Zenginler Kulübü

Avrupa'nın en zenginleri burada...

Bir önceki yazımda dünyada spor piyasasının ne kadar büyüdüğünden hatta tek bir ligin cirosunun bile koca bir ülkenin ekonomisinden büyük hale geldiğinden bahsetmiştim. Diğer spor dallarını bırakıp bu yazıda sadece futboldan, özellikle de Avrupa futbolundan bahsedeceğim. Her ne kadar milli takımlar düzeyinde bazı Güney Amerika ve Afrika ülkeleri de öne çıkıyor olsa bile kulüpler düzeyinde akla öncelikle Avrupa ligleri geliyor. Hem ligler bazında hem de ligler arası düzeyde Avrupa futbolu prestij ve popülarite açısından açık ara önde geliyor. Bu sebeple dünyanın en zengin kulüpleri ve en çok kazanan futbolcuları (son yıllarda Çin kulüpleri tarafından yapılan çılgın kontratları bir kenara bırakırsak) Avrupa’dan çıkıyor. Yine bu sebeple Uzak ve Orta Doğulu yatırımcılar Avrupa kulüplerini satın alarak futbol dünyasına giriş yapıyorlar (Bir sonraki yazımda da Avrupa futbolundaki yabancı yatırımcılardan ve onların transfer piyasasındaki etkisinden bahsedeceğim).

En iyi futbolcular daha çok parayı, daha çok para en iyi oyuncuları çektikçe bir kısır döngü halinde dünya üstündeki neredeyse bütün “yetenek” Avrupa liglerine akıyor. Avrupa liglerinden kasıt maalesef Avrupa’nın 5 Büyük Lig’i (Almanya, Fransa, İngiltere, İspanya ve İtalya), bütün yetenek bu liglere aktıkça bizim ligimiz gibi ilk 5 dışında kalan ligler ya yeterince iyi olmayan ya da bir sebeple (yaşlılık, sakatlık, vb.) bekleneni veremeyen oyuncularla yetinmek zorunda kalıyor. Büyük liglerin ve büyük kulüplerin transfer piyasası üzerinde kurduğu hakimiyet, uluslararası turnuvalar üzerindeki hakimiyeti de beraberinde getiriyor.

1997/1998 – 2016/2017 sezonları arasında oynanan 20 Şampiyonlar Ligi’nin finaline kalan 40 takımın 39 tanesi 5 Büyük Lig takımlarıydı, bu 40 takım arasındaki tek istisna José Mourinho’nun Porto’suydu ve onlar da kupayı kazanmayı başardılar. Bu sezon izlediğimiz Şampiyonlar Ligi Finali de gene iki 5 Büyük Lig takımı arasında oldu yani son 42 finalistin 41’i Alman, Fransız, İngiliz, İspanyol ya da İtalyan takımıydı.

1996/1997’den itibaren geçmiş 20 sezona baktığımızda ise 40 finalistin 10’unun diğer lig takımları olduğunu ve 5 defa diğer lig takımlarının kupaya uzandığını görüyoruz. Bu başarı 4 farklı ligden 5 farklı takım (94/95 Ajax, 90/91 Kızılyıldız, 87/88 PSV, 86/87 Porto ve 85/86 Steaua Bükreş) tarafından kazanılıyor yani Avrupa’nın en büyük turnuvasında kupa için rekabet, çok daha fazla lig ve kulüp arasında yaşanıyordu.
Yazının başında Avrupa’nın 5 Büyük Ligi’nin finansal olarak diğer liglere üstünlük kurduğunu söylemiştim, yazının bundan sonraki kısmında 5 Büyük Lig’in finansal gücünü, diğer liglerle karşılaştırarak inceleyeceğim. Maalesef finansal veriler 40 yıl öncesine kadar uzanmıyor bu yüzden eldeki veriler ışığında rekabetin nasıl değiştiğini yorumlamaya çalışacağım.

Dünyanın en büyük denetim firmalarından olan Deloitte her sene, futbol piyasasına dair “Yıllık Futbol Finansı Raporu” (Annual Review of Football Finance) ve “Futbol Para Ligi” (Money League) 2 rapor yayınlıyor. Bu yazıda kullandığım liglere ve kulüplere dair bütün finansal rakamlar bu raporlardan derlenmiştir.

Avrupa’daki toplam futbol pastasına yönelik veriler 2006/2007 sezonundan başlıyor ama 5 Büyük Lig’in verileri 1996/1997 sezonuna kadar erişilebilir durumda. 2006/2007 sezonundaki 13.6 milyar Euro’luk futbol pazarının %51.2’si yani yaklaşık 7 milyar Euro’luk kısmı 5 Büyük Lig’e aitken bu rakamlar 2015/2016 sezonu için %54.5 ve 13.4 milyar Euro (toplam pazar 24.6 milyar Euro’ya ulaşmış). 10 sezon içinde 5 Büyük Lig toplam hacmini neredeyse ikiye katlamış ve bu esnada da payını %3’ten fazla arttırmış. Bu demek oluyor ki bu liglerin takımları finansal olarak diğer takımlara karşı sahip oldukları üstünlüğü her geçen yıl arttırıyorlar.
2015/2016 sezonunda UEFA turnuvalarında 54 ülke yarışıyordu (55. Kosova henüz kayıtlı değildi) ve bu 54 ülkenin 5 tanesi toplam futbol pastasının %54.5 sahipti. Pastanın bu kadar adaletsiz dağıldı bir ortamda farklı liglerden denk takımların çıkmasını beklemek en kibar tabirle hayalperestlik olarak tanımlanabilir.

Aşağıdaki grafik 5 Büyük Lig takımlarının, diğer ülke takımlarıyla Şampiyonlar Ligi’nde yaptıkları maçlardaki galibiyet yüzdesini (galibiyet yüzdesi hesaplanırken beraberlikler 0.5 galibiyet olarak kabul edilmiştir) gösteriyor. 1996/1997 – 2015/2016 yılları arasında oynanmış maçların sonuçlarını inceleyerek hazırladığım bu grafikte 5 Büyük Lig takımlarının artan performansı kolayca görülebiliyor. Grafikteki kırmızı çizgi galibiyet yüzdesinin trendini ortaya koyuyor.

Şampiyonlar Ligi’nde en son 5 Büyük Lig’in dışından bir takım yarı finale kaldığında yıl 2005’ti, Farfan’lı, Cocu’lu, Van Bommel’li Park Ji-sung’lu kadrosuyla PSV Eindhoven çeyrek finalde Olimpik Lyon’u eleyip yarı finale kalmıştı. Sonrasında yarı finalde Milan’a elendi ve o sezon İstanbul’da oynanan Şampiyonlar Ligi finalinden mahrum kaldı. O sezondan beri 5 Büyük Lig’in dışından hiçbir takım yarı finale kalma başarısı bile gösteremedi. 2005/2006 sezonunun başında PSV Eindhoven’ın bu performansı “ödülsüz kalmadı” ve 7 tane önemli oyuncusu 5 Büyük Lig’in takımlarının yolunu tuttu. Yaklaşık 10 yıl sonra PSV Eindhoven’ın başına gelenin bir benzeri Monaco’nun başına geldi ve 2016/2017 sezonunda Şampiyonlar Ligi’nde yarı finale kalarak herkesin beğenisini ve sempatisini kazanan kadro, 2017/2018 sezonunun başında adeta büyük takımlar tarafından talan edildi. Avrupa futbolu öyle bir hale geldi ki artık 5 Büyük Lig’in orta ve düşük profilli takımları bile kadrolarını elinde tutmakta zorlanıyor. Transfer piyasasında müthiş bir rekabet var ve büyük takımlar birbirleriyle transfer konusunda sürekli bir yarış halindeler, bu sebeple her geçen sene yeni transfer rekorları kırılıyor.

Ligler arasında olduğu gibi takımlar arasında da o kadar büyük uçurumlar olmaya başladı ki her sene aynı takımların aynı şampiyonluklar için birbirleriyle yarıştığını görür hale geldik. Aşağıdaki tablo Avrupa futbol piyasasının toplam büyüklüğünü ve en zengin ilk 20 takımın bu piyasanın yüzde kaçına sahip olduğunu gösteriyor. Avrupa ülkelerinin birinci liglerinde toplam 700 takım (Kosova hariç) yer alıyor tabii bir çok küçük lig, finansal olarak, daha büyük liglerin ikinci liglerinden daha küçük halde. Yani rahatlıkla 1000’den fazla takımdan bahsedebiliriz ve bu 1000 takımın en zengin 20’si toplam gelirin %30undan fazlasını alıyor. 24 milyar Euro’yu aşan bir piyasanın neredeyse 3’te biri en zengin 20 kulübe gidiyor, finansal kaynakların bu kadar dengesiz dağıldığı bir ortamda yetenekler de haliyle dengesiz dağılıyor. Son 10 yıldaki gidişata baktığımızda, ilk 20’nin payının, bir dönem azalmış olsa da, son yıllarda arttığını görüyoruz. Gelir dağılımındaki adaletsizlik giderek artıyor ve bu, ister istemez rekabete de yansıyor. Tıpkı zengin ülkelerle fakir ülkeler arasındaki farkın açıldığı, ya da bir ülkedeki en zenginlerle en fakirler arasındaki uçurumun arttığı gibi Avrupa futbolunda da gelir dağılımı gittikçe kötüleşiyor.

2006/2007 – 2015/2016 sezonları arasında Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale kalmayı başaran 80 takımın sadece 13 tanesi en zengin ilk 20 takım dışındandı ve bu 13 takımın hiç biri yarı finale kalmayı başaramadı. Yani incelediğimiz 10 sezonluk dönemde Şampiyonlar Ligi’nin 40 yarı finalistinin tamamı en zengin 20 kulüpten biriydi. Bu ilk 20 kulübün son birkaç tanesi sezondan sezona farklılık gösterse bile kalan takımlar aynı oluyor. Finale kalmayı başaran takımlara baktığımız zaman en zengin 10 kulüp dışından bir tek Atlético Madrid finale kalmayı başardı. Bırakın kazanmayı finale ya da yarı finale kalmak bile Avrupa’daki yüzlerce takım için imkansız. Her sezon Şampiyonlar Ligi’ni kazanmak için aslında aynı 10-15 takım mücadele ediyor ve biz bakalım bunlardan hangisi bu sefer kazanacak diye seyrediyoruz.

Dünyaca ünlü spor ekonomisti Stefan Szymanski, Soccernomics kitabında yakın gelecekte Avrupa’nın büyük şehirlerinden birinin (şimdiye kadar kazanamamış) takımının Şampiyonlar Ligi’ni kazanacağını ön görür ve önde gelen adayları da Moskova, Paris ve İstanbul şehirlerinin takımlarıdır. Paris Saint-Germain’in Arap sermayesi yardımıyla bu başarıya ulaşması kimseyi şaşırtmayacak olsa da bir Moskova ya da İstanbul takımının Şampiyonlar Ligi’ni kazanması eminim ki herkes için sürpriz olacaktır. Şahsen ben yakın gelecekte kesinlikle böyle bir şeyin mümkün olduğunu düşünmüyorum, Syzmanski bu tahminini büyük şehirlerin sahip olduğu maddi ve manevi kaynaklara dayandırsa da maalesef bir ligin genel seviyesini göz ardı etmek mümkün değil.

Ne yazık ki hem lig federasyonları hem de UEFA gelir dağılımını düzeltmek için somut adımlar atmak niyetinde değiller. Yöneticiler marka değerini arttırmak için hali hazırda popüler (zengin) kulüplerin başarılı olmalarını böylece yayın, sponsorluk vb. gelirlerin artmasını temenni ediyorlar bu sebeple gelirlerin adil dağılımıyla ilgileniyorlar gibi gözükseler de etkili adımlar atmaktan kaçınıyorlar. Son 10-12 sezonluk dönemde 5 tane UEFA Avrupa Ligi kupası kazanmayı başaran Sevilla bile zenginler kulübüne kendini atamadı ve UEFA Avrupa Ligi takımından Şampiyonlar Ligi takımına evrilemedi çünkü ödül gelirleri arasında inanılmaz uçurumlar var. Bu sebeple ilk somut adımları UEFA atarsa ve ardından da lig federasyonları bu konularda yaptırımlar uygularsa çok daha heyecanlı, çekişmeli ve sürprizlere gebe turnuvalar izleyebiliriz.

Her ne kadar Şampiyonlar Ligi’ne kazanmak bütün taraftarların rüyalarını süslüyor olsa da bir çok takım taraftarı için bu hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir rüya olacak. Bizim takımlarımızın da Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finalden ilerisini görmesinin hiçbir zaman mümkün olacağını düşünmüyorum. Maalesef bizim takımlarımız için de Şampiyonlar Ligi yakın gelecekte erişilmesi imkansız bir rüya olarak kalacak gibi gözüküyor, bu sebeple UEFA Avrupa Ligi’ni hedeflemek daha gerçekçi ve gerçekleştirilebilir bir hedef olacaktır.

Bir sonraki yazımda Avrupa’daki Arap ve Uzak Doğu sermayesine göz atıp, piyasayı nasıl allak bullak ettiklerine bakacağız. Yabancı yatırımcılar bir takımı zenginler kulübüne sokmaya yeter mi ya da Şampiyonlar Ligi kazandırabilir mi bunu tartışacağız.

Umarım okuduklarınızdan keyif almışsınızdır bir sonraki yazımda görüşmek üzere…

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More