Kuruluş, Yükseliş ve Dağılış : As Monaco’nun Hikayesi

Rus milyarder Rybolovlev tarafından satın alındıktan sonra Ranieri ile yeniden inşa edilip Jardim ile altın çağını yaşayan Monaco’nun, Thierry Henry yönetimindeki 2018-2019 sezonundaki düşüş hikayesi.

2011 yılına kadar aristokrat bir ailenin arka bahçesindeki eğlencesi olan ve 1924 yılında kurulan Association Sportive de Monaco Football Club, 35.000 nüfuslu şehirde maçlarına gelecek seyirci bulamasa da yıllarca Fransa liginde zirveye oynadı. Ta ki 2004 yılında başlayan çöküşe kadar. 2004 yılında Şampiyonlar Ligi finalinde Jose Mourinho’nun Porto’suna 3-0 kaybeden Monaco için başarısızlık; Prens’in desteklerinin azalmasıyla beklenen bir sonuç olmuştu. Talihsiz yılların devamında Monaco, Fransa Ligue 2’nin dibine demir atmış, bir alt lige doğru gitmekteydi. Tam o sırada Rus bir iş adamının ortaya çıkması, şehre farklı heyecanlar getirecektii.

Monaco taraftarları, eski ihtişamlı günlerini özlemiş ve  sevdaları için yine kupalı turlar atmak istiyorlardı. Halbuki tarihine 7 şampiyonluk kupası yazdıran Monaco, Ligue 2’ye düşmüş ve bir alt lige doğru da hızla ilerliyordu. 2011 Yılının Aralık ayında kulübün %66,67 hissesini satın alan Dmitry Rybolovlev, kendisini ‘’İflah olmaz bir futbol seyircisi’’ olarak tanımlıyordu. Rybololvlev de yıllar önce Chelsea’yi satın alan hemşehrisi Abramovich gibi, takımını Claudio Ranieri’e emanet etti. Ranieri ile Fransa Ligue 2 klasmanında oldukça güçlü ve genç bir ekip kuran çapraz parçalılar, Ligue 1’e tekrar yükselmeyi başardı. Fransa Ligue 1’de Ranieri ile beraber geçirilen sezonlarda kupa kazanamamış olmalarına rağmen başarılı sayılacak 2 sezonun ardından taze bir kana ihtiyaç duyuldu ve Ranieri’ye teşekkür edilerek takımın başına Leonardo Jardim getirildi.

Jardim, görevi devraldığı meslektaşı Ranieri kadar geniş ve rahat bir mutfakta çalışamayacaktı. Aslında Rybolovlev’in de Jardim’i getirme amacı tam olarak buydu. Kulübün hazır sermaye ile çalışmasını istemeyen Rybolovlev’un asıl arzusu, üreten ve kazanan bir Monaco yaratmaktı. Jardim döneminde satılan Anthony Martial, Aymen Abdennour, Layvin Kurzawa, Yannick Carrasco ve Geoffrey Kondogbia’dan 140 Milyon Euro’ya yakın gelir elde edilmiş beklenen umutlar yeşererek nakite dönmüştü. Bu örnekler Jardim’in döneminde artarak devam edecek, kulüp bir fabrika gibi çalışacaktı.

Jardim, 2015’te Portekiz’den 15 Milyon Euro’ya getirdiği Bernardo Silva’yı yalnızca 2 sezon sonra Manchester City’ye 50 Milyon Euro’ya satarak bir transfer öyküsü daha ekliyordu özgeçmişine. Real Madrid’in altyapısında tozlanmış bir köşede kalan Fabinho’dan kazanılan 44 Milyon Euro ve 4 Milyon Euro’ya alınıp 70 Milyon Euro’ya satılan Thomas Lemar da Jardim’in hikayelerinden ufak örnekler oluyordu.

Leonardo Jardim, sadece oyuncu al-sat yaparak doldurmadı kasayı. Altyapıya da büyük bir önem gösterdi ve genç yaş kategorilerindeki gençlerden de maksimum verim aldı. Bunun da en büyük imzasını, hepimizin yakından bildiği Kylian Mbappe’ye henüz 17 yaşındayken hücumun anahtarını vererek atıyordu.

Transfer dönemlerinde gelir rekorları kıran Jardim ve ekibi gider konusunda da oldukça cimri davranıp har vurup harman savurmuyordu. Nokta transferler ve teknik direktör farkı sayesinde özlenen büyük başarılar 2016-2017 sezonunda gelecekti. Fransa ligine ambargo koyan Psg’nin 8 puan önünde şampiyon olan kırmızı beyazlılar, sadece ligde oynanan müsabakalarda 107 gol atacaktı. Ligin yanı sıra Avrupa macerasına da dolu dizgin devam eden Monaco, aynı sezon Şampiyonlar Ligi’nde de yarı final oynama başarısı gösterdi. Dortmund ve Manchester City ile oynanan 4 maça sığdırılan 12 gol, Monaco’nun o sezon kazandığı başarıların kısa bir özeti oluyordu.

2018-2019 sezonuna kötü bir başlangıç yaparak 9 maçta 1 galibiyet alan Jardim ve ekibinin geçmişte yaşattıkları çabuk unutuldu ve yollar ayrılık virajına geldi. Takıma 5 yılda çağ atlatan ve görevi süresince gelen transfer tekliflerini; yürüttüğü başarılı projesine ihanet etmemek adına elinin tersiyle iten Leonardo Jardim’in Monaco’daki kredisinin, sadece 9 haftalık bir başarısızlık dönemi olduğu gerçeği tüm spor camiasını hayretler içerisinde bırakmıştı.

Jardim’e yapılan (belki de adının vefasızlık olduğu) bu tahammülsüzlüğün ardından, kulübün anahtarları bir dönemin efsane forvetlerinden olan Thierry Henry’e veriliyordu.

Henry, Fransa Ligue 1’de çıktığı 9 maçtan sadece 2 galibiyet çıkarmış ve takımının başında çıktığı 9 haftada 7 puan toplamıştı. Futbolun Avrupa arenasındaki en büyük sahnesi olan Şampiyonlar Ligi’nde de göreve geldikten sonra çıktığı 4 müsabakadan 1 beraberlik çıkararak galibiyet alamadan 1 puan ile veda edilmişti.

İlk devrenin son haftasında Fransa Ligue 1’in sonuncusu Guingamp ile karşılaşan Thierry Henry’nin ekibi, evinde oynadığı müsabakadan da 2-0’lık mağlubiyetle ayrılarak kötü gidişatını devam ettirdi. Önümüzdeki maç Marsilya’ya konuk olacaklarını düşünürsek, kara bulutların takım üzerindeki etkisini arttıracağından kimsenin şüphesi yok sanırım.

Günümüz futbolunda geçmiş deneyimlerin unutulduğu her tecrübenin acısı, unutulmayacak bir tokat ile tarihe geçerken Jardim’i kovarak Henry’e bel bağlayan Monaco’nun akibeti ne olacak? En başta bahsettiğimiz, şehirde yaşanılan heyecan ise hayalkırıklığı olarak hissedilmeye başlandı. Monaco’da işler her hafta daha da kötüye gidiyor. Acaba bu sezon yazılan kara tarihin sonundaki cümle ne olacak?

Bekleyip göreceğiz…

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More