Türkiye Milli Takımı – 2002 Dünya Kupası Yolculuğu

İlk kez 1930 yılında Uruguay’da düzenlenen Dünya Kupası yolculuğunda; 1950 Dünya Kupası Finallerine katılmak için mücadele eden Türkiye, Avrupa ayağında formatı çok farklı olan ve her grupta farklı formatla oynanan elemelerde 2. Grupta Suriye ile eşleşti. İlk maçı 7-0 kazanan milli takımımız Suriye’nin çekilmesinden sonra final turuna yükseldi. Final turunda Avusturya’ya iki maçta da yenilmesine karşın, bu ülkenin finallere katılmama kararı alması üzerine, finallerde mücadele etme şansını yakaladı. Ancak Türkiye de, o dönemde birçok ülkede baş gösteren ekonomik zorluklar neticesinde Brezilya’daki finallere katılmaktan vazgeçti. Hatta yine katılma hakkı kazanan Hindistan ve İskoçya da çeşitli sebeplerden dolayı çekildiği için o sene Dünya Kupası 13 takımla oynandı.

Fiili olarak boy gösterdiğimiz ilk turnuva bu olaydan tam 4 sene sonra İsviçre’de düzenlenen 1954 Dünya Kupası’dır. Avrupa Elemeleri ayağında 6. Grupta İspanya ile eşleşen Türkiye, ilk maçı İspanya’da 4-1 kaybetmiş, ikinci maçta Mithatpaşa Stadyumu’nda 1-0 kazanarak, o dönemdeki format gereği 3. Maçı oynamaya hak kazanmıştır. Tarafsız saha olan Roma Olimpiyat Stadı’nda 17 Mart 1954’te oynanan maç 2-2 sonuçlanmış, para atışı yapması için babası stadyumda çalışan 14 yaşındaki Luigi Franco Gemma’nın gözü kapalı yaptığı para atışında Türkiye’nin seçtiği taraf gelmiştir. 16 Haziran – 4 Temmuz 1954 tarihlerinde İsviçre’de düzenlenen turnuvaya Türkiye, 3. Torbadan katılmış ve dönemin güçlü takımları olan Macaristan, Batı Almanya ile 2. grupta mücadele etmiştir. Gruptaki diğer takım ise çok fazla iddiası olmayan Güney Kore’dir. Format gereği yalnızca Batı Almanya ve Güney Kore ile maç yapan milli takımımız, diğer maçların sonuçlarıyla birlikte 1’er galibiyetle Batı Almanya ile aynı puana sahip olduğu için Play-Off turu oynamaya hak kazanmış, 23 Haziran 1954 yılında oynanan bu maçta 7-2 yenilerek turnuvaya veda etmiştir.

Evet, kısaca destan yazdığımız 2002 Dünya Kupası öncesinde, katılım gerçekleştirebildiğimiz ya da hak kazanıp gidemediğimiz bu iki turnuvadan bahsettikten sonra,  gelelim asıl konumuza. 2002 Dünya Kupası üçüncülük yolculuğumuz. O dönemin lokomotif takımı olan ve birbirleriyle yıllarca yan yana oynamış Galatasaray kadrosuna takviyelerle sağlam bir takım oluşturarak doğru hamlelerle gelen başarı. Bu başarıda Şenol Güneş’in de payı gerçekten yadsınamaz. Belki hoş bir maziydi, belki de doğru yapılanma ile ortaya çıkması muhtemel Türk ekolüydü. Sonraki dönemde gerçekleşen tartışmaların ortasında kalan Türk Futbolu maalesef bu başarıyı kalıcı hale getiremedi ancak Türk insanına kararlılıkla ilerleyip, azimle mücadele ettiği takdirde başarıların da imkânsız olmadığını göstermesi açısından bir milattı.

2002 Dünya Kupası Avrupa Elemeleri, UEFA ‘ya kayıtlı toplam 51 Avrupa ülkesinin 2002 FIFA Dünya Kupası’na katılım hakkı elde etmek için dokuz grupta oynandı. 1998 Dünya Kupası şampiyonu Fransa bu eleme gruplarına katılmadan doğrudan şampiyonaya katılmaya hak kazanmıştır. Gruplarda birinci olan takımlar direkt olarak Dünya Kupası’na katılım hakkını elde ederken, en iyi 8 ikinci de, aralarında Play-Off oynamış ve turu geçen 4 takım daha Dünya Kupası’na gitmiştir.

Milli takımımız, elemelerde 4. Grupta İsveç, Slovakya, Makedonya, Moldova ve Azerbaycan takımlarıyla mücadele etti. İlk maçımızda Ali Sami Yen’de Moldova’yı 2-0 gibi net bir skorla geçerek gruplara güzel bir başlangıç yaptık. İkinci maçımız ise gruplara birinci torbadan giren İsveç’leydi. İsveç’in Gothenburg şehrinde oynanan müsabakada, 69. Dakikada Henrik Larsson’un attığı gole 90. Dakikada Tayfur Havutçu ile cevap vererek, maçı 1-1’lik skorla tamamladık. Bu sonuçla deplasmanda alınan bu beraberlik, grubun güçlü ekibine verilen bir mesajdı. Bu potada biz de varız mesajı verilmiş oldu. Bu maçtan dört gün sonra ise komşumuz Azerbaycan ile oynadığımız deplasman maçını tek golle kazandık.

Takvimler 24 Mart 2001’i gösterirken, Ali Sami Yen Stadı’nda misafir takım Slovakya’ydı. Ne yazık ki bu maçı 1-1’lik skorla tamamladık ve 2 puanı kendi sahamızda kaybetmiş olduk. Zira grubumuza bakıldığında o dönemde liderlik için İsveç’in adı geçerken, Play-Off için Türkiye ve Slovakya isimleri dillendiriliyordu. Yine de İsveç’te alınan beraberlik liderlik adına ibreyi bizden yana çevirmişti. Ancak bu puan kaybı dengeleri yine ilk yapılan tahminlere döndürmüş oldu.

Daha sonra sırasıyla deplasmanda Makedonya Cumhuriyeti’ni 2-1, kendi evimizde de Azerbaycan’ı 3-0 yenen milli takımımız, ilginç bir şekilde kendi evinde Makedonya ile 3-3 berabere kalıyordu. Bu maçın en ilginç özelliği ise defans oyuncusu olan Alpay Özalan’ın 43, 57 ve 75. Dakikalarda olmak üzere 3 gol birden atmasıdır. Ancak yine de bu performans grupta zor duruma düşmemizi engelleyememiştir. Sonuçta günümüzde çok az seyirci bu olayı hatırlamaktadır.

Grubun kritik maçlarından biri olan 1 Eylül 2001 tarihinde deplasmanda oynadığımız Slovakya maçı ise, belki de milli takımımızın Dünya Kupası yolculuğundaki mihenk taşlarından biriydi. Hakan Şükür’ün attığı golle 1-0 kazanarak elimizi güçlendirmiş oluyorduk. Her ne kadar liderlik için iddiamız kalmasa da, Play-Off ellerimizdeydi ve kalan maçlarımız sırasıyla İsveç ve Moldova ile olacaktı. Bu maçlardan ilki Ali Sami Yen Stadı’nda İsveç ile oynandı ve bu maçı ne yazık ki 1-2 skorla kaybettik. Gruptaki son maçımız artık tamamen formaliteydi ve deplasmanda Moldova’yı 3-0 gibi net bir skorla yendiğimizde takvimler 6 Ekim 2001’i gösteriyordu. Artık gruptan çıkmış ve puan olarak en iyi 8 ikincinin arasına girebilmiştik.

Takım O G B M A Y Av P
 İsveç 10 8 2 0 20 3 17 26
 Türkiye 10 6 3 1 18 8 10 21
 Slovakya 10 5 2 3 16 9 7 17
 Makedonya Cumhuriyeti 10 1 4 5 11 18 -7 7
 Moldova 10 1 3 6 6 20 -14 6
 Azerbaycan 10 1 2 7 4 17 -13

5

Ancak Dünya Kupası’na katılmak için önümüzde  2 maçlık bir aşama daha vardı: Play-Off.

Play-Off kuraları çekildiğinde rakibimiz Avusturya oluyordu. Tam da dişimize göre bir rakipti ve biz de olabildiğince inanmıştık. O dönemde birçok taraftar bu kuraya o kadar çok sevinmişti ki, artık turun garanti olduğundan bahsedenler çoğunluktaydı. İlk maç 10 Kasım 2001 tarihinde Viyana’da Ernst Happel Stadyumu’nda oynandı. Bu maçı Okan Buruk’un 60. dakikada attığı golle 1-0 kazanarak evimize hem moralli hem de umutlu olarak dönüyorduk. İkinci maçımız ise ilk maçtan tam 4 gün sonra 14 Kasım 2001 tarihinde Ali Sami Yen Stadyumu’ndaydı. O kadar inanmış ve motive olmuştuk ki, neredeyse tüm ülke bayraklarla donatılmıştı. Böyle bir atmosferde kazanmaktan başka çaremiz yoktu. Maç başladıktan sonra kronometreler 21. dakikayı gösterdiğinde Yıldıray Baştürk’ün mükemmel golü sonrasında tüm stad ayağa fırladı. Sonrasında 31. dakikada Hakan Şükür ve 45. dakikada Okan Buruk’un attığı gollerle devreyi 3-0’lık çok net bir skorla kapattık. Artık Güney Kore ve Japonya’da düzenlenen Dünya Kupası için biletlerimiz hazırdı. Bu maç belki de inanmışlığın, azmin ve eze eze yenmenin anlamlarını açıkça bizlere gösteriyordu. İkinci devrede 69 ve 84. dakikalarda sahneye çıkan Arif Erdem maçın skorunu 5-0 olarak belirliyordu. Tüm stadla birlikte evlerinde ekran başında olan seyirciler maçın bitiş düdüğüyle birlikte sevinç nidaları eşliğinde Dünya Kupası’na katılmaya hak kazanmış olmanın gururunu yaşıyordu.

                                      

Ve işte… 2002 Dünya Kupası… Uzun yıllar süren bu hasret son bulmuştu. İki ülkenin beraber düzenlediği ilk Dünya Kupası olma özelliğinde olan bu turnuvayı sonuna kadar haketmiştik. Aynı zamanda yine bir ilk… İlk kez Asya kıtasında düzenlenecekti.

2002 Dünya Kupası’na ev sahibi Güney Kore, Japonya ve son şampiyon Fransa eleme oynamadan katılacaktı. Bu sebeple üç ülke de ilk torbadan gruplara kaldı. Milli takımımız ise ikinci torbadan kuraya katılarak, C grubunda birinci torbadan Brezilya, üçüncü torbadan Çin ve dördüncü torbadan da Kosta Rika ile eşleşti.

Hasan Şaş – Brezilya’ya attığı gol

İlk Maçımızı grubun güçlü takımı Brezilya ile 3 Haziran 2002 tarihinde Ulsan, Güney Kore – Munsu Cup Stadyumu’nda oynadık. İlk yarının son dakikalarında Hasan Şaş’ın attığı golle 1-0 öne geçmemize rağmen, 50. Dakikada Ronaldo ve 87. Dakikada penaltından Rivaldo tarafından atılan gollere karşılık veremeyerek 2-1 yenik ayrıldık. Evet, gruplara kötü bir başlangıç yapmıştık ama daha önce 4 Dünya Kupası Şampiyonluğu bulunan Brezilya’ya yenilmiştik. Brezilya bu arenanın da müdavimiydi.

                                     

İkinci maçımız dördüncü torbadan gelen ve grubun güçsüz takımı olarak adlandırılan Kosta Rika takımıyla Incheon Munhak Stadyumunda 9 Haziran 2002 tarihinde oynandı. 56. Dakikada Emre Belözoğlu ile bulduğumuz gole Kosta Rika, maçın son bölümünde Parks ile karşılık vermişti. Yine ilk maçta olduğu gibi öne geçmemize rağmen skoru koruyamamıştık. Ancak her halükarda 1 puan almanın da avantaj olabileceği düşüncesi kalplerde taşınıyordu.

                                     

Tarih 13 Haziran 2002. Gruptaki son maçımız puanı bulunmayan Çin ile olacaktı. Artık nefesler tutulmuştu. Bu maçtan alınacak bir galibiyet, Kosta Rika’nın da Brezilya karşısında kaybetmesiyle birleşince bizi bir üst tura taşıyacaktı. Tüm ülke kırmızı bayraklarla donatılmıştı. Birçok insan işyerinde, okulda, arazide ya da yolda maçı nasıl izlerim telaşına düşmüştü. İnsanlar bir şekilde bu maçı izleyebilmek için çareler arıyordu. Gruptan çıkacak 2. Takımın belirlenmesi hususunda maç skorları birbiriyle ilişkili olduğu için hem Türkiye – Çin hem de Kosta Rika – Brezilya maçı aynı saatte başladı. Milli takımımız maça çok hızlı başlayarak 6. Dakikada Hasan Şaş, 9. Dakikada Bülent Korkmaz ile skoru 2-0’a getirdi. Artık oyunu korumak ve gol yememek tek amaçtı. Ancak 35. Dakikada Rüştü Reçber sakatlanarak yerini Ömer Çatkıç’a bırakıyordu. Yedek kalecimiz olmasına rağmen Ömer’e de güveniyordu milyonlar. Zira artık inanmıştık. Kulaklar Kosta Rika – Brezilya maçındaydı. 10 ve 13. Dakikalarda Ronaldo ve 38. Dakikada Edmilson ile 3-0 öne geçen Brezilya’ya, Kosta Rika hemen 1 dakika sonra Wanchope ile karşılık vermiş ve devre 3-1 Brezilya’nın üstünlüğü ile kapanmıştı. Biz de 2-0’lık üstünlükle soyunma odasına gitmiştik.

İkinci devre inanılmaz pozisyonlar kaçırıyorduk. O sırada 56. Dakikada Suwon’dan Gomez’in gol haberi geliyor, Kosta Rika durumu 3-2 yapıyordu. Haliyle insanların aklına “Brezilya nasılsa turu geçti neden uğraşsın ki” gibi düşünceler geliyordu. Ancak bahsedilen takım Breziya’ydı ve dönemim yıldızlar karması olarak adlandırılan, prestiji yüksek futbolcuları barındıran bir takımdı. Zira formalite olan bu maça dahi as kadrosuyla çıkmıştı. Bu düşünceler eşliğinde Brezilya önce 62. Dakikada Rivaldo ve daha sonra 64. Dakikada Junior ile goller bularak maçın skorunu tayin ediyordu. 5-2. Biz de 85. Dakikada Ümit Davala ile 3. Golü bularak maçı tamamlıyorduk. Artık ikinci tur bizimdi. Maçın adamı ilk golü atan Hasan Şaş seçilmişti. İnsanlar akın akın sokaklara koşuyor, konvoylar, kutlamalar gırla gidiyordu. Birçok şehrin ve ilçenin meydanında sevinç gösterileri yapılıyor, hep bir ağızdan İstiklal Marşı’mız okunuyordu. Henüz bir ekonomik kriz atlatmış ciddi anlamda varlık kaybetmiş ve dünya kadar borç batağına saplanmış bir ülkeyken, yaraların sarılmaya başlandığı ancak acıların da taze olduğu bu dönemde gelen galibiyetle üst tura yükselme başarısı insanlara ilaç gibi geliyordu.

Artık son 16’daydık. Rakibimiz turnuvanın ev sahiplerinden olan ve H grubunda Belçika, Rusya ve Tunus’lu gruptan lider olarak çıkan Japonya oluyordu. Ayrıca maç Japonya’nın Miyagi Stadyumu’nda oynanacaktı. Yani artık deplasmandaydık. Maçın hakemi ise o dönem özellikle Galatasaray maçlarından tanıdığımız Pierluigi Collina idi. 18 Haziran 2002. Maça başladıktan sadece 12 dakika sonra Ümit Davala’nın golüyle 1-0 öne geçen milli takımımız, her ne hikmetse, bir kaza kurşununa kurban gitmemek adına tamamen maçı soğutmak üzerine bir oyun kurgusuyla maçı tamamlıyordu. Bu oyun tarzı tutuyor, Japonlar katı oyun anlayışımızı kıramıyor ve 90 dakika 1-0 Türkiye üstünlüğü ile sonuçlanıyordu. Yine insanları sokağa döken milli takımımız, bu haklı galibiyeti de doyasıya kutluyor ancak çeyrek finali de iple çekiyordu. Artık bi hava yakalamıştık. Kim gelirse gelsin, yeneriz diyorduk.

Çeyrek final… Tarih 22 Haziran 2002… Rakip Senegal… A grubunda Danimarka Uruguay ve son Dünya Şampiyonu Fransa’nın bulunduğu gruptan ikinci olarak çıkan Senegal milli futbol takımı, atletik ve hızlı oyuncularıyla sonuca giden bir takım hüviyetindeydi. Son 16 turunda; Arjantin, İngiltere ve Nijerya gibi güçlü takımların olduğu bir gruptan çıkıp gelmiş İsveç’i, normal süresi 1-1 biten maçın uzatmalarında 104. Dakikada Henri Kamara’nın altın golüyle eliyordu. Çok zor takımları bile dize getirebilen bir Senegal vardı karşımızda. Ancak ne olursa olsun, arkamızda bir rüzgar, kalbimizde inanmışlık ve takımımızdaki azim bizi umutlandırıyordu. Daha önceki maçlarda olumsuz konuşanlar bile artık Türk Milli Futbol Takımı’na sonuna kadar inanmaya başlamıştı. Bu maçtan bir gün önce oynanan İngiltere – Brezilya maçını Rivaldo ve Ronaldinho’nun attığı gollerle 2-0 Brezilya kazanmış ve oynayacağımız maçın skorunu beklemeye başlamıştı. Yarı finalde tekrardan Brezilya ile karşılaşma olasılığı da artık hem oyuncularımıza hem de tüm ülkeye ayrı bir motivasyon kaynağı olmuştu. Zira yarım kalan bir hesap  vardı ve bu hesabın görülebilmesi için önümüzde sadece 90 dakikalık bir engel vardı. Maçın ilk yarısında yapmış olduğumuz ataklarda bir türlü sonuç alamıyorduk, özellikle Hakan Şükür saç-baş yolduruyordu. İkinci yarıda da aynı oyuna devam eden Hakan’a kenarda artık tahammül edemeyen Şenol Güneş, 67. Dakikada herkesin beklediği değişikliği yaparak İlhan Mansız’ı alıyordu oyuna. Ancak İlhan Mansız da kilidi açamayınca maç 0-0 sonuçlanarak uzatma bölümüne geçiliyordu. 91. Dakikada hücum hattındaki opsiyonları artırmak adına Arif Erdem oyuna girerken Emre Belözoğlu oyundan çıkıyordu. Ve 3 dakika sonrası… İlhan Mansız’ın o maçı bitiren müthiş golü… Altın gol… Senegalli oyuncular ve seyirciler derin bir sessizliğe bürünürken,  yine tüm ülke dertlerini unutarak sokaklara dökülmüştü. Türk insanı artık mütemadiyen sokaklara dökülüyor, sevinç gösterilerinde bulunuyordu. Sanki ülkenin normal gündemi bu olmuştu. Zira o dönemdeki ekonomik koşullar neredeyse çok az konuşulur olmuştu. Sırada İngiltere’yi 1-0 geriye düştüğü maçta 2-1 yenen Brezilya vardı. Gruplarda yarım kalan bir işimiz vardı. İnancımız, azmimiz, arkamıza aldığımız bir rüzgar vardı. Bu sefer neden olmasın? Belki de yıldızlar karması Brezilya’yı yenip, çok az katıldığımız ve hiçbir başarımız olmayan bu arenada final oynayacaktık! Tüm ülke inanmıştı bu duruma. Olacak mıydı? Tüm gözler, hatta tüm dünyanın gözleri bu maçta olacaktı. Zira Türkiye’ye bahisçiler tarafından çok da fazla şans verilmiyordu. Turnuva öncesi en fazla son 16 turuna çıkıp, orada eleneceği düşünülüyordu.

Yarı Final… Tarih: 26 Haziran 2002. Yer Saitama Stadyumu, Japonya. Rakibimiz ise grubumuzdaki maçta elimizden kaçan ve lider çıkan Brezilya. Grup maçlarından sonra son 16 turunda Belçika’yı 2-0’la yenerek, çeyrek finale çıkan Brezilya, az önce de bahsettiğimiz gibi çeyrek finalde de İngiltere’yi eleyerek, rakibimiz oluyordu. Hemen 1 gün önce, yani 25 Haziran 2002 tarihinde de Almanya – Güney Kore yarı final maçında, Almanya 75. Dakikada Michael Ballack’ın attığı golle finale çıkmaya hak kazanmıştı. Artık finaldeki rakibini bekliyordu.  Acaba Brezilya’yı yenip finalde Almanya’nın rakibi mi olacaktık, yoksa Güney Kore ile üçüncülük maçı mı oynayacaktık? İşte bu sorunun cevabını bulmak için maça çıkıyorduk. Hatta o dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, 26 Haziran 2002 tarihinde oynanacak bu maçın izlenebilmesi için “Hizmetin aksatılmaması ve kurum yöneticilerince gerekli tedbirlerin alınması, zorunlu hizmetlerin yürütülmesi için asgari seviyede eleman bulundurulması suretiyle kamuda çalışan memur, işçi ve diğer personelin 26 Haziran 2002 Çarşamba günü öğleden sonra idari izinli sayılmaları uygun görülmüştür. Bu süre zarfında görevli olanlara herhangi bir fazla ödemede bulunulmayacaktır.” şeklinde bir genelge yayımlıyordu.

 

Maça, Rüştü Reçber, Bülent Korkmaz, Fatih Akyel, Alpay Özalan, Ergün Penbe, Ümit Davala, Tugay Kerimoğlu, Yıldıray Baştürk, Hasan Şaş, Emre Belözoğlu, Hakan Şükür 11’iyle başlıyorduk. Maçın ilk yarısı iki takım için de çekişmeli geçiyor ancak devre 0-0’lık eşitlikle sonuçlanıyordu. Herkesin aklından Dünya Kupası Finali için sadece 45 dakika kaldı düşüncesi geçiyordu. Ancak 49. Dakikada Brezilya’nın gol makinesi Ronaldo soldan taşıdığı topu defansımızın arasından kaleye gönderiyor, Rüştü’nün sol eliyle uzandığı top elinin hemen üzerinden direğin dibinden gol oluyordu. Teknik direktör Şenol Güneş maçı çevirebilmek için 62. Dakikada İlhan Mansız’ı oyuna alıyor, daha sonra 74. Dakikada Ümit Davala’yı çıkarıp Muzzy İzzet ile orta sahayı kuvvetlendirmeye çalışıyor, son olarak da takımımızın bir başka gol silahı Arif Erdem’i sahaya sürerek maçın son bölümünde sürpriz arıyordu. Maalesef tüm bu değişiklikler de çare olmuyor ve maçın kalan bölümünde milli takımımız Ronaldo’nun attığı gole karşılık veremiyor ve maç 1-0 Brezilya’nın üstünlüğüyle sonuçlanıyordu. Milli takımımız bu sonuçla yarı finalde elenerek turnuvada üçüncülük maçı oynamaya hak kazanıyordu. Artık kupanın finali Almanya – Brezilya arasında oynanacaktı. Olsun, yine de 2002 Dünya Kupası’nda ilk dört arasında bulunmuş, yarı final oynamıştık. Az buz değil, yarı finalde de yıldızlar karması Brezilya’ya yenilmiştik. Yine o Brezilya ile kıran kırana mücadele etmiş ve sadece 1 golle yenilmiştik. Ayrıca bu arenada daha önce hiçbir başarımız yoktu. Nihayetinde önümüzde bir üçüncülük maçı vardı. Bu maçı kazanarak Kupa’yı Dünya Üçüncüsü apoletiyle bitirebilirdik.

Üçüncülük maçı… Güney Kore – Türkiye. 29 Haziran 2002. Yarı finalde Almanya’ya yenilen Güney Kore, turnuvanın üçüncülük maçında rakibimiz oluyordu. Turnuvanın ev sahiplerinden biri olan Güney Kore, Dünya Kupası’na direkt olarak katılmış, D grubunda ABD, Portekiz ve Polonya’nın olduğu gruptan 2 galibiyet ve 1 beraberlikle lider olarak çıkmıştı. Son 16 turunda güçlü İtalya ile eşleşmiş, normal süresi 1-1 biten maçta uzatma devrelerinin sonunda, 117. Dakikada Ahn Jung-Hwan’ın attığı altın golle 2-1’lik skoru yakalamış ve Çeyrek Final’e çıkmıştı. Çeyrek Finalde ise İspanya ile yaptığı maçın normal süresi ve uzatmaları 0-0’lık sonuçla bitince, penaltılara geçilmiş, bu aşamada da tüm penaltı atışlarını gole çevirerek 5-3’lük skorla turlamıştı. Ve yarı final… Almanya’ya 1-0’lık skorla boyun eğmiş ve bizimle üçüncülük maçı oynayacaktı.

Maça; Rüştü Reçber, Fatih Akyel, Bülent Korkmaz, Alpay Özalan, Ergün Penbe, Tayfur Havutçu, Tugay Kerimoğlu, Yıldıray Baştürk, Ümit Davala, İlhan Mansız ve Hakan Şükür 11’iyle çıkıyorduk. Daha maçın henüz başında, hem de Güney Kore’nin kendi evinde, Dünya Kupası’ndaki ilk golünü atan Hakan Şükür’le henüz 11. Saniyede 1-0 öne geçiyorduk. Bu gol o zamana kadar Dünya Kupalarında atılan en erken gol oluyordu. 9. Dakikada Lee Eul-Yong tarafından kullanılan serbest vuruşla 1-1’lik eşitliği yakalayan Güney Kore’ye 13. Dakikada Hakan Şükür ile birlikte paslaşarak ceza sahasına giren İlhan Mansız’ın attığı golle yanıt veriyorduk. 2-1. Bu sefer 32. Dakikada yine Hakan Şükür’ün verdiği pası gole çeviren İlhan Mansız durumu 3-1’e getiriyordu. Maçın geri kalan bölümünde karşılıklı ataklarla iki takım birbirini yoklarken, artık maçın bitmesine kısa bir süre kalan 90+3’te maçın son golünü Song Chong-Gug’un şutu Cha Du-ri’ye çarparak maçın sonucunu belirliyordu. 3-2. Bu maçın sonucunda 2002 Dünya Kupası’nda A Milli Futbol Takımımız Dünya Kupası üçünlüğünü elde ediyordu.

Türk insanını en güzel şekilde temsil eden Milli Takımımız, güzel bir sonuçla turnuvaya veda ediyordu. Tüm ülke onlarla gurur duyuyor, bize bu mutluluğu yaşattığı için minnettarlıklarını kutlamalarda gösteriyorlardı.  Hatta dünüş yolculuğunda F-16’lar ülke sınırlarına giren uçağa eskortluk yapıyor, onları selamlıyor ve Türk Milleti adına teşekkürlerini ileten bir konuşma yapılıyordu. Havalimanına indiklerinde kalabalıkların sevgi seliyle karşılanıyorlar, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından “Devlet Üstün Hizmet Madalyası” ile ödüllendiriliyorlardı. İlk olarak Başbakan Bülent Ecevit tarafından kabul edilen Milliler’e toplam 7 bin 800 adet Cumhuriyet Altını veriliyordu.

Üçüncülük Maçı Sonrası Dostluk Görüntüleri

Bu turnuva sonucunda istatistiklerimize göz atmadan da geçmek olmaz. Rüştü Reçber, Alpay Özalan ve Hasan Şaş turnuvanın 16 kişilik en iyi takımına girmiştir. Ayrıca Yıldıray Baştürk 31 faulle kendisine en çok faul yapılan oyuncu olmuştur. Takım olarak 355 top çalma ile en fazla top çalan ülke olarak Türkiye liderlik elde etmiştir. Turnuva boyunca en çok şut kurtaran kaleci ise 7 maçta 34 kurtarışla Rüştü Reçber olmuştur.  Tabii yukarıda da bahsettiğim üzere en hızlı golü de Üçüncülük Maçı’nda Hakan Şükür 11. Saniyede atmıştır.