Porto 2003/04 Sezonu: Mavi Rüya

Bu yazımızda Porto’nun efsanevi 2003/2004 sezonundaki hikayesine tanıklık edeceğiz.

Gerek kadrosundaki oyuncular gerek Mourinho’nun teknik direktör olarak ilk büyük sıçramasını gerçekleştirdiği bu takım söz konusu döneme damga vurmuştu. O zaman buyurun bu takımın hikayesine göz atalım.

Jose Mourinho gibi genç ve başarıya aç bir koç, Vitor Baia gibi tecrübeli bir kaleci, Ricardo Carvalho gibi, Deco gibi potansiyelleri yüksek futbolcular, Maniche – Pedro Mendes – Costinha orta sahası… Elbette kötü bir takım değildi Porto ama yine de Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna ulaşacaklarını kim düşünebilirdi ki? Bir önceki sezon UEFA Kupası kazanılmış olsa da Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu çok daha zorlu bir hedefti şüphesiz. Bu başarının mimarlarından biri olan Maniche ise bir röportajında şu ifadeleri kullanıyordu:

”Turnuvada asıl hedefimiz gidebildiğimiz yere kadar gitmekti ancak Manchester United’ı eledikten sonra kupayı kazanabileceğimize ciddi ciddi inanmaya başladık.”

Bir önceki sezon UEFA Kupası’nı kazanarak dikkatleri üzerine çekmiş olan Porto’da Hélder Postiga ve Nuno Capucho gibi önemli isimler takımdan ayrılmış ve Benni McCarthy, Carlos Alberto gibi isimler kadroya dahil edilmişti. Sezona Leiria’yı yenerek kazandığı Portekiz Süper Kupası’yla başlayan Porto, ligin açılış haftasında da Braga’yı mağlup etti. Porto daha sonra UEFA Süper Kupası finalinde Milan ile karşı karşıya geldi ancak sahadan 1-0 boynu bükük ayrıldı. Portekiz ligine, 4 maçta aldığı 3 galibiyetle giriş yapan Porto’nun Şampiyonlar Ligi grubu ise Partizan, Marsilya ve Real Madrid’den oluşuyordu. Şampiyonlar Ligi’ne deplasmanda Partizan beraberliği ve iç sahada Real Madrid yenilgileri ile başlayan Porto, 2 maç sonunda 1 puandaydı. Ancak Mourinho ve öğrencilerinin daha söyleyecek çok sözü vardı. Art arda oynanan Marsilya maçlarından 6 puan çıkaran Porto, üzerine kendi evinde Partizan’ı da yenerek 10 puana ulaştı. Gruptaki son maçta ise Real Madrid deplasmanından 1 puan çıkaran Porto toplamda 11 puan toplayarak 2. sıradan son 16 takım arasına yükseldi.

Porto bu süre zarfında Portekiz’de de harikalar yaratıyordu. Ligde oynadığı 14 maçın 11’ini kazanıp hiç mağlup olmamıştı. Son 16 kuraları çekildiğinde de rakip Manchester United’dı. Son 16’daki Manchester United maçına kadar Portekiz liginde de Porto fırtınası esmeye devam etti. 23 hafta sonunda Porto namağlup bir şekilde yoluna devam ediyordu. Ardından Manchester United maçları geldi çattı… Dragao’daki karşılaşmada Manchester United, Quinton Fortune’nin attığı golle 1-0 öne geçmişti. Ancak Porto’nun pes etmeye niyeti yoktu, önce McCarthy ile eşitlik sağlandı ardından yine McCarthy ile galibiyet geldi. Porto, Old Trafford’a 2-1’lik avantajla gidiyordu. Bu maç belki de Porto’nun o sezonki dönüm noktasıydı. Manchester United 1-0 öne geçmişti ve bu skor Kırmızı Şeytanlar’ı çeyrek finalist yapmaya yetiyordu fakat Porto 90. dakikada Costinha’nın attığı golle skoru 1-1 yapmıştı. Golün ardından Mourinho sevinçten yedek kulübesindeki yerinden fırlamıştı. Porto son dakika golüyle çeyrek finalistti. Çeyrek finalde rakip kadrosunda önemli futbolcular bulunduran, milenyumun başından itibaren Fransa’nın yükselen değeri olan Lyon’du. Porto Dragao’da oynanan ilk maçı Deco ve Carvalho’nun golleriyle 2-0 kazandı ve yarı final için önemli bir avantajı cebine koydu. Lyon deplasmanı öncesi Portekiz liginin 29. haftasında Gil Vicente’ye konuk olan Porto sahadan 2-0’lık yenilgiyle ayrıldı ve ligdeki ilk yenilgisini aldı. Çeyrek final turunun rövanş maçında ise Lyon deplasmanından 2-2’lik beraberlikle dönen Porto yarı finalist oldu. Yarı finalde rakip dönemin başarılı takımlarından Deportivo’ydu. Dragao’da oynanan ilk maç 0-0 sona ermişti ve Porto o sezon Şampiyonlar Ligi’nde ilk kez bir maçta gol atamamıştı. İspanya’da oynanan rövanş maçı yine kısır geçti. Deco’ya yapılan faulün ardından kazanılan penaltıda topun başına geçen Derlei fileleri havalandırdı ve Porto 1-0 kazanarak finale yükseldi. Portekiz liginde Benfica’nın 8 puan önünde şampiyonluğunu ilan etmiş olan Porto’nun önünde artık tek bir hedef kalmıştı; Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu…

Avrupa’nın en büyük kupasında finale kadar gelerek başarılı bir grafik çizen Porto’nun finaldeki rakibi Monaco’ydu. Finalde ise Carlos Alberto, Deco ve Alenychev’in golleriyle 3-0’lık skorla zafere uzandı tarihinde 2. kez bu kupayı müzesine götürdü. Porto bu kupayı daha önce 86/87 sezonunda eski adıyla Şampiyon Kulüpler Kupası iken kazanmıştı. Ulaşılan başarı gerçekten çok büyüktü. Dönemin futbolcusu Maniche bir açıklamasında şu sözleri sarf etmişti.

“Başlangıçta kimse bunu başaracağımızı düşünmedi çünkü hem kadro kalitesi hem de ekonomik olarak bizden güçlü olan bir sürü takım vardı. Ancak maçlar sahada oynanıyordu ve biz de bunu başardık”

Mourinho ve öğrencileri Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu ile taçlandırdıkları bu sezonda toplam 49 resmi maça çıkıp 33 galibiyet aldı ve sadece 4 kez yenildi.

Taktiksel detaylar;

Mourinho’nun tercih ettiği ilk 11 genellikle Vitor Baia, Paulo Ferreira, Jorge Costa, Ricardo Carvalho, Nuno Valente, Costinha, Pedro Mendes, Maniche, Deco, Derlei ve Benni McCarthy şeklindeydi. Mourinho takımını zaman zaman 4-2-3-1, 4-3-1-2 şeklinde dizse de genel olarak kullandığı diziliş 4-4-2 Diamond’dı.

Özellikle bu anlayış ile Şampiyonlar Ligi’nde tarih yazdı. Mourinho takımlarında alıştığımız şey topun arkasına kalabalık bir şekilde geçilmesi, pres ve adam markajının kusursuz yapılmasıdır. Mourinho, Porto’da da bu anlayışı takımına aşıladı. Top rakipteyken kalabalık bir şekilde topun arkasına geçen, orta saha oyuncularının birebir adam markajı yaptığı bir takımdı Porto. Ayrıca bu takımın karakteristik özelliklerinden birisi de rakibi ofsayt tuzağına düşürme konusundaki başarısıydı. Rakip takım Porto yarı alanında tehlikeli bir akın gerçekleştireceği zaman Porto savunması, çizgi halinde dizilip öne çıkarak rakip hücumcularını ofsayta düşürüyordu. Tabii bu her zaman başarılı olmuyordu ama çoğu zaman işe yarıyordu zaten işe yaramadığında bile kalede Vitor Baia gibi bölgesine hakim, güven veren bir isim vardı. Savunmada da Carvalho ve Jorge Costa gibi iki önemli futbolcunun olmasından dolayı Porto iyi bir savunma takımıydı, zaten o sezon oynadıkları 49 maçın 23’ünde gol yememeleri de bunu fazlasıyla kanıtlıyor. Mourinho’nun bildiğimiz özelliklerinden birisi de sadece bir bekin üst üste bindirmeler yapmasına izin vermesi ve diğerini sigorta olarak savunmada bırakmasıydı. 2003/2004 Porto’da da aynı kural geçerliydi. Nuno Valente sıklıkla hücuma çıkarken Paulo Ferreira daha dengeli bir bekti. Orta sahada ise Costinha derinde bekleyen, statik oynayan bir defansif orta saha oyuncusuydu. Orta sahada sağ ve sol iç olarak oynayan Mendes, Maniche, Alenychev gibi oyuncular da top taşıyıcı rolünü üstleniyordu. Deco ise forvetlerin ardındaki yaratıcı oyuncuydu ve takımın maestroluğunu çok iyi yapıyordu. Porto’nun topu kaptıktan sonra ana hücum planı orta sahada iç oyuncularının taşıdığı toplar ve Carvalho’nun attığı uzun paslardı. İlerde de Benni McCarthy gibi kaliteli bir golcü vardı ki kendisi o sezonu 25 golle tamamlamıştı. Özetle Porto’nun o dönemki başarısının en büyük sırrı yaptığı kaliteli savunmaydı. Mourinho iyi bir taktisyendi ve bu başarının en büyük mimarlarından biriydi şüphesiz. Kazanılan Şampiyonlar Ligi finalinin ardından ise şu sözler döküldü Mourinho’nun ağzından;

”Biliyorum ki bazen yaptığımız iyi şeyler unutulabiliyor. İstediklerini unutabilirler ama bundan 100 yıl sonra üst üste 2 sezon UEFA Kupası’nı ve Şampiyonlar Ligi’ni kim kazandı diye sorulduğunda orada sadece benim adım olacak.”


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Bir Underdog Panoraması: Wolfsburg Efsanesi

Manchester Kırmızısı: 2007/08 Sezonu

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More