Kupanın Provası

UEFA ile yaşadığı finansal kriz akabinde bu yıl Şampiyonlar Ligi’ne katılacak olan temsilcimiz Galatasaray’ın, 2011-2012 sezonunu şampiyon tamamlamasının ardından, 6 yıl aradan sonra 2012-2013 sezonundaki Şampiyonlar Ligi macerasında yaşadıkları hakkında sizler için kısa bir özet geçmek istedik.

2011-2012 sezonunu şampiyon olarak tamamlamış olan Galatasaray için, 2012-2013 sezonu apayrı bir heyecanla başlamıştı. 6 yıldır katılamadığı ve büyük özlemle bekledikleri Şampiyonlar Ligi’ne, direkt grup aşamasından katılacak olan Galatasaray’da bütün camia, bir önceki sezon kadro derinliği konusunda sıkıntılar yaşayan takıma yapılacak takviyelere odaklanmıştı. Her ne kadar bir önceki sezonu şampiyon olarak tamamlamış olsalar da, teknik ekipte en az taraftar kadar mevcut kadro derinliğinin Şampiyonlar Ligi için yeterli olmadığı konusunda hemfikirdi. Özellikle bir önceki sezon kıran kırana geçen lig macerası ve ardından Süper Final adı altında şampiyonu belirlemek için Türkiye Futbol Federasyonu’nun kararıyla oynanan turnuvada, kadro derinliği konusunda ciddi sorunlar baş göstermişti. Bu doğrultuda şampiyon kadroyu daha da güçlendirme yoluna gitmek isteyen kulüp, öncelikle kadronun vazgeçilmezi konumundaki Felipe Melo transferini bitirmeye odaklanarak işe başladı. Juventus ile yapılan pazarlıklar sırasında çıkan Felipe Melo’nun bonservis bedeline ilişkin sıkıntılar transferi zora sokarken, kadro derinliği için diğer mevkileri ilgilendiren yeni transfer çalışmaları da sürmekteydi.

Galatasaray, Gaziantepspor’dan sprinter stoper Dany Nounkeu, Toulouse’dan satın alma opsiyonuyla 1 yıllığına kiralanan Umut Bulut, Fenerbahçe ile uzun süre süren transfer çekişmesi sonrasında Real Madrid’den transfer edilen Hamit Altıntop, Terim’in bir önceki sezonki gözdelerinden Kayserispor’dan Nordin Amrabat ve dönemin yükselen yıldızı, ligin gol kralı Trabzonspor’dan Burak Yılmaz takviyeleri ile devler ligine hazır bir imaj çizme yolundaydı. Buna rağmen, ilerleyen günlerde Ujfalusi’nin yaşadığı talihsiz sakatlık sonrasında Lyon’dan apar topar transfer edilen Cris’in bekleneni verememesi ve Felipe Melo’nun kulübü Juventus ile bonservisinin alınmasına ilişkin anlaşmanın geç sağlanması sonrası oyuncunun sezon başı kampında yerini almaması takım için büyük handikap doğuracaktı.

Turnuvaya üçüncü torbadan katılan Galatasaray’ın gruplardaki rakipleri; İngiliz temsilcisi Manchester United, Portekiz temsilcisi Braga ve Romanya temsilcisi Cluj olmuştu. H gurubundaki ilk maçını 19 Eylül 2012’de Old Trafford stadında Manchester United ile oynayan Galatasaray, maçın 7.dakikasında Carrick’in ayağından gelen golle 1-0 mağlup olsa da, oynadığı güzel futbol ile takdir topladı. İngiltere’de gösterilen mücadele ve iyi futbolun ardından, iki hafta sonra Türk Telekom Arena’da oynanacak Braga maçına herkes büyük bir umutla bakmaktaydı. Kendi seyircisi önünde 6 yıldır çektiği Şampiyonlar Ligi hasreti de düşünülünce, Braga maçının rahat bir galibiyetle sonlanması Galatasaray için işten bile değildi.

2 Ekim 2012’de oynanan maçta beklenenin aksine, kötü saha içi diziliş, orta saha oyuncularının yaratıcılık anlamında yetersiz kalması ve hücum hattı oyuncuları ile yaşanan uyum sorunları neticesinde Galatasaray maçı 2-0 kaybetti. Şampiyonlar Ligi’ne kötü bir başlangıç yapan Galatasaray’ın, kendi sahasında Cluj ile oynadığı üçüncü maçtan da galibiyetle ayrılamaması sonrasında (23 Ekim 2012 tarihinde yoğun yağış altında Türk Telekom Arena’da oynanan mücadele 1-1 sona erdi.) Türk spor basınında tepkiler çığ misali büyüdü. Galatasaray’ın galibiyet almadan gruplara veda edeceğini, gruplarda alınacak olası 2 puanın bu saatten sonra alınabilinecek en iyi sonuç olacağını söyleyen bir çok spor yazarının varlığı, dönemin Fatih Terim liderliğindeki teknik ekibinin morallerini bozmak yerine daha da hırslanmalarına sebep olmuştu. 7 Kasım 2012’de Romanya’da Cluj ile rövanş maçına çıkan sarı kırmızılı ekip, Burak Yılmaz’ın harika performansıyla maçı 3-1 kazanarak camiada umutların tekrar yeşermesini sağladı.

Sonrasında 20 Kasım 2012’de Türk Telekom Arena’da Manchester United ile karşılaşan Galatasaray, yine Burak Yılmaz’ın golüyle maçı 1-0 kazanarak, bir üst tur için umutları son maça taşımıştı. Artık düğüm Portekiz’de çözülecekti. 5 Aralık 2012’de Braga ile deplasmanda oynanan maçta, 32. dakikada Mossoro’dan gelen gol ile 1-0 geriye düşen Galatasaray, maçın ikinci yarısında yapılan yerinde hamlelerle maçı 2-1 kazanarak, topladığı 10 puanla umutsuz başladığı Şampiyonlar Ligi macerasında bir üst tura adını yazdırmayı başarmıştı. Son 16’da rakibi Schalke 04 olan Galatasaray’ın, devre arasında yürüttüğü transfer harekatı ise uzun süre akıllarda kalacaktı. Inter’den sadece 7.5 milyon euroya transfer edilen Wesley Sneijder, sadece Galatasaraylılar’ın değil, ülkedeki tüm futbolseverlerin heyecanlanmasına sebep oldu. Wesley Sneijder transferi gündemi epey meşgul etmişken, hemen arkasından patlayan Didier Drogba bombası ise Avrupa basınında ciddi yankı uyandırdı.

Yeni transferleri ile Şampiyonlar Ligi son 16 turunda ilk maçına 20 Şubat 2013’te Türk Telekom Arena’da Almanya temsilcisi Schalke 04’e karşı çıkan Galatasaray, galibiyet beklenen maçta 1-1’lik sonuç ile tur şansını zora sokmuştu. Kötü skora rağmen, o dönem oynanan iyi futbolun yanında, Burak Yılmaz’ın gösterdiği harikulade performans ve pek tabi flaş transferleri takiben artan beklenti, rövanş maçı öncesinde Galatasaray camiasının kenetlenmesine vesile olmuştu. Nihayet, 12 Mart 2013’te oynanan rövanş maçında Galatasaray, Almanya’da yaşayan Türk taraftarların da yoğun desteği altında Schalke 04’ü deplasmanda 3-2 yenerek adını çeyrek finale yazdırmayı başarmıştı.

Yıllar süren bir bekleyişin ardından gelen bu başarı, ülke çapında büyük coşkuya sebep olmuştu. Çeyrek finalde olası rakipleri arasında Real Madrid, Bayern Münih, Malaga, Borussia Dortmund, Juventus, PSG ve Barcelona bulunuyordu. 15 Mart 2013’te gerçekleşen çeyrek final çekilişinde Galatasaray’ın rakibi, tıpkı 2000-2001 sezonunda olduğu gibi Real Madrid olmuştu. 3 Nisan 2013’te Estadio Santiago Bernabeu’da oynanan ilk maç, Real Madrid’in 3-0’lık galibiyetiyle sonuçlansa da, maçın hakeminin Galatasaray lehine vermemiş olduğu penaltı kararı gibi skoru etkileyen hataları maçın skorunun önüne geçmişti. Bir hafta sonra oynanan rövanş maçına büyük bir hırsla hazırlanmış olan Galatasaray, harika bir futbol ile maçı 3-2 kazanmış ve her ne kadar çeyrek finalde elense de, 6 yıl aradan sonra katıldığı Şampiyonlar Ligi’ne güzel bir merhaba demişti.

2012-2013 sezonu Şampiyonlar Ligi’nde en dikkat çekici isimler arasında Burak Yılmaz da yerini almıştı. Cristiano Ronaldo ile gol krallığında Galatasaray elenene kadar başa baş yarışan Burak Yılmaz, attığı 10 golle ikincilik koltuğunu, o dönem Borussia Dortmund forması diyen Robert Lewandowski ile paylaştı. Birinciliği 12 golle Cristiano Ronaldo alırken, Messi ise 8 golle 3.sırada yer aldı. 2012-2013 sezonunda Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’nden çeyrek finalde elenene kadar toplamda yaklaşık 25 milyon euroluk bir gelir elde etti. Maç günü gelirleri ve resmi forma satışlarında da yüksek rakamlara ulaşmayı başaran Galatasaray için 2012-2013 sezonu, uzun yıllar sonra maddi ve manevi açılardan en kârlı ve doyurucu sezonların arasında yerini almış oldu.