Galatasaray Sezon Öyküsü: 2020-21 Futbol Sezonu

”Mucizenin peşinden koştu ama yetişemedi.”

Futbol klişelerinden olan “Lig uzun bir maratondur” sözü hiç bu kadar anlamlı olmamıştı. “42 haftalık haliyle maraton yarışlarına biraz daha benzeyen sezonu inanılmaz bir fotofinişle ligin en kurt atleti Galatasaray önde tamamladı” desek tarihin en unutulmaz şampiyonluğu olabilirdi ama olmadı. Öyle bir son olabilirdi ki bu daha önceki mucize şampiyonlukları bile gölgede bırakırdı. Bu tarz mucizelerde en çok sevinen Galatasaray taraftarı da dahil olmak üzere, kimselerin ihtimal vermediği bir sezon finali yaşadık. Böylesine bir finale en gerilimli dizilerin son bölümleri, en heyecanlı kitapların son sayfasında rastlamak dahi mümkün olamazdı, ligimizde oldu.

Hızlandırılmış halde oynanan son 1 aydaki maçlar da dahil olmak üzere iyi futbol oynamasa da kazanabildiği için herkes Beşiktaş’ın işi bitireceğine inanmıştı. Nasıl inanmasın ki? Hatayspor gibi sezonun flaş takımını sahadan silip 7-0 kazandığı gün, bitime 3 hafta kala, 6 puan artı 10 averaj avantaj sağlamıştı rakiplerine. Üstelik Galatasaray ilk maçı 2-0 kaybettiğinden ikili averajı Beşiktaş’tan alması da zor görünüyordu. Hoca değişikliği sonrası kolay kolay puan kaybetmeyen Fenerbahçe’nin takılmasını beklemek bir başka engeldi şampiyonluğun önünde duran. Özellikle hücum bölgesinde sakatlıklar art arda geliyor, sıkışan fikstürde covid’e yakalanan oyuncularla birlikte Terim’in eli kolu bağlanıyordu. Zaten tam kadro olsa bile başkanın ruhsuzlukla suçladığı oyuncu grubu taraftara güven vermekten uzaktı.

Sezon başında kurulan kadroda Falcao bitmeyen sakatlıkları, Belhanda ve Feghouli geçmeyen umursamazlıkları, Diagne ve Babel dengesiz tavırları, Marcao ve Luyindama sık yaptığı sakarlıklarıyla tedirgin ediyordu taraftarı. Oluşturulan kadrodan kimse tatmin olmamış, özellikle orta alan SOS veriyordu. Jack Nicholson’ın ünlü filmindeki “Guguk Kuşu” misali her an çatlak seslerin çıkabileceği, disiplin sıkıntısı olan oyunculardan oluşan tabiri caizse bir tımarhaneydi sanki Galatasaray. Ve o tımarhanenin içine bir de ne yapacağı belirsiz Arda Turan dahil edilmişti. Uzun zamandır maça çıkamayan, taraftarın alınmasına şiddetle karşı çıktığı Arda Turan geri dönmüş, kaptan yapılmıştı. Dedik ya “Guguk Kuşu” misali diye başrol oyuncusu da dahil olmuştu ekibe.

Fatih Terim'den Arda Turan açıklaması! - Aslan Arenası - En Güncel ve Son Dakika Galatasaray Haberleri

Bu çekincelere rağmen beklenenden iyi bir start verildi desek abartmış olmayız. İlk 2 haftada alınan 6 puan ve oynanan oyun kara bulutları dağıtır gibi olmuştu camia üzerinde. Araya sıkıştırılan 2 UEFA ön elemesi galibiyeti de umutların bir başka yansımasıydı. Ancak sezonun ilk derbisinde Fenerbahçe’ye karşı alınan 0-0’lık skorun ardından Uefa’da Rangers’a elenmek ve dönüşünde Kasımpaşa yenilgisiyle olumlu sinyaller bir anda yerini karamsarlığa bıraktı. 42 haftalık sıkıştırılmış lig fikstürüne bir de UEFA Avrupa Ligi temposu girmemesi uzun vadede şansıydı takımın. Zira böylesine yoğun bir sezonda Avrupa’da yola koyulan Başakşehir ve Sivasspor’un ligde dağılması Galatasaray’ın da verilmiş sadakası varmış dedirtti.

Milli ara sonrası iç sahada alınan Alanyaspor mağlubiyetine yenilen basit goller sebebiyet verince Fatih Öztürk’e kulübe yolu gözüktü. Taraftar ise koca bir ilk yarının Muslerasız nasıl geçeceğini düşünüyordu. Erzurum-Ankaragücü-Sivas üçgeninden 9 puan çıkartılıyordu çıkarılmasına ama oynanan futbol gözleri kanatır nitelikteydi. Kötü oyuna rağmen bu galibiyetler önemliydi çünkü o tarihlerde Fenerbahçe hem iyi oynuyor hem kazanıyordu. Kadrosu oturmuş gibi görünen Fenerbahçe’nin daha sonraki süreçte sancılı bir döneme girebileceğini öngörmek çok kolay değildi ama Galatasaray bir şekilde kazanarak yarışa tutunmayı sürdürmüştü.

İç sahadaki Kayserispor maçında ise tam tersi bir durum söz konusuydu. Bu kez iyi oynayıp bolca pozisyona giren takım sahadan beraberlikle ayrılıyor, kaçan 2 puana yanıyordu. Her daim sıkıntılı geçen Rize deplasmanı bu yıl kolay aşılmıştı. Diagne attığı 3 golle sakatlıktan dönemeyen Falcao’ya nazire yapıyordu. Ertesi hafta ligin diri takımı Hatayspor karşısında alınan farklı skor, Fenerbahçe-Beşiktaş maçındaki siyah beyazlıların galibiyetiyle daha anlamlı hale gelmişti. O günlerde dar kadrosu nedeniyle şampiyonluk yarışında olamayacağı düşünülen Beşiktaş hem Başakşehir hem Fenerbahçe’yi devirerek sezonun ilk kırılma anına imzasını atmıştı.

Bay geçilen haftada rakiplerin puan kayıpları sevindirse de Karagümrük karşısındaki yenilgi şoka uğrattı sarı kırmızıya gönül verenleri. Öyle ki çok kötü oyuna rağmen 90 artı 6’da beraberliği yakalayıp hemen ardından yeniden gol yiyerek adeta harakiri yapmışlardı. O Karagümrük’ün sezon sonunda Beşiktaş’ı yenerek şampiyonluk yolunu açacağını bilemezlerdi tabii. İç sahadaki Göztepe maçı sıkıntısız atlatıldıktan sonra forvetsiz çıkılan Trabzon deplasmanı da kazanılıyor ve 2020 yılı zirvede tamamlanıyordu. Her ne kadar daha ligin 3’te biri bitmiş olsa da yeni yıla mutlu ve lider girmişti camia. Fatih Terim’in eski söylemlerinden birinde dediği gibi gemiyi karaya yanaştırmışlardı. Zira açılacak transfer mevsimiyle birlikte kadronun arızalı kısımları onarılabilecek, beklenen şampiyonluk gelecek diye hesap yapılıyordu.

Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Her zaman transferde ağır kalmasıyla eleştirilen Galatasaray yönetimi elini yine ağırdan alınca transfer dönemi açık olmasına rağmen tam 6 maça mevcut kadrosuyla çıktı Fatih Terim. Yılbaşı gecesi çocuklarını eğlendirmek istediği sırada gözünden fena halde yaralanan hatta ölümden dönen Omar’ın haberi yürekleri dağlıyor, transfer düşünülmeyen bir bölgeye ihtiyaç doğmasına sebebiyet veriyordu. Bu süre zarfında Antalyaspor ile berabere kalıp Konyaspor’a mağlup olan Galatasaray, ezeli rakibi Beşiktaş’a da teslim olunca bir anda lige havlu atma aşamasına geldi. Burada kritik olan Beşiktaş’tan son dakika golü yiyerek 2-0 mağlup olmaktı. Ligin senaryosunu şekillendirecek bu skor o zaman çok önemsenmemişti ama yine kırılma noktalarından biriydi. O noktalardan bir diğeri de aynı dönemde iç sahada oynanan ve 6’şar golle kazanılan Gençlerbirliği ve Denizlispor maçlarıydı. Hücum gücü eleştirilen Cimbom attığı bu 12 gol sayesinde ligin sonundaki averaj savaşına katılabilecek marjı elde etmişti. Denizlispor maçının bir diğer önemi Muslerasız geçen 8 ayın sona ermesiydi. Artık daha güçlüydü takım ama transferler hala Fernando Muslera Galatasaray-Denizlispor maçı sonrası konuştu! "Dün gece uyuyamadım! " - Fotomaçyapılamamıştı. 5 puan geride gidilen Malatya deplasmanıyla birlikte 1 ay sürecek zorlu bir periyoda girmişti takım. Rakip taraftarların beklentisi burada kaybedilecek bir kaç puanla birlikte Galatasaraysız bir şampiyonluk yarışı geçmesi yönündeydi. Ancak, Galatasaray’ın kolay pes etmeye niyeti yoktu.

Devre arasında gönderilen Diagne ve müzmin sakat Falcao’nun yokluğunda forvet hattı Babel’e emanet edilmişti. Beşiktaş’taki günlerinin yanına yaklaşamayan Babel zorlu iki dönemeçte öyle önemli katkı sundu ki takımı ipten aldı. Önce Malatya deplasmanında bitime iki dakika kala attığı golle uyuyan devi uyandırdı. Hemen ardından bu kez evinde 1 yıldır maç kaybetmeyen Gaziantep virajında yaptığı asistle galibiyet yolunu açtı. Asisti yaptığı isim yeni transfer Onyekuru olunca taraftarın takıma dair inancı da arttı.

Başakşehir sınavı beklenenden kolay geçerken Onyekuru sonrası ikinci transferden de çabuk katkıyı alıyordu Cimbom. İkinci yarı oyuna giren Mostafa Mohammed golle başlangıç yaparak gündemi meşgul eden Mesut Özil ve İrfan Can Kahveci haberlerini törpülüyordu. Ama esas törpü Kadıköy’de attığı golle geldi. Ceza sahası dışından Altay’ı avlayan Mısırlı golcüyle birlikte 20 yıl hiç kazanamadığı statta üst üste 2. galibiyete uzanmıştı sarı kırmızılılar. Sezonun yine kader anlarından biriydi bu galibiyet. Lider Fenerbahçe’nin 3 puan gerisinde gidilen deplasmanda alınacak bir yenilgi hem farkı 6’ya çıkartacak hem de ikili averajın teslimi anlamına gelecekti. Gerçi ilerleyen zamanlarda daha fazla puan farkıyla geriye düşülecek olsa da o dönem için puanları eşitlemek önemliydi.

Mostafa Mohamed 2 gol attı, 18 kaldı! Scout'lar Fatih Terim'e "20 atar" demişti!

Averajla lider çıkılan Kasımpaşa maçı aynı gün yağan aşırı kar yağışı nedeniyle zora girmişti. Yurdun genelinde her takım iyi zeminlerde maçını oynarken Türk Telekom Stadı balçık hale gelmiş, 80’li yıllar ve öncesi zeminlerine dönmüştü. Maç gitti denirken son dakikalarda kazanılan penaltı gole çevriliyor bol çamurlu galibiyet pozu veriliyordu soyunma odasında. Penaltı öncesi Onyekuru ve Marcao’nun zemini temizlemesi takım ruhuna yorulsa da ilerleyen günler için türlü sıkıntıları beraberinde getirecekti. Sancılı geçecek mart ayının ilk sinyali Alanya deplasmanında verilmişti. Her ne kadar tek golle kazanıp zorlu fikstüründen kayıpsız ayrılsa da özellikle maçın ikinci yarısında oynanan mahkum futbol sevenlerini endişelendiriyordu. Ancak endişeleri azaltan bir isim vardı: Mostafa Mohammed. Erzurum maçında yine temposu düşük oynamasına rağmen Mısırlı golcüyle kazanan Cimbom üst üste 8. kez galip gelerek liderliğini sürdürüyordu.

Galatasaray maçına damga vuran görüntü! Marcao ve Onyekuru elleriyle temizledi - HABER SÖYLEMİ

Mart ayı dert ayıydı Galatasaray için. Firesiz çıktığı zorlu periyodun ardından kolay denilen 5 maçlık süreç takımı adeta kaosa sürükledi. Çok övülen Mostafa, Ankaragücü karşısında kırmızı kart görürken onunla birlikte tüm camiaya nazar değiyordu adeta. Sivasspor’dan güçlükle alınan 1 puan ağır darbe alan zeminin tabelaya ilk yansıması olmuştu. Bu durumu dile getiren Belhanda apar topar aforoz edildi yönetim tarafından. 4 senedir ne yapsa eleştirilen ama iyi bir alıcısı çıkmadığı için gönderilemeyen Belhanda’nın kalemi bir açıklamayla kırılmıştı. Ancak bu kırılma iyi sonuçlar doğurmayacaktı. Zira devre arası büyük umutla kiralanan Gedson Fernandes sahada yokları oynuyor, Emre Akbaba ise güven vermiyordu. Orta sahasından bir kişi eksilen Fatih Terim, Falcao’nun da iyileşmesiyle sistemi değiştirmişti. Çift forvetle Kayseri deplasmanına çıkıyordu Galatasaray. 3-0’lık galibiyete karşın iki ismin uyumsuzluğu gözlerden kaçmıyor, ertesi haftalarda vazgeçilecek düzen belki de Rize maçındaki mağlubiyeti getiriyordu. Evinde 4-3 kaybeden Galatasaray, Beşiktaş-Fenerbahçe derbisinin olduğu haftada fırsat tepmişti. Moralsiz girilen milli ara sonrası Hatay deplasmanında yokları oynuyordu takım. Taraftar hem futbolculara hem Fatih Terim’e öfkeliydi. Şampiyonluğa olan inanç yerini kaotik bir ortama bırakırken, düşüş Karagümrük ve Trabzonspor beraberlikleriyle devam etmişti. Bir önceki zorlu 8 maçlık seriden 24 tam puan çıkaran winner Galatasaray, nispeten kolay gözüken 8 maçta 15 puan bırakıyordu.

Galatasaray’ın dağılma döneminde rakipleri de alıp başını gidemediği için puan farkı hala makul seviyede kalmıştı. Son saniyelerine yenik girilen Trabzonspor maçında Emre Akbaba’nın attığı gol 1 puandan fazlasıydı aslında. O gol olmasa liderle 7’ye çıkacak olan fark 6’da kalmıştı. Bu da 3 maçlık bir marj yerine 2 maçta kapanabilecek bir fark anlamı taşıyordu. Nasıl ki basketbolda son anlara girilirken “2 üçlüğe ihtiyaç var” denirse öyle bir beklentiydi bu da, inanan sayısı epeyce az olan. Düşük beklentiyle gidilen Antalya deplasmanında kaçırılan sayısız fırsat lig sonunda çok aranacak averajın elde edilemediği gündü. 3 gün sonra Konyaspor karşısındaysa yine gamsız bir takım vardı. Bu iki birbirinden alakasız performans sergilenen maçların ortak yanı ikisinin de 1-0’lık skorla kazanılmış olmasıydı. 3 puanlar geliyordu gelmesine ama genel averajı pek hesaba katan yoktu nedense. Gençlerbirliği maçı da benzer şekilde 2-0 kazanılmıştı. Savunmadaki sorunlar giderilmiş, takım kalesinde pozisyon bile vermez olmuştu. Ama hücumda bitiricilik konusunda eksikler vardı. Sakatlık ve hastalık belası yakasını bırakmayan Cimbom, Halil Dervişoğlu-Kerem Aktürkoğlu ikilisiyle ilerliyordu. Babel ve Gedson’un artan formu da bir diğer olumlu gelişmeydi.

Üst üste alınan galibiyetler takımı yarışta tutsa da umutlarını Hatayspor’a bağlayanlar büyük bir şok yaşayacaktı. Beşiktaş deplasmanında ne olduğunu anlamadan 3-0 geriye düşen Güney temsilcisi kendine gelmeye çalıştığı anlarda da 4 gol daha yiyerek ona güvenenleri yanıltıyordu. Hatayspor’un bu tarihi hezimetine Fenerbahçe ve Galatasaray daha bir üzülmüş, boşa çıkan beklentileriyle birlikte Beşiktaş’ın sevincine uzaktan bakmakla yetinmişti. 7 golün normal olmadığını savunanlar komple teorileri üretse de puan durumu her şeyi özetliyordu. Galatasaray için tablo, 6 puan fark ve artı 10 gol averajdı. Kapatılması elzem olan 2-0’lık ikili averaj da cabasıydı. Tırmanılması gereken yalçın bir dağ vardı önlerinde.

Üç haftası kalan sezon 7 gün içinde bitirilecek, düğüm çözülecekti. 8 Mayıs sabahına uyanan Beşiktaş taraftarı Türk Telekom Stadı’nda şampiyonluk turu atma hevesiyle geçirmişti gününü. Galatasaraylılar için durum öncelikle bu ihtimali ortadan kaldırmak, sonra puan farkını 3’e indirmek, mümkünse ikili averajı alacak şekilde kazanmaktı. İç sahada rakibine her daim üstünlük kurabilen Galatasaray olsa da Hatay maçındaki Beşiktaş’ın çılgın hali umutları alt seviyede tutuyordu. Ancak maçın başlamasıyla birlikte siyah-beyazlıların o modda olmadığı ortaya çıktı. Galatasaray elinden geleni yapıyor, beraberliğe düşse de iki kez öne geçiyordu. Baskılı oynanan oyunun sonlarına doğru 3. golü de bulup rakibini nakavt etmişti Galatasaray. Ancak skoru yeterli görüyor, eşit hale getirdiği ikili averajı ele geçirmek için saldırmıyordu. Belki de yenilecek golden endişeleniyorlardı ama gününde olmayan Beşiktaş’a karşı 4. golü denememek küçük bir akıl tutulmasıydı. Bu tutulma hali devam ederken bir de son saniyede Fenerbahçe gol haberi gelmesin mi? Tarihin en buruk derbi galibiyetiydi belki de bu. İyi oynayıp 3-1 kazanıyorsun ama tribünde taraftarın yok, başka yerden gelen gol haberi senin hevesini kursağına tıkıyor.

Sergen Yalçın-Fatih Terim rekabetinde eşitlik - Son Dakika Haberleri

Kekremsi geçen o cumartesinin ardından “acayip salı” gelip çatmıştı. Türkiye lig tarihine geçecek o akşamda ligin ilk 2 sırasında yer alan takımlar sondan bir önceki hafta hem de kendi sahasındaki maçları kaybediyordu. 62 yıldır gerçekleşmeyen olay vuku bulmuş lider Beşiktaş’ın mağlubiyet haberine rağmen takipçisi Fenerbahçe de kaybetmişti. Pusuda olmasıyla bilinen Galatasaray ise küme düşen Denizli’yi affetmiyordu. Düşeş atıp 9 puan değerinde 3 puanı cebine koymuştu ama yine de geçen haftaki kekremsi tat hakimdi. 4-1, daha fazlasına ihtiyaç duyan Galatasaray taraftarının beklentilerini tam karşılamadı. Son haftaya eşit puanla girilse de yine Beşiktaş’ı avantajlı kılıyordu puan durumu. Beşiktaş’ın atacağı her farkın üstüne 3 koymak Galatasaray için bile kolay değildi. Tıpkı geçen hafta olduğu gibi bu maçta da bir akıl tutulması yaşandı. Kazanılan ilk penaltıyı gayet güzel şekilde gole çeviren Babel dururken, ikinci penaltı için topun başına Emre Akbaba geçiyordu. Bir takım durduk yere neden penaltıcı değiştirir diye sormadan edemeyecekti taraftar. Babel kaçırmış olsa Emre Akbaba tercih edilebilirdi belki ama o gün sahada Galatasaray efsanesi Hagi olmadığına göre ikinci penaltıyı da Babel kullanmalıydı. Topun başına geçen Emre Akbaba kötü penaltı kullanınca Denizlispor’a bir özgüven geldi. 3-0’a gelmesi işten bile olmayan maç daha sonra uzun süre 2-1 devam edecek aslanın averaj hesaplarına darbe vuracaktı. Yine de sonlara doğru gelen iki golle 4-1 kazanan sarı-kırmızılılar “Buna da şükür” demekle yetiniyordu.

Her ne kadar averaj durumu sıkıntılı gözükse de takımından umudunu haftalar öncesinde kesen Galatasaray taraftarı bile heveslenmişti son maçlar öncesi. Daha önce bu tarz durumların üstesinden gelebilen armaya güven söz konusuydu ama boş tribünler önünde Neuchatelvari bir galibiyet almak çok kolay değildi. 1 haftadır panik halde sallanan Beşiktaş’ın Göztepe deplasmanında kazanamayacağına olan inanç da fazlaydı. Fark olmasa bile puan üstünlüğüyle şampiyonluk gelebilirdi. Ancak maçlar Galatasaray taraftarının istediği şekilde gelişmedi. Baskılı başlangıç gol getirmeyince panik sırası sarı kırmızılılara geçti. Bir de İzmir’deki sarı-kırmızı gol yiyince hayaller suya düşmüştü. Ancak Göztepe yediği gole çabuk karşılık veriyor, İstanbul’a “Daha bitmedi” mesajı gönderiyordu. Mesajı yanlış algılayan Galatasaray, iddiasız rakibinden gol yemesin mi? Hem de golü atan sezon başında “Gitme kal bu şehirde” dediği eski oyuncusu Adem Büyük’tü. Al sana bir kırılma anı daha. Adem gitmese belki de o gün Galatasaray’ı şampiyon yapacak goller arayacaktı. Halil Dervişoğlu’nun ilk 11 başladığı maça Adem Büyük pekala başlayabilirdi ama kendi daha rahat oynayacağı bir kulübü tercih etmişti. Attığı golle Galatasaray’ın işini iyice zorlaştıran Adem’e karşılık halefi Halil’den geliyordu. Sezon arasında neden kiralandığı bile tartışılan Halil Dervişoğlu hem Falcao’yu hem Mohammed’i dışarıda tutup şampiyonluk maçında sahadaydı. Falcao’nun durumu malumdu ama çok gol gereken bir maça Mohammed ile başlamamak hataydı bize göre. İkinci yarı Kerem’i de yanına alıp hücum gücünü iyice arttıran Mohammed Mostafa maçın başında sahada olsa sanki kilit daha çabuk çözülebilirdi. Terim’in belki de son maç için Galatasaraylılık ruhunu yansıtmasını beklediği Arda Turan-Emre Akbaba ikilisi beklenen sinerjiyi sağlamayınca Beşiktaş’ın averajına yetişmek de kolay olmayacaktı.

Peş peşe gelen 2 golle liderlik koltuğunu ele geçiren Galatasaray şampiyonluk için dakika sayar hale gelmişti ama ipler Beşiktaş’ın elindeydi. 12 dakika kadar liderlik koltuğunda oturmak haftalardır o anı bekleyen taraftar için heyecan vericiydi ama İzmir’den gelecek habere bağımlı olmak endişe veriyordu. Endişe etmekte haksız değillerdi. Nitekim Beşiktaş’ın öne geçtiği haberi gelince umutlar yine tükenme sınırına dayanmıştı. Kalan dakikalarda İzmir’ den başka gol haberi gelmeyince Oğulcan’ın son dakikada attığının da bir ehemmiyeti yoktu. 1 averaj farkı kapatsa dahi yine Beşiktaş daha fazla gol attığı için şampiyon olunamayacaktı. Sezon boyu karınca gibi çalışan Beşiktaş şampiyonluk günü ödülünü alırken, yıl boyu lay lay lom yapan ağustos böceği Galatasaray arkasından bakakalmıştı. Hani koştuğunuz halde belediye otobüsüne yetişemezsiniz ya bazen. Umudunuzu kesip koşmayı bıraktığınız anda uzun süre durakta kaldığını fark edip yine koşarsınız ama size inat yapar gibi o anda kalkar gider otobüs peşinden bakakalırsınız. İşte tam da öyleydi Galatasaray’ın durumu. Mucizenin peşinden koştu ama yetişemedi.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Gheorghe Hagi: Ötesi Olmayan

Galatasaray 2: 3. Ligde Bir Dev

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More