 Sidney dahil değil) Amerikalı sporcuların altın madalya sayısı dokuz, Avrupalı sporcuların toplam altın madalya sayısı altıdır.

Tarihte 100 metre yarışında kürsünün aynı basamağını sporcular sadece iki kere paylaştı. 1896 Atina’da üçüncülük basamağında Macaristan’dan Alajos Szokolyi ve Amerika’dan Francis Lane aynı anda yer alırken, bu durumun tekrarlanması için 104 yıllık bir süre geçmesi gerekecekti. 2000 Sidney Olimpiyatları’nda kadınlarda kazanan Amerikalı sporcu Marion Jones 2007 yılında, 1999 yılından itibaren iki yıl doping yaptığını itiraf ediyor ve 2000 Sidney’de kazandığı madalyaları olimpiyat komitesi tarafından geri alınıyordu. Marion Jones diskalifiye edilirken herkes bir basamak yükselirken yarışı ikinci sırada bitiren Yunan sporcu Ekaterini Thanou’nun da ilk sıraya yükselmesi bekleniyordu. Durum beklenildiği gibi olmadı ve 2004 Atina Olimpiyatları’ndan önce üç doping testine girmeyerek kuralları ihlal ettiği gerekçesiyle olimpiyat komitesi Yunan sporcuyu altın madalya sıralamasına yükseltmedi ancak gümüş madalyasını da geri almadı. Bu durumda 2000 Sidney’de 100 metre şampiyonu olan bir kadın sporcu bulunmazken Yunanistan’dan Ekaterini Thanou ve Jameikalı Tanya Lawrence beraber gümüş madalya alıyor, Jameika’dan Merlene Ottey-Page ise bronz madalyaya terfi ettiriliyordu.

Yukarda bir örneğini gördüğümüz üzere doping ve 100 metre maalesef fazlaca yakınlaşmış durumda. Tarihin en hızlı on erkek sporcusuna baktığımızda yedi sporcunun hayatının bir döneminde doping yüzünden veya testleri kaçırdığı gerekçesiyle ceza aldığını görüyoruz. Tarihin en hızlı sporcusu Usain Bolt, yedinci basamakta bulunan Amerikalı sporcu Trayvon Bromell ve doping iddialarıyla karşı karşıya kalsa da hiçbir zaman ceza almayan 2000 Sidney Olimpiyat şampiyonu Amerikalı Maurice Greene listede ceza almayan azınlık sporcular arasındalar. Aslında tarihin en hızlı sporcusunun doping iddialarıyla adının dahi anılmaması diğer sporculara örnek teşkil etmesi gereken bir durum.

2020 TOKYO’DA 100 METRE

2020 Tokyo Olimpiyatları için de küçük bir değerlendirme yapıp artık yazıyı sonlandırabiliriz. 2008 Pekin’den beri 100 metreyi domine eden Usain Bolt’un Tokyo’da olmamasıyla beraber bu yılki altın madalya mücadelesi daha ortada diyebiliriz. Bu durumun izleyici sayısını veya sosyal medya etkileşimlerini ufaktan da olsa etkileyeceğini öngörmek çok da zor değil fakat ne olursa olsun atletizm tarafında en fazla ilgi çeken yarış yine kadınlar ve erkekler 100 metre yarışı olacaktır. Erkekler tarafında Amerikalı üç sporcu da çok iddialı geliyor, özellikle Trayvon Bromell koştuğu 9.77 ile favori diyebiliriz. Bu üç sporcunun yanına ne kadar eski gücünden uzak olsa da Jamaikalı Johan Blake, sakatlıklar yüzünden potansiyeline bir türlü ulaşamayan Kanadalı Andre De Grasse gibi sporcular yazılabilir.

Kadınlarda ise yarışmanın daha fazla çekişme ve heyecan vadettiğini söylemek yalan olmaz. Jamaika elemelerinde koştuğu 10.63 ile tarihteki en hızlı ikinci kadın olan Shelly-Ann Fraser-Pryce favori konumunda. Aynı zamanda 100 metrede üç olimpiyat altını alan ilk kadın olmak için gelen Jamaikalı atletin en büyük rakipleri yine vatandaşları olacak. Britanya’dan Dina Asher-Smith, Nijerya’dan Blessing Okagbare, Fildişi Sahilleri’nden Marie-Josee Ta Lou ve tabi ki Amerikalı sporcuların eklenmesiyle muhtemelen finale kalan sekiz sporcunun da kazanma ihtimalinin birbirine yakın olacağı bir final izleyeceğiz. Sezonun en iyi ikinci deresiyle buraya gelmeye hak kazanan ve şampiyonluk için en iddialı iki isimden birisi olan Amerikalı Sha’Carri Richardson uyuşturucu testinin pozitif çıkması nedeniyle bir ay ceza alarak 100 metre yarışını kaçıracak fakat bayrak yarışında yarışma ihtimali hala devam ediyor.

SHELLY-ANN FRASER- PRYCE

Burada Shelly-Ann Fraser-Pryce isminin üzerinde biraz daha durmak gerekiyor aslında. Jamaikalı sprinter, 2008 Pekin Olimpiyatları’nda ortalığı adeta kasıp kavurmuştu. Elemeler, çeyrek finaller, yarı finaller derken çıktığı her yarışı kazanmış ve beni şampiyon olacağına inandırmıştı. Finalde ise en büyük rakipleri vatandaşı olan sporculardı. Yirmi bir yaşındaki genç Jamaikalı sporcu bitiş çizgisini nispeten yalnız geçerek olimpiyat şampiyonu oluyordu. O zamanlar daha evli olmadığı için Pryce soyadını almamıştı Shelly-Ann Fraser.

100 metre

Biraz iddialı olacak fakat atletizm sporunu sevip Shelly-Ann Fraser-Pryce’a saygı duymayan birisinin olduğunu hiç zannetmiyorum. 2011 yılında evlenip yeteri kadar uzun olmayan ismine bir de Pryce’ı ekleyen Shelly-Ann Fraser-Pryce, 2017 yılında dünyadaki en özel duygulardan birisi olan annelik duygusunu tadıyor ve bir erkek bebek sahibi oluyordu. 2019 Dünya Atletizm Şampiyonası, geri dönüşünden sonra katıldığı ilk büyük şampiyonaydı ve kendisini tıpkı benim gibi özleyen herkese bir hediye vererek buradan altın madalyayla ayrıldı. 2020 Tokyo Olimpiyatlarına gelirken hedef basit ama o yolda ilerlemek zordu: Tarihte kadınlarda 100 metre altın madalyasını 3 kere kazanan ilk sporcu olmak. Pandemi dolayısıyla zorlu ve çok az sayıda yarış ile geçen 2020 yılından sonra 2021’de yavaş yavaş atletleri izlemeye başladık. Kimin ne durumda olduğu merak konusuydu, daha sadece iki tane Diamond League ayağı yapılmıştı fakat 5 Haziran 2021 günü tarihe geçen bir olay oldu. Otuz dört yaşında ki Shell-Ann Fraser-Pryce ülkesindeki bir yarışta 10.63 koşarak tüm dünyada gündeme düştü. Bu zaman tarihteki en hızlı 4. zaman ve 1988 yılından beri koşulan en hızlı süreydi. Tokyo için bütün rakiplerine geçilmesi gereken kişinin kim olduğunu hatırlatmıştı. Shelly-Ann Fraser-Pryce tarihteki en hızlı ikinci kadın, yaşayan en hızlı kadın ve muhtemelen kendisi için en önemli unvan; o dünyada ki en hızlı anne.


Cathy Freeman: Aborijinlerin En Hızlısı

Olimpizm: Olimpiyat Oyunları 1

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More