Ronaldinho

 

Her şey bir çalımla başladı. Zaten çalım, en çok ona yakışıyordu.  2003 yazında herkes onun PSG’den ayrılmasını bekliyordu. PSV ve Manchester gibi isimler konuşuluyordu ancak o sezon gözünü tekrar galaktik transferlere diken Real Madrid kendisiyle çok yakından ilgileniyordu. Herkes Ronaldinho’yu artık beyaz formayla görmeyi beklerken onun uçağı 21 Temmuz sabahı El Prat Havalimanı’na, Barcelona’ya indi.

Nüfusunun neredeyse yarısının fakir olduğu Brezilya’da, neredeyse her Afrika kökenli gibi o da varoşlarda doğmuştu, çelimsiz kalmıştı. Öyle çelimsizdi ki eğer topu kendisi götürmezse yani “Top benim” demedikçe mahalle aralarında maçlara bile alınmıyordu. Ancak Gremio’da profesyonel futbolcu olan abisi sayesinde önce varlıklı bir yaşam sürmeye, sonra da Gremio’da futbola başladı. Ne yazık ki Gremio’nun otopark görevlisi olan babasını da bu evin havuzunda kaybetti. Ancak babasının hayallerini gerçekleştirmeye niyetliydi. Futsaldaki yeteneklerini yeşil sahalara yansıtmanın ve onları kullanmanın bir yolunu bulmuştu. Hızlı olacaktı çünkü ofsayt taktiği yeterince hızlı olmayanların yöntemiydi ve hızlı olmamak acınasıydı. rakibe dalmayacaktı çünkü dalmak sadece denizde yapılabilecek bir eylemdi. Ve hakemle tartışmayacaktı çünkü tartışmak politikaya özgü bir durumdu. Kendisine ait değerleri olan ve bu değerleri sahaya yansıtan birisi olacaktı Ronaldinho. Bu değerler güzel futbolun değerleriydi. Zaten Ronaldinho da daha sonra sürekli gülmesinden dolayı Gaucho ismini kendi isminin yanına ekleyecekti.

Kendisini ilk kez 17 Yaş Altı Dünya Kupası’nda, 1997’de gösterdi ve akabinde Gremio ile profesyonel oldu. İlk iki sezonunda tam 135 maça çıktı, 78 gol attı. Daha sonra ise çalkantılı PSG yılları çok uzun sürmedi belki ama iyi bir basamaktı. Parisli taraftar için daha sonrasında bir övünç kaynağı olmuştu belki de. En azından Araplar yönetime gelip takıma yıldızları yığana kadar. Ama döneminde çok tartışıldı. Özellikle de hiç sonlanmayacak gece hayatı ile…

2003 yılına tekrar gelecek olursak, o ilk çalımla başladı Barcelona kariyeri. Zaman zaman da Real Madrid’in bu transferden vazgeçtiği konuşuldu. Çünkü Ronaldinho onlara göre, imaja bu kadar önem veren bir kulüp için fazlasıyla “çirkin” bir futbolcuydu. Zaten Real Madrid aynı dönemde Dünya’nın En Seksi Erkeği seçilen David Beckham’ı kadroya katacak ve rekor forma satışı ve reklam teklifi alacaktı.

“Belki çirkin olabilirim ama kesinlikle sempatik birisiyim.”

Ronaldinho Gaucho

İlk sezonunda 32 maça çıktı ve 15 gol attı. Barcelona artık yeni bir değere sahipti. Katalanlar, Kral’a karşı yeni bir lidere kavuşmuştu. Ronaldinho da buna uygun davrandı. İkinci yılında Barcelona’nın şampiyonluk hasretine son verdi. Deco, Eto’o ve birçok isimle beraber kendisinden sonraki oluşacak Barcelona hegemonyasının temellerini atıyordu.

2004 yılında önce FIFA tarafından Dünya’nın En İyi Oyuncusu seçildi. Ertesi sene ise Ballon D’Or’u evine götürüyordu. Ancak eğer Ronaldinho’nun kariyeri hakkında bilgi sahibi olmak isterseniz 2006 yılına bakmanız gerekir. Önce Bernabeu’ya çıktı ve iki gol attı. O gece o kadar otoriterdi ki sahada attığı ikinci golden sonra Madrid taraftarları biraz pişmanlık ve çokça hayranlıkla kendisini ayakta alkışlayacaktı 3-0 yenilmelerine rağmen. Ancak kendisi bunun farkında bile değildi.

“O golde o kadar yoğun duygular yaşadım ki beni alkışladıklarını fark etmedim. Maçtan sonra özetleri izlerken gördüm.”

Ronaldinho Gaucho

Sezonun devamında ise Şampiyonlar Ligi’ni kazanıyordu tam 7 gol attığı sezonda. Bir önceki Dünya Kupası’ndan zaferle ayrılan Brezilya’da artık umutlar çok yüksekti. Ronaldo, Kaka gibi isimlerin yanında artık Ronaldinho gibi bir sanatçıya sahipti Brezilyalılar. Hayatları boyunca sadece futbola tutunabilen Brezilyalılar… Ama olmadı. Çeyrek Final’de, daha sonra olaylı bir Final’i kaybedecek olan Fransa’ya elendiklerinde ilk eleştiriler yine Ronaldinho’ya geldi. Özellikle de onun gece hayatına düşkünlüğüne… Bu, bir şeylerin habercisiydi. Takip eden sezonda bir sıkıntı yaşamamıştı ancak 2007 – 08 sezonu artık çöküşün habercisiydi. Hızlı yaşayanlar erken ölür derler; Ronaldinho saha içinde o kadar hızlıydı ki her şeyi bir anda kazandı, yaşadı ve bitirdi.

Behzat Ç’yi izleyenler bilir, Akbaba’nın meşhur bir tiradı vardır. “Ben oldum cinayet” der. “Cinayeti benden alırsanız geriye ne kalır, cinayet ben oldum.” Ronaldinho da bağırıyordu. “Benden Barcelona’yı alırsanız geriye ne kalır, ben oldum Barcelona.” diyordu.  Haklıydı da. Bir dönemin rol modeli artık gece hayatıyla anılır olmuştu. Önce gündüzü gibiydi Barcelona’nın, her hareketi her köşesi ayrı şaşırtıcı, daha sonrasında da gece hayatı gibi olmuştu. Ancak kimse ona kulak vermedi ve o yaz, 2008 yazında bu kez Milano’nun yolunu tuttu. Ancak Milan da zor günler geçiriyordu Ronaldinho gibi. Onların da çöküşü başlamıştı. Her iki karakter de birbirine tutunamadı bir türlü. Ronaldinho hala eleştiriliyordu, merkezde ise yine aynı konu vardı; gece hayatı…

 

Avrupa kariyerine Milan’da nokta koyan Ronaldinho daha sonra ülkesine döndü ve adeta kulüp kulüp gezen bir bedevi gibiydi… Artık hızlı değildi ve ne yazık ki bu, futbolcular için acınası bir durumdu. Bunu fark ettiğinde ise sadece duran topların etkili ismi olmuştu ve sönük bir şekilde kariyerine son verdi.

Belki  kızmalıydık ona. Kariyerini yokuş aşağı yuvarladığı için. Veda ederken hakettiği ilgiyi göremediği için. Pirlo gibi, Iniesta gibi, Buffon gibi vedalara layık olamadığı için. Ama belki de teşekkür etmeliyiz ona. Sporcuların her gün daha da mekanikleştiği bir arenada topa ayaklarıyla değil duygularıyla dokunan birisi olduğu için. Bir futbolcu değil, bir sanatçı olduğu için. Ama şu bir gerçek ki, kendisi her şeye rağmen bir futbol efsanesi olarak noktaladı kariyerini. Özellikle de lise yıllarında okul bahçesinde attığı golü, serçe ve baş parmağını açık bir şekilde dansçı edasıyla salladığı yumruklarıyla hoşlandığı kızlara hediye eden bizler için.