Rusya 2018 ve Diğerleri

Harcanan milyarlar

2017 Konfederasyonlar Kupası’ndan sonra, şimdiye kadar düzenlenmiş en pahalı Dünya Kupası’na da ev sahipliği yapan Rusya’nın turnuva için 14 milyar dolar civarında bir harcama yaptığı söyleniyor. Bu da, Rusya 2018 Dünya Kupası’nı şimdiye kadar ki en masraflı Dünya Kupası yapıyor. Rus milli takımı turnuvada beklenenden iyi bir performans gösterdi, gruptan çıkmakla kalmayarak İspanya’yı elemeyi başardı. Bakalım benzer bir performansı Rus ekonomisi de gösterebilecek mi? Rus ekonomisinin turnuvada ve sonrasında nasıl performans göstereceğine dair yorumlar turnuva başlamadan aylar önce yapılmaya başlanmıştı. Amerikalı kredi derecelendirme kurumu Moody’s, Mayıs ayında yayınladığı raporda dünya kupasının ekonomik etkilerinin Rus ekonomisine umulduğu kadar katkı sağlamayacağını ve katkının da kısa süreli olmasını beklediklerini açıkladı. Rusya’nın 1.3 trilyon dolarlık ekonomisi içinde Dünya Kupası’nın sağlayacağı bir iki milyar dolarlık fazla harcamanın etkili bir ekonomik katkı vermesini beklemek çok da gerçekçi olmaz.

Turnuva öncesinde, oynanacak toplam 64 maçı yaklaşık 1.5 milyon biletli seyircinin tribünlerde izlemesi beklenirken toplamda 3 milyardan fazla seyircinin maçları farklı platformlardan takip etmesi bekleniyordu. Maçları 3 milyon civarı biletli seyirci stadlarda izlerken, 3.4 milyar seyirci de farklı platformlardan Dünya Kupası’nı izledi. Artık maçlar sadece televizyonlardan değil bilgisayarlar ve mobil platformlardan da oldukça yaygın olarak seyrediliyor.

Maçların oynanacağı 11 şehirde altyapı ve ulaşımı iyileştirmek için yapılan harcamaların gelecekte yapılacak kamu harcamalarını azaltacağı öngörülse de kısa vadede Rus kamu bütçesini olumsuz etkilediği kesin. Vladimir Putin, konuyla ilgili olarak stadyumların turnuvadan sonra da kullanılmaları için alt yapı ve ulaşıma ekstra önem verildiğini ve fazla harcama yapıldığını söyledi.

Özellikle 2010 Güney Afrika ve 2014 Brezilya Dünya Kupaları için yapılan stadyumların bir kısmının boş kalması, ne futbol için ne de başka etkinlikler için kullanılmaması ve kaynakların boşa gitmesi sebebiyle büyük turnuvalara ev sahipliği yapmak oldukça tartışmalı bir konu. Bazı statlar çok masraflı bulunup maçlar için kullanılmazken, bazı statlar ise otopark olarak kullanılıyor, bazıları ise evsizler ev oluyor ve kaderlerine terkedilmiş halde çürüyorlar. Literatürde bu gibi oluşumlara “beyaz fil” (White elephant) deniyor. Beyaz fil atılamayan ya da satılamayan ve maliyeti yüksek olmasına rağmen kullanılamayan yapılara, tesislere ya da şirketlere deniyor. Örneğin, Brezilya 2014 Dünya Kupası için 550 milyon dolara inşa edilen Mané Garrincha stadı şu günlerde otobüslere ev sahipliği yapıyor.

Sorun ,sadece Dünya Kupası ya da futbol da değil, diğer mega etkinlikler için inşa edilen tesisler de aynı kaderi paylaşıyor. Mesela 2004 Atina Olimpiyatları için inşa edilen olimpiyat köyü ve diğer tesisler de Güney Afrika ya da Brezilya’dakine benzer durumda. Aşağıdaki fotoğraflar 2014 yılına ait ve Atina’daki tesislerin durumlarını gösteriyorlar.

Olimpiyat köyünde yer alan antrenman havuzu
Plaj voleybolu müsabakaları için inşa edilmiş stadyum

Bir şampiyona ya da olimpiyat için, yani bir mega etkinlik için inşa edilen tesislerin sonradan kullanılmaması ve çürümeye terk edilmesi yalnızca Afrika’ya ya da Güney Amerika’ya özgü bir sorun değil, Avrupa’da da benzer sorunlar Yunanistan’da yaşandı. Keza ülkemizde de olimpiyat düzenleme ümidiyle İstanbul’a inşa edilen Atatürk Olimpiyat Stadı bir dönem bazı takımlarımızın maçlarına ev sahipliği yapmış olsa da bir süredir kullanılmadan boş duruyor. Stadyum inşa edildikten sonra fark edilen rüzgar sorunu, ulaşımın yıllardır kolaylaştırılamaması ve stadın bulunduğu semt/konum itibariyle başka etkinlikler için kullanılmaya el verişsiz olması gibi nedenlerle Atatürk Olimpiyat Stadı da yukarda bahsettiğimiz tesislerle aynı kaderi paylaşma yolunda hızla ilerliyor.

Türkiye’nin mega etkinlik düzenleme sevdası 2000 Yaz Olimpiyatları başvurusuyla başladı. 2000 Yaz Olimpiyatlarından sonra, 2004 Yaz Olimpiyatları, 2008 Yaz Olimpiyatları, 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası, 2012 Yaz Olimpiyatları, 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası, 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası, 2020 Yaz Olimpiyatları ve son olarak 2024 Avrupa Şampiyonası ve 2026 Kış Olimpiyatları’nı düzenlemek için aday olduk. Yaz Olimpiyatları adayımız her seferinde İstanbul olurken Kış Olimpiyatı adayımız ise Erzurum oldu.

Peki neden bu etkinliklere sürekli talip oluyoruz ve olası bir ev sahipliği durumunda ne gibi sonuçlarla karşılaşırız biraz onlardan bahsedelim.

Bir mega etkinliğe ev sahipliği yapmak prestij ve ülke tanıtımı açısından önem arz ediyor. Önce, etkinliğin aday ülke ya da şehre verilmiş olması o ülkenin/şehrin bu çapta bir organizasyonu düzenleyebilecek fiziki ve beşeri kapasiteye, organizasyon becerisine ve güvenirliliğe sahip olduğunu gösteriyor. Yani bir turnuva ya da olimpiyat daha düzenlenmeden aslında ülkenin imajına ve tanıtımına katkıda bulunmaya başlıyor. Hatta kimi durumlarda etkinlik sırasında bu imaj sarsılıyor.

Soçi Kış Olimpiyatları’nda sokak köpeklerinden, yemeklere, konaklama tesislerinden, kayak pistlerine kadar bir sürü problem çıkmıştı ve şiddetli eleştirilere maruz kalınmıştı. Yakın zamanda İthaki Yayınları’ndan piyasaya çıkan James Montague’nin “Oyunun Efendileri – Futbolun Süper Zenginlerinin Önlenemez Yükselişi” kitabında Soçi Kış Olimpiyatları’ndan bahsettiği bir bölüm var. Putin’in sporun sağlayacağı prestije ne kadar önem verdiğinden bahsediyor. Ayrıca gene aynı kitapta etkinliğin, 14 milyar dolara mal olacağının ön görüldüğü fakat toplam maliyet 51 milyar dolar olduğu ve açık ara gelmiş geçmiş en pahalı spor etkinliği haline geldiğinden de bahsediliyor.

Soçi’nin meşhur tuvaletleri

Harcanan para ve kötü organizasyonları bir kenara bırakırsak bu tanıtım parayla (Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası’nı bir kenara bırakırsak) satın alınamayacak, sadece gelişmiş ülke ve şehirlerin sahip olabileceği bir ayrıcalık ve bu sebeple önemli bir gösterge.

Turnuvaya ev sahipliği yapacak olmak her ne kadar prestij getirse bir yandan da riskli bir durum. Soçi örneğinde olduğu gibi alt yapısal ya da organizasyonel sıkıntılar turnuva esnasında ya da sonrasında kötü reklama sebep olabilir. 2. ve belki de daha kötü sonuçlar doğurabilecek risk ise turnuva düzenlemenin yaratacağı maddi yük. İnşa edilmesi gereken tesisler, iyileştirilmesi gereken alt yapı ve ulaşım, güvenlik için yapılacak harcamalar ve daha bir çok harcama kalemi.

Uzun süreli projelerin, hemen her zaman yaşanan, 2 temel sorunu vardır, 1.si projenin tamamlanması planlanandan daha uzun sürer, 2.si ise maliyeti beklenenden fazla olur. Güney Afrika’dan, Rusya’ya, Brezilya’dan, Yunanistan’a, İngiltere’den, Avustralya’ya dünyanın her yerinde mega etkinlikler beklenen daha pahalıya mal oldu. Tabi bu ülkeler arasındaki temel fark kimilerinin ekonomileri fazladan harcanan milyar dolarları idare edebilecekken kimilerininkinin edemiyor olması. Mesela Yunanistan’ın Atina Olimpiyatları için harcadığı 11 milyar doların yarısının bütçe fazlası olduğu biliniyor. Yani olimpiyatlar planlananın 2 katına mal olmuş. Her ne kadar olimpiyatların doğduğu yerde tekrar olimpiyatlara ev sahipliği yapmak onlar adına büyük bir gurur olmuş olsa da sonraki yıllarda yaşanan ekonomik krizin önemli sebeplerinden biri olarak olimpiyatlar gösteriliyor. Hali hazırda sallantıda olan Yunan ekonomisine ekstra yük olan olimpiyat harcamaları çöküşün başlangıcına sebep oldu.

Güney Afrika’daki Dünya Kupası’nın etkilerine baktığımızda durum biraz daha farklı. Dünya Kupası için yapılan harcamaların büyüme ve istihdama katkı sağladığı ancak bu yatırımın ülke adına daha faydalı alanlarda kullanılabileceği konuşulmuştu. Güney Afrika, gelir dağılımı en bozuk ülkeleri arasında yer alıyor. Zenginler ve fakirler arasında çok büyük uçurumlar bulunuyor ve Dünya Kupası yatırımlarının sadece zenginlere fayda sağladığı konusunda hükumet eleştirilere maruz kalmıştı.

Brezilya’da düzenlenen 2016 Rio Olimpiyatları ve 2014 Dünya Kupası da benzer eleştirilere maruz kaldı. Hem bütçe aşıldı hem etkinliklerin ekonomik faydaları tartışıldı. Mega etkinliklerin ekonomik faydaları ya da zararları zaten sürekli tartışılan bir konu, prestij ve reklam açısından kesinlikle faydalı olmasına rağmen bu kadar yüksek maliyetli bir “reklam kampanyası” yapmak akılcı mı kimsenin buna verecek kesin bir cevabı yok. Fakat şu bir gerçek ki, son yıllarda mega etkinliklere ev sahipliği yapmış ülkeler arasındaki gelişmiş ülkeler (İngiltere, Fransa, Avustralya vb.) ekonomik olarak, gelişmekte olan ülkelere göre daha fazla fayda sağlıyor. Bunun öncelikli sebebi bu ülkelerin, organizasyonu planlama ve yürütme konusunda daha yetenekli olması. Hem hali hazırda daha iyi altyapı ve ulaşım olanaklarına sahip olmaları hem de bütçe kontrolü konusunda daha başarılı olmaları sebebiyle gelişmiş ülkeler bu tarz etkinliklerden daha çok ekonomik fayda sağlıyorlar.

Türkiye mega etkinliklere başvurularını hep ekonomiye ve ülke imajına sağlanacak katkılarla rasyonalize ediyor, peki gerçekten biz olası bir ev sahipliğinden bu faydaları elde edebilir miyiz?
Yıllardır düzenli olarak yaptığımız başvurular ve dolayısıyla ön hazırlıklar sayesinde bütçeleme ve planlama konusunda oldukça tecrübeli hale geldiğimizi söyleyebiliriz. Ayrıca tesisleşme konusunda, Güney Afrika ya da Brezilya’ya göre de çok daha avantajlı durumda olduğumuz da bir gerçek. Özellikle bir futbol turnuvasına ev sahipliği yapma durumunda yeni stat yapılması gerekmeyeceğinden ötürü maliyetlerden önemli bir kalem eksilecektir. Ülkenin 4 bir yanına yapılan yeni statlar hem kalite hem kapasite standartlarını sağladıkları için, Türkiye’nin bir Avrupa Şampiyonası’na ya da Dünya Kupası’na tesisleşme açısından hazır olduğunu söyleyebiliriz. Muhakkak alt yapı, ulaşım ve konaklama için yatırımların yapılması gerekecektir ama bizim gibi gelişmekte olan ülkelere kıyasla çok daha az olacaktır.

Geçtiğimiz 10-15 yıl içinde ülke ekonomisini neredeyse kendi başına taşıyan inşaat sektörünün, gerek sahip olduğu kaynaklar gerekse de sahip olduğu tecrübeyle alt yapı, ulaşım ve konaklama ihtiyaçlarının karşılanması konusunda son derece etkin ve verimli çalışacağını da ön görebiliriz. Fakat 1.3 trilyon dolarlık Rus ya da 2.6 trilyon dolarlık Birleşik Krallık ekonomileriyle karşılaştırdığımız vakit 850 milyarlık dolarlık ekonomimiz, olası bir ev sahipliği durumunda yapılacak ekstra kamu harcamalarından olumsuz etkilenebilir. Özellikle de kamu borcu son yıllarda bu kadar artmışken… Son olarak şu rakamları da sizle paylaşayım, Türkiye’nin Euro 2024 başvurusuyla ilgili yapılan bir haberde turnuvadan beklenen gelirin 2.5 milyar, giderler düştükten sonra da elde edilecek karın 1 milyar Euro civarında olacağı tahmin edilmiş. Gene aynı haberde Rusya 2018 Dünya Kupası’ndan beklenen katkının 3.3 milyar olduğu öngörülen maliyetin ise 3.2 milyar dolar olduğu söyleniyor. Fakat Rus yetkililerin açıkladığı maliyetler rakamları 10 milyar doların üzerinde, bu sebeple bu hesapları yaparken dikkatli olmak gerekiyor.

Ekonominin üzerindeki olası kötü etkilerin elbette değerlendirilmesi lazım ama bana göre daha büyük bir tehlike var. Her fırsatta kulüplerin ve federasyonların yöneticileri, teknik direktörler, gazeteciler ya da spor sektörünün kıyısından köşesinden azıcık içinde olan herkes Türkiye’nin bir futbol ülkesi oluşundan, hem tesislerimizin hem de insan kaynağımızın başarılı olmak için elverişli olduğundan bahseder ama ne hikmetse arzu ettiğimiz başarı bir türlü gelmez. Gelse de 10 yılda 1 gelir sonra söner gider.

Futbolun bu kadar “sevildiği” ve kaynağın ayrıldığı bir ülkede nedense insanlarımız maçlara gitmiyor. Birkaç takım hariç Süper Lig’de bile tribünler boş kalıyor. 2013 yılında ülkemizde düzenlenen U20 Dünya Kupası maalesef seyirci rekoru kırdı. 1977 Tunus U20 Dünya Kupası’ndan sonraki en düşük seyircili turnuva oldu. Bu turnuvaya ev sahipliği yapılması başka organizasyonlar açısından da çok önemliydi çünkü bu turnuva bir test niteliğindeydi. Organizasyon başarılı olsa da boş tribünler yetkililerin de dikkatini çekmiş ve FIFA asbaşkanı Jim Boyce konuyla ilgili hayal kırkılığını açıklamıştı.

2013 U20 Dünya Kupası Finali Uruguay’ı penaltılarla yenerek şampiyon olan Pogba’lı Fransa boş tribünler önünde sevinirken.

Ülkemizde en “sevilen” spor dalı futbolda bile tribünleri dolduramamışken olası bir olimpiyat ev sahipliğinden neler yaşanır tahmin bile edemiyorum. Ne yazık ki ülkemizde spor kültürü sokak aralarında top oynayıp kahvehanelerde maç izlemekten öteye geçemediği için spora ilgimiz de bu seviyelerde kalıyor. Bu yüzden bir mega etkinliğe ev sahipliği yapma durumunda ülkemizi bekleyen en büyük tehlike boş tribünlerin yaratacağı imaj ve prestij kaybı olur.

Hala ülkemizde bir kültürü inşa etmeye çalışmak yerine birkaç branşta yabancı sporcuları devşirerek ülkemiz adına yarıştırıyor ve bu başarılarla tatmin oluyoruz. Yaklaşık 20 yıldır düzenli olarak spor izleyen biri olarak, Kadın Voleybol dışında sürdürülebilir başarı sağlamayı başardığımız başka bir branş aklıma gelmiyor. Ara ara başarılı sporcularımız madalyalar kazansa bile halterde ve güreşte bile 90’lı yıllardaki performansımızdan çok uzağız. Son yıllarda yüzümüzü judo ve tekvandoda kazandığımız madalyalar bir nebze de olsa güldürmeyi başardı. Dönem dönem isimler öne çıksa bile maalesef Türk sporcular şu branşta iyidir, Türkiye bir ekoldür diyebileceğimiz bir spor dalı yok.

2018 Mayıs ayında üst üste 2.kere Avrupa şampiyonu olmayı başaran milli tekvandocumuz İrem Yaman

Özellikle bireysel branşlarda sponsorların ve ülkemizde belediyelerin önemi çok büyük. Belediye spor kulüpleri futbola saçma paralar harcamak yerine amatör branşlara destek vermeyi tercih etse ülkemiz olimpik sporlarda çok daha başarılı olur ama belediyeler kendi reklamlarını yapmaya çalıştıkları, ülkemizde de olimpik sporlarla çok az insan ilgilendiği için yatırımları futbol ya da basketbol gibi popüler branşlara yapıyorlar.

2012 Olimpiyatları ev sahipliği, 2005 yılında belli olan İngiltere müthiş bir sporcu yetişme projesiyle, 2004’te 30 olan madalya sayısını 2008’de 49’a, 2012’de ise 65’e çıkardı ve tarihte ilk kez Rusya’dan fazla madalya kazanmayı başardı. Böylece, İngiliz atletler ev sahibi oldukları Londra Yaz Olimpiyatları’nda gövde gösterisi yapmayı başardılar. Sporcu yetiştirmenin bir süreç olduğunu, futbolda ya da basketbolda olduğu gibi yurtdışından sporcu getirip başarılı olmanın mümkün olmadığını ve devşirme atletlerle gelen başarının hem yurtiçinde hem yurtdışında takdir edilmediğini aklımızda tutmamız gerekiyor.

Şahsen, ülkemizin bir mega etkinlik düzenleyebilecek fiziki sermayeye kesinlikle sahip olduğunu düşünüyorum fakat bu etkinliklerin başarılı olması için beşeri sermayeye de ihtiyaç olduğu unutmamak gerekiyor. Etkinlikte görev alanlar, sporcular ve seyirciler hepsi etkinliğin birer parçasıdır. Stat inşa etmekte, yol-köprü yapmakta iyi olmak demek iyi bir ev sahibi olmak demek değildir. Boş tribünlere ve başarısız sporculara sahip olan bir ev sahibi ülke kimse üzerinde iyi bir izlenim bırakmaz. Etkinlik sayesinde elde edilecek prestijin ve popülaritenin, etkinlik sırasında ve sonrasında kaybedilebileceğini unutmamamız gerekir.