Ali Ece

Okula beş yaşında başladığı için kekeme olan ve konuşarak iletişim kurmakta zorlanan Ali Ece şimdilerde iflah olmaz bir futbol yorumcusu ve futbol yazarı…

Çocukken sözlülerden sıfır alan Ali Ece’nin yazılı sınavlarından on almak için yazı dilini geliştirmekten başka çaresi yoktu. Beş yaşında başladığı ilkokulda kekeme olan ve konuşarak iletişim kurmakta zorlanan Ali Ece şimdilerde iflah olmaz bir futbol yorumcusu ve futbol yazarı… Yorumculukta yakaladığı başarıyı her fırsatta “olduğu gibi” davranmasına bağlıyor. Bir insanın bu kadar tutkulu yorumlar yapması için ruhundan kopanlarla konuşması gerekirdi zaten.

Sadece futbol yazarı değil Ali Ece. Her ne kadar müzik sektörünün bilinen tarafında pek görünmese de “Dinar Bandosu” grubunun gitaristidir. Kendisinin savunduğu “olduğun gibi görün” “kendin ol” felsefesiyle yoluna devam etmiş bu müzik grubunun “Aya Gidelim Osman” albümüne Gogol Bordello da dahil olmuştur. Dünyaca ünlü bir grubun dikkatini çekecek kadar kayda değer ve önemli bir iş yaptıklarını belirtmek gerek. Psikedelik rock tarzında kendini gösteren grup, albüm kaydı için Gogol Bordello’yu İstanbul’a davet ettiğinde Gogol’un gitaristi Oren Kaplan, “Nasıl bu kadar güzel müzik yapıp başka işlerde çalışmak zorunda kalırsınız?” diye sormaktan kendini alamamış. Ali Ece, “Müzisyenler, yani sadece kendi müziğini icra edenler bu ülkede maden işçileri kadar beter sömürülüyorlar. Dinar Bandosu da bunun çelişkisini yaşıyor. Herkes bize ‘Başka bir ülkede, mesela İngiltere’de olsanız dünyaca ünlü olurdunuz.’ diyor ama İngiltere’de olsak bence bu kadar güzel müzik yapamazdık çünkü bu topraklardan, eski Osmanlı coğrafyasından besleniyor olmazdık.” diye cevap veriyor.

Ali Ece için “kendin olmak” köklerinin bağlı olduğu topraklarla ilgili bir mevzu. Her ne kadar müzisyenlerine vurgun olduğu İrlanda’ya ve futboluna aşık olduğu İngiltere’ye aşırı bir ilgisi olsa da bu durum onun için “özentilikten” çok uzak ve hatta “özentiliğe” karşı bir tavır. Hissettiği bu ilgi yalnızca bir etkileşim onun için. Etkileşerek gelen gelişim ona heyecan verici bir hayat deneyimi getiriyor. Bir gitarist olarak Dinar Bandosu’nda çalması da bunun bir yansıması gibi zaten.

Çocukluğundan itibaren futbolcu olmak istemiş ancak gençlik yıllarında kararını sigara etkilemişti. Futbola bu kadar aşık olmasına rağmen futbolcu olamamasını “Gitar çalarken sigara içilebiliyordu, futbol oynarken bunu yapamazsınız.” diyerek açıklamıştı. Olan biteni “sigaraya” bağlasa da kaderinde belirleyici olan etkenler “yetenek” denen sihirli ve metafiziksel gerçeklerdi belki de kim bilir…

 

Milyonları peşinden sürükleyen ve her sene yenisinin çıkması beklenen nam-ı diğer “FM” yani “Football Manager” oyununda futbolcu olamamasının acısını çıkarırcasına mesai yapmış Ali Ece. Aşık olduğu Liverpool’dan teklif geldiğinde reddedemese de çok sevdiği Beşiktaş ya da mali açıdan sorunlu futbol takımlarını seçerek “Şampiyonlar Ligi Kupası”nı kaldırmak, ona bu oyunun en çok keyif veren kısmı olmuş. Ali Ece futbolun halkın oyunu olduğunu, paranın futbolu halktan uzaklaştıran bir faktör olduğunu bilgisayarının önünde tek başına oynadığı oyunda dahi hissederek hareket etmiş. Liverpool’a olan aşkını The Beatles, Kenny Dalglish gibi iki büyük figürle, Liverpool’un işçi ve sanayi devriminin ateşini yakan devrimci bir kent oluşuyla açıklaması; derdinin forma renkleri ya da başarılarıyla değil hikayeleriyle olduğunu ortaya koyuyor. Kadıköy’de doğan ve büyüyen Ece, Fenerbahçe formasıyla basketbol oynamış, Galatasaray Üniversitesi’nde 8 yıl eğitim görmüş; ancak koyu bir Beşiktaş taraftarı. Fenerbahçe ve Galatasaray formalarını giymiş olması onun için gocunacak ya da önemsenecek bir detay olmamış hayatında. Giydiği formaların renklerinden çok, o formaların hikayeleriyle, gerçek hayatla olan temaslarıyla ilgileniyor. Bu yüzden “Hangi takımı tutuyorsunuz?” sorusuna herkes gibi tek nefeslik bir yanıt değil, paragraflarca cevaplar veriyor. Her ülkenin her bölgesinden bir takım söyleyebiliyor. Ali Ece’ye göre her ülkenin en az birkaç bölgesinde yakından bakmaya, önemsenmeye değecek hikayeler muhakkak bulunuyor.

Sinan Engin’in Alaattin Çakıcı’yı Beşiktaş antetli kağıtlarla yurt dışına kaçırmış olması; Avrupa Kupalarında Dinamo Kiev ve Leeds United’dan 6, Liverpool’dan 8 yemekten ya da Valerenga’ya dramatik bir şekilde elenmekten çok çok çok daha üzücü. Çünkü gerçek hayatla temas eden bir rezalet, onu, sahada olan bitenden daha çok ilgilendiriyor. Tuttuğu takımları hikayelerine göre seçen bir adamın samimiyetini ortaya koyan bir tutarlılık…

 

Lise yıllarını Saint Joseph’de okuyan Ali Ece’nin futbol yorumculuğu da ta o yıllara dayanıyor. Lise turnuvasında çok sert futbol oynadığı ve oyundan atıldığı gerekçesiyle bir iki yıl takımlarda oynatılmamış Ali Ece. Oynatılmadığı sıralarda okul hoparlörlerinden şimdiki mesleğinin provasını yapmış ve Türkiye’de herkesin kendi çapında futbol yorumcusu olduğunu o günlerde fark etmiş. Futbol yazarlığına başlamadan önce “12 Azize’ye On İki Ağıt” ve “Ayın En Güzel Hali” adında iki kitap yazmış ve edebiyat dünyasına adım atmış. Hayatta en çok gurur duyduğu eserleri sorulduğunda “Ayın En Güzel Hali” olarak yanıtlayan Ali Ece’yi “kankam” dediği arkadaşı Barış Tut (Yapı Kredi Yayınları’ndan) sadece edebi alanda değil futbol hakkında da yazmaya ikna etmiş. Sonraları spor basınındaki çürümüşlükle karşılaşan Ali Ece bunu “O günlerde gazetelere George Best’in, Johann Cruyff’un kim olduğunu bile bilmeyen palavra sporcular mutlak egemendi.” diyerek açıklamış ve spor yazarlığını bırakmış. Müzik stüdyosu açmaya karar veren Ece, her sabah işe gittiğinde BBC sitesindeki Liverpool ve Premier Lig haberlerini karıştırmaya devam etmiş. Yine başka bir gün “kankası” Barış Tut açılacak yeni bir dergiden bahsedince (F Dergi) buraya deneme yazıları göndermeye karar vermiş. Ece’nin yazıları çok beğenilmiş ve “sen yeter ki yaz” diyecekleri kadar güzel geri bildirimler almış. Dergiye takma isimlerle de yazılar yazan Ece bazı sayılarda neredeyse derginin tamamına yazı yazar olmuş. Sayısız farklı isimle tek bir adam dergiyi dolduracak kadar yazı üretmiş, hem dergi için hem kendisi için oldukça keyifli bir çalışma ortamı oluşmuş.

F Dergi’deki bu başarısıyla beraber futbol yazarlığına tekrar başlayan Ece zamanla sektörün yorumculuk kısmına da adım atarak sayısız proje, dergi, televizyon programı ve gazetede yer almaya devam etmiş. Son günlerde “Akıl Oyunlarından Ayak Oyunlarına Futbol” adında bir kitap çıkararak bu alanda da güzel bir adım attı. Kitabın okumaya değer olduğunu, güzel detayların yer aldığını ve samimi bir yapıt olduğunu belirtmem gerek.

Tüm futbol, müzik ve hayatseverlerin enerjisinden etkilendiği Ali Ece ismi şimdilerde gerçek bir etkileşim vadediyor. İnternet çağının getirisiyle beraber iletişimin hızlanması ve spor basınının bazı para babalarıyla “kanka” olan “palavra sporluların” tekelinden çıkması Ali Ece gibi “dolu” insanların değerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamış oldu. Bu sayede kendisi tüm futbol, müzik ve hayatseverlerin ilgisini çekiyor, onlara ilham veriyor, aslında en kötü ihtimalle samimiyeti öğretiyor ve öğretmeyi de hiç bırakacak gibi durmuyor…