Defans Oyuncularının En Golcüleri

Kariyeri boyunca en çok gol atan defans oyuncularından ilk beşini derledik.

Milyonlarca gözün sizin üzerinizde olması, tribünlerdeki o coşkuyla beraber yükselen adrenalininiz…

Futbolda temponun yükseldiği o meşhur anların tanıdık atmosferine dair her şey aslında.

Madalyonun iki yüzünde de olabilirsiniz. Ya topla buluşmuş, gole doğru giden bir takımın forveti ya da rakip takımın oyuncusuyla karşı karşıya kalmış bir kaleci…

Futbolun tadı golle çıkar. Bir tarafın üzüntüsü, bir tarafın sevinci bir meşin yuvarlağın kale ağlarıyla olan kaderine bağlıdır ve kahraman olmanın iki yolu vardır. Takımının adına golü yazan isim olmak ya da takımın yiyeceği net golü kurtarmak.  Bir de yan karakterleri vardır o maçların. Herkes tarafından oyun için ne kadar önemli olduğu bilinen, hatta takımın bel kemiği olarak görülen ama kahraman olması uzak ihtimal olanlar. Bir defans oyuncusu olmak demek büyük sorumluluklar artı gerçek olgunluklar demektir. Evin büyük çocuğudur defans oyuncusu. Her ne kadar kaleci yalnız adam olarak bilinse de onun şöhreti söz konusu olabilir bir yerde. Ama o şöhret basamakları defans için hiç inşa edilmemiştir. Evin büyük çocuğu olarak isminin bolca anılmasına, şımartılmasına veya pohpohlanmasına da gerek yoktur.

Kaleciyi koruyan, atağı başlatan, rakibe baskı kuran, takımına hücum fırsatı yaratan ama sevincin doruğa çıktığı o anlarda yüzünü göremediğimiz kardeşlerine kol kanat geren defanslar, oyunlarındaki bu rollerinden şikayetçi değiller tabii.  O, sevincin doruğa çıkması için yani o golün olması için oyunu başlatmış, görevini titizlikle yapmış ve usulca kenara çekilmiştir. Statta skoru değiştiren kişinin ismi yankılanırken o da ya köşede kendi kendine yaşamıştır sevincini ya da gol atan arkadaşına koşarak onu tebrik edip yine görev alanına koşmuştur.

Peki statta yankılanan isim onun olamaz mı? Evin ağabeyi de bazen adının herkesçe duyulmasını ve günün yıldızının kendisinin olmasını isteyebilir.

Forvetten rol çalan, atılan golde payı değil, isminin olmasını isteyen savunmacılar biraz daha ön planda olsun o zaman. Onları bu listeyle hem hatırlayalım hem de daha yakından tanıyalım. İşte defans pozisyonunda görev alıp orijinal forvetlere taş çıkartan futbolcular.

ŞATODA AMA MÜTEVAZI: GRAHAM ALEXENDER (130 GOL)

defans golcü

Listenin en gösterişsiz ismiyle başlıyoruz. Graham Alexender’ın kariyerinde önemli kupalar, şampiyonluklar yok. Makus talihini bir türlü değiştiremeyen Alexender küçük takımların futbolcusu olarak kaldı hep. Ancak defans pozisyonunun makus talihini değiştirmiş olacak ki kendisinden bahsedilebiliyor hala.

Scunthorpe United’da başlayan profesyonel kariyeri Luton Town, Preston North End ve Burnley’de devam etti. Son olarak sekiz yılını geçirdiği Preston North End’e tekrar dönerek futbola bu kulüp altında, 2012 yılında veda etti. İskoç oyuncu gol için tüm fırsatları değerlendirmeyi biliyordu ve başta penaltılar olmak üzere tüm duran topların başına geçmek edindiği misyonlardan birisiydi.

Alexender, sağ bekte görev almasının yanında defansif orta saha olarak da meziyetlerini gösterdi. Evet, onun meziyetleri ve attığı goller, ülkesinin meşhur şatoları kadar değerliydi. Ama ismi hak ettiğinden daha az duyuldu. Özellikle diğer golcü defans oyuncularıyla kıyaslayınca onu sessiz sakin futbolculuk hayatıyla hatırlıyoruz. Bir de çok  özel golleri var hatırladığımız… Preston North End’de geçirdiği ikinci döneminin son maçında Charlton’a son dakikada attığı frikik golü futbola ve kulübüne en güzel veda şekliydi.

* * *

PART TİME GOLCÜ, FULL TİME SÜPÜRÜCÜ: LUARENT BLANC (153 GOL)

golcü defans

Çok amaçlı kullanımı olan alet ve edevatlar hayatı kolaylaştırır. O çok amaçlılığı futbol sahalarında düşünün. Yalnız Laurent Blanc’ın işi biraz abarttığını söyleyebiliriz. Çünkü o elektrik süpürgesiyken çamaşır makinesi de olmaya çalışan bir futbolcuydu. Süpürücü defans olmanın hakkını vererek uzun paslarıyla ve hareketli oyun stiliyle göz doldururken gol atmayı ihmal etmiyordu.

Çok yönlü, çok enerjik oyuncu kimliği çok fazla takımın formasını giymesiyle beslenmişti belki de. Altyapı geçmişiyle beraber tam on senesini geçirdiği Montpellier’den İtalya’nın güneyine, Napoli’ye gitti. Ardından yine ana yurduna dönüp sırasıyla Nimes, St Etienne ve Auxxere kulüpleri için oynadı. Sonrasında Barcelona’ya transferi gerçekleşen Blanc, İspanya’da bir senesini geçirdikten sonra tekrar ülkesinde buldu kendini. Ama bu kez Marsilya’daydı. Derken çizme onu tekrar çağırdı ve 1999 senesinde Inter’le anlaşmaya vardı. Akdeniz ülkeleri arasında oldukça hareketli geçen seyyahlık dönemi farklı coğrafya ve ligden bir takımla son bulacaktı. O takım Manschester United’dı.

Futbol kariyerinin son demlerinde 36 yaşında part time golcülük yapan bir defans oyuncusunun hâlâ büyük kulüplerin ilgisini çekmesi onun kalitesini kanıtlıyordu. Zaten emekliliğine yaklaştığı zamanlarda bile enerjisinden hiçbir şey kaybetmediğini gösteriyordu. Hareketli oyun tarzı ve golleri hâlâ akıllarda… Ancak 1998 Dünya Kupası’nda Paraguay’a karşı kaydettiği gol diğer gollerinden daha fazla ön plana çıkmayı hak ediyor.  Çünkü dünya kupaları tarihinin ilk altın golü bir defans oyuncusu olarak onun ayağından geldi.

* * *

KAPTANLARIN KAPTANI: FERNANDO HIERRO (163 GOL)

Bir takımın beyni olmak; içinde onlarca sorumluluk, teknik beceri, zeka ve yöneticilik kabiliyeti gerektiren dev bir görev. Bu dev görevi üstlenmiş oyunculardan birisi de Fernando Hierro. Bir defans oyuncusu olarak takım içinde bu kadar üst düzey bir rolün sahibi olması onu eşsizleştirmiştir tabii ki. Ama onu salt bir savunmacı olarak düşünmemek gerekir.

Valladolid, Real Madrid, Al Rayyan, Bolton Wanderers kulüplerinin formasını giyen Fernando Hierro tam anlamıyla orta saha kanı taşıyan ve orta saha meziyetlerini defans pozisyonuna uyarlamaya çalışan çift taraflı bir oyuncu oldu. Hem defansif meziyetleriyle adeta “duvar savunma” oldu hem hücumu başlatacak atakların başrolüne geçti ve çoğu kez skor tabelası bizzat onun golleriyle değişti. Hem kontrollüydü: Oyuna parça parça bakar, maçı analiz eder yönetirdi. Hem de yaratıcıydı: Gol yollarını sezmeyi sever oyuna bütün olarak bakardı. Tıpkı beynin sağ ve sol lobunu çalıştırmak gibi.

Pozisyon bilgisinin sağlamlığı ve oyunun her yönünü okumanın verdiği karakter birçok maçında öne çıksa da onun en özel maçlarından birisi 2002 senesinde Real Zaragoza’ya karşı hat-trick  yaptığı maçtı. Bir stoper olarak gol atmayı abartıp hat-trick yapmış olması Hierro’yu ayırt edilen oyuncular sınıfına taşıyor.

* * *

FREELANCE GOLCÜ: DANIEL PASSARELLA (175 GOL)

golcü defans oyuncuları

Onu unutulmaz kılan sadece oyun stili veya bir defans oyuncusu olarak attığı goller değil.  Dominant, özgüvenli ve disiplinli karakteriyle de ikonikleşen Daniel Passarella’yı hatırlatacak detaylar çok fazla aslında. Tüm bu özelliklerinin bir sonucu olarak El Gran Kaptan (Büyük Kaptan) lakabıyla anılan oyuncu karakterinin bu yönünü itinayla teknik direktörlük rolüne yansıttı ve şimdilerde bir zamanlar formasını terlettiği River Plate’nin başkanlık koltuğunda oturuyor.

Club Atlético Sarmiento’da başlayan profesyonel futbolculuk kariyerine sırasıyla River Plate Fiorentina, Internazionale ve tekrar River Plate’te sürdürmüş Passarella kimileri için Maradona ve Messi’den sonra üçüncü büyük Arjantinli ki Maradona ve Messi seviyesinde değerlendirilmesi kimilerine abartı gelebilir. Ancak lider ruhunu sahaya devamlı yansıtan tangocunun zaman zaman bağımsızlığını ilan edip çizgiye kadar yaptığı koşular ve gollerin bizzat sahibi oluşu onu sıradan defans oyucularından ayırıcı cinsten. Gol atmayı bu kadar sevmesinin sebeplerinden biri belki de yöneticiliğe yatkın karakteri. Nasıl takımı yönlendirme hissi varsa topa da aynı şekilde hükmetme ve sonuna kadar gitme arzusunun önüne geçemiyor.

Ülkesinin şampiyon olarak bitirdiği 1978 Dünya Kupası turnuvası kariyerinin en önemli olaylarındandı. O turnuva boyunca Gran Kaptan’ın özgür ruhlu futbolunu konuşturmasına sonsuz destek veren kişi ise özgür ve estetik futbolun yaratıcısı, Arjantin’in sosyalist teknik direktörü Cesar Luis Menotti’ydi.

* * *

FRİKİK SANATI: RONALD KOEMAN (253 Gol)

golcü defanslar

Listenin ilk sırasında golcü defans oyuncularının şampiyonu Ronald Koeman var. Şimdilerde Barcelona’nın çalıştırıcısı, formasını giydiği her takımın en etkili savunma oyuncusu olmayı başarmış Ronald Koeman, tüm zamanların en iyi frikikçilerinden biri olarak gösterilir ki zaten gollerinin çoğunu da füze gibi kullandığı frikiklerden kaydetti.

Groningen’de başlayan kariyerine Ajax, PSV, Barcelona ve Eindhovan’da devam eden Koeman, bir defans olarak “center back” olarak adlandırılan yani geriden oyunu kuran oyuncu pozisyonunda ne kadar yetenekli olduğun zaten kanıtlamıştı.  Bir de buna dillere destan topu göremedğimiz frikiklerini ekleyerek efsaneler sınıfına yerleşti.

En unutulmaz maçlarından biri, şüphesiz 20 Mayıs 1992 tarihinde Barcelona formasıyla  Sampdoria’ya karşı mücadele ettiği ve golünü yazdığı maçtır. Uzatma dakikalarına kadar golsüz beraberlikle devam eden maçın bitmesine 10 dakika kalmışken serbest vuruşun başına geçen Ronald Koeman’ın ayağından top, mermi misali çıkmış ve Sampdoria ağlarını bulmuştu  O gol, Barcelona’yı  Avrupa’nın en büyüğü yaparken gelecek başarılar için de sinyal verdi. Yani bir defansın golüyle Kupa 1 Barcelona’nın müzesine gitti.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Vincent Enyeama: Golcü Kaleci

Gian Piero Gasperini: Bir İtalyan Rüyası

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More