Chelsea: Chelskov, İngiltere’de Bir Rus Devrimi

İngiliz iş insanı Gus Mears tarafından 1905 yılında kurulan Chelsea FC, Kuzey Denizi’ne dökülen Thames Nehri’nin güneyinden, nezih Kensington semtinin içine uzanan, gösterişli Londra’nın merkezinin takımı…

Chelsea Logo | Symbol, History, PNG (3840*2160)
1905-1952 yılları arasında kullanılan Chelsea logosu

Chelsea maçlarını 28 Eylül 1877 yılında inşa edilen ve Kuzey Londra’da bulunan 40.055 kişi kapasiteli Stamford Bridge Stadyumu’nda oynuyor. Kulübün bilinen ilk logosu göğsünde madalyaları olan ve sol tarafa bakan emekli bir subaydı. Subayın çevrisinde dairesel olarak “Chelsea Football Club” yazmaktaydı. İlerleyen senelerde birkaç defa değişikliğe uğrayan logoya son olarak 2006 tarihinde tutku ve gücü simgeleyen detaylar eklendi. Logonun içinde yer alan aslan ve çerçevesi mavi, aslanın dili kırmızı ve yazılar ise beyaz ile sarı renk olarak belirlendi.

Nam-ı Diğer Chopper* Ron Harris, Chelsea forması ile tam 795 maça çıkarak bu anlamda kulüp rekorunu elinde bulunduruyor. Kariyerine babasının kulübü West Ham United’da başlamasına rağmen 2001 yılında 11 milyon sterlin karşılığında Chelsea’ye transfer olan Frank Lampard ise toplamda attığı 157 gol ile kulübün en çok gol atan orta saha oyuncusu.

Uzun yıllar FA Cup finali dışında elle tutulur bir başarı elde edemeyen Chelsea 1955’te İngiltere Ligi’nde ilk şampiyonluğunu elde etti. 1960’lı yıllara gelindiğinde ise artık herkes tarafından tanınan popüler bir takım hüviyetindeydi. 1965 yılı ise Mavilerin, Lig Kupası’nı ilk kez kazandıkları tarih olarak kayıtlara geçti. 1970 FA Cup finalini ikinci maçın sonunda ve uzatmalarda attığı ekstra golle Leeds United karşısında tarihlerinde ilk kez kazandılar. 1970-71 sezonunda ise Kupa Galipleri Kupası’nı finalde Real Madrid karşısında kazanarak müzelerine götürdüler. Sonrasında üzerine sanki ölü toprağı atılan Chelsea, 1996 yılına kadar sportif bir başarı gösteremedi. Chelsea, Ruud Gullit’in hem antrenör hem de oyuncu olarak görev almasıyla yükselişe geçti. Sonrasında bu yükseliş Gianfranco Zola döneminde devam etti. 1997 ve 2000’de iki FA Kupası ve 1998’de bir Lig Kupası zaferi kazandılar. 1998’de Stuttgart’ı 1-0 yenerek Kupa Galipleri Kupası’nı, Süper Kupa finalinde Real Madrid’i yenerek Avrupa Süper Kupası’nı kazandılar.[1]  Vialli sonrası ise takımın teknik adamlığını Ranieri üstlendi.

Chelsea

İyi olduğumuzda kimse iyiliğimizi hatırlamaz. Kötü olduğumuzda kimse kötülüğümüzü unutmaz!

Chelsea Headhunters

İngiltere’de fanatizm üzerine araştırmalar yapan sosyologlara göre neo-Nazi düşüncesiyle en fazla özdeşleşen kulüp Chelsea’dir. Bir BBC belgeselinde Hitler’i onore etmek amacıyla toplanma kamplarına gezi düzenleyen Chelsea taraftar gruplarının görüntüleri mevcuttur. Auschwitz’i ziyaret eden Chelsea holiganları İngiltere’deki faşizm karşıtı bir eylemciye kartpostal yolluyorlardı: “Keşke burada olsaydın da, beni ananın kemiklerine işerken görebilseydin.”[2] Chelsea taraftarları aynı zamanda holiganlıkları ile ünlüdür ve içlerinde en tehlikeli olan grup kendilerini Chelsea Headhunters (Chelsea Kelle Avcıları) olarak isimlendiren gruptur. 60’lı yıllarda “Chelsea Shed Boys” olarak tanınmaya başlayan grup, 1986 yılından sonra “Headhunters” adını almıştır. John King’in aynı adlı romanından beyaz perdeye uyarlanan “The Football Factory” ve “Green Street Hooligans” gibi iki önemli kült filmde tayfanın konusu geçmektedir. Headhunters için The Football Factory filmi ve kitabı, en azından kullandıkları yöntemler ve örgütlenmeleri bakımından görsel bir kaynak oluşturabilir. [3] 

Green Street Hooligans filminde de konu edilen “Chelsea Smile” fanatik tribün kültüründe yer edinmiş bir terimdir. Rakip taraftarın bir köşeye sıkıştırılıp, ağzına kredi kartı sokulup yanaklarına çizikler atılması ile başlar her şey. Elleri tutulan rakibin karnına atılan yumrukla dişlerini sıkan ve yanakları gerilerek çizikleri belirginleşen kurbanın yüzünde derin bir çizgi oluşur, sanki gülüyormuşçasına. Ve bu çizgiye de “Chelsea Smile” denir.[4] Bu durum Joker gülümsemesi olarak da bilinmektedir. Headhunters tayfasında siyahi ya da göçmen birinin barınabilme olasılığı yok denilecek kadar azdır.

Rus ticaret ve siyaset insanı Roman Abramovich, 2003 yılının Haziran ayında Chelsea’yi Ken Bates’ten 140 milyon sterlin ödeyerek devraldı ve rakip takımları imrendirecek bir futbol imparatorluğu inşa etti. Ken Bates, 1980’li yıllarda ekonomik olarak çöküşte olan ve alt liglere düşen Chelsea’yi sadece 1 sterline satın almıştı.  26 Haziran tarihinde 70 dakika süren toplantı sonrası Ken Bates ile uzlaşan Roman Abramovich, 2 Temmuz tarihinde Chelsea hisselerinin %50.9’unu satın aldı. Chelsea’deki gelişmeleri hükümete bağlı müfettişlerin incelemeye almaya başlaması sonrası 28 Temmuz tarihinde Roman Abramovich hisselerini %93’e çıkardı. Ertesi gün Moskova Valisi Yuri Luzhkov, Chelsea’yi satın alan Abramovich’i Rusya’yı küçük düşürmekle suçladı. 36 yaşında 3 milyar pound’luk bir servete sahip olan bir iş insanın Chelsea için yaptığı yatırım, onun kişisel servetini sarsabilecek düzeyde sayılmazdı. Ancak 1999 yılında soruşturma geçiren ve hukuka aykırı davrandığı tespit edilen iş insanları listesinde yer almasına rağmen Abramovich’in, bu kadar göz önünde işler yapması insanları şaşırtmıyor değildi. Abramovich’in 200 milyon dolar ödeyerek satın aldığı petrol şirketinin değerinin sonrasında 2 miyar dolara yükselmesi konuyu özetlemeye yetiyor sanırım. Rusya’nın ikinci büyük zengini olarak açıklanan Abramovich, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in radarına girmekten elbette kurtulamıyordu.

Abramovich anne ve babasını sırayla küçük yaşta kaybetmesi sonucunda dedesi tarafından Sibirya’nın Komi eyaletindeki Ukhta’da büyütüldü. Henüz küçük bir çocukken yapmış olduğu ilk ticari iş, plastik oyuncak ördek üretip satmak oldu. Futbola fazlasıyla düşkün olan Abramovich’i şeref tribünde otururken bile takımının galibiyetini dört gözle bekleyen hırslı bir taraftar olarak defalarca izledik. Londra’yı çok seven Abramovich, Şampiyonlar Ligi’nde mücadele ettiği için satın aldığı Chelsea’nin maçlarını izlemek için özel jetiyle Heathrow’a gelip, helikopter aracılığı ile Battersea’deki havalimanından 15 dakikalık bir araba yolculuğu ile Stamford Bridge’e ulaşabiliyordu.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin çöküşü sonrasında oluşan boşluktan yaralanarak büyük servetler edinen bazı iş insanları, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından yok edilirken Abramovich lüks gemisini Londra’da sağlam kazığa bağladı.

Chelsea’nin önceki dönem başkanlarından Ken Bates, Chelsea’yi sadece Roman kurtarabilir dediğinde aklından geçen isim asla Roman Abramovich değildi. Onun Roman’dan kastı Romalı İtalyan teknik adam Claudio Ranieri’ydi. Ken Bates’in kehaneti, ismi Roman olan başka biri tarafından gerçekleştirilecekti.

2003-04 sezonunda Ranieri önderliğinde ligi ikinci sırada tamamlayan Chelsea, Şampiyonlar Ligi’nde ise yarı final oynama başarısını gösterdi. Sezon sonunda İngiltere Milli Takımı’nın o dönem çalıştırıcısı olan Sven-Göran Eriksson’a teklif götüren Chelsea ret cevabını alınca rotayı sürpriz bir şekilde Porto ile Şampiyonlar Ligi’ni alan Jose Mourinho’ya çevirdi.

Chelsea

Mourinho önderliğinde Chelsea’nin efsane olarak nitelendirilebilecek kadrosu şekillenmeye başladı. Chelsea, kaleci tercihini Çek kaleci Peter Cech’den yana kullandı ve ünlü kaleci EURO 2004 sonrası takıma katıldı. Yedeği olarak ise Gianluca Vialli döneminde Serie C’den alınan İtalyan Carlo Cudicini takımdaki yerini aldı.

Savunmanın sağında Mourinho’nun, Porto’dan beraberinde getirdiği iki isimden biri olan Paulo Ferreira görev yaptı. William Gallas ise (savunmanın ortasında kendisine yer bulamadığı zamanlarda) sağ bekin alternatifi olarak görülüyordu. Savunmada yeri en sağlam olan isim tartışmasız takım kaptanı John Terry idi. Terry’nin yanında yer alması beklenen ikinci stoper Porto’dan gelen bir diğer oyuncu Ricardo Carvalho’ydu. Ancak yaşadığı sakatlıklar dolayısıyla formasını sıklıkla William Gallas’a kaptırdı. West Ham’dan 6 milyon pound karşılığında transfer edilen genç yetenek Glen Johnson ise önemli bir alternatif olarak forma bekliyordu. Savunmanın sol tarafı ise Mourinho’nun en çok problem yaşadığı mevkiiydi. Nijeryalı Babayaro ve 8 milyon pound ve Graeme Le Saux verilerek Southampton’dan alınan İngiliz milli savunma oyuncusu Wayne Bridge’den bir türlü istediği performansı alamayan Portekizli teknik adam, 2005 yılında Athletic Bilbao’dan Asier Del Horno’yu 8 milyon sterline transfer ettirdi.

Orta sahanın savunma yükünü çeken oyuncu olarak ön plana Real Madrid’de yaşadığı sorunların ardından soluğu Chelsea’de alan Claude Makalele çıktı. Mükemmel bir performans ortaya koyan Makalele’nin yedeği olarak ise Fransız Lassana Diarra görev aldı. Orta sahanın sağında hücuma yönelik olarak Lyon’dan 24 milyon sterline alınan Michael Essien’i izledik. Frank Lampard ise sol kanatta serbest bir pozisyonda yer alıyordu. Chelsea adına tam 160 maç arka arkaya forma giyerek muhteşem bir rekora imza atan Lampard takım için yapılması gereken ne varsa yaptı. Gol attı, asist yaptı, top çaldı, koştu. Lampard, Terry ile birlikte takımın vazgeçilmez iki isminden biriydi. Real Madrid’den 6.9 milyon pounda alınan Kamerunlu Geremi orta sahada joker görevi gören bir yedekti. Nerede ihtiyaç olursa orada görev alıyordu.

Forvet hattının kanatları Chelsea’nin gizli silahı gibiydi. Sağ kanattan Arjen Robben, sol kanattan bonservisine 17 milyon pound ödenen İrlanda’nın yıldızı Damien Duff, merkezde güçlü fiziği ve muhteşem golcülüğü ile dikkat çeken Didier Drogba’yı asiste boğuyordu. 1978 yılında Fildişi Sahili’nde dünyaya gelen Didier Drogba, 2004’te 24 milyon sterlin karşılığında transfer edilmişti. Sağ kanat yedeği olarak City’den 21 milyon sterline alınan Shaun Wright-Philips, sol kanat alternatifi West Ham’dan alınan Joe Cole ve forvette İnter’den alınan süper golcü Hernan Crespo ise forma savaşı veriyorlardı. Eidur Gudjonsen gibi önemli bir isim bile alternatif olabilmenin mücadelesini vermişti. Ayrıca kadroda Parma’dan transfer edilen Adrian Mutu bulunmaktaydı.

Chelsea

Futbolun en güzel yanı her şeyin tek bir saniyede değişebilmesidir.

Didier Drogba

Takıma transfer edilen oyuncuların ortak özelliği dünya çapında tanınmış olmalarına rağmen henüz çok büyük bir başarı elde edememiş olmalarıydı. Toplam 215 milyon sterlin harcanarak inşa edilen Chelsea takımı kuruluşunun yüzüncü senesinde tarihindeki en önemli başarılarını elde etti. 2004-05 sezonunu ligi ikinci olarak bitiren Arsenal’in 8, üçüncü United’ın 18, dördüncü Everton’ın ise tam 34 puan önünde şampiyon olarak tamamladılar. İngiltere Ligi tarihinde en fazla puan toplayan takım, en çok galibiyet elde eden takım, en az gol yiyen takım (15 gol) ve en fazla maçta gol yemeyen takım (25 maç) rekorlarını kırdılar. Manchester City’ye 1-0 yenildikleri maç dışında kimseye yenilmediler. Sekiz maçı ise berabere bitirdiler. Deplasmanda kazandıkları 15 maçta bir rekor anlamı taşıyordu. Frank Lampard, 13 gol ve 18 asist ile yılın en değerli ödülünün sahibi oldu. Uzun yıllardır lig sıralamasında ilk üçe giremeyen Chelsea, İngiliz futbolunun egemen gücü haline gelmişti.[5] Chelsea 2005-06 sezonunda da üst üste ikinci şampiyonluğunu elde etti. Lig şampiyonluğunu sürdürmek ve Şampiyonlar Ligi’ni kazanmak amacıyla Abramovich transferler yapmaya, takıma yıldız oyuncuları kazandırmaya devam etti. Ancak takip eden 2006-07 sezonunda lig ikinci olarak tamamlandı.  Andriy Shevchenko, Michael Ballack, Florent Malouda, Juliano Belletti, Claudio Pizarro bu transferlerin bazılarıydı. Ama bu oyuncuların hiçbiri Jose Mourinho’nun kafasındaki sisteme uygun oyuncular değildi. Onun en büyük hayali takıma Samuel Etoo’yu transfer etmekti ancak bu bir türlü gerçekleşmedi.

Jose Mourinho’nun takım ile elde ettiği bunca başarıya rağmen Roman Abramovich ile uyuşamamasının nedeni Avrupa Şampiyonlar Ligi’ndeki başarısızlıklar olarak gösterildi. Ayrıca iki isim yapılan transferlerde de bir türlü aynı görüşe sahip olamadı. Abramovich bu kadar başarı elde etmiş bir teknik adamı kovmaya cesaret edemedi. Bu yüzden önce Avram Grant’ı sportif direktör olarak onun üstüne atadı. Mourinho, Chelsea’nin başında çıktığı 185 maçta 124 galibiyet, 40 beraberlik ve sadece 21 mağlubiyet gibi muhteşem bir istatistiğe sahipti. Premier Lig’de sahasında oynadığı hiçbir maçı kaybetmedi. Kazandığı 2 Premier Lig şampiyonluğunun yanında, 2 İngiltere Lig Kupası, 1 FA Cup ve 1 İngiltere Süper Kupası kazandı. Bu başarıların tamamı sadece 3 yılda kazanıldı. Şampiyonlar Ligi’nde iki kez yarı final oynamasına rağmen bir türlü istediği mutlu sona ulaşmayı başaramadı.

20 Eylül 2007 tarihi Mourinho’nun Chelsea’deki görevinden ayrıldığı tarih olarak kayıtlara geçti. O ne istifa etmişti ne de görevinden kovulmuştu. Bu karşılıklı olarak alınan bir karardı. Avram Grant’ın yeni menajer olmasına karar verildi.

Bu hayatımın en yaralayıcı, en acı veren tecrübesi. İnanın, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde ve herhangi bir kulüpte yaşadığım en kötü an buydu (…) Bu kulübü çok sevdim, çünkü Chelsea ailesinde çok güzel anılarımız oldu (…) İçimde en ufak bir kızgınlık yok. 2004’te Chelsea’ye gelmeyi tercih etmem, doğru bir karardı (…) Yaşadığım en güzel an geçen sezon Federasyon Kupası’nı kazanmaktı.

Jose Mourinho


KAYNAKLAR…

*Kıyıcı, delici

Kitaplar…

[1] Kaplan, Sedat, Eylül 2020, Chelsea, Siyah Beyaz Yayınları, İstanbul

[2] Foer, Franklin, 2012, Futbol Dünyayı Nasıl Açıklar?, İthaki Yayınları, İstanbul

[3] Öztürk, Anıl, 2021, Futbolun Felsefesi, Amadeo Yayınları, İstanbul

[4] Dikici, Sema Tuğçe, 2014, Yakarız Bu Gezegeni, Caretta Kitap, İstanbul

[5] Beasley, Robert, Ağustos 2018, Kazanmanın Anatomisi Jose Mourinho, İndigo Kitap, İstanbul

Makaleler

  • Chelsea: The Two Team – Kristian Borell
  • Chelski: The Russian Revolution – Dan Vikman

Filmler


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Didier Drogba: Barışın ve Futbolun Adamı

Chelsea: 2004/05 Sezonu

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More