Güzel Oyunun Zirvesi: 1970 Brezilya

1970 yılının Haziran ayına gelindiğinde tüm futbolseverler belki farkında değillerdi ama izleyecekleri 1970 Dünya Kupası’nda oynanacak oyun endüstriyelleşmemiş, estetiğin ve güzelliğin ön planda tutulduğu o saf ve güzel oyunun zirvesi ve aynı zamanda da sonu olacaktı. Tabii bu estetik oyunu güzelliğinin zirvesine taşımak da kendilerine has sanatsal ruhu ve adeta dans ederek oynayan yıldız kadrosuyla Brezilya’nın göreviydi.

Bu estetik ve eğlence dolu ülke 1964’te yapılan askeri darbeden beri askeri hükümet tarafından yönetiliyordu. Baskı altındaki halkı biraz olsun yatıştırmak için kupayı en çok isteyenlerden biri de onlardı. Bu yüzden takımla yakından ilgileniyorlardı. Daha önce rahatlığı ve fiziki yetersizliğiyle bilinen Brezilya kadrolarının aksine 70 kupasına gidecek aday kadro özel beslenme programları, kondisyon çalışmaları, yeni tasarlanmış formalar ve oyuncular için özel üretilmiş kramponlarla turnuvaya hazırlanıyordu. Hükümet, bu kadar önemsediği bir takımın tabii ki başındaki isime de karışacaktı. Turnuvadan önce takımın başında Joao Saldanha bulunuyordu. Takım eleme gruplarında çok başarılıydı ancak Saldanha’nın siyasi düşünceleri hükümet ile ters düşüyordu. Bunun üzerine yaşanan bir tartışma sonrası Saldanha görevden alındı. Onun yerine 58 ve 62 yıllarındaki turnuvada şampiyon kadroda yer alan Zagallo getirildi.

güzel oyunun zirvesini yaşatan teknik direktörZagallo’nun gelişinden sonra takımın iskeleti artık oluşmuştu: Kalede Felix, geri dörtlünün 2 stoperi olarak sert savunmacı olan Brito ve yanında aslen defansif orta saha oynayan Piazza bulunuyordu. Piazza’nın asıl mevkisinin defansif orta saha olması takıma geriden oyun kurma konusunda kolaylık sağlıyordu. Sağ bekte günümüz ofansif beklerinin atası diyebileceğimiz Carlos Alberto vardı. Sol bekte ise Carlos’a göre daha defansif Everaldo yer almaktaydı. Orta sahada iki oyuncu vardı. Bunlardan biri derin oyun kurucu olan, regista diyebileceğimiz, teknik ve yaratıcı Gerson, diğeri ise Gerson’a göre daha mücadeleci, daha defansif Clodalo… İleri de ise kağıt üzerinde dörtlü bir hat ile oynuyorlardı. Dörtlünün merkezinde Pele ve Tostao varken sağ uçta Jairzinho, solda ise Rivellino vardı. Aslına bakıldığında Pele ve Tostao’nun ikisi de pivot santrafor değil, daha çok derine inip top alıp, hem gol arayıp hem de arkadaşlarına servis eden oyunculardı. Bu durum takımın bitiricilik konusunda sıkıntı yaşamasına yol açabilirdi. Ancak sağ kanattaki Jairzinho dönemin kanat oyuncuları gibi çizgiye inip orta açmak yerine kanat forvet gibi içe katedip kaleyi yoklayarak bu sorunu ortadan kaldırıyordu. Ayrıca Jairzinho’nun içeri katetmesi de arkasından gelen ofansif kanat beki Carlos’a alan yaratıyordu. Sol kanatta ise Rivellino vardı ancak o da aslında tam bir kanat oyuncusu değil,  Pele ve Tostao gibi merkezde konumlanmayı seven bir oyuncuydu. Bunun üzerine Zagallo onu sağ taraftaki Jairzinho ve Alberto’nun oluşturduğu defansif zafiyete karşı merkezde ekstradan bir direnç unsuru olarak kullanmaya karar verdi. Sonuç olarak takım 4-2-4 ile Pele veya Tostao’nun geri gelmesiyle oluşan bir 4-2-1-3 ile oynuyordu. Herkes oynamaktan zevk alıyor, aynı zevki aldıkları ölçüde izleyenlere de aktarıyorlardı. Takım turnuvanın düzenleneceği Meksika’ya bu şekilde hazırlanmıştı.

                                             

Turnuvada gruplarda Çekoslavakya’yı 4-1, son şampiyon İngiltere’yi 1-0, Romanya’yı da 3-2 yenerek üçte üç yapıp gruptan lider çıktılar. Çeyrek finalde Peru’yu 4-2 ile zorlanmadan geçtiler. Yarı finalde korkulu rakipleri Uruguay ile eşleştiler. 1950’deki facianın tekrarlanma ihtimali herkesi korkutuyordu. Oyuncular baskı altındaydı. Ancak Clodoaldo, Jairzinho ve Rivelino’nun golleriye 3-1 kazanmasını bildiler. Artık finaldeydiler. Finalde rakipleri İtalya olmuştu. İtalya grup aşamasında oldukça kısır, defansif bir futbol sergilemişti. Ancak çeyrek finalde 4-1  ile Meksika’yı, yarı finalde ise Almanları 4-3 ile geçerek istedikleri zaman ofansif güçlerinin olduğunu da herkese göstermişlerdi.

Finalde İtalyanlar her ne kadar kapanırlarsa kapansınlar karşılarındaki takımın olağanüstü yetenekleri ile bu savunmanın aşılacağını biliyorlardı. Bu yüzden Brezilya’nın çok kişiyle hücum ederken arkada bıraktıkları alanları değerlendirmeye çalıştılar. Devreye Pele ve Boninsegna’nın karşılıklı golleri ile 1-1 beraberlikle girildi. İkinci yarıda Brezilya kalitesini ortaya koydu ve Gerson, Jairzinho ve Carlos’un golleriyle Brezilya muhteşem oyununu zirveye çıkartarak kupa ile taçlandırdı.

güzel oyunun zirvesi 1970 BrezilyaBrezilya kupayı muhteşem oyunuyla kazanmıştı. Sadece kupayı kazanmakla kalmayıp Brezilya ekolüyle özdeşleşen estetik, teknik tarzın ve eğlenerek oynamanın yaratıcısı olduklarını bir kez daha kanıtladılar. Güzel oyunu mükemmel oynayarak zirveye çıkarmışlardı artık. Ancak bu oyunu zirvede tutmak; endüstrinin,  dünyanın her alanı gibi futbolun da içine girmeyi başladığı ve futbolun ekonomik getirilerinin giderek arttığı dönemler yaklaştıkça imkansız bir hal aldı. Sambacılar artık bir devri kapatmışlardı. Artık oyun daha çok kazanmanın tek amaç olduğu, eğlencenin ikinci plana atıldığı, çok güzel oynansa bile kazanmadan hiçbir şeyin bir anlam ifade etmediği döneme giriyordu. Güzel oyun ruhu ve romantizmi son bulacaktı artık.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Bir Zamanlar New York Cosmos

Futbolda Savunma Sanatları: 1. Sone

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More