ŞAMPİYONLUĞU HAK ETMEK

Detayların adamı Lucien Favre’nin bilinmeyen detaylarla dolu hikayesi.

Takvim yaprakları 1988’i gösterdiğinde İnter’den, Servette transfer olan Karl-Heinz Rummenigge takımın 10 numarası ile tanışır. Yıllar sonra ondan “o kadar çok futbol konuşuyordu ki kimse onunla oda arkadaşı olmak istemiyordu” diye bahsedecektir futbola olan tutkusu ve detaycılığı ile nam salmış Lucien Favre’ı. 

Üst sıra : Cacciapalia, Hasler, Bonvin, Grossenbacher, Schällibaum, Rummenigge, Eriksen Orta Sıra : Donzé (Trainer), Favre, Bamert, Colletti, Hertig, Epars, Burri Alt Sıra: Kok, Fargeon, Liniger, Kobel, Sinval, Besnard

Futbolculuk yılları genellikle İsviçre’nin Servette takımında geçmiş bir 10 numara. Pierre-Albert Chapuisat’ın (oğlu Stéphane Chapuisat daha sonra İsviçre’nin en büyük futbolcularından biri olacak) 13 eylül 1985’te yaptığı sert faul sonrası eski gücüne hiç bir zaman kavuşamadı.

 Bir sezon önce Toulouse’dan geri dönmüştü Servette. Sadece bir sezon geçirdiği Fransa liginde istediğini bulamamış ve geri geri dönmüştü. Sakatlığı 1 yıla yakın sürdü, geri döndüğünde artık eski Favre değildi.

1991’de kariyerini sonlandırdığında, bundan sonrasında ne yapacağından son derece emindi. Futbolculuk yıllarından beri aslında zaman zaman yaptığı teknik direktörlüğe geçiş yaptı. Alt liglerde mücadale eden FC Echallens Région takımı ile başladı teknik direktörlük kariyerine. 4 sezonun ardından Yverdon-Sport FC’ye geçti Favre. Burada da 4 sezon kaldıktan sonra futbolculuk kariyerini yaptığı Servette’in başına geçti ve hikaye yazılmaya burada başladı.

Servette ile şampiyon olamadı (kupa şampiyonluğu hariç), ama oynattığı futbol, tüm dikkatleri üzerine çekmişti. Detaycılığı burada nam salmaya başladı. Servette yıllarında bir sezon birlikte çalıştığı Frei onun için “konuşurken bile sizin sinirinizi bozabilir. Futbolla kafayı bozmuş bir adamdı ama beni ileriye taşıdığı gerçeği yadsınamaz”…

Öyle detaycı bir adamdı ki Yverdon-Sport FC’de iken çok istediği bir futbolcuyu, 3 kez kırmızı ışıkta geçme cezası aldığı için transfer etmekten vazgeçmiş biri.

Servette geçen iki sezonun ardından takımdan ayrılarak 1 sezon dinlendikten sonra FC Zurich’in başına geçti. Favre’ın futboldan uzak kaldığı zaman zarfından mutlaka bir kursa giderek ya dil öğrenir ya da futbolun dışında bambaşka bir dalda sertifika alır. Kendini daima geliştirmeye adamı bu adamın ilk şampiyonluğuda FC Zurich’in başında iken gelir. 2003/04 sezonunda aldığı takımı, sonraki sezonlarda Džemaili ve önceki sezonlarda Galatasaray forması giymiş Filipescu ile Gashi, Raffael gibi oyuncular ile donatarak 2005-06 sezonunda şampiyon oldu.

İlk sezonunda gelen 4.’lük, ikinci sezonun ardından gelen 5.’lik sonrası (İsviçre kupası galibi) şampiyonluk sürpriz kabul edilmişti. Ancak bir sonraki sezon olan 2006/07 sezonunda gelen ikinci şampiyonluk ile ilkini tesadüf olmadığı kanıtlandı.

Bu başarının ardından Almanya’ya gitti. Almanya’nın başkentinin takımlarından Hertha Berlin’in başına geçti. İlk sezonu sorunlar ile geçsede 10. bitirdi. İkinci sezonunda kendi kadar futbola tutkulu başka bir çılgının bir köy takımı ile 10 hafta Bundesliga lideri olarak kaldığı Hoffenheim ile Ralf Rangnick’in arkasından takip etti. 20 ila 25. Haftalarda Hertha liderliğin koltuğuna oturmuştu. Şu oyuncular sayesinde diyebileceğiniz büyük yıldızları yoktu Hertha’nın ama son derece kompakt bir takımdılar. 25. Haftadan sonra Stuttgart, Dortmund, Hannover 96 maçlarında aldıkları üst üste 3 mağlubiyet onları sezon sonunda 4. Basamakta yer bulmalarını sağladı. Şampiyonluk kaçmıştı. O sezon Wolfsburg’un zaferi ile sonuçlandı Bundesliga. Bir sonraki sezon Hertha, şampiyonluk kovalayacak bir takım olarak beklenirken Favre’ın hoşlanmadığı bir şey oldu ve Hertha yönetimi bazı oyuncuları sattı.

 Hertha macerası da Eylül 2009’da bitti. Hertha o sezon küme düştü. “Bir inşaata başlamasınız ve o inşaatta iki kat çıkılmışsa, bir fırtına alıp her şeyi götürürse, her şeye sıfırdan başlamak çok zordur” diyerek açıklamıştı aslında durumu. Bir sezon dinlenip, yine kurslara giderek kendini geliştirmeyi sürdürdükten sonra Borussia Mönchengladbach’ın teklifini kabul etti. Borussia Mönchengladbach bir dönem Almanya’nın en büyük takım hüviyetindeydi. Özellikle 70’lerde 5 Almanya şampiyonluğu 2 Uefa kupası sahibiydi. 70’lerde Alman futboluna damga vurmuş bir takımdı ve eski günlerini arıyordu. 2010/11 sezonu o kadar kötü geçiyordu ki düşme hattındaydılar ve Favre’ı kurtarıcı olarak getirdiler. Favre takımı düşmekten Play off maçı sonrası kurtarmıştı.

Bir sonraki sezon ise Borussia Mönchengladbach’ın tarihi sezonlarından biriydi. Klopp’lu Dortmund, Heyneckes’li Bayern, Stevens’li Schalke ile girdiği şampiyonluk mücadelesinde 4. oldu ancak önündeki üç takımında kadro yapılarına bakıldığında en kötü kadro Borussia Mönchengladbach’daydı. Sezon sonunda bu kötü kadroya birde Reus ve Dante’nin satışları eklenince bir sonraki sezon Borussia Mönchengladbach için iyi geçmedi. 8. Sırada yer aldılar ve eksi averajla ligi bitirdiler.

Attıkları gol sayısında da bir düşüş vardı ancak sadece 4 gollük bir düşüş söz konusuydu. Reus’lu kadro 49 gol atmıştı ama Dante’siz kadro 24 gol değil 49 gol yedi.

2014/15 sezonunda Lucien Favre yine bir takım inşa etti ver bir önceki sezondan gelen oyuncular ile birlikte yapısını değiştirdi. 2014/15 sezonunda yine az gol yediler ama 50 golün üzerine çıktılar. Özellikle ligin 20. Haftasından sonra sezon sonuna kadar devam edecek Ausburg ile oynanan sezonun son maçına kadar sürecek 13 maçlık yenilmezlik serisi ile ligi 3. Sırada bitirdiler.

Artık ayrılma vakti gelmişti. Hertha Berlin zamanlarından öğrendiği bir şey vardı o da ayrılık zamanı geldiğinde zorlamamak gerektiğiydi. Öyle yaptı ve ayrıldı Borussia Mönchengladbach’dan. Yine bir kursa gitti, kendini yeniledi, geliştirdi ve Nice’in başına geçti. Nice’in başına geçerken bunun sebebini “burada beni kimse tanımıyor, bu rahatlığı sevdim” diyerek anlatıyordu. Eşiyle yaptığı bir Monaco gezisi sırasında, kimsenin onu tanımadığını fark edince Fransa’da çalışmayı düşünmeye başlamış.

Tüm bunları ışığında Nice’in başına geçti. Nice’in güncel kadrosunda sonradan oldukça mesafe kat edecek ve Favre sayesinde kendini geliştirecek, Seri, Plea gibi oyuncular yer alıyordu. Bunun üzerinde 2016-17 sezonunda Cyprien, Lusamba, Dante, Dalbert gibi oyunculara toplamda 15,25 milyon euroluk transfer harcaması yaptı. Bunu yaparken Balotelli ve Belhanda’yı ise kiralamıştı. Bu transferler için gereken bütçeyi iste Mendy’i Leichester City’e 15,50 milyon Euro’ya satarak oluşturmuştu. Hatem Ben Arfa’yı serbest bırakmış ve Niklas Hult’u 300 bin Euro’ya satmıştı.

Yapılacak şey belliydi. Fransa liginin Afrikalı kanından faydalanarak, son derece hızlı, atik ve de teknik bir takım oluşturmak. PSG hegemonyası altındaki Fransa ligini seyrini değiştirmek için işe koyulmuştu Favre. Bu yolda bildiği isimlerden olan Dante’yi takımına kazandırdı zira Favre’ın oyunun kilit noktası orta saha değil savunmaydı.

Hücum ederken savunma yapma prensibi iş yapabilirdi ancak topa sahip olmayı kafaya takmış, ancak bunu yaparken geri pas/yan pas yapmak yerine dikine oynamayı seçmiş bir adam olan Favre oyunu geriden kuracak bir akla ihtiyacı vardı. Dante, Borussia Mönchengladbach zamanlarında tanıdığı bildiği bir oyuncuydu ve onu Bayern Münih seviyesine kadar çıkartmış 2012-13 sezonunda şampiyonlar ligi şampiyonluğuna ulaşmasındaki kariyer adımlarından biri olmuştu.

Dante ile savunmayı kurgularken orta alanda Seri, Cyprien ikilisine sakat veya cezalı değilerse her maç görev verdiler. Belhanda gibi oyunun her iki yönünü de oynayabilen bir oyuncuyu 8 numarada kullanmak yerine 4-3-3 oynarken kanat forveti, 3-5-2 oynarken Balotelli’nin yanına koyarak ikinci forvet gibi oynattı.

Direkt gole etki sayısı az bile olsa Belhanda, muhteşem pozisyonlar yarattı ve alanlar açtı. Favre’ın alan konusundaki takıntısı Belhanda’yı bu role itmişti. Yine Borussia Mönchengladbach zamanlarında Marco Reus’u forvet oynatıyordu (Dortmunda’a gelişinde de hiç bir şey değişmedi)

11 hafta maç kaybetmedi 2016-17 sezonunda Nice. Bu süreçte Lyon’u, Monaco’yu ve Marsilya’yı yendiler. 23. Haftadaki Monaco maçına kadar sadece 1 mağlubiyeti vardı Nice’in.. sezonuda son 3 haftada aldığı 2 mağlubiyeti saymazsak 2 kere kaybederek bitereceklerdi. Ancak şampiyonluk şansı kalmayınca (Monaco’nun insan üstü performansı sayesinde) konsantrasyon kaybı ile son 3 haftada iki mağlubiyet 1 beraberlik aldılar. Sonrasında yine Favre’ın takımlarında yaşanan yağmalama yaşanacağını bekliyordu herkes ama öyle olmadı.

Dalbert’in gidişi dışında büyük eksiklik yaşamadılar. Belhanda’nın bonservisini almadılar. Kulüp politikası gereyi 23 yaşın üzerindeki oyunculara yüksek bonservis bedeli verilmiyordu. Onun yerine Allan Saint-Maximin’i transfer ettiler 10 milyon Euro’ya ama Belhanda’dan aldıkları verimi alamadılar. Gole direkt katkısı fazlaydı belki ama oyuna katkısı Belhanda’ kadar değildi.

Sneijder’in gelişi ise bir çoğumuza göre sürprizdi. Favre’nin oyun temposuna ayak uyudurması mümkün değildi Sneijder’in. Favre onun fiziksel sorunlarını fark edince 4-4-2’ye dönmüş ve Sneijder’e kapıları kapatmıştı. Devre arasında Orta Doğu’nun yolunu tuttu Hollandalı.

Bir sezon önce esen Monaco fırtınası ligde devam etmiyordu ama Nice de bir sezon önceki gibi değildi. Şampiyonlar ligi ön elemesinde Napoli’ye kaybettiler. Avrupa liginde gruptan çıktılar ama Lokomotiv Moskova’ya elendiler.

Ligde ise 11. Haftaya geldiklerinde 7 mağlubiyetleri vardı. Belhanda’nın alan açmalarını çok aradıkları gibi diğer oyuncular da kondisyon açısından haftada 3 maçı kaldırmaz hale geldiler. Nice o sezon 14 mağlubiyet aldı. Klasik bir Favre 2. Sezonu yaşanıyordu aslında. Favre’ın takımları istim üstünde geçirdikleri sezonun hemen arkasındaki sezon düşüşe geçiyordu. Hertha’da böyle oldu, Borussia Mönchengladbach’da da böyle oldu. İkisinde de insanlar en iyi oyuncuların satılmasına bağlamıştı bunu ama Favre’ın Nice döneminde böyle olmadı. Belhanda ve Dalbert dışında giden yoktu. Daha iyilerinin alındığını iddia bile edebiliriz ancak öyle olmadı.

Nice sezonu 8. Sırada bitirdi ve Favre Nice ile yollarını ayrıdı.

Herkes ondan bir sonraki sezona ara vererek geçirmesini beklerken o Borussia Dortmund’un teklifini geri çevirmedi ve Bayern hegamonyasını tehdit etmek için sezona başladı. Belkide elinde ilk kez yarışmacı ve çok iyi bir kadro var. Oyun stilini bilen oyuncular var…

75 milyon euro’luk harcama sonrası 27 puan ile 11. Haftayı namağlup lider tamamlamış durumda ve iki hafta önce Bayern Münih’i iki kez geriye düştüğü maçta 3-2 mağlup etmeyi başardı.

Bu sezon şampiyon olması Favre’ın yıllardır hak ettiğini elde etmesi olacaktır. Her başarılı sezonun ardından daha iyi bir takıma geçmek yerine oyun yapısını rahatça kurabileceği takımları seçerek aslında paradan çok oyuna duyduğu aşkı yaşatmaya çalıştığı çok açık bir teknik direktör Favre..

Yıllar önce genç bir futbolcu iken bir gece sabaha kadar içtikten hemen sonra maça çıkmış ve berbat bir performans göstermişti. O gün hayatının aşkı ile tanışınca tüm bu uçarılıklardan kaçınmaya ve hayatına bir düzene sokmaya karar vermişti. Kasksız motorsiklet kullanan, şişenin dibini gören bu genç adam Chantal adındaki o kızla tanıştıktan sonra günümüze kadar gelen bir futbol dahisine dönüştü. Futbolculuk yıllarında bile Karl-Heinz Rummenigge ile oyunun detaylarını tartışacak kadar kafa yormaya başladığı oyunu farklı oynayan, değiştiren bir adam. Yıllar önce futbol hayatına mal olan o tekmeyi hiç bir zaman unutmayan bir adam Lucien Favre. 2012-2013 sezonunda oynan bir Schalke 04 maçını sadece 1 faul yaparak kazanmış biri o. Futbolun o sertliğini hiç bir zaman takımlarına aşılamadı. Futbolcularını hep onun başına gelenlerden korumaya çalıştı. 

Ve belkide Zürih yıllarından sonra herkesin önem verdiği bir ligde hak ettiği şampiyonluğu bu sezon elde edecek. Sevinen sadece Favre ve Dortmund taraftarları olmayacak. Oyuna etkisini bilen herkes içten içe mutlu olacak, buna ben de dahil…

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More