Kavgasız İstanbul Derbisi

Fatih Terim geçen sezonun Ocak ayında takımın başına geçtiğinde takımın yapamadığı bazı şeyler vardı. Pres ise bunlardan en önemlisiydi belkide.

Pres Oyunu

Televizyon başındaki bir çok insan “önde basmak” ile “pres yapmak” ifadelerinin aynı şeyi anlattığını sanıyor olsa da aslında bunlar birbirinden oldukça farklı iki mentalite. Önde basmak; toplu halde koşmak olarak düşünülebilir ilk etapta. Son derece basit bir yapıya sahiptir. Kompleks bir yapıda değildir. Halı sahada herkesin diline pelesenk olmuş “bas abi, bas” cümlesinin öğesidir aslında.  Ancak “pres yapmak” tam anlamıyla bir oyun yapısıdır ve uzun süreli tekrarlı taktik çalışma gerektirir. Çünkü, pres yapılabilmesi için alan daraltılmasına, rakip oyunculardan bazılarının (Genellikle teknik açıdan zayıf olanlar tercih edilir.) üzerine gidilerek hataya zorlanmasına (Maç öncesi rakip analizden başlayarak bunun planlanması gerekir.), en nihayetinde rakibi dar bir alana sıkıştırıp, o alanda rakipten topu kazanarak hücum edilmesine ihtiyaç vardır. 

Önde basmak ile arasındaki bu fark, pres yapmayı daha zor, meşakkatli ama bir o kadarda tehlikeli bir silah haline getiriyor. Çünkü, pres yapmak bir savunma anlayışı gibi gözükse de, topu kaptırdığınız an da yaptığınız pres ile bir hücum silahı haline de dönüşebiliyor. 

Fatih Terim, dünya futbol literatürüne “top odaklı savunma anlayışını” modern futbolun ilk zamanlarında uygulayan teknik direktör olarak geçti. Sacchi’nin sonradan “Topun olduğu bölgeye göre pozisyon alınır. Topun olmadığı bölgedeki oyunculara önlem alınmaz.” şeklinde açıkladığı savunma sistemini baz alarak modern futbola uyarladı. Sacchi’nin kullandığı sistem 1974 Hollanda’sına son derece benziyordu ancak artık ofsayt kuralı değişmiş, kaleciye geri pas da kalkmıştı. 

Bu kural değişiklikleri sonrası ortam pres oyunu oynamak için son derece el verişliydi. “Önde basmak”, belirli bir sisteme ve döngüye sahip olmadığı için kontra atak golleri yemek için son derece kolaydı. Biraz yetenekli bir takım kolaylıkla önde basan takımı mağlup edebilirdi. Pres yapmak ise bir sisteme ve döngüye sahip olduğu için kontra atak gollerini yemek daha zordu. 

Arrigo Sacchi’nin pres oyunu aslında bir savunma sistemiydi. Fatih Terim ise onu bir hücum sistemine evrimleştirmişti.  10 yıl sonra Pep Guardiola’nın Barcelona’sı benzer bir sistemi kullanmış ve topu kaptırdığı an pres yaparak topu tekrar kazanmayı amaçlamıştı. Bunu kusursuz bir şekilde yaptılar ve elindeki yetenekli oyuncu kadrosu ile dünyanın bir numaralı futbol takımı olmayı başardılar. 

Yıllardır, yukarıda uzun uzun anlattığım oyun anlayışından ödün vermeyen Fatih Terim, geçen sezondan devam eden bir dizi soruna henüz çözüm bulamadı. Bunun başlıca sebebi hocanın alametifarikası olan yüksek hatta başlayan “pres oyununu” oynayamaması. Elindeki kadro henüz tam olarak oyunu öğrenemedikleri için pres alanlarını bölüşemeyen, ileride presi başlatacak oyuncu yokluğunu hisseden ve rakibi sıkıştırmayı bir türlü başaramayan takım, sonunda pres yapan bir takımdan önde basan bir takıma dönüşüyordu. Bu durum, savunma zaafiyetleri yaratıyor ve Galatasaray’ın kontra atak yeme sıklığını arttırmaya başladı. Pres gibi sistematik bir anlayışa sahip olmadığı için önde basmak bir avantaj yaratmıyor, aksine savunmada daha büyük sorunlar doğuruyor.

Bu önde basma zihniyeti Igor Tudor döneminden gelen bir zihniyet. Tudor, oyunu önde basarak kontrolü altında tutmayı amaçlamıştı. Kadro yapısı pres yapmaktan çok önde basmak için kurulmuştu. Özellikle, tüm Galatasaray taraftarının unutmak istediği Başakşehir mücadelesinde pres yapmak ile önde basmak arasındaki fark çok belirgin bir şekilde sahaya yansımıştı. Başakşehir, Galatasaray’ın önde basmasından yararlanıp, saha içinde rakibini gezdirmiş ve sonunda 5-1’lik bir skor ile evine göndermişti. Sezonun ikinci yarısında, Fatih Terim ile birlikte özellikle büyük maçlarda daha kontrollü oynayarak derin hatta kurduğu “top odaklı savunma anlayışı” sayesinde oyunu kontrol etmiş (oyuncu yapısının derin hatta pres yapmaya daha uygun olduğu fark edilmiş) ve rakiplerini yenerek şampiyonluğu uzanmıştı. 

Bu noktada Galatasaray’ın pres yapmayı öğrenene kadar önde basmaktan vazgeçip derin hatta veya en kötü orta hatta kalması gerekiyor. Ayrıca, Fatih Terim’in çok sayıda pas yapmak yerine dikine hareket eden kanat oyuncuları ile birlikte koşmayı tercih eden oyun yapısından da şu an için vazgeçmesi şart. Özellikle rakip Kasımpaşa gibi son derece kontra atak futbolunu iyi oynayan bir takım ise.

Kasımpaşa sezona Rize deplasmanında başladı ve 2-0’dan geri dönmeyi başardılar. Bunu yaparken ortaya koydukları oyunu sonraki 3 haftada da devam ettirdiler. Mbaye Diagne atttığı 6 gol ile dikkatleri üzerine çekiyor ancak son vuruşlardan ziyade Kasımpaşa’nın oyununa yaptığı etki önemli. Kasımpaşa oyunu kendi yarı sahasında kabul eden bir anlayışa sahip. En büyük silahları ise kontra atak. Bunun için gerekli her şeye sahipler.Kanat oyuncuları son derece hızlı. Sezon başında, Galatasaray’ında gündeminde olan Trezeguet form yakalamaya başlamış durumda. Diğer kanatta ise Eduok var. Bu iki kanat oyuncusu hızlı oldukları kadar adam geçebilme özelliğine de sahipler. Forvette ise Diagne yer alıyor. Juventus altyapılı bir oyuncu Diagne. Kasımpaşa’nın oyun yapasını şekillendiren adam konumunda. Çünkü, hücuma yön veren isim o…

10 numara pozisyonunda gibi duran ancak esas işi 8,5 numara gibi oynamak olan İlhan Depe, Diagne’nin oldukça arkasında yer alıyor. 4-2-3-1 gibi dizilmesine rağmen biraz Mourinho’nun Inter’i gibi oynama çabasında Kemal Özdeş. Geride sağlam durup, 5 kişilik hücum takımı ile gol aramaya yönelik hücum kurgusu şu ana kadar son derece işe yaradı. Mourinho’nun Inter’de uyguladığı sistemden farkı ise aradaki oyuncu kalitesinden dolayı oyuna hükmetmeye çalışmamak. Kasımpaşa’da, daha çok kanat oyuncularını savunma arkasına koşturmak ve merkezde Diagne’nin özel çabaları ile gol bulmak üzerine kurulu bir hücum sistemi mevcut. 

Kasımpaşa Muhtemel İlk Onbiri

 

Çokça stoper ile bek oyuncusunun arasına adam sokup, rakibi gafil avlamaya yönelik ilk plan işe yaramazsa; bu sefer ceza sahası ön çizgisi üzerinde ikiye-bir yapmaya çalışan bir hücum planları var. Bunu uygularken Diagne’nin fiziksel özelliklerinden yararlanıyorlar. Onun oluşturduğu duvar ile kanat oyuncuları half-spaceleri kullanarak pozisyon yaratıyorlar.

 

Diagne üzerine kurulan hücum planı

Build-up play’leri son derece basit. Geride top ile çok oynamadan hareketli kanat oyuncularına topu yerden veya havadan aktarmak. Baskı yedikleri anda topu yine uzun bir şekilde bu sefer Diagne’ye aktarıp, onun sırtı dönük oyun becerisinden yararlanıyorlar. Özellikle indirdiği toplarla oyunu kurabilen bir oyuncu Diagne. Merkez orta sahasında iki adet 6 numara özelliğinde oyuncu yer alması da aslında oyun yapısı hakkında daha net fikir verebilir bizler için. Tarkan Serbest ve Loret Sadiku’dan oluşan merkez orta sahası pas özelliği az, koşu özelliği fazla oyunculardan kurulu. Zaten bu orta saha kurgusu yüzden bir pas takımı değil Kasımpaşa. İlk dört maç ele alındığında, topa sahip olma oranı yüzde 44,9 ile ligin en kötü 3. takımı yapıyor Kasımpaşa’yı. Maç başına şut ortalamasında 10. sırada. Ancak bu şutların gol olma oranı en yüksek takımlardan biri. Maç başına 2,5 gol ortalaması sonucu Galatasaray ile ilk iki sırayı paylaşıyor. Bunun en büyük sebebi son derece etkin bir kontra atak takımı olmaları ve genellikle kaleci ile karşı karşıya pozisyonlar yakalamaları. Ancak kalelerinde gördükleri maç başına 18 şut ile bu alanda ligin en çok kalesine şut gören takımlarından biri Kasımpaşa. Bu istatistiğin tek nedeni ön taraf kadar iyi olmayan savunma bloku.

Bekler ve stoper olarak görev alan sağ bek orijinli Veysel Sarı’dan dolayı son derece kırılgan bir savunma hattı var Kasımpaşa’nın. Stoper ile bekin arasına atılan her top pozisyon oluyor ve kaleci Ramazan sayesinde bu pozisyonların bazılarını savuşturabiliyorlar.

Galatasaray karşısında da aynı oyunu oynayacaklarını düşünüyorum. Zira, Başakşehir maçında topa sadece yüzde 34 sahip olabildiler. Üstelik kendi sahalarında oynuyorlardı. Başakşehir maçının bir benzerini uygulayacaktır Kemal Özdeş’in öğrencileri. Beklerini çokça hücuma çıkarmayarak kötü olan savunma hattının zaaflarını en aza indirmenin yollarını arıyorlar. Bekler çıkmadığı gibi topu kazandıkları an, uzun toplarla kanat oyuncularını savunma arkasına yaptığı koşudan hemen sonra buluşturma üzerine bir strateji kurmuş durumdalar. Galatasaray’ın, özellikle beklerini oyuna sokmayı ne kadar sevdiğini düşünürsek, aradıkları ortamı bulma şansları çok ama çok fazla. 

Galatasaray kalesinde maç başına 8 şut görüyor. Trabzonspor maçı dışında yediği gol sayısı sadece 1. Ancak Milli maç arasından hemen önce deplasmanda oynadıkları Trabzonspor maçında akan oyunda çok zor durumlara düştüler. Emre Akbaba’nın 8 numaraya çekildiğinde sıradanlaştığı bir oyunda, Ünal Karaman’ın son derece şahane maç öncesi analizi ve planı ile Fernando ve Belhanda’ya yapılan baskı sonucu oyun kuramadı Galatasaray. Bu süreçte Galatasaray beklerini ileri çıkarttığı anda, Trabzonspor ikinci bölgede uyguladığı sert presle kazandığı topları iki kanada aktararak Galatasaray’ı çok zor durumlara düşürdü.

Bunun en büyük sebebi, Galatasaray’ın oyunu ileride kabul eden yapısı. Oysa ki, takımdaki oyuncu kadrosuna baktığımızda geçen sezonun ikinci yarısındaki Beşiktaş ve Başakşehir maçlarında olduğu gibi oyunu ikinci bölgede kabul edip orta hatta uygulayacağı pres ile oyunu kanatlara açarak Garry Rodrigues ve Henry Onyekuru ile pozisyon üretmeyi düşünmesi gerekiyordu. Tabi Emre Akbaba’nın sahte 9 olarak oynadığı bir düzende. Buna birazdan geleceğim.

Bu oyun takım pres yapmayı öğrenip, önde basmaktan vazgeçtiği ana kadar devam etmek zorunda. Zira rakip kim olursa olsun, pres yapmasını bilmeyen bir kadro ile önde basmaya devam ettiği sürece, özellikler beklerin terk ettiği alanda sıkça rakip takımın kanat oyuncularının cirit attığı bir yer halini alacak. Bu durumun çözümü olan hızlı ve atletik stoperin mevcut kadro içinde yer almadığını da düşünürsek, Galatasaray’ın savunma zafiyetleri dahada artıyor. Ayrıca, Fatih Terim’in vermesi gereken önemli bir diğer karar ise iki kanat oyuncusu ile birlikte 8 numarada kaybolan Emre Akbaba’yı nasıl kullanacağına yönelik olacak?!

Burada araya biraz Maurizio Sarri bırakmak istiyorum. Bunun en büyük sebebi Galatasaray’ın, oyuna bakış açıları Fatih Terim ile benzer olan Sarri’nin forvetsiz kaldığında kullandığı sistemi kullanabilecek bir kadro yapısına sahip  olduğunu düşünüyor olmam.

Bir kaç sezon önce, Juventus’un Gonzalo Higuain için yaptığı 90 milyon Euro’luk teklife hayır demeyen Napoli, Higuain’nin yerine Arkadiusz Milik’i transfer etti. Bu transfer önceleri şaşkınlık yaratsa da Milik’in muhteşem bir başlangıç yaparak başladığı sezon başını görünce Higuain’in gidişini çok önemsemediler. Ancak, Milik’in diz bağlarından yaşadığı ve 6 ila 8 ay boyunca sahalarda olamayacağının açıklanmasının ardından Sarri karalar bağlamadı. Önce elindeki diğer forvet Manolo Gabbiadini’yi denedi. Ama istediği verimi alamayınca oyun sistemini değiştirdi.

Bir kanat forveti olan Dries Mertens’i en uca koyup sistemi 4-3-3’te sabitleyip sahte 9’a geçti. Kanat forvetlerini uzaklaştırmak yerine yakınlaştırmayı seçti Sarri. Tabi ki bunu yapabilmesinin nedenlerinden biri, sağ bekini hücuma çıkartmadan geride 3’lü kalmayı kendine prensip edinmesi.

Galatasaray’da ise bu işi yapabilecek tek adam Tudor zamanlarında da burada oynamış ve iki stoperin arasına girerek, takımın 3’lüye dönmesini sağlamış Fernando… 8 numara gibi oynadığında verimi sıfırın altına düşen Fernando, yeri değiştirilmemesi gereken kadrodaki tek oyuncu belki de.

Donk’un stoper olarak kullanılması bir yere kadar size fayda sağlarken, topa ilk seferde müdahale edemediği ve ayakta kalamadığı zamanlarda son derece sorunlu bir oyuncu haline dönüştüğünü unutmamak gerekiyor. Belhanda’nın Trabzonspor maçında gördüğü kırmızı kartın ardından en az (Fatih Terim’in cezası henüz devreye girmedi) 3 maç oyunda olmayacağını düşünürsek, Feghouli’nin kanat performansının son derece kötü olmasını göz önünde bulundurarak 8.5 gibi oynamasını sağlamak Galatasaray için şu an tek çıkar yol gibi gözükmekte. Özellikle, 8 numaraya çekildiğinde, oyun içerisinde gözükmeyen Emre Akbaba’nın tüm yeteneklerinden faydalanmak için onu daha ileride kullanmak şart. Önümüzde Sarri’nin Mertens’i kullandığı formasyon gibi son derece duruma uygun bir yapı da mevcut.

Napoli / Galatasaray

Fatih Terim, Kasımpaşa’nın kanatlarının etkin olduğunu unutmadan bir strateji belirlerse iç sahadaki yenilmezlik serisini devam ettirebilir. Kanat beklerinin birinci önceliğini hücum etmek üzerine düzenler ise iç sahada beklemediği bir mağlubiyeti alması işten bile değil. Kasımpaşa her ne kadar bolca pozisyon veren bir takım olsa da; Galatasaray kanat forvetlerinin ayağını çizgiye basmaktan vazgeçmediği bir hücum organizasyon şemasında, Kasımpaşa’nın yumuşak karnı olan Half-space boşluklarını kullanamaması, beklerinde kendine yer bulamadığı hücum anlarında, kaptırılan her topun gol pozisyonu olabileceği düzeyde bir rakip ile oynayacak cuma günü Galatasaray.

Geçen sezondaki istatistiklerinin (gol ortalaması hariç) yanına bile yaklaşamadığı, 304 isabetli pas ile oynayabilen, yüzde 79 pas isabet oranı ile orta sıralarda yer alan bir takım görünümünde ilk dört hafta sonunda Galatasaray. Yüzde 49 gibi top ile oynama oranına sahip olması da oyunu hiç bir zaman tam anlamıyla kontrol edemediğinin (Alanyaspor maçının ikinci yarısı dışında) açık göstergesi. 

Bunun başlıca nedeni olarak sezon başından itibaren net bir hücum organizasyonunun bulunmaması… Bunun da asıl nedeninin pres yapmayı bilmeyen bir kadro yapısı nedeniyle, sadece önde basan bir takım hüviyetine bürünmesi olduğunu söylersek sorunları tanımladığımız gibi problemi de anlatmış oluruz.

Galatasaray pres yapmayı öğrenene kadar oyunu orta hatta tutmayı ve kazandığı toplarla Sarri’nin Napoli’si gibi oynamayı denemesi şu an yapabileceği en iyi şey. En azından ocak ayı transfer sezonu açılana kadar. Mevcut yapıda Belhanda’sız bir oyun için gerekli olan iyi bir 8 numara ve sırt dönük oynayabilen, pres yapmak için gerekli işareti verecek bir oyuncunun kadroya katılmasına kadar geçerli tek akçe, sadece bu oyun olabilir…