Sahalar ve Piyasalar

Artık her şey daha profesyonel...

Günümüz dünyasında sanatın farklı dallarından tutun modaya, insanların hobilerinden sporun tüm branşlarına kadar her şey geçmiş yıllara göre çok daha “profesyonel” hale geldi. Bu profesyonelleşmeden kastedilen esas nokta endüstrileşme ve maddi kaygının öne çıkıyor olması. Türk Dil Kurumu profesyoneli “Bir işi kazanç sağlamak amacıyla yapan (kimse), amatör karşıtı” şeklinde tanımlıyor. İster sanatçı olsun ister sporcu, odak noktası keyif alıp-vermekten ya da bir şeyler üretmekten/yaratmaktan para kazanmaya doğru kaydığı zaman da maalesef olaylara yaklaşım ve bakış açısı değişiyor ve de toplum hangi alanda olursa olsun tüketmeye teşvik ediliyor. Ne kadar çok tüketim o kadar çok para demek.
Tabii ki sanatın ya da modanın profesyonelleşmesinden ya da tüketim toplumundan sayfalarca bahsetmek mümkün ama bu yazıyı okuduğunuza göre ilginizin spor üzerini olduğunu düşünüyorum ve bu yüzden sadece spordan özellikle de futboldan bahsedeceğim.

Bir iktisatçı olarak bu duruma yaklaştığım zaman sporun profesyonelleşmesi ve endüstriyelleşmesinin kesinlikle üreticiye (kulüplere ve sahiplerine), üretim faktörlerine (teknik direktörlere/antrenörlere ve sporculara) ve tüketiciye (bize yani seyirciye) faydası olacağını söyleyebilirim. Profesyonelleşme bizlere daha güçlü takımları/ daha iyi sporcuları, daha güzel tesislerde daha çok izleme şansı veriyor. Sporcular ve teknik direktörler geçmişe göre işlerine çok daha fazla saygı duyuyorlar ve çok daha fazla çalışıyorlar çünkü rekabet çok arttı. Artık George Best ya da Johan Cruyff gibi kötü alışkanlıkları olan oyuncuların en yüksek seviyelerde oynayabilmesi gerçekten çok zorlaştı. Ya da Can Bartu gibi hem basketbolda hem futbolda profesyonel olarak oynayabilmek mümkün değil. Cristiano Ronaldo gibi, LeBron James gibi spora adanmış hayatlar sadece en tepelere çıkabiliyor. Bu disiplin ve emeğin karşılığını da maddi olarak fazlasıyla alıyorlar. Kulüpler ise artık birer dernek ya da topluluk olmaktan çıkıp birer şirket, ülkemizde olmasa bile, adeta para basan organizasyonlar haline geldi. Kulüpler artık yatırım olarak alınıp satılmaya başlandı, özellikle futbol dışındaki Kuzey Amerika profesyonel liglerindeki kulüpler (NBA, NFL, NHL, MLB) çok fazla kar eden şirketler olarak göze batıyorlar. Son olarak Carolina Panthers Amerikan futbolu takımı 2.3 milyar dolara David Tepper adlı bir fon yöneticisine satılacağı konuşuluyor. Spor kulübü satın almak sadece zengin oligarkların ya da şeyhlerin hobisi olmaktan çıktı.

Tabii diğer yandan bir sporsever olarak, özellikle de bir futbolsever olarak rahmetli Metin Kurt’un dediği gibi “futbol borsada değil, arsada güzel” diye içimden geçirdiğim de oluyor. Paranın bu kadar öne çıkmadığı, kulüplerin birer aile oyuncuların birer kahraman olduğu, futbolu para için değil futbolu futbol olduğu için oynayanların olduğu yılların belki sadece en sonlarını yakalayabilmiş olsam da o yılları özlememek mümkün değil.

Defalarca daha büyük takımlar tarafından istenmesine rağmen gitmeyen ve futbolu Roma’da bırakan büyük kaptan Totti ya da Juventus küme düşürüldüğünde “bir takım küme düşerse futbolcular gider adamlar kalır diyen” Nedved veya kariyerimde hiç 2. lig şampiyonluğu yok diyerek ayrılmayan Buffon gibi futbolcuları belki bir daha artık hiç göremeyeceğiz. Milyon Euro’ların, egoların ve kupaların, aidiyet duygusuna ve romantizme karşı mutlak zaferinin olduğu yıllardayız. Artık sporun bir sektör olduğunu kabullenip ona göre hareket etmenin hem bizler hem yöneticiler için daha faydalı olacağını düşünüyorum. Figo nasıl Barcelona’dan Real Madrid’e ya da Bonucci Juventus’tan Milan’a transfer olduysa ezeli rakip olan takımların sembol oyuncuların birinden diğerine transfer olduğuna daha sık şahit olabiliriz. Profesyonelleşme bu oyunun bir parçası haline geldi bunu kabul etmezsek kesinlikle sporun doğrularını yapamayız ve rekabet gücümüzü kaybederiz.

Bu kadar edebiyatın üstüne biraz da sporun ekonomik hacminden ve gücünden bahsedelim.

Howmuch.net’ten aldığım bu infografik 2016 yılında dünyanın en çok ciro (milyar dolar cinsinden) yapan 20 ligini gösteriyor ve 14.sırada Süper Lig de kendisine bu listede yer bulmuş. Listede ilk dikkat çeken en fazla ciro yapan 5 ligin 4’ünün önceden bahsettiğim Kuzey Amerika profesyonel ligleri olması, bu yüzden bu kulüplerin daha karlı olması şaşırtıcı değil. Daha karlı olduğu için de Amerikan futbolu takımı Carolina Panthers’in satışında 2 milyar doların üzerinde miktarlardan söz edilirken geçtiğimiz yıl İtalyan devi AC Milan’ı satın alan Çinli yatırımcılar 800 milyon dolar civarı bir para ödemişlerdi. Avrupa’nın ve futbolun medarıiftiharı Premier Lig kendine listenin 3. sırasında yer bulmasına rağmen ilk 2 sıradaki NFL (Amerikan futbolu) ve MLB (beyzbol) ile arasındaki fark dikkat çekici.

İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya ve Fransa 1.liglerinin toplam cirosu NFL’i ancak geçiyor. Yani Avrupa’da ve ülkemizde spor ligleri denince akla gelen futbol ligleri gözümüzde büyüttüğümüz kadar da büyük değil. Bir başka dikkat çekici nokta da ilk 10’da MLB dışında bir beyzbol ligi daha olması, NPB (Nippon Profesyonel Beyzbol) ligi. Japon beyzbol liginin, Süper Lig’den, Rusya Premier Ligi’nden ya da Hollanda Eredivisie Ligi’nden fazla ciro yapıyor olması bize tekrar sporun futboldan ibaret olmadığın hatırlatıyor.
Peki bu bahsettiğimiz 5 milyar 10 milyar dolarlar göreceli olarak ne anlama geliyor? Dünya Bankası verilerine göre 2016 yılında Arnavutluk, Malta, Karadağ, Moldova ve Makedonya gibi küçük Avrupa ülkelerinin gayri safi yurtiçi hasılası NFL’de yer alan 32 takımın toplam cirosundan azmış. 4 Amerikan liginin toplamına bakarsak da Gürcistan, Estonya, Kıbrıs Rum Kesimi, İzlanda, Letonya’nın yanı sıra bir çok Afrika ülkesinin GSYH’sinden fazla olduğunu görebiliyoruz. Ve bu bahsedilen rakamlar sadece liglerin ve takımların yarattığı ciro yani yayın haklarından, bilet satışlarından ve forma vb. gibi ürünlerin satışlarından elde edilen ciro.
Dünya çapında para yapılan harcamaları (ayakkabılardan kıyafetlere, spor salonu harcamalarından sporcu gıdalarına) bir bütün olarak düşündüğümüzde bu rakam aslında çok daha fazla. Spora olan ilgi ve spor harcamaları her geçen gün artıyor.

Aşağıdaki grafik, global olarak spor giyime harcanan parayı milyar dolar cinsinden gösteriyor. Grafikte 2016 yılından sonraki rakamların hepsi öngörülen rakamlar.

Kaynak: https://www.statista.com/statistics/254489/total-revenue-of-the-global-sports-apparel-market/

2016 yılındaki 160 milyar dolarlık harcamayı ülkelerin GSYH’leriyle karşılaştırdığımızda ise Cezayir, Fas, Kosta Rika, Hırvatistan, Bulgaristan, Macaristan, Kazakistan gibi ülkelerden daha fazla olduğunu, neredeyse Yunanistan, Yeni Zelanda ve Çek Cumhuriyet GSYH’si kadar olduğunu söyleyebiliriz.

Spor dallarının, liglerinin hatta kulüplerinin ülkeler kadar maddi gücü olduğu bir dönemin içerisindeyiz ve tahminler spor harcamalarının artacağı yönünde. Son yıllarda özellikle Avrupa ve Amerikan profesyonel liglerine girmeye başlayan yabancı sermayeler dikkat çekiyor. Asyalı zenginlerin spora, özellikle de futbola ilgisi dikkat çekici boyutlara geldi. Arap sermayesinden sonra Uzak Doğu’dan da Avrupa liglerine sermaye akışı her geçen gün artıyor. Bir çok İngiliz, İtalyan, İspanyol ve Fransız kulübü kendilerine yabancı yatırımcılar buldu ve her geçen yıl yeni transfer rekorları kırılmaya başlandı. Alman kulüpleri şimdilik yabancı yatırımcıya karşı direniyor. 50+1 Kuralı dedikleri ve takımların %49’dan fazlasının ticari yatırımcılar tarafından satın almasına engel olan bir kuralları var bu sebeple yabancı bir yatırımcı herhangi bir takımın çoğunluk hissesine sahip olamıyor. Bu aynı zamanda kulüp yönetiminde çoğunluğun kulüp üyelerinde olmasını yani taraftarın kulüp yönetiminde etkin olması anlamına geliyor. Bundesliga’nın dünyanın en yüksek doluluk oranlarına sahip olması ve biletlerin diğer liglere oranla ucuz olması 50+1 Kuralına bağlanıyor ama Şubat ayından beri bu konu tartışılmaya başlandı. Bundesliga 1 ve 2’nin CEO’su Christian Seifert açık açık 50+1 kuralının kaldırılmasının konuşulduğunu açıkladı. Alman kulüpleri, yabancı sermayeler tarafından desteklenen İspanyol ve İngiliz kulüplerine karşı finansal olarak geride kalmaktan korkmaya başladılar. Eğer kuralda değişim olmazsa önümüzdeki yıllarda sonuçları gözlemleme şansımız olacaktır.

İlk yazımda sizlere genel olarak dünyada sporun, özellikle de futbolun ne yönde ilerlediğine dair bir rota çizmeye çalıştım umarım okurken keyif almışsınızdır. Bir sonraki yazımda Avrupa futbol piyasasından biraz daha detaylı bahsedeceğim. Bu pastanın nasıl büyüdüğünü ve nasıl paylaşıldığını inceleyip, gelir dağılımının rekabet üzerindeki etkisini inceleyeceğim.

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More