Terör ve Spor: 1972 Münih Katliamı

Dünya spor tarihinde kara bir leke

Yaz Olimpiyatları dünyanın en önemli spor organizasyonu olarak kabul edilir. 4 yılda bir düzenlenen Olimpiyat Oyunları, ülkeler arasındaki dostça rekabetin ve etkileşimin bir sembolü olarak görülür. Ancak bu yazımızdaki Olimpiyat Oyunları, ne yazık ki korkunç bir trajediye sahne oluyor.

O yıl Batı Almanya’nın Münih kentinde yapılan Olimpiyat Oyunları, 26 Ağustos 1972’de başladı. 121 ülkeden 1095 kadın, 6075 erkek, toplam 7170 sporcunun katıldığı olimpiyat’ın açılışını Münih Olimpik Stadı’nda başkan Gustav Heinemann yaptı.

 

Sporcu yeminini Batı Alman(Federal Almanya) kadın sporcu Heidi Schüller yaptı ve olimpiyatlarda sporcu yeminini okuyan ilk kadın sporcu oldu. Altı Gün Savaşı’nın üzerinden tam 5 yıl geçmişti. Tüm dünya sporun güzelliğine, coşkusuna, heyecanına, rekabet ortamına kilitlenmiş şekilde Olimpiyat Oyunları’nı takip ediyordu. Ta ki o kara geceye kadar…

 

Takvimler 4 Eylül 1972’yi gösterdiğinde tüm dünya Münih’ten gelen acı haberle sarsıldı. 5 Haziran 1967’de İsrail ile Arap komşuları (Mısır, Ürdün ve Suriye) arasında yaşanan Altı Gün Savaşı’ndan 5 yıl geçmesine rağmen rağmen İsrail ve Arap ülkeleri silahlanmaya devam etmişti. Saldırının amacı ise, Ürdün’ü Kara Eylül olayları sebebiyle cezalandırmaktı.

4 Eylül’ü 5 Eylül’e bağlayan gece saat 4:30 sularında kafilenin bir kısmının kaldığı iki apartman dairesine, 1971 yılında El Fetih direniş örgütü içerisinde kurulan Kara Eylül adlı silahlı örgütün üyeleri tarafından baskın yapıldı. İlk arbedede İsrailli sporcu Yossef Romano ve İsrail güreş takımı antrenörü Moshe Weinberg, iki saldırganı yaraladıktan sonra öldürüldüler.

Yossef Romano ve Moshe Weinberg

Olaylar sırasında İsrailli sporcu Gad Tsobari ve halter takımı antrenörü Tuvia Sokolovsky kaçmayı başardı ancak saldırganlar 7 İsrailli sporcuyu ve 2 antrenörü rehin aldılar.

Dünya şoktaydı, ilk defa uluslararası bir terörizme tanıklık ediyordu.

Saldırganlar rehineler karşılığında İsrail hapishanelerinde tutulan 234 tutuklunun ve Alman Kızıl Ordu Fraksiyonu grubuna ait iki tutuklunun salıverilmesini talep ettiler. İsrail, bu kadar acele bir şekilde pazarlık yapmayacaklarını Alman hükûmetine bildirdi. Ayrıca olayı kontrol altına almak amacıyla İsrail’in kendi özel kuvveti olan anti-terör timini bölgeye yollama talebini de Alman hükûmeti reddetti. Saldırganlar, bir süre taleplerinden vazgeçip helikopter eşliğinde, istedikleri uçaklara kadar eşlik edilerek yurt dışına çıkmak istediklerini belirttiler. Alman polis kuvvetlerinin uzman ekibi yoktu ve Alman ordusu, Almanya yasalarına göre olaya müdahale edemiyordu.

Saldırganlar rehinelerle birlikte, iki helikoptere bindiler ve havaalanına doğru hareket ettiler. Saldırganlar havaalanına vardıktan belli bir süre sonra, havalanındaki ekip kendi inisiyatifine dayanarak bir operasyon başlattı. Saldırganlar rehinelerle birlikte uçağa yaklaştıklarında bomboş bir uçakla karşılaştılar. Tam bu sırada projeksiyon lambaları yakıldı ve keskin nişancılar ateş etmeye başladı. Saldırganlara ateş açanlar profesyonel keskin nişancılar değil, gönüllü polislerdi.

İlk ateşte 2 saldırgan öldürüldü. 3. saldırgan ağır şekilde yaralandı. Bu sırada 4 helikopter pilotu, helikopterlerini bırakıp kaçtılar. Artık şanslarının kalmadığını düşünen bir saldırgan helikopterin içini taramaya başladı, daha sonra da el bombası attı. Bu sırada diğer saldırganlar da siper aldıkları pozisyondan çıkarak polise karşı bir yarma saldırısına başladılar. Sonuçta ilk çatışma sırasında öldürülen iki saldırgandan sonra kalan altı saldırgandan da ikisi bu saldırı sonucunda öldürüldü. Bir saldırgan kaçmaya çalışsa da Alman polisi tarafından yarım saat sonra yakalandı.

Bu korkunç olayda, 11 İsrailli sporcu ve antrenör ve 1 Alman polisi öldü. Olaylar nedeniyle olimpiyatlara bir gün ara verildi fakat 6 Eylül tarihinde yapılan cenaze töreninin ardından (İsrail başta olmak üzere pek çok ülkenin olimpiyatları bırakıp ülkelerine dönmesine rağmen) oyunlar devam etti. Ölen 5 teröristin cenazeleri Libya’da oldukça tepki çeken bir şekilde devlet töreniyle gömüldü.

Olay ardından “der Spiegel” dergisi, Münih Olimpiyatlarına birkaç hafta kala Alman istihbaratı ve Dışişleri Bakanlığı’na saldırı ile ilgili bilgi geldiği, buna rağmen önlem alınmadığı daha sonra da bu olayın gizlendiğini iddia etti.

Alman polisinin operasyon fiyaskosundan ders alan birçok ülke anti-terör timleri kurdu ve bu tür olaylara nasıl müdahale edileceğini daha kapsamlı düşünmeye başladı.

Etkisi bugün bile hissedilen Münih Katliamı, İsrail ile Arap ülkeleri arasında onarılamayacak bir hasara yol açmasının yanı sıra dünya kamuoyunu uluslararası terörizm ile tanıştırması açısından da önemlidir.

2005 yılında Steven Spielberg’in yönetmenliğini üstlendiği, bu trajik olayı konu alan ve tamamen gerçek olayların anlatıldığı bir film çekildi. Munich filmi için 77 milyon $ bütçe ayrıldı. Film, “En İyi Film Akademi Ödülü” dahil 5 dalda Oscar’a aday oldu ve 130 milyon $ hasılat yaptı.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Zamansız Veda: Emiliano Sala

Mucizeden Felakete: Chapecoense’nin Hikayesi

 

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More