Bir Başka Hollandalı: Erwın Koeman

Sezonun ilk haftalarında üst üste rekorlar kırarak tarihinin en kötü başlangıcını defaten geliştiren Fenerbahçe’de, Ankaragücü yenilgisinden sonra Phillip Cocu’nın görevine son verildi. Böylelikle Fenerbahçe, 2002-2003 sezonundan beri ilk kez lig başladıktan sonra bir teknik direktörün görevine son vermiş oldu; üstelik tam da derbi öncesi. (2016-2017 sezonunda Vitor Pereira lig başlamadan önce görevinden alınmıştı.) Cocu’nun ayrılığından sonra medyada Fenerbahçe’nin yeni teknik direktörü kim olacak tartışmaları alevlendi ve ortaya bir çok isim atıldı. Taraftarın gönlünde yatan Ersun Yanal’dan, Aykut Kocaman’a; yıllardır büyük takım çalıştırma özlemini dindirememiş Yılmaz Vural’dan, en son Arjantin milli takımını çalıştıran Jorge Sampaoli’ye yerli ve yabancı bir çok isim ortaya atıldı. Önce Galatasaray’a karşı deplasmanda 2-0’dan maçı çevirerek alınan beraberlik, ardından da iç sahada gelen 2-0’lık Anderlecht ve  Alanyaspor galibiyetleri Koeman’a kendini göstermesi için bir şans vermişti ve sarı-lacivertliler milli araya umutlu girmişti. Fakat Trabzonspor maçında, her ne kadar skora yansımamış olsa da, sahadaki rezillik Koeman’ın suyunun ısınmasına sebep oldu. 29 Kasım’da oynanacak Dinamo Zagreb maçında alınacak olası bir kötü sonuç Koeman’ın üzerindeki baskıyı daha da arttıracaktır. Matematiksel olarak garantilememiş de olsa Fenerbahçe’nin UEFA Kupası’ndaki grubundan çıkma ihtimali oldukça yüksek. Bundan ötürü Koeman için hayati maç ligde oynanacak Kasımpaşa maçı, eğer Fenerbahçe o maçtan puan alamaz ve Trabzon maçındaki gibi oyun olarak da varlık gösteremez ise Koeman’la yolların ayrılma ihtimali oldukça yüksek. Koeman’a şansını kullanması için biraz daha süre verilir ya da verilmez bunu şu an bilemeyiz. Peki Koeman bu şansı hak ediyor mu, veya bu şansı nasıl değerlendirebilir? Dilim ve kalemim döndüğünce bunu sizlere anlatmaya çalışacağım.

Futbolculuk kariyeri gibi teknik direktörlük kariyeri de şimdilik, küçük kardeşinin arkasında kalmış gözüküyor. Kardeşi Ronald kadar üst düzey kulüplerde oynayamadığı için futbolculuk kariyeri pek bilinmese de aslında oldukça başarılıydı. Mechelen’de oynarken Kupa Galipleri Kupası ve Avrupa Süper Kupası şampiyonluğu yaşamıştı. Ayrıca 1988’de Hollanda Avrupa şampiyonluğuna ulaşırken Erwin, kardeşi Ronald’la birlikte takımın önemli oyuncularından biriydi. Futbolu bırakan bir çok futbolcu gibi o da teknik direktörlüğe soyundu. İlk teknik direktörlük deneyimi PSV’nin 21 yaş altı takımıyla yaşayan Erwin, 2001 – 2004 arası PSV’de yardımcı antrenörlük yaptı. Bu sürenin bir kısmı yakinen tanıdığımız bir isimle, Erik Gerets’le geçti.

Gerets’in yanında 37, başka bir tanıdığımız isim Guus Hiddink’in yanında 88 maça yardımcı olarak çıktı.

PSV’deki yardımcılık tecrübesinden sonra soluğu RKC Waalwijk’de alan Erwin, sezonu 9. sırada tamamladı ve ertesi sezon milli takımdan arkadaşı Gullit’in yerini alarak Feyenoord’un teknik direktörü oldu. Erwin’in Salomon Kalou, Dirk Kuyt ve Pierre van Hooijdonk’lu Feyenoord’u 2005-2006 sezonunda ligin en çok gol atan takımı olmayı başarsa da, lider PSV’nin 13 puan gerisinde 3. sırada sezonu tamamladı. Ertesi sezon hem UEFA Kupası’nda hem de ligde beklenen performansı gösteremeyince Erwin’in görevine son verildi. 2. sezonda dikkat çekici bir nokta ise 7. olan Feyenoord’un, sonuncu Den Haag’dan sonra, 34 maçta yediği 66 golle ligin en çok gol yiyen 2. takımı olması. Feyenoord’dan sonra 2008’in Nisan ayında Macaristan milli takımında göreve başladı. 2010 Dünya Kupası elemlerinde grubu Danimarka, Portekiz ve İsveç’in ardından 4. bitiren Macaristan Dünya Kupası biletini alamadı ve Erwin’in görevine son verildi. Ondan sonra sırasıyla FC Utrecht (10 maç), FC Eindhoven (9 maç) ve tekrar RKC Waalwijk (75 maç) takımlarında görev aldı. 2013-2014 sezonunda RKC Waalwijk’i küme düşürdükten sonra teknik direktörlüğü bırakıp kardeşinin yanında yardımcı antrenörlük kariyerine geri döndü.

Kardeşi Ronald’la birlikte özellikle Southampton’da herkesin takdirini kazanmayı başardılar ve Everton’a geçtiler. Ne var ki Everton’da istenen başarı gelmedi ve 2017 Ekim ayında oradan ayrılmak zorunda kaldılar.

Yaklaşık 1 sene hiçbir takımda görev almayan Erwin, 2018 Ağustos ayında Fenerbahçe’de Cocu’nun yardımcısı olarak göreve başladı.

Koeman göreve başlamadan önce oynadığı 15 resmi maçın 6’sında gol atamayan ve toplam 12 gol atabilen Fenerbahçe, Koeman göreve geldikten sonra 3 maçta 6 gol atarak 2 gol ortalaması tutturdu. Ayrıca Cocu’nun görev vermediği Valbuena’dan 3 maçta 3 gol 3 asistlik bir katkı almayı başardı. 3 maç Koeman’ın performansı hakkında yorum yapmak için çok kısa bir süre olsa da Fenerbahçe’nin bundan sonra daha ofansif bir oyun planıyla oynayacağını ön görmek mümkün. Zaten geçmişte çalıştırdığı takımlara baktığımızda da bunu görebiliyoruz. Koeman bundan önce hiç çalıştırmadığı kadar büyük bir takımın başında ve bu onun kariyerindeki en büyük şansı. Muhtemelen başarılı olmayı Ali Koç’tan bile çok istiyordur ve maçlardan önceki geceler uyuyamıyordur. Bir Hollandalı olduğu için iyi bir iş disiplini ve çalışma ahlakı olduğuna eminim bu sebeple elinden gelen her şeyi yapacağına Fenerbahçe taraftarının inancı tam olmalı. Açıkçası Cocu’dan sonra göreve kim gelirse gelsin daha başarısız olması zor. Fenerbahçe’nin sahip olduğu kadronun puan ve oyun olarak karşılığı kesinlikle daha fazla. Hatta bu kadar kötü oynamalarının ardında ister istemez art niyet arıyorum, “acaba futbolcular Cocu’nun gitmesini mi istediler?” diye. Bazılarına komplo teorisi olarak gelse de futbolun içinde olan, hatta Mourinho’nun bile başına gelmiş bir durum, böyle şeyler yaşanabiliyor.

Geçtiğimiz günlerde Süper Lig’in Ekolig raporu açıklandı. Rapora göre Süper Lig hem Avrupa’nın en hızlı büyüyen ligi hem de toplamda en büyük 6. futbol ligi olmayı başardı. Hem kulüpler düzeyinde hem milli takımlar düzeyinde istediğimiz ve ayırdığımız kaynağın karşılığı olan başarıyı bir türlü elde edemiyoruz. Milyonlarca Euro’luk bütçelerin yönetildiği takımlarımızda iş bilmeyen yöneticilerin kulüplerimizi batırdığı konusunda sürekli şikayet ediyoruz. Bırak kulüp emanet etmeyi, o adama bakkal dükkanı bile emanet etmem laflarını kim bilir kaç yönetici için kullandık. Kariyerinde hiçbir başarısı olmayan, çalıştırdığı her takımdan kovulan, üstelik 57 yaşında olan bir adamın Türkiye’nin en büyük kulüplerinden birinin teknik direktörlüğüne layık görülmesini kabullenemiyorum. Benzer bir duruma, hatta daha beterine Galatasaray da, Jan Olde Riekerink’i göreve getirerek düşmüştü.

Koeman’ın 175 bin Euro’luk maaşına zam yapılacağına dair haberler gazetelerde yer almaya başladı. Koeman’ın, Fenerbahçe teknik direktörü olabilmek için üstüne para vermesi gerekirken bir de hali hazırda olan sözleşmesine zam yapılması planlanıyor. Zaten ekonomik olarak zor günler geçiren bir kulübün, fazladan birkaç yüz bin Euro daha ödemek istemesini anlamak zor. “Sporun Geleceği Aydınlık mı?” Panelinde konuşan Ali Koç, gerekirse 5 yıl Avrupa’ya bile gitmeyelim diyecek kadar radikal çözümler ararken, çareyi Koeman’a zam yapmakta mı bulmuş gerçekten merak ediyorum.

Diego Simeone, Atletico Madrid’de göreve başladığında 41 yaşındaydı. Şu an Bournemouth’ta dikkatleri üzerine çeken Edie Howe 41 yaşında ama ilk teknik direktörlük deneyimini 17 puanı silinen Bournemouth’u kümede tutarak yaşadığında 31 yaşındaydı. Hoffenhehim teknik direktörlük görevini Julian Nagelsmann’a teslim ettiğinde henüz 30 yaşında bile değildi. Kulüplerimiz hala başarısız yabancı teknik direktörleri genç Türk teknik direktörlere tercih ediyor. Eskiden Anadolu kulüpleri de aynı yanılgıya düşüyordu ama sanırım onlar bu yanlışı fark ettiler. Erol Bulut gibi, Tamer Tuna gibi, Bayram Bektaş gibi, Okan Buruk gibi genç sayılabilecek teknik direktörleri tercih etmeye başladılar. Umarım onların Anadolu’da elde ettiği başarılar kendilerini büyük takımlara taşımaya yeter ve böylece futbolda ihtiyacımız olan değişime ön ayak olurlar.