Lefter Küçükandonyadis

Tam 445 kere rakiplerini saha içinde üzmüş, ancak saha dışındaki kişiliğiyle de sadece Türk Futbolu için değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin de belki de en önemli karakterlerinden, insanlarından birisidir Lefter Küçükandonyadis. Onun hikayesi Fenerbahçe’nin, Taksimspor’un kalecisini transfer etmek istemesi üzerine başlıyor. Dönemin Taksimspor Başkanı, dönemin Fenerbahçe Başkanı’na Lefter’i önerir. Fenerbahçe’nin tüm “Bize golcü değil, kaleci lazım.” ısrarlarını yıkan cümle ise şu olur; “Bu çocuk sadece bir golcü değil, aynı zamanda Fenerbahçe’nin geleceğine karar verecek kişi.” Ama Lefter, o sırada Taksimspor’da değildir. O; 17 yaşında askere gitmiştir ve artık Ordu Takımı’nda oynamaktadır. Fenerbahçe yetkilileri Lefter’i izlemeye gittiğinde ise Lefter, 4 gol birden atar. Atar ama maçtan sonra kimseyle konuşmadan bölüğüne koşar. Sebebi ise aynı zamanda A Milli Takım Kalecisi Hüsnü’ye 4 gol birden attığı için utanmasıdır. Lefter, bu maçtan sonra Beşiktaş’ı reddederek Fenerbahçeli olur. Beşiktaş’ı reddedmesinin nedeni ise Baba Hakkı’nın yanında elinin ayağına dolaşmasından korkmasıdır. Fenerbahçe’den ise tek istediği o dönem 200 lira tutan babasının ilaçlarının alınması olur.

1947-48 sezonunda ilk kez formasını giydiği Fenerbahçe’nin namağlup şampiyonluğuna, gol kralı olarak katkı sağladı. Ustalığıyla onu tanımlayan Ordinaryüs lakabını alması, attığı adrese teslim paslar ve gollerle ver Lefter’e, yazsın deftere sloganının oluşması pek uzun sürmedi. Türkiye’nin ve hatta Avrupa’nın en popüler isimlerinden birisi olması çok uzun sürmedi ve 1951 yılında 20 bin lira’ya İtalyan kız kardeşlerden birinin yolunu tuttu. Bu sefer adres Fiorentina’ydı… Ancak çok uzak kalmadı. Bonservis bedeli ile yurt dışına çıkan ilk Türk futbolcu ünvanını kazanan Lefter, iki yıllık Fiorentina ve kısa bir Nice kariyerinden sonra yuvaya döndü. Zaman, tekrar çubukluyu giyme zamanıydı.

Döneminde Tercüman Gazetesi’nin de desteğiyle tam 126 İl ve İlçeyi gezdi Lefter. Buralarda 31 özel maç yaptı. Amacı ise kendini tanıtmak değildi, zaten onu herkes tanıyordu. Onun amacı bu ülkenin insanlarına futbolu sevdirmekti ve başarılı da oldu. Yunanistan Milli Takımı’ndan gelen para karşılığı oynama tekliflerini ise reddediyor ve Ay-yıldızlılar için oynamak istediğini söylüyordu. Ay-yıldızlı formayı giydiği dönemde Şeref Madalyası aldı. 1954 Dünya Kupası’nda Batı Almanya’ya karşı attığı gol ise aynı zamanda Dünya Kupaları Tarihi’nin 400. golü oluyordu. A Milli Takım formasıyla attığı 21 gol ise tam otuz üç yıl boyunca rekor olarak kalacaktı. 16 yıllık Fenerbahçe kariyerinde 615 maça çıktı ve tam 423 gol attı. Türk Futbolu için ilk kez olan bir şey yine Lefter imzasını taşıyacaktı, Jübile… Lefter, artık futbolu bırakmıştı.

Tüm bunlara bakınca ne kadar da mutlu bir tablo gözüküyor. Efsane bir futbolcu, başarılarla dolu hikayesi, Fiorentina taraftarına “Türko, Türko” diye tezahürat yaptırmış bir yetenek ve hep mutlu olmuş taraftar… Hayır, ne yazık ki hikaye bu kadar güzel değildi. Lefter’i Lefter yapan, onu Türk Futbol Tarihi’nden alıp Türkiye Cumhuriyet Tarihi’ne bir övünç kaynağı olarak sokan şey ise ne yazık ki 1955 yılında yaşadığı dram oldu. Henüz 17 yaşındayken Varlık Vergisi’nden muzdarip olan ve bütün akrabalarından kopan, sürgün edilmemek için de çok sevdiği vatan toprağı için 4 yıllık gönüllü askerlik yapan Lefter, artık ölüm tehlikesiyle karşı karşıyaydı. 15 gün önce gol attığında omuzlara alınan Lefter için bir grup çapulcu, evini taşlayarak şu şekilde bağırıyordu; “Vurun gâvura!” Lefter ise sabaha kadar evinde, elinde silahla bekledi. Onun tek derdi kızlarını korumaktı. Ekmek aldığı, meyve sebze aldığı, her geçişinde selamlaştığı mahalle halkı onu sırf asılsız bir dedikodu yüzünden öldürmek isterken o sadece kızlarını düşündü ve günlerce ağladı. Onun yardımına ise takım arkadaşlarını ve birkaç Fenerbahçe taraftarını çevresine toplayan Can Bartu yetişti. Gittiler ve Lefter için etten duvar oldular. Lefter hepsini görmüştü. Belki onlar ölüm naraları atarken seslerinden tanımıştı, belki de onu koruyan Fenerbahçe taraftarının arasından kaçırılacağı arabaya binerken yüzlerinden… Ama kimseyi suçlamadı. Aramızdan ayrılışından bir yıl önce kendisi hakkında yapılan belgesel sırasında sorulduğunda bile “Söylemem” demişti “Onlar benim insanlarım, ben onları ele vermem.” Türkiye’nin güzelliğine zarar vermelerini istemediği için kimsenin adını vermedi ve olayı kapattı Lefter. Ancak 6-7 Eylül olayları hâlâ daha bu ülkenin tarihindeki kara lekelerden birisidir. Futbola, tarihe, insanlığımıza yaptığı katkılar için; Lefter Küçükandonyanis için üç kere: sağol, sağol, sağol!