Türk ve Yunan Savaşı 

Türk ve Yunan halkları uzun yıllar boyunca hep karşı karşıya gelmek zorunda kaldı. İki ülkenin arasındaki rekabet savaş meydanlarına kadar uzadı. Bir arada yaşadığımız zamanlar da oldu, karşılıklı mübadeleye uğradığımız dönemler de. Hikayemiz futbol sahalarına iniyor ve iki ülkenin rekabetini gözler önüne sunuyor.

Yunanistan’da siyah beyaz renklerde, armasında kartal sembolü bulunan Paok takımı 1875 yılında İstanbul’da ‘Hermes’ adıyla kurulmuştur. Kuruluşunun ardından meydana gelen Türk ve Yunan savaşının sonrasında Yunanistan’a taşınmışlar. Cumhuriyet’ten sonra gerek mübadele gerekse çeşitli unsurların kışkırtması ile muhtelif zamanlarda baş gösteren meş’um ırkçılık neticesi memleketten adeta kovulan, Yunanistan’a gittiklerinde de ‘Türk Tohumu’ denilerek aşağılanan bir nesildi onlar.[1] Bu sebeple siyasetin sol tarafında; savaşa, ayrımcılık ve ırkçılığa karşı olan ve söylemlerinde işçi ve emekçinin yanında yer alan Paok taraftarı ile Beşiktaş taraftarı günümüzde ‘Black – White brother’ olarak adlandırılan bir dostluğa sahipler. 

1914 yılında Kostas Vasiliadis ve arkadaşları tarafından kurulan Pera kulübü, İstanbul’daki Rum azınlıkları temsil ediyordu. I. Dünya Savaşı yıllarında pek ortalarda görünmeyen takım İstanbul’un işgali sırasında İstanbul Pazar Ligi’ne dahil oldu. Elde ettiği başarılı sonuçlar sonrası Türk futbol takımlarının hedefi haline gelerek Türk-Rum rekabeti kaçınılmaz oldu. Taksim stadında oynanan maçta Pera, Fenerbahçe’yi 1-0 yendi. Kadıköy’deki rövanş maçında, Pera seyirci üstünlüğünü de alarak ilk devreyi 1-0 önde kapattı. İkinci devre çıkan olaylar yüzünden Rumlar çekildi. Maç da yarıda kaldı. Kavganın rövanşı, Pera ile İttihadspor’un yine Kadıköy sahasında yaptıkları maçta cereyan etti. Türk ve Rum basını maçtan önce maçın atmosferini yeterince gerdiler. Maç günü tribünler mavi beyaz renkli balonlar ve Yunan bayraklarıyla donatılmıştı. Çok sert geçen birinci devre 0-0 sonuçlandı. İkinci devrede karşılıklı birer gol atıldı. Tam maç sona ermek üzereyken, İttihadspor galibiyet golünü kaydetti. Türk seyirciler çılgınca bir sevinçle sahaya hücum ettiler. Oyuncuları kucaklayıp öpmeye başladılar. Rum seyirciler de sahaya girince, meydan kavgası kaçınılmaz oldu. Oyuncular soyunma odalarına sığındılar. Balonlar patlatıldı ve bayrakları yırtıldı. İşgal kuvvetlerinin atlı polisinin müdahalesiyle çatışan taraflar ayrıldı. Geride ölü bir Rum vatandaşı ve onlarca yaralı kaldı. 

1930 yılında Türk ve Yunan halkalarının kaynaşabilmesi amacıyla Karşıyaka spor kulübü ile Lailapas takımları arasında Sakız Adası’nda bir dostluk maçı organize edilmiş ancak aşırı derecede yağan yağmur maçın iptal edilmesine neden olarak dostluğun filizlenip yeşermesine katkı sunamamıştı.

Cumhuriyet sonrası da Yunanlılara karşı oynanan futbol müsabakaları Türklerin her daim ilgisini çekiyordu. Venizelos’un ülkemizi ziyareti sırasında 1931 yılında organize edilen Fenerbahçe ile Yunanistan şampiyonu Olympiakos arasındaki müsabaka izleyici rekoru kırdı.

I. Dünya savaşı patlak vermeden aralarındaki geçmiş dönemden kalma sorunları çözmeye yönelik olumlu adımlar atan ve savaş sonrası aynı siyasi kümede yer alan Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerginlik azaltılmaya çalışılıyordu. Dönemin Yunanistan şampiyonu AEK, 1947 yılının Eylül ayında İstanbul’a gelerek beş maç yapmış ve üç büyüklerin tamamına yenilmişti. Ancak yapılan tüm girişimlere rağmen iki ülke arasındaki tansiyon düşmeyecekti. 

Türk ve Yunan

Futbol, Cumhuriyet döneminde özellikle Yunan’a karşı milli zaferi pekiştirmeye yaramıştırİki ülke arasında oynanan ilk müsabakada Türk milli takımı Yunan milli takımını 23 Nisan 1948’de Atina’da 3-1 mağlup ettiğinde yurtta bayram havası esmiş ve Yunanlı bir seyirci üzüntüsünden intihar etmiştir. Yunanistan’a karşı alınan bu galibiyet ayrıca Milli Mücadele yıllarında Yunanlılara karşı verilen mücadelenin sembolik olarak güncelleştirilmiş halidir 

Yoksul bir Rum balıkçının oğlu olarak Büyükada’da dünyaya gelen Lefter, o maçta kendisine edilen küfürlere sadece şu cevabı vermişti: ‘‘Bana ne dediğinizi anlamıyorum, ben Türk’üm, Türkçe konuşun!” Milli takım formasını 50 defa giyen Lefter’i Yunanistan’ın sol beki maç sonunda ‘‘Türk Dölü’’ diye hakaret ederek kovaladı. Rumcada adı ‘Özgür’ manasına gelen Elefterios ilk profesyonel sözleşmesinden iki sene sonra askere gitti ve tam dört yıl vatani görevini yerine getirdi. 2010 yılında Atina’da rahatsızlanıp komadan uyandığında ‘’Öleceksem beni vatanıma götürün. Türkiye’de ölmek istiyorum.” diyecek kadar vatanseverdi. 1948 Aralık ayında Fenerbahçe Yunanistan’a seyahatte bulundu. 

Yunanistan karşısında oynadığımız ikinci maç olan özel müsabakayı 27 Kasım 1948’de bu kez İstanbul’da Milli Takım 2-1 kazandı. Sonrasında Atina’da Akdeniz Kupası’nda 16 Mayıs 1949’ta ilk resmi maçımızı oynadık ve Gündüz Kılıç ile Bülent Esel’in golleriyle rakibimizi 2-1 mağlup ettik. (AKD Karması) Kafilemiz Atina’nın sayfiye semti Kilisya’da kalıyordu. Yunanlılar bize hiç iyi gözle bakmadıkları için şehre inemiyorduk. Yunanistan’ı yenmemize çok üzülen fanatik bir Yunanlı surlardan atlayarak intihar etmişti.[2] Ulusal futbol takımımız müsabakayı 2-1 kazanması sonrası Yunan seyirciler tarafından sözlü olarak taciz edilmişti. Müsabaka sonrası ülkemizde Türk Milli Talebe Birliği ‘‘Yunanistan ile spor teması istemiyoruz’’ yazılı dövizler taşıyarak yaşanan bu olayı protesto etti. 

29 Şubat 1952 tarihinde Akdeniz Kupası’nda dördüncü kez karşılaştığımız Yunanistan’a karşı ilk mağlubiyetimizi 3-1’lik skorla aldık. Beşinci karşılaşmada iki takım dostluk amacıyla bir araya geldi. NATO’ya girme sürecinde, Amerika her iki taraf arasındaki gerginliği azaltmaya ve düşmanlığı yok etmeye çalışıyordu. Bu bağlamda 16 Mayıs 1952 günü İstanbul’da oynanan müsabaka Yunanistan’ın 1-0’lık üstünlüğü ile sonuçlandı. 

1955 yılında gerçekleşen ve tarihe 6-7 Eylül Olayları olarak geçen yüz kızartıcı mevzuların kökeninde Türk – Yunan rekabeti yatar. Bir gazetenin manşetinde Yunanlıların Atatürk’ün evine saldırdığı iddiası ile galeyana gelen halk gayrimüslimlerin evlerini ve işyerlerini talan eder. Sonraki yıllarda olayların Demokrat Parti tarafından düzenlendiği anlaşılır. 6-7 Eylül 1955 olayları sonrasında Yunanistan ile olan resmi spor müsabakaların süresiz olarak durdurma kararı alınır. 

İki ülke takımlarının uluslararası maçlarda karşı karşıya getirilmemesine dikkat edilmesine rağmen, 1967’de Fenerbahçe ile AEK Atina’nın, Balkan Kupası finalinde karşılaşması, Türk ve Yunan Milliyetçileri açısından önemli bir milli hadise olmuştur. İlk iki maçta yenişemeyen takımlar arasında, üstelik araya Kıbrıs bunalımının girmesiyle ertelenerek 1968’de yapılan üçüncü maçta rövanş arzusu karşılıklı olarak doruklanır. Türk basını “Kıbrıs’ın hıncının Yunan takımından alınacağı’’ yorumunu yaparken, Yunan basınında şunlar yazılmaktaydı: “Bizans iki başlı kartal armasıyla yüzyıllarca Dünya’ya egemen olmuştu. Şimdi, AEK kendi kartal armasıyla Bizans efsanesine yeni bir sayfa ekleyecek’’. Seyircilerin söylediği “Dağ başını duman almış’’ marşı eşliğinde oynanan maçı Fenerbahçe’nin kazanmasıyla rövanşı adlandırma şerefini Türk milliyetçiliği elde etmiş; maçın adı, ‘‘Kıbrıs’ın hıncı alındı olmuştur’’.[3]

Türk ve Yunan
Ordinaryus lakaplı Lefter

Atina’nın AEK takımının taraftarlarına da rakipleri tarafından yakıştırılan Türk benzetmesi var. Kendi deyimlerince Türkosporo yani Türk tohumları olarak adlandırılan AEK takımına bu lakap Atina’nın bir diğer takımları tarafından takılmış. Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşanan nüfus mübadelesinde İstanbul’da yaşayan Rumların bir kısmı Yunanistan’a gider. Gidenlerin arasında İstanbul Ligi’nin çoğunluğu Rumlardan oluşan futbol takımları, Kurtuluşspor ve Beyoğluspor’un oyuncuları da yer alır. Rum gençleri çok geçmeden AEK’yı kurarlar. AEK Atina şehrinin daha varoş, daha sosyal demokrat kesimlerine hitap etmekte ve rakiplerinin kendilerine yaptıkları benzetmelere inat tribünde Türk bayrağı açarak, ‘Türk gibi güçlüyüz’ sloganları atarak karşılık veriyorlar. 2011 yılında hayatını kaybeden Fenerbahçe’nin efsane futbolcusu Lefter de AEK takımının formasını terletmişti. 

24 Eylül 1987’de Lazyike’de Akdeniz Oyunları’nda tam 35 sene sonra oynanan altıncı müsabakada Yunanistan’ı uzatmalarda attığımız golle 1-0 yendik. 

21 Eylül 1988 tarihinde İstanbul İnönü Stadı’nda Yunanistan ile yedinci maçımızı oynadık. Tanju’nun penaltıdan, Oğuz ve Rıdvan’ın golleriyle özel maçta rakibimizi 3-1 mağlup etmeyi başardık. 29 Mart 1989’da Atina’da oynanan özel maçın rövanşında Rıdvan’ın golüyle kazanarak yine galip gelmeyi başardık. 

2006 Dünya Kupası elemelerinde aynı gruba düşen iki ezeli rakip hem Atina’da hem de İstanbul’da oynanan iki karşılaşma da golsüz berabere kaldılar. 

EURO 2008 elemelerinde yeniden aynı gruba düşen iki takım önce 24 Mart 2007’de Atina’da karşılaştı. Milli Takımımızın 4-1’lik galibiyeti ile sonuçlanan maç sonrası 17 Ekim 2007’de İstanbul Ali Sami Yen Stadı’nda Yunanistan’ın galibiyeti attığı tek golle geldi. 

2011-12 futbol sezonunda Samsunspor’un yaptığı Yunan oyuncu Gekas transferi sonrasında Yunanistan’da bu olaya tepki gösteren bir azınlık oluşmuştu. Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nı başlattığı Samsun’a gitmeyi nasıl kabul ederdi? Atatürk’ün resmi göğsüne işlenmiş formayı nasıl giyerdi? Aşırı milliyetçi Yunanlılar Gekas’a hakaretlerle saldırıyor ve hain ilan ediyorlardı.[4] 

Yunanistan ve Türkiye arasında, İstanbul, Ege Adaları, KKTC özelindeki tarihsel göndermeler tribünlerde artık alışılagelmiş bir davranış. 7 Mart 2013’te UEFA Avrupa Ligi 3.turunda Çek Cumhuriyeti’nin takımı Viktoria Plzen taraftarı, Fenerbahçe maçında ‘Kıbrıs Yunanistan’ındır’ pankartı açmış ve Türkiye aleyhine sloganlar atmıştı. Ayrıca Spartak Moskova taraftarı Fenerbahçe maçında Türk bayrakları ve Atatürk posterleri yakmışlardı. 

Eylül 2013’te UEFA Avrupa Ligi maçında Trabzonspor’u konuk eden Apollon Limassol’un stadında Güney Kıbrıs Rum Kesimi bayrağı yerine Yunanistan bayrağı direklere asılırken Türk bayrağı asılmamış; maç günü dergisinde de Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs topraklarını işgal eden ülke olarak gösterilmişti.  

2014 yılına gelindiğinde tam 84 yıl önce oynanması planlanan ancak yağmur nedeniyle iptal olan Karşıyaka ile Lailapas takımlarının müsabakasına kaldığı yerden devam edilip tamamlanmasına karar verildi. Bu yıllar önce atılan dostluk adımının günümüze yansıması olarak kabul edildi. Çok sayıda Karşıyaka taraftarının da Sakız Adası’na giderek izlediği müsabaka 5-5 devam ederken dakikalar 60’ı gösterdiğinde her iki takımın taraftarları sahaya girerek bu karşılaşmanın da sonlanmasına müsaade etmediler. Ancak bu sefer gerçekleşen eylem tamamen dostluğun gelişimini hedef almaktaydı. Sahanın ortasına beraberlerinde getirdikleri bayrakları diken taraftarlar ‘her zaman dostuz, dostluğumuz tıpkı bu müsabaka gibi hiç bitmesin’ mesajı vermişti.[5]

17 Kasım 2015 tarihinde İstanbul’da oynanan özel karşılaşma golsüz berabere sonuçlanmıştı. Ancak müsabakadan 6 ay sonra FIFA, Yunanistan’ın kural dışı oyuncu oynattığı gerekçesiyle maçı Türkiye lehine hükmen 3-0 tescil etti. 

30 Mayıs 2019 tarihinde Yunanistan ile oynadığımız son müsabakayı Antalya’da 2-1 kazandık. Dostluk müsabakasında gollerimizi Cengiz Ünder ve Kenan Karaman kaydetti. 

Uzun yıllar boyunca iki ülke arasında yaşanan rekabetin alevi eskisi kadar yoğun olmasa da dünya var oldukça sönmeyecek…

 

Kaynaklar: 

[1] Yüce, Mehmet, 2014, Osmanlı Melekleri, İletişim Yayınları, İstanbul

[2] Aytuna, Fethi, 2015, Vefa’nın Galip’i, İletişim Yayınları, İstanbul

[3] Horak,R.-Reiter, W.-Bora, T., Ekim 1993, Futbol ve Kültürü, İletişim Yayınları, İstanbul

[4] Dilmen, Didem, Mayıs 2015, 90 Artı, Çaba Yayıncılık, İstanbul

[5] Donuk, Bilge, 2019, Tam Yol Yönetim, Ötüken Neşriyat, İstanbul


Bunlar da ilginizi çekebilir; 

Türk İzi: Son Osmanlılar

Diyarbakırspor: Türkmen Şehrinin Takımı

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More