Gençlerbirliği 2003/04 Sezonu: Ankara’dan Valencia’ya

Gençlerbirliği’nin, Avrupa’nın önemli kulüplerini dize getirdiği 2003-2004 sezonunu mercek altına aldık.

Rahmetli Başkan İlhan Cavcav döneminin en başarılı sezonu hiç tartışmasız şimdiki adı ile Avrupa Ligi olan UEFA Kupasında Valencia’ya son 16 turundan elendikleri 2003-2004 sezonuydu. Tabii ki bir Gençlerbirliği efsanesi olacak sezonun temellerinin, 76 gol attıkları ve liderlik yarışından son 5 haftada koptukları 2002-2003 sezonunda atıldığını unutmamak gerekir.

Başarılı geçen 2002-2003 sezonundan sonra takıma, Genk’ten merkez orta saha Josip Sikokko, Beşiktaş’tan kiralık olarak Ali Cansun ve Orduspor’dan Fırat Sagesen katıldı. Ayrıca Beşiktaş U21 takımından santrafor Ali Öztürk de bu sezon kadroya katıldı. Tabii ki başarılı geçen sezonun ardından takımdan ayrılıklar da gerçekleşti. En Flaş ayrılık Beşiktaş’a giden sağ kanat Okan Koç ve Ahmed Hassan oldu. Aynı anda Gökhan Ünal da Kayserispor’un yolunu tuttu. Beyhan Sümer ve Doğa Kaya da kiralık olarak Kayseri Erciyesspor’a gönderildiler.

2003-2004 sezonu kadrosu Gençlerbirliği takımının kuruluş yılı olan 1923 yılından beri belki de en iyi kadrosu olarak göze çarpıyordu. O takımın başında ise henüz yeni yeni kendi adından söz ettiren Ersun Yanal yer alıyordu. Ersun Yanal genellikle 3-5-2 sistemi ile takımını sahaya çıkartıyordu. Bu diziliş sezon başında çok büyük bir yanlış gibi gözükse de Ersun Yanal bunun meyvesini ilk turlardaki UEFA kupası maçlarında görecekti.

2003-2004 sezonuna, önce kendi evindeki 3-2’lik Elazığspor mağlubiyetle başladılar ve ardından deplasmanda karşılaştıkları Diyarbakırspor’a da aynı skorla kaybettiler. İlk puanlarını ancak 3. hafta maçında kendi evinde Gaziantepsporj’a karşı kazandıkları 1-0’lık maçta aldılar.

Ertesi hafta Galatasaray ile karşılaşan Gençlerbirliği sahadan 2-1 mağlup ayrıldı. Bu maçın taktik anlamda Gençlerbirliği için bir önemi de vardı. 4-4-2 dizilişinde ve çift 6 numaralı sistem ile oynadıkları ilk maçtı. Bu maçta istediklerini alamamış olsalar da UEFA kupasında 3. Ve 4. tur için oldukça büyük anlamlar taşıyacaktı bu diziliş.

Süper ligin 5. haftasında deplasmanda karşılaştıkları Bursaspor ile 0-0 berabere kaldıkları maçta hiçbir varlık gösteremediler ama ertesi hafta Konyaspor’u kendi evinde 4-0 mağlup etmeyi başardı. Bu maç hem moral açısından hem de oyun sistemi açısından Blackburn maçının provası niteliğindeydi.

Suleyman Youla (@KaderogluE) | Twitter
O dönem Gençlerbirliği’nin en etkili gol silahı Youla’ydı.

Tarihler 24 Eylül 2003’ü gösterdiğinde 19 Mayıs Stadyumu’nda Souleyman Youla ve Jossip Skoko’nun yıldızlaştığı Deniz Barış’ın da 2 asist ile oynadığı maçta Blackburn’u 3-1 mağlup etmeyi başardı Kırmızı-Siyahlı ekip. Maçın kırılma anı ise maçın 42. dakikasında yaşandı. Önce Josip Sikoko uzaktan kaleci Friedel’i avladı ardından yine aynı dakika içerisinde Deniz Barış’ın asistinde Souleymane Youla farkı 2’ye çıkarttılar. İlk devreye avantajlı bir skor ile giren Gençlerbirliği ikinci yarıya bunun rahatlığı ile başlamış olacak ki ikinci yarının başında Blackburn, Brett Emerton farkı 1’e indirdi. Ama bu golden 3 dakika sonra yine Deniz Barış ve Souleymane Youla ikilisi sahneye çıktı ve hem farkı 2’ye çıkarttılar hem de maçın skorunu belirlediler.

Perşembe günü kazanılan maçın ardından hem 3 gün önce maç yapmanın vermiş olduğu yorgunluk hem de Fenerbahçe deplasmanına gidecek olmanın vermiş olduğu bir stres oluşmuştu takım üzerinde ve bu da takımı olumsuz anlamda etkilemişti. Yine de maçta oldukça iyi bir görüntü sergilemelerine rağmen maçın son bölümlerine doğru yorgunluk kendisini gösterdi ve sahadan 1-0’lık yenilgi ile ayrıldılar. Ertesi hafta oynadıkları ve 6-0 kazandıkları Adanaspor maçı, o 2003-2004 sezonunda ligde alınan en farklı galibiyet olarak tarihe geçti.

Adanaspor maçının ardından milli ara sayesinde 11 gün dinlenme fırsatı buldular ve Blackburn deplasmanına gittiler. İlk maça göre tek değişik bu sefer kaleyi Gökhan Tokgöz yerine Damir Botonjic koruyor olmasıydı. Maça da oldukça disiplinli başlayan bir Gençlerbirliği vardı. İlk yarı da çok da fazla atak girişimi olmadı iki takım adına da. İkinci yarıda dakikalar 65’i gösterdiğinde Matt Jansen Blackborn’u 1-0 öne geçiren golü atıyordu. Blackburn umutları sadece 2-0 dakika sürdü. Josip Sisokko’nun asistini Mustafa Özkan harika bir şekilde gole çevirdi ve bu golden sonra da Blackburn’un tüm umutları sönmüş oldu. Bu sonuçla Gençlerbirliği, kendisine göre daha güçlü bir ligde oynayan ve kendisinin iki 2 katından fazla bir kadro değerine sahip olan rakibini sürpriz sayılabilecek şekilde eledi.

UEFA kupası 2. tur kuraları açıklandığında bu sefer rakip Portekiz’in köklü ve güçlü ekibi Sporting Lizbon oldu. Herkesin gönlünden daha kolay takımlar ile eşleşmek geçiyordu fakat olmadı ve Gençlerbirliği yine güçlü bir rakip ile eşleşti.

Ligde 9. hafta maçları oynanıyordu ve rakip deplasmanda A.Sebatspor oldu. Ama oradaki maçı rahat bir şekilde 3-0 kazanmayı başardılar. Ertesi hafta kendi evlerindeki Ç.Rizespor maçını da kazanarak bir önceki başarılı sezonun sinyallerini yeniden vermeye başladılar ama 3 maçlık galibiyet serisi deplasmanda oynadıkları ve 2-1 kaybettikleri Samsunspor maçı ile son buldu.

gençlerbirliği
Filip Deams

Takvimler 6 Kasım 2003 tarihini gösterdiğinde UEFA kupası maçında rakip Sporting Lizbon’du. Gençlerbirliği’nde, bir önceki UEFA kupasındaki maçına göre 3’lü savunmanın sağında Baki Mercimek yerine Erkan Özbey forma giyiyordu. İlk yarı Ersun Yanal’ın istediği gibi geçiyordu ve maçın 16. dakikasında birde penaltı kazandı kırmız-siyahlı ekip. Topun başına Mustafa Özkan geçmiş fakat kaleci Ricardo gole izin vermemişti. Güçlü rakibine karşı Gençlerbirliği ilk yarıyı gol yemeden tamamlıyordu. 2. yarının hemen başında ise bütün planlar bozuluyor ve Sporting 50. dakikada Liedson Sporting’i  öne geçiren golü atıyordu. Ersun Yanal yenilen golden sonra bir takım değişiklere ihtiyaç duyuyor ve sistemi 4-4-2 ye çeviriyor, 54. dakikada Veysel Cihan oyuna dahil oluyor ve oyuna girer girmez topla ilk buluşmasında golünü atıyor ve takımına beraberliği getiriyordu.  Bu gol ve değişiklik aslında Ersun Yanal’ın ve futbolcuların UEFA kupasına verdikleri değeri de kanıtlar nitelikteydi bir bakıma. Bu maçtan sonra Türk basını ve futbolseverleri Gençlerbirliği’nin UEFA kupası macerasının bu kadar olduğunu düşünmeye başlamıştı.

Sporting maçından 3 gün sonra rakip 19 Mayıs stadında Beşiktaş’tı ve Beşiktaş daha ilk yarıda İlhan Mansız ve El Saka’nın kendi kalesine attığı goller ile 2-0 üstünlüğü sağladı. 2. yarının başında Youla skoru 2-1 e getirse de bu Gençlerbirliği’ne yetmedi. Sporting maçının rövanşından önce Gençlerbirliği’nin ligdeki rakibi kendisi gibi Ankara takımı olan Ankaragücü’ydü. Ankaragücü maçında çok fazla rotasyona gitmedi Ersun Hoca ve maç da gol düellosu şeklinde geçti. Gençlerbirliği maçı zor da olsa 3-2 kazanmasını bildi. Bu maçtan 3 gün sonra Portekiz yolculuğu başladı.

Tarihler 27 Kasım 2003 ve UEFA kupası rövanşında Gençlerbirliği Portekiz de Sporting deplasmanında. Ersun Yanal, Youla hariç ligde oynanan Ankaragücü maçı ile aynı kadro ile sahada ve Türkiye’de birçok futbolsever ekran başında maçı izliyor. İlk yarı oldukça sessiz ilerlerken ilk yarının sonlarına doğru kazanılan serbest vuruşta önce Ali Tandoğan takımını öne geçiriyor ve 2 dakika sonra Mario Sergio’nun kendi kalesine attığı gol ile ilk yarı 2-0 Gençlerbirliği’nin üstünlüğü ile tamamlanıyor. 2. yarının hemen başında bu sefer sahneye Veysel Cihan çıkıyor ve skoru 3-0 a getirerek takımını rahatlatıyor. Blackburn’u şans eseri elediğini düşünen herkesi bir kez daha yanıltıyor Ersun Yanal ve öğrencileri…

Yine bir Avrupa kupası maçı dönüşü yorgunluğu ile ligde Denizlispor ile karşılaşıyorlar ve kendi evinde beklenmedik şekilde 3-1’lik yenilgi ile sahadan ayrılıyorlar. Ertesi hafta Malatyaspor deplasmanı ve maç 1-1 berabere bitiyor fakat bu maça ayrı bir parantez açmak gerekirse o da Ersun Yanal sahada takımı 3-5-2 gibi dizilim gösterse de top Gençlerbirliği’ndeyken bu düzen 3-4-3 ‘e evriliyor ve İleride Mustafa Özkan-Veysel Cihan ve Youla beraber oynuyorlar. Ayrıca bu sistem ilerleyen haftalarda ligde oldukça kullandıkları bir sistem haline geliyor.

İlk yarının bitimine son 2 maç kala rakipler önce Ankara’da İstanbulspor ve deplasmanda Trabzonspor. UEFA kupası 3. tur rakibi ise İtalya’nın Parma takımı. Gençlerbirliği önce kendi evinde İstanbulspor’u 1-0 ve deplasman da Trabzonspor’u 3-1 mağlup etmeyi başarıyor ve ilk yarıyı 8 galibiyet 2 beraberlik 7 mağlubiyet ve 26 puan ile 7. sırada tamamlama başarısı gösteriyor.

Sezonun ikinci yarısı

Ligin ikinci yarısı Gençlerbirliği için hiç de iyi sayılmayacak bir şekilde başlıyor. Önce deplasmanda Elazığspor ile 1-1 berabere kaldıktan sonra kendi evlerindeki gol düellosu şeklinde geçen maçta Diyarbakırspor’a 4-3 kaybetmekten kurtulamayan Gençlerbirliği, ertesi hafta deplasmanda karşılaştığı Gaziantepspor’a da 2-0 kaybedince ligde 10. sıraya kadar geriliyor. UEFA Kupası maçı öncesindeki 2 maçını da evinde oynayan kırmızı-siyahlı ekip bu maçlardan 4 puan çıkartarak kısmen de olsa rahatlıyor. Bu maçlarda, önce Galatasaray ile 2-2 berabere kalan Ersun Yanal ve öğrencileri ertesi hafta Bursaspor’u Serkan Balcı ve Filip Daems ile 2-0 mağlup etmeyi başardı.

26 Şubat 2004’teki rakip deplasmanda İtalya’nın Parma takımıdır ve Parma bu tura kadar Gençlerbirliğine göre daha kolay rakipleri elemiştir. Bu rakipler sırasıyla Ukrayna’nın Metallurg ve o zamanki adı ile Avusturya takımı Wüsternrot Salzburg (Bugünüi bilinen adıyla RED BULL SALZBURG) takımlarıydı. Parma’nın o dönem ki kadrosun da oldukça iyi isimler göze çarpıyordu. Kalede Sebastian Frey, savunama da Paolo Cannavaro ve kaptan Mateo Ferrari ikilisi ilk göze çarpan futbolculardı. Ennio Tardini stadında oynanan karşılaşma yoğun kar yağışı nedeniyle yarım saat geç başlamıştır. Maçı Almanya Futbol Federasyonun’dan Wolfgang Stark, Volker Wezel, Heiner Müller hakem üçlüsü yönetmiştir. Maç başladıktan sonra hem saha ve hava şartlarından dolayı hem de deplasmanda oynamanın vermiş olduğu etki ile Ersun Yanal’ın deplasmanda gol atmak için acelesi yoktu ve ilk yarıyı da istediği gibi rakibi orta alan oyununa mahkum ederek 0-0 kapatmayı başardı. 2. yarı da aynı sakinlik ile devam ederken 60. dakika da Josip Skoko, Serkan Balcı’dan aldığı pası uzaktan attığı şut ile ağlar ile buluşturmayı başardı ve Gençlerbirliği İtalya deplasmanından altın değerinde bir galibiyet ile dönmüş oldu.

Parma rövanşı öncesi deplasmanda Konyaspor maçıydı ve futbolcularından kulüp çalışanlarına kadar herkesin aklı UEFA Kupası maçında olacak ki maçın başında yenilen gol ve ardından gelen goller ile sahadan 4-1 mağlup ayrıldılar.

3 Mart 2004 tarihinde rakip yeniden Parma; ilk maça göre oldukça istekli başlayan kırmızı-siyahlı ekip maçın başında Youla ile oldukça etkili olsa da fırsatları gole çevirmekte pek fazla şanslı değildi. Maçın 35. dakikasına gelindiğinde ise Youla ceza sahası içerisinde kaleci Frey’i çalımlayıp ardından düşürülünce kaleci Frey de kırmızı kart ile oyun dışında kaldı. Haliyle Gençlerbirliği’nin işi de oldukça kolaylaştı. Penaltıyı Filip Deams kullandı ve kırmızı-siyahlı ekip 1-0 öne geçti. 81. dakikada kaleci Damir’in uzun degajında Parma ceza alanlarına kadar gelen topu Matteo Ferrari, ters bir kafa vuruşu ile kendi ağlarına gönderdi. 90. dakikada ise Veysel’in ceza alanına girerken attığı sert şut kaleci Amelia’dan sekerek Ali Tandoğan’ın önünde kaldı ve o da topu ağlara gönderdi. Böylece Gençlerbirliği 4. tura yükselen ekip olma başarısını gösterdi.

4. tur kuraları sonrası rakip daha önce 1. turda AIK Solna, 2. turda İsrail’in Maccabi Haifa ve 3. turda Türk temsilcisi Beşiktaş’ı eleyen ve o sezon hem UEFA kupasını kazanmış hem de La Liga’da şampiyon olmuş; ayrıca o dönem kadrosunda kaleci Canizares, stoper Ayala, yine genç stoper Raul Albiol, orta sahada Mohummed Sissokko, Ruben Baraja, Paolo Aimar, Ricardo Oliviera gibi isimler ile dolu Valencia oldu.

Tarih 11 Mart 2004 ve rakip İspanyol futbolunun o dönemki en güçlü ekiplerinden birisi Valencia’ydı. Ersun Yanal yönetimindeki Gençlerbirliği bu derece küçümsenmenin ne derece yanlış olduğunu sahada gösterircesine savaşıyordu. Filip Daems’ın penaltı golü maçın skorunu belirlerken kaçan fırsatlar sonrası herkes üzülüyordu. Ayrıca bu maçın Türkiye’de birleştirici bir güç olduğu görülmüştür. Nitekim tribünlerde her renkten takım formalı taraftarlar ve Bursa’dan otobüsler ile gelen Teksas taraftar grubu ve Ankaragüçlü futbolseverler kırmızı-siyahlı takımı destekliyordu. 11 Mart 2004’teki bu 1-0’lık zafer, Valencia’nın o sezon kupadaki tek yenilgisi olarak tarihe geçiyordu.

Rövanş 5 Mart 2004’teydi. Maçın ilk yarısı tam Ersun Yanal ve futbolcuların istediği gibi 0-0 ilerlerken Valencia teknik direktörü Rafael Benitez 56. dakikada oyuna Miguel Mista’yı aldı ve Mista, Canizares’in uzun pasında topu önüne alıp El Saka’yı da geçerek 8 dakika sonra skoru 1-0 yaptı. Bu skor ile gümüş gol* sistemine göre maç uzatmaya gitti. Oyuna sonradan dahil olan Rodriguez Vicente, gümüş gol uygulaması ile Valencia’yı bir üst tura taşıdı. Gençlerbirliği futbolcuları çok üzülseler de ileride onları teselli edecek olan tek şey belki de Valencia’nın o sezon kupayı kazanmasıydı.

Artık tamamıyla lige dönen Gençlerbirliği sırasıyla Adanaspor deplasmanından 2-2’lik beraberlikle ayrılıp ertesi hafta kendi evinde A.Sebatspor’u 3-1 yenmeyi başarıyordu. Geriye kalan 8 lig maçında da 9 puan toplayabildiler sadece ve ligi 44 puan ile 10. sırada tamamlayabildiler.

2003-2004 Sezonunda En çok Gol Atan futbolcular sırasıyla;

16 Gol – Souleymane Youla

12 Gol – Mustafa Özkan

9 Gol – Veysel Cihan

2003-2004 Sezonunda En çok asist yapan futbolcular sırasıyla;

12 Asist – Ali Tandoğan

8 Asist – Filip Deams

5 Asist – Mustafa Özkan

Ayrıca sezon sonunda Serkan Balcı ve Deniz Barış Fenerbahçe’ye, Filip Daems Borussia Mönchengladbach’a ve Veysel Chan’da Beşiktaş’a transfer oldu.

 

*Gümüş gol: Bu uygulamanın olduğu maçlarda 90 dakika sonucunda eşitlik bozulmazsa 15 dakika uzatma oynanır, bu sürede bir takım eşitliği kendi lehine bozarsa maç 15 dakikalık uzatma devresi sonunda sona erer ve maçı o takım kazanmış sayılırdı. Eğer eşitlik bozulmaz ise aynı kurallarla bir tane daha 15 dakikalık uzatma devresi oynanırdı. Eğer gümüş gol olmazsa, penaltı vuruşlarına geçilirdi.

Altın golün aksine gümüş gol atıldığında maç sona ermez, 15 dakikalık devrenin sona ermesi beklenirdi.

1996’da altın gole geçilmiş, 2003’te gümüş gole geçilmiştir. 1 Temmuz 2004’ten itibaren ise iki kural da kaldırılmıştır. Günümüzde, 90 dakika sonunda kazanan belirlenemezse, toplam 30 dakikalık uzatma devresi, her koşulda ve atılabilecek tüm gollere rağmen sonuna kadar oynanmaktadır.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Hodri Meydan: Kocaelispor’un Efsane 1992/93 Sezonu

Plase Tanrısı: Thierry Henry

 

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More