Tavşan Atlet

Son haftalara kadar ligi önde götüren ama son düzlükte şampiyonluğu kaybeden Anadolu temsilcileri. Onlar bir anlamda ligimizin tavşan atletleri.

Uzun yıllardır orta ve uzun mesafeli yarışlarda tempoyu arttırması için bazı atletler kendini feda eder. Tavşan atlet olarak nitelendirilen bu kişiler, yarışın büyük bir bölümünü önde götürdükten sonra görevini tamamlayıp sırasını arkasından gelen gerçek zirve adaylarına devreder. Atletizm ile özdeşleşen bu durum yazımızın ana teması olsa da konumuz futbol ve ligimizin tavşan atletleri.

Geçen yıl İstanbul Maratonu’nu bir tavşan atletin kazanması gibi ilginç bir durumla karşılaştıktan sonra bu durumun benzerini Süper Ligi şampiyon olarak tamamlayan Başakşehir örneğiyle gördük. Son yıllarda yaptığı yatırımların karşılığını almayı başaran takım, başlarda bir belediye kulübüydü ve şampiyonluk öncesi üç sezonu tipik bir tavşan atlet olarak önde götürüp rakiplerine teslim etmişti. Ancak pandemi sonrası eline geçen fırsatı kaçırmayan Başakşehir, altıncı şampiyon olarak tarihteki yerini aldı. Tabii her tavşan atletin hikayesi onlar gibi mutlu sonla bitmedi.

* * *

1969 yılında sezonun son 5 haftasına lider giren Eskişehirspor, o güne kadar üç büyüklerin tekeline girmiş olan lig şampiyonluğunu kazanıp dördüncü büyük olmaya çok yaklaşmış ama bahsi geçen sezon da dahil olmak üzere üst üste yedi kez ilk 4 içinde yer aldığı yarışta ipi önde göğüsleyememişti. İç Anadolu’dan çıkan bu “Biz de yapabiliriz” mottosu ardından tüm ülkeye yayılmış ve 70’li yıllarda çeşitli şampiyonluk adayları türemişti.

Tavşan atlet Eskişehirspor
Kaynak: ayaktakileroturanlar Ayaktakiler: Mümin Özkasap, Nihat Atacan, İsmail Arca, Vahap Özbayer, Fethi Heper Oturanlar: Abdurrahman Temel, Necdet Yıldırım, Kamuran Yavuz, İlhan Çolak, Nuri Toygün, Ender Konca

Ertesi sezonun ilk yarısını lider bitiren Altay’ın nefesi şampiyonluk için yetmiyordu ama bunun altında kalmak istemeyen ezeli rakibi Göztepe 1971’de son haftalara kadar Galatasaray ve Fenerbahçe ile birlikte zirve yarışına tutundu. 1974’te Boluspor “Acaba şampiyon mu olacak” dedirtirken yine son 5 hafta eşiğini aşamıyor ve yarış dışı kalıyordu. Anadolu devrimi için tam 17 yıl sabırla beklendikten sonra 4 Nisan 1976 günü Fenerbahçe’yi yenerek zirveyi teslim alan Trabzonspor bir daha arkasına bakmaksızın performansını sürdürerek “Ben tavşan atlet değil, gerçek şampiyonum!” mesajını veriyordu. 1984 yılına kadar kazanacağı 6 şampiyonlukta hep en önde giderek tavşana dahi ihtiyaç duymayan Karadeniz Fırtınası kazandığı ya da kaybettiği yıllarda Fenerbahçe ile çekişerek bugün bile sürmekte olan husumetin temelini atmıştı. 1981 yılında Adanaspor şampiyonluk için ümitlense de ikincilik ile yetinerek zirve heyecanını Akdeniz’e taşırken, 19. haftasını Sakaryaspor, 24. haftasını Zonguldakspor’un lider tamamladığı 81-82 sezonu gerilerden gelen Beşiktaş’ın 15 sene sonraki şampiyonluğuyla neticelendi.

Seksenli yılların ortalarında süper bir golcüyle tanıştı Türk futbolu. Tanju Çolak 2 sezon üst üste attığı gollerle krallık tacını takıp kendini Galatasaray’a transfer eden süreci başlatırken, formasını terlettiği Samsunspor da zirvenin ortaklarından oluyordu. İlk yıl tek devre yarışa dahil olabilen Samsun, 86-87’de 27. haftayı lider geçerek “Karadeniz’den ikinci şampiyon geliyor” dedirtse de nefes nefese geçen son hafta sonunda Galatasaray 14 senelik hasreti bitirip Samsunluları hüsrana uğratıyordu.

1987 yılı futbolda üç puanlı sisteme geçiş yılı olduğu için artık 90 dakika sadece savunma yaparak pek çok maçı berabere bitiren takımların da sonunu hazırladı. Eski sistemde çok işe yarayan 1 puan, yeni düzende özellikle iyi takımları daha fazla hücuma yönlendirdiği için eskisi kadar şampiyonluk adayı çıkartamamaya başladı Anadolu kulüpleri. Bunda gittikçe büyüyen futbol endüstrisi, yayıncı kuruluşlar başta olmak üzere pek çok gelir kaynağı ve büyük kulüplerin transfer edebildiği kaliteli yabancıların da payı vardı elbette. Sarıyer, Gençlerbirliği, Bursaspor gibi güçlü takımlar çıkardı Anadolu ama uzunca yıllar sadece biri şampiyonluk heyecanı yaşatabildi.

Futbol ekonomisine bir de yüklü Şampiyonlar Ligi geliri girmeden hemen önce yani 1992-93 sezonunda Kocaelispor fırtınası sardı Türk futbolunu. Büyük-küçük ayırt etmeksiniz pek çok maçını kazanan Körfez ekibi ilk yarıyı lider bitirdikten sonra ikinci devrenin ortalarına doğru basit puan kayıplarıyla yarışı malum dörtlüye bıraktı. Sonrasında lige transfer edilen süperstarlar, verimli yabancılar ve Anadolu’da yıldızlaşan oyuncuların soluğu İstanbul’da alması gibi sebeplerden ötürü Trabzonspor bile çoğu kez yarışamaz oldu tarihsel büyüklerle.

Açılan makası kapatmaya en çok Ersun Yanal takımları yaklaştı diyebiliriz bu süreçte. Önce Denizlispor ardından Ankaragücü, son olarak Vestel Manisaspor ile farklı bir hoca olduğunu gösteren ve daha sonra Türk futbolunun iki devi Trabzonspor ve Fenerbahçe’yi çalıştıran Yanal, Gençlerbirliği ile kalfalık eserini sundu. 28 hafta yarışın içinde kalan ve oynadığı harika hücum futboluyla taraflı tarafsız herkesin takdirini kazanan Gençlerbirliği, 85 puan toplayan ve 100. yılında şampiyonluğa kararlı bir Beşiktaş’a denk gelmenin şanssızlığını yaşadı. Ancak o günlerde başkanlık dersi veren ve Afrika’dan getirttiği düşük maliyetli futbolcuları Real Madrid’e bile satabilen İlhan Cavcav’ın bu işleri bilen bir de rakibi vardı; Celal Doğan. Gaziantepspor’la her daim büyüklerin çekindiği bir takım kurmayı başaran Doğan, tıpkı İlhan Cavcav gibi büyüklere gönderdiği oyunculardan gelen parayı iyi yönetti ve zirveyi zorlayan bir Gaziantepspor yarattı. Öyle ki bitime 6 hafta kala gittikleri Fenerbahçe deplasmanında ilk yarıyı 3-0 gibi muazzam bir skorla kapattıkları maçı 4-3 kaybetmeseler Güneydoğu Anadolu ilk ve tek şampiyonuna kavuşabilirdi 2001 yılında.

Bu maçlar unutulmaz maçlar!

Dünya futbolunu Yunanistan Milli takımı ve Jose Mourinho ile ele geçiren sağlam savunma anlayışı Türkiye’ye Bülent Uygun ile sirayet etti. Pek çok futbolcuyu derinden etkileyen Sivas soğuğunu, sert ve buzlu zeminle harmanlayan Uygun, özellikle iç sahada yenilmesi pek mümkün olmayan taş gibi bir takım yaratmıştı. Bitime iki hafta kala konuk ettikleri Galatasaray karşısında 1-0 öne geçen Sivasspor, maçın ilkbahar zamanı ılıman bir atmosferde oynanmasının da etkisiyle kaybederek şampiyonluğu sarı-kırmızılı takıma bırakmıştı ama asıl dramatik son ile ertesi sezon yüzleşti. Son 5 haftaya 5 puan gibi önemli bir avantajla giren Yiğidolar, daha önce o yollardan geçmiş olan Gaziantepspor ve gelecekte yeni ismiyle geçecek olan İstanbul Büyükşehir Belediyespor’a yenilerek şampiyonluğu Beşiktaş’a teslim etti 2009 yılında. Kaçan balığın büyüklüğü nedeniyle kendine gelmekte zorlanan Sivasspor daha sonra orta sıra takımına dönüştüğü ligde geçen sezon yine bir heyecan yaratsa da bu kez ikinci yarının ilk haftalarında dağılmaktan kurtulamadı.

Ancak o dağılmayı yaşamayan üstelik son haftalarda daha da başarılı olan bir takım vardı bundan 10 yıl kadar önce. Lige 8’de 8 yaparak başlayan Fenerbahçe ve hemen ensesindeki Rijkaard’lı Galatasaray varken kimse farklı bir aday beklemiyordu 2009-2010 sezonundan. Ancak kendisinden önceki tüm şampiyonluk adaylarından farklı olarak “tavşan atlet”lik yapmayan Bursaspor, sessiz ve derinden geldiği zirveye tutunmayı başardı ve Anadolu’dan ikinci şampiyonu çıkardı. Her ne kadar 3 hafta kala teslim ettiği zirve koltuğuna bir daha oturması zor gözükse de son hafta Kadıköy’de mucizevi şeyler yaşanınca İstanbul’daki Boğaziçi Köprüsü de dahil pek çok yer yeşil beyaza büründü.

Bursaspor

En başta bahsettiğimiz gibi Başakşehir, üç kez üst üste kıl payı farkla kaçırdığı şampiyonluk kupasını birkaç ay önce kucaklarken, aynı sezonda dikkatleri üzerine çekmeyi başaran Alanyaspor bu kez daha tecrübeli ve kararlı şekilde ilerliyor. Çok değil beş-altı sene öncesine kadar hangi ligde oynadığını bile fark etmediğimiz bir üçüncü lig takımıyken 20’li yıllara Türkiye’nin önde gelen bir kulübü olarak girmek başlı başına bir başarı öyküsü. Üstte bahsettiğimiz Bülent Uygun’un yerli José Mourinho gibi görüldüğü günlerde Türkiye Kupası maçında yedek ağırlıklı Fenerbahçe’den kendi sahasında 10 gol yiyen güney temsilcisi, koşar adımlarla çıktığı Süper Lig’in yedinci şampiyonu olabilir demek için henüz çok erken ancak bir süre daha istikrarlı çizgilerini koruyabilirse ligin “tavşan atletleri” arasına ismini yazdıracak hiç kuşkusuz.

Tavşan atletMaç eksiğine rağmen lider götürdükleri sezonun 11. haftasındayız ancak bu sezon diğerlerine pek benzemiyor. Federasyonun aldığı garip karar neticesinde 34’ten 42 haftaya çıkartılan ligde normal şartlarda henüz 5. haftayı geride bıraktığımız için epeyce yoğun geçecek 31 maçlık takvim bekliyor takımları. Öyle ki artan salgın tehlikesi nedeniyle gelecek maça çıkıp çıkmayacağını bile kestirilemeyen, hangi futbolcuların hasta olacağını öngörülemeyen bir düzende “Alanyaspor şampiyon olur.” demek afaki bir tahmin. Lakin henüz dillendirilmese de sokağa çıkma yasaklarının başladığı bir dönemde futbolun tekrar durdurulması gündeme gelebilir. Bırakın ligi durdurmayı tek maçı ötelemeyi bile güçleştiren bir fikstür hazırlayan federasyon, elbette ki sezonu bitirmek isteyecektir. Ancak bitirilemeyen bir ligi şampiyonsuz tescil etmek yerine o esnada en önde yer alan takımı şampiyon ilan etme gibi bir durum söz konusu olursa Anadolu yeni bir şampiyona selam verebilir. Yani bu sene “tavşan atlet” olmak bir yandan dezavantaj ama diğer taraftan küçük bir umut ışığı vaat ediyor Alanyaspor için.


Yazıda adı geçen bazı takımlarımızın tarihlerinin ya da başarılı sezonlarının yer aldığı yazılarımız;

Alayına İsyan, İnadına Göztepe

Samsunspor: Kırmızı-Beyaz Ama Siyah

Trabzonspor: Son Şampiyonluğun Öyküsü

Büyük Altay: Şerefli, Şanlı, Şen Zafer

Kocaelispor‘un Efsane 1992/93 Sezonu: Hodri Meydan

Gençlerbirliği 2003/04 Sezonu: Ankara’dan Valencia’ya

Eskişehirspor: Gümüş Takım

Bursaspor 2009/10 Sezonu: Timsah Yürüyüşü

 

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More