Dergi Arka Planı: Genel Direktörümüz Çağdaş Işık İle Söyleşi

Yeni projemiz ”Plase Dergi’nin Arka Planı”nda işleyişten sorumlu idari ekip üyelerimiz ile Plase Dergi, yaşantıları ve gündeme dair söyleşilere devam ediyoruz. Editörümüz ve kurucu-yöneticimizin ardından şimdi de sıradaki isim genel direktör Çağdaş Işık!

Plase Dergi olarak ekip arkadaşlarımızın birbirini daha iyi tanıması, derginin okuyucularının da dergi ve arkasındaki ekibe dair daha fazla bilgi sahibi olabilmesi amacıyla bir söyleşi serisi başlattık. Seçtiğimiz bir arkadaşımızın, ekip içinden kendisine sorulan soruları cevapladığı bu serinin bu seferki konuğu genel direktörümüz Çağdaş Işık oldu. 

* * *

Plase Dergi bünyesine katılmadan önce dergiye bakış açısı nasıldı ve bu organizasyonun içerisine girdikten sonra ne buldu, bakış açısında değişim oldu mu?

Bu vesileyle Plase Dergi’ye girişimi de açıklamış olayım;

Plase Dergi’yi pek de tanımıyordum. O sıralar Galatasaray Sözlük’te henüz kabul görmüş ve içimde biriktirdiğim futbol dürtülerini yazıya döken bir sözlük yazarıydım. Çok da planlamadan uzun uzun yazılar yazıyordum. O dönemde para kazandığım işimde huzursuzdum ancak fiziksel olarak konforlu bir çalışma alanım vardı. Gün içerisinde boş zaman yaratabiliyordum kendime, ki bulduğum tüm boşluğu yazı yazarak doldurduğumu fark ettim. Tam o sıralarda Plase Dergi yeni yazarlarını bekliyordu. Başvurdum ve hızlı bir kabul aldım.

Soruya gelince;

Spora ve yazı yazmaya olan yoğun alakamı birleşti ve böyle bir motivasyon ortaya çıktı. Ardından “neden olmasın” tadında bir düşünce de beliriyordu tabii, hayatımı belki de ilerleyen dönemlerle böyle idame ettirmek gibi… Böyle tanımlayabilirim dergiye girerken ortaya çıkan bakış açısını.

Dergiye girdikten sonra zamanla başka başka motivasyonlar ortaya çıktı. “Düzenli” yazmaya çalışırken kaliteyi korumak, (Düzenli kelimesinin altını çiziyorum zira düzenli yazı yazmak ile kafana estikçe yazmak arasında çok fark var.) tamamen dijital olan ve dijital olarak yönetilen bir dergide “neler, nasıl geliştirilebilir” sorularına cevap aramak, idari ekibe girdiğimde “insan yönetme” sorunsalları… Arttırılabilir tüm bu örnekler fakat çok da uzatmış olmak istemiyorum bu söyleşiyi.

Girdikten sonra derdim kaliteli, farklı, izlemeye değer bir ürün ortaya çıkarmak adına çabalamak oldu. Tek beklentim derdimizi okur ya da dinleyiciye anlatabilmek…

Plase Dergi projesinin bugünkü konumuna gelmesinde idari ekibin rolünü nasıl görüyor, kendisi Dergi’nin Genel Direktörü olarak, bu projenin idari ekibinin vizyonunu nasıl anlatır?

Şu sıralar bu işi yapmak isteyen genç ve kalabalık ekibimize “bu işin para odağıyla yapılamayacağı”nı, yazılan yazının, kaydedilen podcastin ya da atılan bir twit’in müşteri için ortaya çıkarılan bir ürün olmaması gerektiğini anlatmaya çalışıyorum kendi çapımda. Yaptığınız işi dinlemek, izlemek ve okumak isteyeceğiniz türden işler olarak ortaya koymanın verdiği hazzı onlara hissettirmeye çalışıyorum. Tabii bunu burada anlattığım gibi direkt değil, hissettirerek, görev vererek yapmaya çalışıyorum ve çalışıyoruz. Zira bu cümleyi 20’li yaşlarının çevresinde hevesli, kıpır kıpır bir gence aktardığınızda motivasyonu bir anda sıfıra inebiliyor. “Bu işten para kazanamazsın.” demek istediğimizi zannediyor herkes. Lakin anlatmak istediğim basit aslında. Bu işi maddi kaygıyla yapma ki okumaya, dinlemeye belki de izlemeye değer şeyler ortaya çıksın.

Daha önce hiç yöneticilik yapmamış 20-30 yaş civarı 10-15 kişilik (30’dan yüksek olanlarımız da olabilir ama üçün beşin hesabını yapmayalım☺) ekibin, kanlı canlı hiç görmediği 60-70 kişilik ekibi yönetmesi için kendine has yöntemler geliştirmesi kaçınılmazdı. Dergideki tüm unsurların nasıl olacağına karar veren bu idari ekibin rolünün derginin üzerinde oldukça net bir etkisi var. Yazılı bir kural kitabımız yok. Yıllar geçtikçe demlenen bu idari ekibin Plase Dergi markasının üzerindeki emeği gerçekten çok büyük. Bu emektir ki tek beklenen karşılık kaliteli bir ürün ortaya çıkması.

Podcastleri ilk günden bugüne değerlendirirse arzu ettiği aşama katedildi mi? Hem dinlenme sayısı hem de kalite olarak.

Olaya dinlenme sayısı olarak bakacak olursak açıkçası pek tatmin olamadık. Zira özellikle “Sen Kimsin?” projesiyle beraber dinlenme sayılarının artış göstereceğini düşünüyordum. Tabii ki bir artış var ve olmaya da devam edecektir. Ben yalnızca beklediğimiz düzeyde bir artış olmadığını vurgulamaya çalışıyorum.

Dinlenme sayılarını bir kenara bırakarak konuşursak, ortaya konan kalite, disiplin ve özveri benim podcast oluşumunun direksiyonuna geçerkenki hedeflerimdi. İlk günden bu yana devam eden programlarımızda bu hedeflere ulaştığımızı düşünüyorum. Bu vesileyle Golgoy, Camuspotu, Kraliyet Locası, Kaos Futbolu ve Parabolica ekiplerine teşekkür ederim. Beni hiç ikiletmeden anlayan, katkılarını, disiplinlerini, özverilerini ve kalitelerini kaybetmeden her hafta yoluna devam eden bu ekipler benim için hiç abartısız birer örnek oluştuyorlar, tüm ekip için…

Kalite anlamında bir sorunumuz olduğunu düşünmüyorum. Gerçekten piyasanın üzerinde bir kalitemiz var işin podcast tarafında. Belli ki bir yerlerde idari ekip olarak bazı eksiklerimiz var. Dinlenme sayılarını geliştirmek, podcast dinleyicisine ulaşmak biraz da bizim işimiz. Bu konuda kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz.

Favori birası nedir eğer alkol kullanıyorsa?

Yalnızca bira içeceksem; Heineken en sevdiğim biradır. Lakin tamamen duygusal sebeplerden dolayı Carlsberg’e alışmış durumdayım. Acil bir bira siparişi vereceksem bu Carlsberg olur. Tabii yalnızca bira içeceksem…

Aslen en sevdiğim bira Blanc’dır. Blanc biraz aromalı bir bira olduğu için genelde yemekle tercih ediyorum. Hamburger&Blanc ikilisinden aldığım keyfi şu hayatta çok az şeyden alıyorum.

Bu sezon Premier Lig’de sürpriz bir şampiyon çıkar mı? Olursa bu hangi takım olur ?

Kraliyet Locası podcastimizi dinleyenler bilir; Liverpool dışında bir şampiyon çıkması beni şaşırtır açıkçası. Ben bu iddiayı ortaya koyduğumdan beri hiçbir şey yolunda gitmiyor Liverpool’da, gudubetlik radarıma takılan örneklerden biri olma yolunda hızla ilerliyorlar. Trend, Van dijk, Joe…

Gomez, sakatlıklar, cezalar ve en sonunda Minamino’yu 8 numarada denemek gibi bir gaflete de düşseler, 4. vitese taktıklarında hiçbir takım onlara karşılık veremiyor. 3. vitesleri bile şampiyonluk yarışında kalmalarına yetiyor. Yani Liverpool şehrine meteor düşmediği sürece şampiyonluk onların olacaktır.

Zorla bir alternatif çıkaracaksak, beklenen çıkışlardan birini, kaleci problemini çözerek yapmaya başlayan Chelsea doğal favorilerden biri zaten. Ancak Mourinho, Kane ve Son üçlüsünün şampiyonluğu bir sürpriz olarak hiç de azımsanmayacak ihtimalle kafamda yer etmiş durumda. Hatta henüz ilk haftalarda ilk ikiye yerleştirdim bile ben onları. Mourinho çok büyük bir hoca tabii lakin detayları Kraliyet Locasında konuştuğumuz için ve tabii röportajın ana konusu Premier Lig’e dönüşmesin diye susuyor ve herkesi podcastimize bekliyoruz.

Eğlenceli bir şey sorayım. Podcast girişleri konusunda ne düşünüyor?

Skandal! Yani bir seneyi aşkın süredir düzenli olarak podcast yapıyorum. Hepsinin girişi, çıkışı, akışı, konsepti derken birçok detayla uğraşmaktan işin giriş kısmında bocalıyorum sanırım. Kendimi sorgulamamı sağladığın için teşekkür ederim. Bundan sonra daha net girişler yapacağım sayende. ☺

Plase Dergi’de yapmaktan en çok hoşlandığı iş ve en nefret ederek yaptığı iş?

Bir ara YouTube konsepti gerçekleştirmeye çalışmıştık. O dönem video montaj işine girmeyi denedim. Ancak ekipmanlarımın yetersizliği beni çileden çıkarmıştı. İşin kendisi de pek keyifli değildi. Nefret demeyelim ama en zorlandığım iş oydu.

Yazı yazmayı bir milyon yıldır kenara bırakmış olsam da en keyif alarak yaptığım iş olduğu gerçeği değişmedi. Yazı yazmayı çok isterim aslına bakarsanız; ancak onun disiplinine girecek cesaretim yok sanırım. İş hayatı, e-spor, podcast, dergi yönetimi, ev işleri derken konsantre olarak “düzenli” vakit ayırmakta zorlanıyorum. Sanırım fazla titizlendiğim için, çok keyif alsam da yapamadığım bir icraat şu anda.

Plase Dergi’nin bir parçası olduktan sonra günlük hayatında ne gibi değişiklikler oldu? Ayrıca kendi sesini seksi buluyor mu ?

Plase Dergi benim tüm günümü kaplayan bir iş oldu. Podcast programlaması, arka plan çalışmaları, yetmiş küsur kişilik ekipte ortaya çıkan sorunlar ve çözümleri derken bir bakıyorum bütün gün dergiyle uğraşmışım. Son zamanlarda özel hayatımdaki işlerim dolayısıyla bu biraz değişse de eski günler geri gelecek. Zira güzel projeler var, kıps;)

Kendi sesini seksi bulmak da ne bileyim, kendini beğenmişliğin en üst mertebelerinden biridir diye düşünüyorum. Ancak bence bize nazar değdi. Tüm boğazlarım, genizlerim, bronşlarım, burunlarım (artık nerelerimse) dolu dolu bu sene. Nefes almakta zorlanıyorum. Bu pandemi ve taşınma işlerim dolayısıyla denize gidememekten midir, maske takmak dolayısıyla mıdır yoksa hepsi midir bilemiyorum. Dediğim gibi “nazar, nazar” diye açıklıyorum.

İşlerini ne zaman yoluna sokacak ve düzenli hayata geçecek?

Bir taraftan para kazandığım işim, bir Fifa pro club takımında esporcuyum, Plase Dergi’nin iki podcastini modere ediyor ve bunlara dahil oluyorum, dergiyle ilgili podcast ve genel yönetimde görevlerim var ve hafta sonu maçlar var… E ben evliyim dostlar, eşim de isyanlarda. Önümüzdeki süreçte bazı şeyleri yoluna koymak için zaman yönetimi konusunda profesyonelleşmem gerekiyor. Şikayetçi değilim zira bu süreç bana zamanı kullanmayı öğretecektir. Tabii hafta 8 güne çıksa çok sevinirim.

Kaos Futbolu’nda mı daha rahat, Kraliyet Locası’nda mı? Bunu özellikle hangi ligi konuşurken daha rahat hissediyor seklinde sordum.

Hepsinde rahatım ancak podcasti kalabalık yapmak daha zor. Dergi bünyesinde katılım sağladığım tüm podcastleri modere etmek hep bana düştü. O yüzden çok da rahat değilim. İşin sadece yorumlama kısmında olmak ile moderasyon kısmında olmak arasında fark varken ikisini birden idare etmek zor.

Cevabını az çok tahmin etsem de Jose Mourinho mu, Diego Simeone mi?

İyi teknik direktörler ilham ve seyir zevki veriyor bana. Takımlarını, rakiplerine boş alan bırakmamaya kurgulayan bu iki teknik direktör çoğu zaman bana Bielsa’nın Leeds’inden daha fazla haz veriyor. Futbolu çirkinleştirdiklerini değil güzelleştirdiklerini düşünüyorum. Onlar sayesinde o kilitleri açmaya çalışan hocaların hünerlerini izleme fırsatı yakalıyoruz.

Sadede gelirsek; an itibariyle Mourinho’nun kariyeri ve meydan okumalarını Simeone’de göremedik. Mourinho’nun yaşadığı “büyük takım” baskısını hiç yaşamadı. Beklentisi her maçı kazanmak olan bir takımın başında izleme şansına erişmedik henüz. Dolayısıyla Simeone’yi Mourinho’yla kıyaslamak bile yersiz geliyor bana. Mourinho’nun kariyeri, kazandıkları, meydan okumaları… Hepsi bir adım öne atıyor Jose’yi.

Dergide yapmaktan en çok keyif aldığın şey ne? Eğer cevabı podcast ise hangisi?

Bu soruya dolaylı bir cevap verdim. Ama boş geçmeyelim; Hepsinde rahat hissediyorum.

Süper Lig ilk 4 tahminin nedir?

Çok zor bir soru tabii ki. Kaos Futbolu podcastimizde biraz haklarını fazla fazla teslim etmek adına Alanyaspor’u şimdiden şampiyon ilan ettim. Tabii ki sonsuz inanmıyorum buna ancak etrafıma ve genel olarak yorumları izlediğimde hakkının teslim edilmediğini düşünüyorum. Geçenlerde Beşiktaş’ı yendikleri maçın sonundaki basın toplantısında Çağdaş Atan’a hiç soru sorulmaması bu düşüncemi destekler nitelikteydi. Yaptıkları 4-5 senelik yapılanmanın yabana atılmaması gerektiğini düşünüyor ve ilk 4 adaylarım arasına kendilerini atıyorum.

Bunun dışında tahminimi biraz transferler şekillendirecek olsa da en ayakları yere basan hocanın Sergen Yalçın olduğunu düşünerek ve bu soruyu cevapsız bırakmamak adına Beşiktaş diyorum. Galatasaray ve Fenerbahçe; Beşiktaş’ı, Alanyaspor ile beraber takip edecektir. Başakşehir’in her şeye rağmen ilk 4’ü zorlaması bana sürpriz olmayacaktır. Fenerbahçe’nin ilk 4 dışında kalması da beni şaşırtmaz. Zira oyun anlayışlarını oldukça sorunlu görüyorum.

Hobilerin neler?

Aslında en büyük hobim Plase Dergi. Biraz da tribüne oynayalım. ☺

Onun dışında yoğunluktan tek hobim olarak Fifa oynamak kaldı. Ki onu da yarı profesyonel gerçekleştiriyorum. Ancak çok boş zamanım kalsa, müzik dinlerim, az biraz gitar çalarım, elektronik müzik yapmak için kendime bir ortam yaratırım.

En sevdiğin dizi ve film nedir?

En sevdiğin film ve dizi sorusuna net cevaplar vermek zor tabii. İzlediğim diziler arasında Breaking Bad bir yana diğerleri başka bir yana. Vince Galligan’ın tarzı, tavrı, anlatımı ve sinematografisi zihnimde bambaşka bir mertebede. Onun dışında Bojack dizisi psikolojimin çalkantılı süreçlerinde ciğerimi delen bir etki yaratmıştı.

Film denildiğinde ise aklıma gelen tek bir cevap var!

Bu hikayeyi beni tanıyanlar sıkça duymuştur, tekrar anlatayım. Yakın arkadaşım Tarık ile biyoloji 4.sınıf derslerinden biri için final sunumu gibi bir şey hazırlarken o kadar stres olmuşum ki vücudum kırmızı noktalar halinde döküntü oluşturdu. Bunu görünce “napıyoruz biz ya, olduğu kadar, olmadığı kader” diyerek, “yeğenim aç şuradan eğlenceli bir şeyler” diyerek Fatih Akın’a güvendik. Cips yiyerek Soul Kitchen’ı izledik ve film bittiğinde vücudumda döküntüden eser kalmamıştı. Dolayısıyla o filmin yeri bende başkadır. Yanına, önüne ya da arkasına başka filmi koymadan cevap vereyim.

En unutamadığın futbol maçı hangisi?

Tarihi pek hatırlamıyorum tabii ancak 6 yaşlarındayım sanırım. 1+1 evimizin salonunda uyuyorum o dönem. Galatasaray yine bir Avrupa maçı oynuyor. Babam maçı izliyor tabii. Benim için ilginç bir deneyim, divanda yorgan altındayım, ışıklar kapalı ve maça bakıyoruz. Şampiyonlar Ligi grupları ilk maçıydı sanırım, Galatasaray-Athletic Bilbao. Maç 1-1 ve kaleci dünyaları çıkarmış. Hiç unutmuyorum o kaleciyi. Exteberria!!!

Sabri Ugan’ın ses tonunda kendi sahamızda berabere kalmanın getirdiği hüzün ile 90 artılı dakikalardayız. “Hagi” derken “yazık oldu” tonlamasını duyuyor gibi oluyordunuz… Derken Hagi inanılmaz bir açıdan muazzam bir vuruşla günün yıldızı olan Imanol Etxeberria’yı avlıyor. Babam ayağa kalkıyor ve yazarak anlatamayacağım kadar coşkulu ve çocuksu bir biçimde dans ederek ritim tutmaya başlıyordu.

Belki tüm maçı hatırlamıyorum ancak o maçın benim üzerimde yarattığı duyguyu hiç kaybetmediğimi biliyorum. Benim için çok anlamlı bir gündü.


Ekip içi diğer söyleşiler;

Dergi Arka Planı: Editörümüz Utku Turhan ile Söyleşi

Dergi Arka Planı: Kurucumuz Alihan Akçam ile Söyleşi

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More