Almanya’nın 2000’lerin Başındaki Altyapı Projesi

Alman futbolu, 2000 yılına geldiğimizde tamamen dibe çökmüş durumdaydı. Alman kulüpleri eskisi gibi oyuncu yetiştiremiyor, ligde yabancı oyuncular daha ön plana çıkıyordu. Almanya Futbol Federasyonu bu kötü gidişatı ise yabancı futbolculara sınır getirerek değil, aksine yabancı sınırına hiç dokunmayarak sıkı bir altyapı hamlesiyle çözdü.

1998’de Fransa’da düzenlenen Dünya Kupası çeyrek finalinde Hırvatistan ile eşleşen Almanya, alınan 3-0’lık ağır yenilgiden sonra yaşlı kadrosu ve artık demode olmaya yüz tutmuş sistemiyle ülke çapında ciddi eleştirilere maruz kalmıştı. Fakat turnuvada alınan derecenin kağıt üzerinde başarılı görünmesi, bu eleştirilerin üzerini geçici bir süre daha örtmeye yetmişti. Ta ki 2 yıl sonra Hollanda ve Belçika ortaklığında düzenlenen Avrupa Kupası’na (Euro 2000) kadar…

Gurup aşamasında Portekiz, Romanya ve İngiltere ile eşleşen panzerler, gurubun favorileri arasında gösterilmesine rağmen alınan 1 puan ile turnuvaya erkenden veda etmişti. Bu başarısızlık, haliyle ülke çapında infiale sebep oldu. İki yıl önce görmezden gelinen gerçekler, bir tokat misali Alman futbolseverlerin yüzüne vurulmuş oldu. Avrupa’nın en yaşlı milli takımlarından biri olan Almanya Milli Takımı ve Alman altyapı sistemi eleştirilerin odak noktası haline gelmişti.

Yaşanan hezimetin akabinde Almanya Futbol Federasyonu, Bundesliga takımlarının temsilcilerinin de bulunduğu geniş çaplı bir toplantı yapma kararı aldı. Bu toplantıda her görüş ve tavsiye dinlenerek, başarılı ülkelerin modelleri incelemeye tabi tutuldu, olası projeler hakkında detaylı sunumlar yapıldı. Toplantı sonucunda daha iyi fark ediliyordu ki, ülke futbolunun kalkınması için radikal kararlar alınması şarttı. Federasyon kurultayı toplantı sonrası ilk hamle olarak yetenekli Alman gençlerinin gelişimini takip edebilmesi için federasyondan özerk çalışan bir Altyapı Komisyonu kurma kararı aldı. Bunun dışında; ülkenin her bölgesinde futbol akademileri kurulması, Bundesliga’da mücadele eden 18 kulüp ve daha sonra alt liglerdeki kulüpler kendi altyapı sistemlerini kurması, bu sistem için çalışmayı askıya alan kulüplerin lig ve kupa müsabakalarından uzaklaştırılması, 2000 sonrası kurulan futbol kulüplerinin bir altyapı sistemi oluşturmadan lisans hakkı alamamaları gibi katı kurallar bütün ülke kulüplerine dikta edildi. Alman kulüplerinin her biri, Alman liglerinde mücadele etmek istiyorlarsa altyapı tesislerinde ışıklandırma sistemi yapılmış en az 3 çim saha, masaj odası, fitness salonu, sağlık odaları, sadece altyapı oyuncularıyla ilgilenecek özel antrenörler, tıbbi görevliler ve çeşitli departmanlarda görev alacak çalışanlar bulundurmalıydı. Bu kararlar ilk olarak alındığı 2000 yılından itibaren Bundesliga ekiplerine zorunlu kılınacak, 2003 yılından sonra da tüm alt lig ekiplerine de şart koşulacaktı. Yapılan yatırımlar özel bir bağımsız denetleme şirketi tarafından takip edilecek ve şirket, federasyona sürekli olarak rapor verecekti. Bu sert uygulamalar akabinde, sadece 2003 yılına kadar 36 kulübün altyapısına yaptığı yatırın toplam 48 milyon Euro civarına ulaşmıştı bile. Bu tutar her geçen yıl katlanarak, gelecek 10 yıl içinde 620 milyon Euro’ya ulaşacaktı.

Alman futbolundaki bu radikal değişimler süredursun, 2002 yılında beklenmedik bir olay yaşandı. Bundesliga’nın en büyük finansal destekçilerinden olan Alman medya devi Kirch Group iflas ettiğini piyasalara açıkladı. Bu iflas kararı Bundesliga kulüplerinin finansal olarak ciddi sarsıntı geçirmelerine sebep oldu. Öyle ki futbolcu maaşlarından tesisleşme yatırımlarına kadar ödemelerde ciddi sıkıntılar baş göstermişti. Bunun üzerine Bundesliga kulüpleri, şişirilmiş sözleşmelerle ligde görev alan yabancı yıldızlar yerine kendi yetiştirdikleri genç oyunculara daha fazla şans tanımak zorunda kaldılar. Bu doğrultuda zaman içinde yüklü sözleşmelere sahip oyuncular bir bir elden çıkarıldı. Ligdeki bu değişim finansal olarak kulüplerin toparlanması dışında yaş ortalamasının biranda aşağılara çekilmesine yol açmış oldu. Yaşanan gelişmelere de akademilere yapılan ciddi yatırımlarda eklenince, çeşitli lig kademelerinde forma giyen genç yeteneklerin fark edilmemesi artık imkansız hale gelmiş gibiydi. Kulüpler altyapılarında kendi futbolcularını büyük özen içinde yetiştirirken, futbol akademilerinden keşfedilen az maliyetli genç yeteneklerde bir bir kapılıyordu. Bununla da sınırlı kalmayan Federasyon, yaptığı atılımlar ile kulüp altyapılarında görev yapan UEFA B lisanslı genç antrenörlerin sayısının artmasını da sağlamıştı. Böylece bir yandan hem oyuncu üretimi sağlanırken, öte yandan bu üretimi sağlayacak çiftçilerde yetiştirilmekteydi.

2007 yılına gelindiğinde ise altyapı komisyonu, yaşanan gelişmeleri ve büyük katkı sağladıkları bu sistemi çok daha ileriye taşıyabilmek için Federasyon ile gerçekleştirdikleri toplantılarda yeni kararlar aldı. Bu kararlar neticesinde Alman Milli Takımı ve Dortmund’un efsane futbolculardan Matthias Sammer, altyapı koordinatörü olarak görevlendirildi. Dortmund ve Sttutgart’ta teknik direktörlük tecrübesi bulunan Sammer, ülke çapında 10-18 yaş arası genç yetenekleri keşfederek Alman futboluna kazandırma misyonuyla çıktığı yolda, Alman futbolunun kaderini değiştiren isimler arasında yer alacaktı.

Aynı yıl bir araştırma şirketi olan Double Pass firmasıyla anlaşan Almanya Futbol Federasyonu, şirketin özel olarak geliştirdiği “Foot Pass” isimli sistemine dahil olma kararı aldı. Bu sistem ile Bundesliga ve Bundesliga 2’de yer alan takımların tesisleri tek tek denetlenerek, puanlama sistemine tabi tutulacaktı. Yıldız şeklinde bir puanlama sistemine tabi tutulan kulüpler, kazanılan yıldız sayısı sonucu federasyon tarafından, Avrupa Kupalarından (Şampiyonlar Ligi, Avrupa Ligi) gelen para başarılı kulüpler arasında paylaştırılacaktı. Bu sistem ile kulüpler hem altyapı tesislerini ihmal etmeyecek, hemde genç yetenekler çok daha disiplinli ve düzgün koşullarda eğitimlerine devam edeceklerdi. Günümüze kadar gayet başarılı süregelen bu sistem ile hem milli takım bazında, hem de kulüp bazında Alman futbolu kısa sürede ciddi başarılara imza attı. 2000 yılında uçurumun kenarından dönen Alman futbolu, bugün en itibar gören liglerinden birine sahip olmakla birlikte yetiştirdiği birçok genç ile Avrupa futbol piyasasının en güçlü ismi konumunda.

Almanya’nın bu gelişim planı İzlanda gibi birçok ülkeye rol model olmuş durumunda. Umarım bir gün bizim ülkemizde de, futbolcu yetiştirmek için yabancı sınırı getirmek gibi çağ dışı bir uygulama yerine bu tarz radikal yatırım hamlelerini görebiliriz. Unutmamak lazım; gelişim bir şeylere sınırlama getirerek değil, yatırım yaparak olur.