The Englısh Game

1. BÖLÜM

Netflix’in futbol konulu mini dizisi The English Game’in yayınlanan altı bölümünü mercek altına aldık.

“Emekleme dönemindeki futbol, kurallarını üst sınıfın koyduğu amatör bir oyundur.” 

Futbol İngilizler tarafından bulunan ardından İskoçlara yollanan ve İskoçların kısa paslarla farklı bir boyuta taşıdıkları hayatın vazgeçilemez bir oyunudur.

Netflix’in kendi özel serisi olan The English Game, futbolun en ince temellerinin atıldığı hikayesiyle bizleri içine hapseden spor kültürü için önemli bir yapımdır. Hikayemiz Fergus Sutter ve Jimmy Love’ın İskoçya’dan İngiltere’nin Lancashire kasabasına gelmeleri ve burada işçi sınıfı takımı olan Darwen adına futbol oynamaları ile başlar. Peki dizinin ana karakterlerinden biri olan Fergus Sutter gerçekten kimdir?

İskoç futbolcu, İskoçya’nın Glasgow kentinde dünyaya gelen ve burada taş ocağında işçi olarak çalışırken bir yandan da futbolcu olan biridir. Sutter aynı zamanda tarihin ilk transferi olarak da kayıtlarda yer almaktadır. Arkadaşı Love ile birlikte İngiltere’nin Darwen takımına, takım sahibinin hayali için transfer olmuşlardır. O hayal, ilk kez bir işçi sınıfı takımını FA Kupası şampiyonu olmasıdır.

The English Game: Netflix replays the birth of modern football ...
Kevin Guthrie dizide Fergus Suter karakterini canlandırmakta.

Bir diğer tarafta ise dizide önemli bir role sahip olan aristokrat sınıfının en yüksek noktasında yer alan Arthur Kinnard vardır. Kinnard, FA Kupası finallerinde tam 9 kez oynamış 5 kez de kupayı kazanmıştır.

The English Game, genel yapısı itibariyle dönemi diyaloglarıyla olsun, çevresel etkenlerle olsun izleyiciye gayet güzel bir şekilde yansıtmıştır. Ayrıca dönemin en önemli etkenlerinden olan sınıf ayrımını da temas etmemeyi ihmal etmemiştir. Burada bir parantez açarak dizinin bütün bölümlerinde de çokça işlenen sınıf ayrımına değinmeden geçmek istemiyorum. Özellikle Marx ve Weber’in sınıf kuramlarına değinmek isterim. Marx, sınıf ilişkisini bir sömürü ilişkisi olarak göstermektedir ki dizinin bu bölümünde bu duruma çokça değinilmektedir. Weber ise sınıf ayrımını statü üzerinden ele alarak statüyü, insanların yaşam tarzları aracılığıyla açıklar. Statünün işaretlerinin ve simgelerinin -barınma, kılık kıyafet, konuşma adabı ve meslek gibi- hepsinin bir başkasının gözünden bireyin toplumsal konumunun biçimlenmesinde yardımcı olduğunu savunur. Bu noktada Darwen takımının sahibinin deplasmana giderken Sutter’e yaptığı bu konuşma sınıf ayrımını ve statü sahibi insanların futbolun o dönemki kanun koyucuları olduklarını destekler niteliktedir: “Kupayı sadece beyefendiler kazandı. İyi okullardan gelen, iyi giyimli, güzel yaşayan beyler. Bizim gibilerin kupayı kazanması ne büyük bir hayal olurdu. Uyanıp bunun bir hayal olmadığını görmek istiyorum. Bunun bir gerçek olduğunu görmek istiyorum.”

Aristokrat kesim, toplumun her alanında söz sahibi oldukları gibi mucidi oldukları futbolu da kendi belirledikleri kurallar çerçevesinde yönetmektedir. Old Etonians ve Darwen arasında oynanan FA Kupası çeyrek final maçının beraberlikle sonuçlanması sonrası Darwen takımının uzatma istemesine karşı, Old Etonians kaptanı Kinnard uzatma olmayacağını onu yerine tekrar maçının oynanacağını şu sözle ifade eder: “Futbol Federasyonu Başkanı bizim takımda, elbette kuralları biz belirleyeceğiz.”

The English Game, işçi sınıfının futbolu bir tutku ve yaşam biçimi olarak benimsediğini, oyunun mucidi olan aristokratların ise sadece eğlence amacı ve statü için oynadıklarını bizlere anlatmaktadır. Bu duruma bir karşı duruş olarak, ana karakterimiz Arthur Kinnard, gerek maç içerisinde gerekse sosyal hayatında futbola karşı olan motivasyonuyla bir antikahraman niteliğindedir.

Yukarıda da belirttiğimiz üzere işçi sınıfının futbola olan yaklaşımlarının sebeplerinden birini de sosyo-ekonomik durumları üzerinden açıklayabiliriz. Bu durum günümüzde de devam etmektedir. İşçi sınıfının; yaşadığı ekonomik buhranlar, geçim sıkıntısı, işsizlik gibi sorunları unutmak için kendilerini futbola adamış olmaları, bir nebze de olsa tuttukları takımın başarısı karşısında mutlu olarak sıkıntılarını bir süre de olsa unutmalarına, anlık eğlencelerle gelecek kaygısından arınarak o anı yaşamalarına sebep olur. Bu durum aslında holiganizm ile de paralellik göstermektedir. Daha önceki yazılarımdan biri olan Ultras: Vahşi Ruh’da da bu konuya ufak bir atıfta bulunmuştum. Hatta dizinin ilk bölümünün son dakikalarına girerken kasaba halkının takımlarını deplasmana göndermek için ceplerindeki son paralarını da takıma vermek istemeleri, alt sınıfın üzerlerindeki baskıyı takım başarısıyla unutup ne denli mutlu olmak istediklerini göstermektedir.

Bir diğer nokta da The English Game’de pub* kültürüne değinilmiş olmasıdır. 1800’lü yıllardan beri İngilizler için maçtan önce, sonra veya maç sırasında pubda bulunmak bir ritüeldir adeta.

Ye Olde Man & Scythe dünyanın en eski publarından biri. Görselde yer alan karpostaldaki fotoğraf 1905 yılına aitmiş. Fotoğraf ise tam 110 yıl sonra çekilmiş.

Popüler kültür ve spor ilişkisinde şimdiden önemli bir yer edinen The English Game, futbolun insan hayatında önemli bir noktaya gelişinin temellerini bizlere gösterirken, insan psikolojisinin de futbolla ne denli özdeşleşebileceğini anlatmaya çalışmaktadır. The English Game’in ikinci bölümünde ana karakterimiz Fergus Suter ve Blackburn Rovers hikayesinin temellerine göz atacağız.

2. BÖLÜM

 

*Pub: Dilimize genelde birahane olarak çevriliyor olsa da aslında kelime daha geniş bir anlamı ifade etmektedir. Herkese açık olan bu mekanlar, iş çıkış saatlerinde ve hafta sonlarında genelde en yoğun saatlerini yaşar. Publar insanın düşünmeden, rahatça, evi gibi içeri girdiği ve ucuz(tabii günümüzde lüks publar da hayli fazla) alkol tükettiği mekanlardır.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Futbolda Savunma Sanatları: 1. Sone

Billy Miske: Noel’den Önceki Son Dövüş

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More