Türkiye Euro 2020: Başarısızlığın Anatomisi

Euro öncesi yapılan kritiklerde hem Avrupa spor basınının hem de yerli basının yeni milli takım hakkındaki ortak fikri, bu takımın güçlü ve alt edilmesi zor bir ekip olduğuydu. İtalyan gazetesi La Stampa yaptığı A grubu analizinde -İtalya hariç- en yüksek puanı Türkiye’ye verirken, milli takım için “genç ve tutkulu bir ekip” ifadesini kullanmıştı. Sportsnet.ca, Türkiye Euro 2020 analizinde “Belçika’dan sonra en az gol yiyen takım” diyerek savunmamıza dikkat çekmişti. Ancak en gerçekçi yorumu Corriere della Sera gazetesi “imprevedibile” diyerek yapmıştı. Dilimize “öngörülemez” olarak çevirebileceğimiz bu kelime, belki de Türkiye turnuva performansını en iyi açıklayan sözdü. Türkiye, Euro 2020 boyunca beklentilerin dışına öyle çıktık ki bunu öngörebilen neredeyse hiç kimse yoktu. Filmi biraz başa sararak bu durumun sebeplerini incelediğimizde sanırım sorunun kaynağını bulmuş olacağız. Ancak bu sorunun tek bir kaynağı olduğunu söylersek hata etmiş oluruz.

Türkiye Euro 2020

Türkiye, Euro 2020 öncesinde elemelerde hayli başarılı bir performans ortaya koymuştu. Bu performans aslında temelde 2-3 iyi şeye dayanıyordu. Son dünya şampiyonu Fransa ile aynı gruptaydık ancak haddimizi biliyorduk ve Fransa’nın bizim asıl rakibimiz olmadığının farkındaydık. Bu gruptan çıkmanın şifresi İzlanda’yı yenmekti. Fransa’dan ise 2 maçtan 1 puana bile razıydık. Ancak Fransa maçı gelip çattığında günün sonundaki manzara hiç de beklenildiği gibi olmayacaktı.

Türkiye'nin Fransa galibiyeti Avrupa basınında büyük yankı buldu

Maç 2019 Haziran’ında oynanıyordu. Bu maç yeni jenerasyonun, kendini uluslararası arenada kanıtlama şansı bulduğu ilk maçtı. İstek, arzu ve heves en üst seviyedeydi. Eski jenerasyondan miras kalan takım içi anlaşmazlıkları, prim meselelerini ve futbolla alakası olmayan daha nice olayları reddeden bu ekibin birincil amacı futbol oynamaktı. Bu taze ekibin doğuşunda öncülük eden Mircea Lucescu bir İrlanda maçı öncesinde “Milli takımın çekirdeğini oluşturuyoruz. Tecrübeli oyuncularla birlikte yetişen bu genç ekibin Türk futboluna çok hizmetleri olacak” demişti. Şenol Güneş ile birlikte daha da ileriye giden bu gençler, Türk futbolunun genç oyuncu alerjisine başkaldırdıklarının farkındaydılar. Bunlar Fransa galibiyetini getiren manevi değerlerdi.

Futbolda ruh ve istek şarttır ancak bunların ötesinde futbol bir taktik ve bilinçli oyundur. Fransa maçında sahadaki her oyuncunun bir görevi vardı ve bu görevlendirmeler Fransa takımı analiz edilerek yapılmıştı. Sahaya çıkan 11’in birincil görevi, savunmayı sağlam tutup kanat koşularını durdurmak ve orta sahada istasyonların kurulmasını engelleyip hiçbir Fransız’ı ceza sahasına sokmamaktı. Birinci plan tutmuştu ve “Türk Duvarı”na çarptıkça savunmada boşluklar veren Fransa’ya karşı bulduğumuz hücum fırsatları bizim için birer şanstı…. Gerçekten öyle miydi acaba?

Türk duvarı' belki de hiç bu kadar sağlam olmamıştı - TRT Spor - Türkiye`nin güncel spor haber kaynağı

Sahaya çıkan ilk 11, aslında gizli bir hücum planının haberini veriyordu. Orta sahada Mahmut ve Dorukhan’ın önünde 10 numara pozisyonunda İrfan Can oynuyordu. Kenan her zaman bir görev adamı olduğu için onu sahada tutmayı seven Şenol Güneş, onun yetenek eksikliğin farkında olup, hücum planına o eksiği kapatacak Cengiz’i ekleyerek dengeyi sağlamak istiyordu. Bunun yanında Burak’ın o günkü görevi ise alışılmışın dışındaydı. Galatasaray’ın 21 yıllık hasreti sonlandırıp Fenerbahçe’yi Kadıköy’de yendiği maçta, Fatih Terim’in Falcao’ya verdiği göreve benzer bir şekilde sürekli boş koşular ile takımın koşucularına alan açıp, yeri geldiğinde duvar olmak için bekleyerek rakip savunmanın dengesini bozmak gibi bir görev o gece Burak Yılmaz’a da verilmişti. İrfan Can’ın, yeteneği ve Mahmut ile olan kimyasının ötesinde onun kadroya alınmasının bir başka nedeni dış şut tehdidiydi.

O maçta ceza sahasına Fransa’dan daha çok girmemize rağmen bu pozisyonlardan ancak 1 gol çıkartabildik ve golün sahibi Cengiz Ünder’di. Ceza sahasına diğer girişlerimizde Kenan hep rol oynadı ancak yeteneği bazı pozisyonları sonlandırmaya el vermedi. Yani Kenan-Cengiz planı tutmuştu. Formda Dorukhan ile aslında sahaya hızlı bir orta saha ekleme fikri de çok doğruydu ancak yeterli kondisyona sahip bir oyuncu bu gelgitleri yapabilirdi. Buradan anlıyoruz ki takım bu maçtan önce iyi bir kamp dönemi geçirmişti. Kondisyonlar yüksek ve oyun bilinci yüksekti.

Kimi yabancı gazetecilere göre bu maçta Fransa gafil avlanmıştı ve Türkiye’yi “hafife almıştı”. Eğer bu doğru ise Fransa rövanşta Türkiye’yi gol yağmuruna tutmalıydı. Ne yazık ki (!) bu da olmadı. Fransa hazırlıklı olsa da olmasa da Türkiye, her iki maçta da daha üstün bir oyun sergiledi. Elemelerde Türkiye’nin Fransa’yı şöyle bir silkelemesi, diğer takımlara hem ilham oldu hem de fikir verdi. Günümüz futbolunda yenilmeyecek takım yoktur anlayışı bir kez daha pekişmiş oldu. Fransa’dan alınacak 1 puan bize yeter derken toplamda 4 puan kazandık. Bunun yanında bize karşı takım savunması yapan takımlara karşı olan antipatimiz devam ediyordu. İzlanda’ya sadece 1 gol atabildik ve 2 maçtan 1 puanı zor kopardık. Bu durum çözülmeyecek bir şey değildi. Ama teknik ekip tarafından mutlak suretle ilgilenilmesi gereken bir konuydu.

Fransa galibiyetini getiren etmenler özetle:

  • Hücum ve savunma planının analizlere bağlı olarak oluşturulması ve bu planlara uygun oyuncu profillerinin seçilmesi
  • Yeni jenerasyonun kendini kanıtlama arzusu ve buna bağlı gelişen özverisi
  • Kaostan uzak, futbol merkezli atmosfer
  • Kamp dönemindeki fiziksel ve taktik antrenman yeterliliği

Fransa maçı bu yeni milli takımın ilk başkaldırısıdır ve tarihsel süreç içinde çok kıymetlidir. Fransa maçı ile Euro 2020 Türkiye performansını karşılaştırabiliriz ancak Hollanda maçı kadar reel ve güncel sonuçlar çıkarmamız daha zor olacaktır.

Hollanda maçına geldiğimizde Fransa karşılaşmasının üzerinde 20 ay geçmişti. Takım dinamiklerinde ve oyuncu form durumlarında belli başlı değişiklikler vardı ancak takımın genel anlayışında bir değişiklik yok gibiydi. Frank de Boer yönetimindeki Hollanda 3 ya da 5’li sistemle oynayan ve bek desteği ile kenarları kullanmayı seven yeni bir yapıydı. Zaman zaman zafiyetleri olan ve gerçekçi olmak gerekirse Fransa’dan çok geride ancak bizden de belki bir tık ileride olan bu takımla yapacağımız karşılaşma, Fransa maçı kadar kıymetli olmayacaktı ancak oyuncuların durumunu görme ve Dünya Kupası Elemeleri’nde olması açısından çok kıymetliydi. Ayrıca yıldız oyuncularla birlikte Hollanda ekolü ile karşılaşmak, her zaman pek çok riski barındıran bir durumdu.

Maçta yapılacak şeylerle ilgili beyin fırtınaları ve analizler önceden yapılmıştı. Bunu nereden biliyoruz? Oyunun büyük bir bölümünde hücum oyununun üstünlüğünü ele geçiren milli takımın geçiş oyunlarında yüksek tempoyla topu bir kanattan diğerine atarken ayna anda alan da kat edebilmesinin çok net iki sebebi var. İlki Hollanda takım savunmasının yetersizliği ve geride organize olamayışı. İkincisi ise Avrupa takımlarında top koşturan millilerimizin Avrupalı antrenörler ile birlikte çok sağlam idmanlara çıkarak fizik – kondisyon seviyelerini yüksek tutmaları.

  • Çağlar Söyüncü / Cengiz Ünder – Brendon Rogers – Leicester City
  • Ozan Kabak – Jürgen Klopp – Liverpool
  • Zeki Çelik / Burak Yılmaz / Yusuf  Yazıcı– Christophe Galtier – Lille
  • Hakan Çalhanoğlu – Stefano Pioli – Milan
  • Kenan Karaman – Christian Preußer – Düsseldorf
  • Okay Yokuşlu – Sam Allardyce – WestBrom

Bu isimler ile birlikte antrenman temposunu yüksek tutan oyuncularımızın 3 eleme maçında da nasıl yüksek tempoda oynadıklarını gördük. Bu kondisyon ve hareket kapasitesi ile Dünya Kupası Elemeleri’nde ilk üç maçtan 7 puan çıkardık. Bu maçların sezonun ikinci yarısının ortasına denk gelmesi bizim için büyük avantajdı. Basına kapalı kamp sürecinde nasıl çalıştıklarını bilmediğimiz millilerin, kendi takımlarında nasıl antrenman yediğini gördük.

Hollanda ve Norveç galibiyetlerini iyi oynayıp rakibe üstünlük kurarak alırken, Letonya gibi rakibi kapalı karşılama alışkanlığı olan bir takımdan üç gol yemek, İzlanda maçında olduğu gibi takım halinde alan savunması yapan takımlara karşı bir problemimiz olduğunu gösteriyordu. Letonya maçı bir yol kazasıydı ancak içinde çözülmesi gereken sorunlar barındırdığı gerçeği, göz ardı edilemezdi.

Türkiye Euro 2020

Pandemiden dolayı bir sene ertelenen Euro 2020 turnuvasında elemeler bittiğinde, Kasım 2019’da Bükreş’te yapılan kura çekiminde A Grubu’na düşen Türk Milli Takımı’nın rakipleri İtalya, Galler ve İsviçre’ydi. Sadece A ve B grubunun tüm takımları belliydi. Diğer gruplara play-off’lar ile katılacak takımlar vardı.

Kasım 2019’dan Haziran 2021’e geldiğimizde toplam bir buçuk sene içerisinde gruplardaki rakiplerin analizini en az 10 kere yapacak kadar bir süre elde edilmişti. Üniversite sınavına çalışan birine sınavın ertelendiğini söylediğinizde, daha çok tekrar yapıp daha çok çalışıp kendini daha iyi bir noktaya getirmesini beklersiniz. Milli takımın Dünya Kupası Elemeleri’ndeki performansı ve EURO 2020 Elemeleri performansına baktığınızda ümit vadeden bir tablo olduğunu görerek başarılı olmasını beklemek, futbolun tabiatına hiç de aykırı değildi. Beklentiler ve hedefler sadece ulusal çapta değil, uluslararası çapta da yüksekti.

14 Mayıs’ta 30 kişilik milli takım aday kadrosu açıklanmış, teknik direktör Şenol Güneş’in verdiği nota doğrultusunda sezonu erken bitirmeye çalışan federasyon, lige 15 Mayıs’ta paydos demiş ve oyuncular 18 Mayıs Salı günü saat 19.00’da Antalya Belek’e kamp için çağırılmışlardı.

Basına kapalı yapılan kamp dönemine başlayan milli takımın Roma’daki ilk maçına 24 günü vardı. Bu süre zarfında yapılan çalışmaların, kondisyon ağırlıklı ve taktik rötuşlar olması bekleniyordu. Çünkü 1.5 senelik süre zarfında bu maçlar ile ilgili pek çok antrenman ve taktik toplantısı zaten yapılmıştı(?). Bütün oyuncular daha kampın ilk gününden maçlardaki görevlerini biliyor olmalıydı. Eğer eksikler varsa bu 20 gün içerisinde giderilmeliydi.

Kamp konaklaması için seçilen alan bizim çocukları mental olarak rahatlatabilirdi ancak bu rahatlamanın aşırıya kaçma riski de vardı. Bu dengeyi sağlamak ise teknik ekibin antrenman yoğunluğunu yüksek tutup oyuncuları biraz hırpalamasına bağlıydı. Çünkü ağır antrenman, ağır dinlenme gerektirir.

Bunun yanında ciddiyetten uzaklaştıracak diğer bir unsur ise basına kapalılıktı. Denetimden uzak her sektörde, başına buyrukluk başlar, odak dağılır ve kalıcı olmaz. Kamp süreçlerinin basına kapalı olarak yapılması kamuoyu denetiminden uzak bir milli takım yapısı oluşturuyor. Takım x maçta çok efor sarf edebiliyorsa  “Evet, iyi hazırlanılmış.” edemiyorsa “Bunlar kamp süresi boyunca yatmışlar.” gibi tahminler ve yorumlar getiriyoruz. Ancak şeffaflık olursa hayali bir denetim baskısı oyuncu üzerinde oluşur ve antrenman daha verimli geçer.

Teknik ekibin bu sorunları çözebilecek kabiliyette olduğunu düşünüp bu konuları turnuva öncesinde hiçbir medya kuruluşu dillendirmedi çünkü turnuva öncesi oyuncuların moral dengesi ile oynamak istemiyorlardı.

30 kişilik kamp kadrosunun 26’ya düşürülmesi talimatının ardından kimlerin gönderileceği merak konusu olmuştu. Gökhan Akkan, Mahmut Tekdemir, Efecan Karaca ve harika bir sezon geçirip, bu sezon maçlarının tamamında neredeyse 90 dakika görev yapan ve bu kondisyona sahip olan, kendini kanıtlamak isteği doğrultusunda özverili olabilecek Halil Akbunar kadrodan çıkartılmıştı. Tabi ki doğru bir karar değildi ve sebebini kimse anlayamadı. Ancak sorun çok daha büyüktü. Belki de Halil’in çıkartılması onun yararına olmuştu maalesef.

TÜRKİYE EURO 2020

Türkiye EURO 2020

Türkiye, Euro 2020 açılış günü gelip çattığında İtalya ile karşılaşıyordu. Milliler turnuvanın reytingi en yüksek maçlarından birine çıkacaktı. Bu futbol fuarında futbolseverlerin ilk maçtan beklentileri, mücadele, radikal yenilikler ve en nihayetinde güzel futboldu. Bu beklentiler oyuncular üzerinde bir baskı oluştururken aynı zamanda onlara kendilerini kanıtlama şansı da veriyordu. İlk maçlar, psikolojik olarak iyi hazırlanmış ve bunu taktiksel disiplinle birleştirmeyi başaran takımlara yıllardır avantaj sağlamaktaydı.

Millilerimizin yakından tanımış olduğumuz genç profesyonelliği ile üzerlerindeki baskıyı rahat atacaklarını az çok tahmin edebiliyorduk. Ancak oyuna dair endişeler, sıkı bir futbolsever için, kadro açıklandığı andan itibaren başlamıştı. Milli takım, Dünya Kupası Elemeleri’ndeki kadro tercihini korumuş ve herkes bu takımın ofansif gücüne inanmıştı. Buna karşın turnuva maçlarının her biri özel çalışma ile özel yapılar gerektiren organizasyonlardır. Lig yapısından temel farkı da budur. Rakip temel yapısını analiz eden ve rakip oyuncuların oyun stillerini iyi analiz eden bir teknik ekip, kadro seçiminde lig kafasından kurtulur ve sürekli çatalla yemek yememeye çalışır. Çorba içiyorsa kaşık kullanır. Et doğrayacaksa bıçak.

Türkiye, Euro 2020 takımları arasında kadrosunda Serie A patentli oyuncu barındıran ekipler sıralamasında 4 oyuncuyla üst sıralarda. Bu sayı diğer takımlarla karşılaştırıldığında hiç de az değil. Çeyrek final ekiplerine baktığımızda Serie A’da oynayan oyuncu sayıları şöyle:

  • Danimarka: 6
  • Belçika-İspanya-Çekya-İsviçre: 2
  • Ukrayna: 1
  • İngiltere: 0

Realist bir değerlendirme yapacak olursak bu takımlar içerisinde İtalya’yı en iyi tanıyabilecek takım kimdir? Cevap net bir şekilde Danimarka.

Buna paralel olarak aklıma gelen bazı soruları yöneltmek isterim. İtalya maçında, pozisyon zafiyeti yaşama ihtimali yüksek olan ve maç performans grafiği stabil olmayan Umut Meraş’ın yerine takım arkadaşı Berardi’yi savunması için sahaya Mert Müldür’ü sürmek harika bir fikir olmaz mıydı? Yahut 6 numara pozisyonunda Kaan Ayhan, Okay’ın yerine tercih edilemez miydi?

Edilemezdi çünkü lig mantığı ile ilerleyen ve rakip analizi yapmamış bir teknik ekibin bunları fark etmesi çok zordur. Sobaya eli değdikten sonra bir şeyleri değiştirmeye çalışan aklın, zarar almadan başarıya ulaşması çok zordur. Kondisyonsuz, bağlantısız ve hücum plansız bir takımın değil gruptan çıkması, böyle bir turnuvada 1 puan alması bile çok zordur.

Maçların tek tek analizlerini yapmak isterdim ancak milli takım perspektifinden baktığımda İtalya maçında ceza sahası savunması yapması dışında en ufak hiçbir şey göremiyorum. Gördüğüm şeyler ise ilkel futbol düzenine yakışan şeyler olduğu için açıklama ihtiyacı dahi duymuyorum. (Türkiye Euro 2020 A Grubu analizi için bknz: EURO 2020 A Grubu Analizi)

Sebeplerine sorular ile ulaşacağımız bölüme yavaş yavaş yaklaşırken, Mancini’nin bize karşı hazırlandığı süreç içerisinde kullandığı bir antrenman anlayışını sizlerle paylaşmak istiyorum. İtalya U20 Takımı’nın Türkiye yerine koyarak oynatıldığı antrenman maçında Mancini, U20 oyuncularına ceza sahası savunması yapmaları talimatını verip İtalya Milli Takım oyuncuları ile birlikte bu rakibe karşı nasıl, ne zaman ve hangi şekille boşluk yakalarız çalışmasını yaptırtmış. Türkiye-İtalya karşılaşmasında ilk yarıda sürekli soldan Spinazzola ve Insigne ile gelmeye çalışan İtalya, o kanadın kapalı olduğunu fark edince, ikinci yarı sahaya Di Lorenzo’yu ekledi ve yapılan bu antrenmanın ne kadar faydalı olduğunu bir kez daha anladı. Mancini’nin ekibi, Umut Meraş madenini kullanarak ‘’Yalancı Türk Duvarı”nda taş üstünde taş bırakmadı. Kısacası İtalya rakibi ciddiye almıştı ve hazırlık yapmıştı.

İtalya’nın Türkiye’yi kalem kalem çalışmasının sebebi bu çocukların geçen son 2 yılda yaptığı ses getiren işlerdi. Türkiye’nin Euro 2020’de sadece derin bir sessizlik ile karşılaşacağını belki de Mancini bile tahmin etmemişti.

Turnuva öncesi yapılan hazırlık maçlarında seçilen rakipler dahi turnuva hazırlığı olmadığını gösteriyordu. Azerbaycan, Gine ve Moldova gibi turnuva ile alakasız ekiplerle yapılan hazırlık maçları sanki halı sahaya son anda rakip bulunmuş gibi neredeyse hiçbir şey ifade etmeyen maçlardı.

Yukardaki bölümlerde satır aralarında bahsettiğim bazı farklılıklar ve açıklamalar bu günümüz futbolundan uzak tablonun sebeplerini açıklıyor ancak daha da informatik olmak için maddeler ve sorular ile destekleyeceğimiz ‘’Nedenler’’ bölümüne geçiş yapıyoruz.

NEDENLER

Soru işareti (?) nedir? Soru işaretinin kullanıldığı yerler ve örnekler nelerdir? Soru işareti klavyeden nasıl yapılır? - Haberler

  • 1,5 yıllık süreç içerisinde 3 tane rakibin analizinin yapılamaması. Analist ekibi para kazanmayı biliyor ancak uyku süreleri artmış. Bu analistler kim? Tecrübeleri ne, üzücü bir soru ancak yabancı dil biliyorlar mı? Turnuvadan önce Erzurumspor’dan analistlerin milli takıma eklendiği doğru mu?
  • Antrenmanların ağırlığı ne? Çocuklar neden bu kadar formsuz? Hollanda maçına gelen ‘’adam yiyen’’ ekibe ne oldu. Yoksa Hollanda galibiyeti için Brendon Rogers, Jürgen Klopp ve Galtier’e mi teşekkür etmeliyiz?
  • Antrenmanların basına kapalı olması futbolcuyu etkilesin etkilemesin saçmalığın daniskası. Denetimden uzak her atmosferde çarklar düzgün dönemez
  • Lig mantığı ile turnuvaya giriş. Çok iyi olmayan Hollanda karşısında galibiyet alan takım ile sahaya çıkmak aslında ‘’biz İtalya’yı çok bilmiyoruz ama bu takım kazanabilir’’ gibi bir ifadeyle aynı şey. Kadro tercihlerine de sirayet eden bu fikrin hamle oyuncusu gibi bir anlayışı maalesef yok. Eğer olsaydı Abdülkadir Ömür, iddia edildiği üzere “Hocam tatile gitsem daha iyiydi.” demezdi.
  • Şenol Güneş’in odağı Dünya Kupası’nda.  Peki Türkiye Euro 2020 başarısızlığının bahanesi bu olabilir mi? Eğer bu bir nedense Şenol Güneş, Dünya Kupası’nda bu takıma en kötü tekrar üçüncülük getirmeli. Euro’yu kıymetsiz görmek için en az 2 teneke almış olmalısın.
  • Bu jenerasyon kötü mü? Ya da soruyu tersten soralım: Tarihteki en iyi jenerasyonumuz bu çocuklar olabilir mi? Sorunun cevabı çok net. Asla kötü değiller ancak sofrada yemeklerini çok hızlı yiyip erken doydular. Kendini kanıtlama arzusu, istek ve heves yeniden bu çocuklarda yeşermeli.
  • Şenol Güneş yerinde mi sayıyor? Yeni futbola ayak uyduramıyor mu? Hayır ancak teknik ekibi ve antrenman direktörleri kesin problemli. Şampiyonlar Ligi gruplarından tarihi bir puanla birinci çıkan ilk takımın mimarına ‘’eski kafalı’’ demek çok doğru olmaz herhalde.
  • Şenol Güneş milli takım basın toplantılarında ne zaman taktik konuşacak? “Bunu burada oynattım çünkü” gibi bir tane açıklaması dahi yok. Bir öğretmenimin bir sözü vardı. “Anlatamayan anlamamıştır.”

Genç ekiplerin değişen ve gelişen yeni futbola adapte olma süreleri çok düşük. Hemencecik her şeyi kavrayabiliyor ve verilen görevi yapabiliyorlar. Elimizdeki bu oyuncu grubunun tamamı yetenek olarak üstün ve verilen görevi yerine getirebilme kapasitesine sahip.

Sesli komutla çalışan bir arabaya sağa dön dediğinizde araç dönmüyorsa ya beyinde bir problem vardır, ya aracın yakıtı bitmiştir, ya da sağda yol yoktur. Bu aracı oyuncu kabul edersek, yakıt yok ise oyuncu kondisyonu yoktur. Bunun sorumlusu yakıtı almayandır. Yani teknik ekip. Eğer beyinde problem varsa oyuncu yeteneksizdir. Eğer sağda yol yoksa teknik ekip her yolu birbirine benzettiğinden, ezberci tavrından dolayı yanlış komut vermiştir.

Peki Şimdi Ne Olacak?

Dünya Kupası Elemeleri’ne şaşaalı bir başlangıç yapan milli takım, içine düştüğü bu tarih öncesi futbol mantığından hemen kurtulmalı ve antrenmanlarda %100 konsantre olmalıdır. Bunun yanında teknik ekipte kalifiye olmayan, analiz bilmeyen ve hatta İngilizce bilmeyen insanların büyük bir kısmı tasfiye edilmelidir. Bu temposuzluğun, bağlantısızlığın sorumluları istifa etmelidir ya da gönderilmelidir. Çünkü bu adamlar işini iyi yapmadılar. Boşuna maaş üstüne maaş almalarına gerek yok.

Fikrimce elemelerde gruptan, eğer bu turnuvadaki gibi bir vurdumduymazlık olmazsa, çıkacağımıza inanıyorum. Kazandığımız değerleri hatırlayıp, sahip olduklarımıza bir kez daha göz gezdirmeliyiz. Ulusal ve global olarak herkesin bir şeyler beklediği bu yeni milli takımın başarısı, yukarıda yazdığım her şeyin iyi okunup anlaşıldığı takdirde gerçekleşecektir. Umarım…


Bunlar da ilginizi çekebilir;

EURO 2020 E Grubu Analizi

EURO 2020 B Grubu Analizi

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More