Bir Nefret Objesinin Portresi: Emre Belözoğlu

Bir Nefret Objesinin Portresi: Emre Belözoğlu

Ön yargılarınızın tamamını bir kenara bırakabilir misiniz?

Ön yargı, Emre’yi tıpkı gölgesi gibi sürekli peşinden takip eden bir gerçek. Bu gerçeği yadsıyarak kendisi hakkında konuşmak suya sabuna dokunmadan “özünde çok iyi çocuk” edebiyatına devam etmek olacaktır. Ön yargıların, Emre’nin de payıyla ortaya çıktığı aşikar. İşin bu boyutu sonu gelmeyen pembe diziler gibi önümüzde defalarca oynadı. Biz de her hafta oynayan bu diziye, bıkmadan usanmadan aynı eleştirileri ve söylemleri dile getirerek, takıldık kaldık. Bu girdap da gösteriyor ki, zaman içerisinde bazıları için keyif alınan bir malzemeye dönüştü, dönüştürüldü Emre Belözoğlu nefreti. Ülke ve dünya medyasının ikiyüzlü tavırlarının sonucunda ortaya çıkan “malzemeleştirme” dürtüsü Emre Belözoğlu’nun yoldaşı olan “ön yargıları” daha da derinleştiren önemli bir faktör oldu. Olayın bu boyutunu yok saymak istiyorsanız Emre’yi her hafta eleştirdiğiniz gibi eleştirmeye devam edin. Ancak şunu söyleyeyim, pembe dizinizin sonu gelmeyecek…

Eğer Emre Belözoğlu’ndan nefret ediyorsanız bu yazı hakkında da olumsuz şeyler düşünmeye başladığınızı tahmin ediyorum. Bütün insanlık savaşlara karşı olduğunu iddia ederken, gerçekleşen savaşlar nereden peydah oluyor diye aklınızdan geçirdiğiniz anlar yaşamışsınızdır. Hümanist bir bakışın tahammüle değmediğini düşünüyorsanız savaş karşıtı olduğunuzu da söylememeniz gerekir. Emre Belözoğlu’nun hikayesini derleyelim…

 

Toplum Baskısı

Orta gelirli bir ailemiz vardı. Babam elinden geldiği kadar sırtlamaya çalışıyordu ama kolay değildi. Ben de aileme yardım edebilme hayalleri kuruyordum. Rahmetli babaannem bana bir dua ezberletmişti, çok dua ettim. Hep iyi bir futbolcu olabilmeyi, Zeytinburnu’nda oturduğumuz için orada oynayabilmeyi, annemi kendi arabama bindirip istediği yere götürebilmeyi, rahatlıkla eve yiyecek alabilmeyi hayal ederdim. Çocukluğun etkisiyle küçük hayaller… Galatasaray’a küçük yaşta transfer oldum ve transfer paramla aileme kirada oturduğumuz evi aldım. Bizim toplumumuz gençlere, çocuklara karşı baskıcıdır; onlara hükmederiz ve istemeden hayallerini küçültürüz. Benim de hayallerimi küçültmüşler. Söylediğin gibi hiç hayal etmediğim noktalara geldiğimde bocaladığım konular oldu. Galatasaray’da, Avrupa’da futbol oynamayı, Fenerbahçe forması giymeyi hiç düşünmemiştim çünkü oralarda benim çocukken sokakta oynarken öykündüğüm efsaneler oynuyordu. Oğuz, Rıdvan, Tugay gibi isimler… Gün gelip onlarla oynadığında “Ben neredeyim?” deyip, rüyada olduğunu sanıyorsun. Şimdi artık “Çok daha fazlasını başarabilirmişim” diyorum ama sakatlıklarım buna müsaade etmedi.

 

Emre Belözoğlu’nun baskıları çok tanıdık, hepimiz küçük yaşlarda daha ortaya çıkaramadığımız dürtülerimizi bastırdık.

 

Emre’nin ağzından dökülen bu sözler hiçbir zaman dinmeyen öfkesinin nedenini ortaya koyan detaylarla bezenmiş. Emre Belözoğlu, gerçekleştirdiği hayallerin sahip olduğu yeteneklere göre küçük olduğunu anlatıyor ve bunun sebebinin “toplum” olduğuna kanaat getiriyor. Sizin de hayal ettiğiniz birçok ütopik fikri ulu orta söylememeyi tercih ettiğiniz olmadı mı? Bu soruya “hayır” cevabı verenlerin şanslı ancak çok az bir popülasyonu kapsadığına eminim. Birçoğumuz tepki gelebilecek davranışlarımızı daha başından ortaya koymayarak tehlikeyi bertaraf ederiz. Eğer öyleyse Emre Belözoğlu’nun ortaya koyduğu öfkesini anlamamak mümkün olmaz. Biraz futboldan anlayan herkes kendisi gibi oyunun çift yönüne hakim futbolcu sayısının dünya üzerinde çok az sayıda olduğunu biliyor. Zihninize “Gelmiş geçmiş zamanlarda bu tip meziyetlere sahip ve en üst düzeylere çıkabilmiş futbolcular kimlerdi” diye bir soru yönelttiğinizde aklınıza gelen isim sayısı onlarca olmaz. Emre bu meziyetlere sahip bir futbolcu olsa da hayallerinin küçüklüğü onu yapabileceğinden daha görkemsiz bir kariyerde tutmuş olabilir.

Yozlaşma

Galatasaray camiası tarafından aforoz edilen Emre Belözoğlu’nun bu damgayı yeme sebebi “doğuştan Fenerbahçeli” olduğunu söylemesi olarak sunuldu bizlere. Hepimiz bu bilgiye sahibiz ancak haber kaynağımız belirsiz. Bunun yanında verdiği röportajda bu cümleyi kurmadığını şöyle anlatıyor Emre Belözoğlu:

Hiçbir zaman “Ben doğuştan Fenerbahçeliyim” demedim ama medya böyle bir ortam hazırlamaya çalıştı. Sadece bir keresinde bir canlı chat programında Zeytinburnu’ndan bir arkadaşım “Çocukken Fenerbahçe forması giydiğimiz günleri hatırlıyor musun Emre?” diye sormuştu. Ben de “Evet, doğru. Çocukken Fenerbahçe’yi tutuyordum” diye cevap vermiştim. Onu alıp “Fenerbahçelilere yaranmaya çalışıyor” yazdılar.

Kaynağı belli olan ve olayın kahramanı tarafından anlatılan hikayeye kimse tamah etmedi ve “kurgu” olduğunu iddia ettikleri bu anekdot kimseyi tatmin etmedi. Daha doğrusu kimse bu röportajın varlığını bile kabul etmedi. Toplum ve medya daha çok hoşlandığı kısmın üzerine gitti. Olayın reyting alan kısmının konuşulması herkesin hoşuna gitti. Hepimiz o boyut üzerinde kaldık. Oradan devam ettik. Orayı kaşıdık, kanattık ve kabuk bağlamasına hiçbir zaman izin vermedik. Sadece Emre için değil, tüm olaylara “magazin” açıdan bakmak, toplum olarak yaşadığımız kronik hastalıklarımızdan biri zaten. Bir yandan yozlaşırken, beri yandan da yozlaşma sonucu ortaya çıkan her hadisenin “fiskos” tarafını, haberin gerçek halinden daha çok sevmemiz ve bunun üzerine enerji harcamamız bu durumu kronik hale getiren bu kısır döngüyü yaratıyor. Dolayısıyla Emre’nin yaşadıkları doğal bir süreç olarak önümüze düşüyor. Milyonlarca taraftarı olan 2 kulübün arasındaki kutuplaşma demek çok daha büyük bir kalabalık demektir. Olayın etik boyutu önemsenmeyecek ve insanlara istediği yemek ısıtılarak servis edilecektir. Tüm dünyanın yozlaşması sonucu gerçekleşen bir hadise gibi görünse de bizim toplumumuzun enerjisini bu tip faydasız tartışmalar üzerinde tüketiyor oluşu, ülkenin her alanında olduğu gibi, futbolunda da gözlerimize sokulan ancak değiştiremediğimiz bir üzüntü olarak orada duruyor.

Hırs

Emre’yi kötü gösteren tüm olayların gerçekleşmesinin altında yatan diğer bir neden de sahip olduğu bitmek tükenmek bilmeyen hırsı…

“Başarıya doyan oyuncu profilini anlayamıyorum. Her zaman başarılı olma isteği insana hata yaptırabiliyor ama motivasyonunu hiçbir zaman kaybetmiyorsun. Bu yüzden hala takım arkadaşlarım antrenmanda “Eyvah! Emre abinin takımına düştük” diye veryansın eder çünkü kaybettiğimizde gerilir, etrafımı da gererim. Futbol uzun süre oynanmıyor ve bu oyunun hakkını vermiş çok oyuncuyla birlikte oynadım, başarısızlık durumunda gözyaşı dökmüş çok oyuncu gördüm. O gözyaşları yere düşerken, insanların paramparça olduğunu görürken rahat davranan kimseyi kabul edemem.”

 

Emre’nin hırsı hiçbir zaman tükenmedi. Belki de daha ortaya çıkmadan bastırdığı duygularını fark ettikçe bu duygusunu daha da sivrileştirdi…

Hırs, her sporcuda olması gereken bir dürtü. Hırslanmadan fazlaca başarı elde edebilen bir sporcu görmedim ben. Ancak bu dürtünün sporu icra ederken yalnızca sahada kalmaması Emre Belözoğlu’nu nefret objesine dönüştüren gerçeklerden biri. İşi pembe diziye dönüştüren an tam da bu an. Sahip olduğu hırsın sporun dışına çıktığı anlarda onu yargılayan mekanizmalar tarafından tolere edilmesi gibi görünüyor… Emre Belözoğlu’na dur diyen olmadıkça o da bu karaktere bürünmeye devam etti ve volkanik bir dağ gibi etrafına lav saçmayı hiçbir zaman bırakmadı. Her hafta daha da antipatik bir adam haline dönüştü. Futbolu takip edenler Emre’nin, profesyonel kuruluşlar tarafından, hak ettiği cezaları almadığını hissetti. Gerek kendi futbol takımı, gerekse ülke federasyon kurulları… Emre kamuoyunun tahmin ettiği cezaları almadıkça antipatik bulan izleyiciler kendisinden yavaş yavaş nefret etmeye başladı. Özellikle de rakipleri… Birçoklarına göre Emre Belözoğlu artık yalnızca antipatikliği değil adaletsizliği de temsil etmeye başlamıştı.

Çuvaldız

Emre Belözoğlu’nun pas istatistiklerinden, oyuna yaptığı etkiden bahsetmek artık dikkat çekiciliğini kaybetti. Görünen o ki eğer Emre Belözoğlu’nun kondisyonu 90 dakika futbol oynamaya elverişli olsaydı şuan Türkiye standartlarında futbol oynanan bir ligde bulunması pek de mümkün değildi. Emre Belözoğlu, defansif anlamda pozisyon bilgisiyle beraber mücadele gücü, agresifliği ve karakteriyle rakipleri boğarken kaptığı topları bana mısın diyecek “on numaralı” futbolculardan daha akıllı, hızlı ve teknik bir şekilde oyuna sokabiliyor. Komple bir ortasaha oyuncusu… Amiyane tabirle 2 futbolcudan alabileceğiniz verimi tek bir futbolcudan alarak işinizi kolaylaştıran meziyetlere sahip. Bu saydığım özelliklere sahip birinin ülkemizde oynuyor olması tamamen pasaportu ve kondisyonuyla ilgili.

Böyle anlatınca insan yutkunuyor. Ülkemizde filizlenen yeteneklerin hiç birini ağız tadıyla izleyemeyişimize yutkunuyor. Emre Belözoğlu özelinden genele doğru düşünüyorum. Arda Turan geliyor akıllara, Burak Yılmaz geliyor, Selçuk İnan geliyor. Bu adamların hepsi çok yetenekli ancak hemen hepsi kah kendi hatalarından kah iftira ve magazinin ilgisi sebebiyle “futbol dışı konularla” oldukça fazla gündeme geldiler. Zaman içerisinde birçokları tarafından nefret edilen insanlar haline dönüştüler. Bu nefret üzerlerine yapıştı ve bu nefreti üzerlerinden atmak yerine sırtlarına alıp yaşamaya devam etmeyi tercih ettiler. Hepside şuan yapmış olduklarından daha iyi bir kariyere sahip olabilirdi. Almanya’ da yetişen Türk futbolcuların yeteneklerini kariyerlerine oranlayan grafikleri, Türkiye’ de yetişip kariyerini burada olgunlaştıranlardan çok daha iyi. Bu sonuç ortada bir problem olduğunu bizlere gösteriyor. Bu problemin kaynağı kim? Bu sorunun cevapları arasında medya var, altyapı hocaları var, üst yapı hocaları var,  futbolcuların kendileri var, aileleri var, siyasi güçler var, yetiştiği çevreler var… Yani toplumu oluşturan tüm özneler var. Ancak biz yokuz. Sen yoksun. Senle hiçbir ilgisi yok. Eminsin. Hatta baya baya kızıyorsun yukarıda saydığım öznelere… O öznelerin bir parçası sensin sevgili okur. Çuvaldızı bir kenara bırakalım, iğneyi kendimize batırsak yeter. Emre Belözoğlu’nun adına yapılan küfür dolu besteleri söylerken alkış tutup haz duymadığını söyleyebilir misin? Emre Belözoğlu hakemin boğazına sarıldığında televizyonu, gazeteleri, internet sitelerini heyecanla açıp “acaba bu durumdan bahsetmişler mi” demez misin? Eğer bu durumdan istediğin ölçüde bahsedilmezse öfkelenmez, bahsetmişlerse de “az bile yapmışlar” diye iç geçirmez misin?

Sahi Emre’nin “nefret objesine” dönüşmesinde gerçekten hiçbirimizin payı yok mu dersiniz?

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More