Tamam ama ni-Çin?

Gidenlerin ardından...

Futbolcuların kariyerlerinin sonlarına doğru daha çok para kazanabilecekleri liglere gitmeyi tercih etmeleri uzun süredir yaşanan bir durum. Eskiden bu konuda seçenekler daha azdı, Birleşik Arap Emirlikleri ya da Katar’a giden futbolcular son bir emeklilik ikramiyesiyle futbolu bırakırlardı. 2004 yılında Marcel Desailly, Avrupa’dan teklifler olmasına rağmen neden Katar’a gittiği sorusuna: 20 yıl o tribünler ve baskı altında oynadım, artık yaşım da ilerledi daha fazla bunları yaşamak istemiyorum demişti. Gene aynı yıllarda De Boer kardeşler ve Gabriel Batistuta gidi dönemin başka yıldız futbolcuları da kariyerlerini Katar Yıldızlar Ligi’nde bitirdi. Yıllar geçtikçe yaşı ilerlemiş futbolcuların yanında gençler, özellikle de Afrikalı ve Güney Amerikalı futbolcular, Arap liglerinde dönem dönem boy gösterdi fakat belki sıcaktan belki ortamdan belki de oynanan futbolun keyif vermemesinden dolayı hiçbiri çok uzun sürede dayanamadı. Musa Sow’dan, Asamoah Gyan’a, Michel Bastos’tan Jo’ya kadar bir çok tanıdığımız oyuncu bu liglerde oynadı.

Avrupa’nın dışına çıkmak istemeyenler ise kızgın kumlar yerine dondurucu soğukları seçip Rus ligine transfer oldular. Axel Witsel gibi, Hulk gibi belki de Avrupa’nın en iyi takımlarına bile transfer olabilecek oyuncular tercihlerini Rusya’dan yana kullandılar ve Zenit’e transfer oldular. Parayı futbola tercih etmekle suçlandılar ve muhtemelen bu suçlamalar çok da haksız değildi. Sonra bir dönem Anzhi çıktı ortaya Willan ve Eto’o gibi yabancı yıldızların yanına Kokorin ve Zhirkov gibi dönemin Rus yıldızlarını da müthiş paralar ödeyerek transfer ettiler. Sadece Zenit ve Anzhi değil CSKA Moskova, Rubin Kazan, Dinamo Moskova gibi takımlar da yüksek maaşlarla bir sürü yıldız oyuncuyu kandırdılar.

Kızgın kumlara ve dondurucu soğuklara bir alternatif daha var artık son yıllarda, o da Çin Süper Ligi. Peki nasıl ve ne zaman Çin futbola bu kadar yatırım yapmaya karar verdi?
Aslında son yıllarda yaşanan patlamadan önce de Çin’e, Avrupa’dan ve Güney Amerika’dan giden oyuncular vardı. Mesela Alexander Hleb’in küçük kardeşi Vyacheslav Hleb 2008 yılında Shangai Shenhua’ya 1.9 milyon euro karşılığında transfer olmuştu ve bu bedel bir Çin kulübünün Avrupalı bir oyuncu için ödediği en yüksek rakamdı. Ama dikkatleri çeken ilk transfer 2011/2012 sezonunda Nicolas Anelka’nın Shangai Shenhua’ya gidişiydi. Anelka’nın haftalık 230.000 euro kazanacağı ve bu paranın onun Chelsea’den aldığının neredeyse iki katı olduğu belirtilmişti. Ertesi sezon Didier Drogba, Lucas Barrios ve Seydou Keita da Çin’e transfer oldular ve artık Çin’in transfer piyasasında ciddi bir aktör olduğunu kabul etme vakti gelmişti.

Esas patlama 2016/2017 sezonunda yaşandı ve Çin takımları Avrupa transfer piyasasını alt üst ettiler. Kariyerlerinin sonlarındaki yıldızlar değil, kariyerlerinin zirvesindeki süper starlar birer birer Çin Süper Ligi’nin yolunu tuttu. Transfermarkt.com verilerine göre: 60 milyon euro’ya Oscar, 55.8 milyon euro’ya Hulk, 23.3 milyon euro’ya Ighalo, 20 milyon euro’ya Axel Witsel Çin kulüpleri tarafından transfer edildiler. Ayrıca bunlar dışında Tévez, Pato, Pellé, Jackson Martinez, Ezequiel Lavezzi, Demba Ba, Gervinho, Obi Mikel, Papiss Cissé ve daha niceleri Çine’e transfer oldu. Oyuncular için ödenen bonservislerin yanında oyunculara ödenen maaşlar da transfer piyasasının düzenini oldukça bozdu. Aşağıdaki görselde, 2016/2017 sezonunda Çin Süper Ligi’nin en çok kazanan oyuncularının maaşları milyon euro cinsinden yer alıyor. Yıllık 14.8 milyon euro’luk geliriyle 6. sırada yer alan Asamoah Gyan’ın 2017/2018 sezonunda Kayserispor’da yıllık 700 bin euro garanti ücretle oynamış olması gerçekten akıl alır gibi değil. Ayrıca geçtiğimiz günlerde çıkan bir başka habere göre de Asamoah Gyan kötü performans gösterdiği için aldığı paranın bir kısmını iade edip bu sezonki maaşından da indirim yapmış. Gyan’ı bu davranışından dolayı tebrik edip diğer futbolculara da örnek olmasını dileyerek Çin’e geri dönelim.

Hareketli geçen 2016/2017 sezonundan sonra 2017/2018 transfer sezonu da oldukça hareketli geçti, Bakambu (40m euro) ve Carrasco (30m euro) gibi genç yıldızlar kariyerlerinin en parlak dönemlerinde parayı tercih ederek Çin’e transfer oldular. Bursaspor’dan da tanıdığımız Bakambu gelmiş geçmiş en pahalı Afrikalı oyuncu unvanını ele geçirdi. Çin kulüplerinin yaptığı toplam transfer harcaması 2011/2012 – 2017/2018 sezonları arasında sırasıyla: 47.5, 63.8, 91.7, 146.6, 418.4, 542.9 milyon euro oldu.

Çinli oyuncuların maaşlarıyla yabancı oyuncularınkiler arasında uçurumlar rağmen ortalamaya bakıldığında Çin Süper Lig’i 5 büyük ligin ardından ortalama oyuncu maaşlarında 6. sırada olduğunu görüyoruz. Üstelik yapılan yeni düzenlemelerle maaşlarda başka artışlar da yaşanabilir. Çin futbolunu geliştirme ve güçlendirme stratejisi olarak Çin Futbol Federasyonu bir takım yeni kararlar aldı. Geçtiğimiz sezon sahada yer alabilecek yabancı oyuncu sayısını 4’ten 3’e indiren Çin Futbol Federasyonu bu sezon öncesinde de yeni bir düzenleme daha getirdi ve sahada yer alan her yabancı futbolcu için bir tane 23 yaşından genç Çinli oyuncu oynatma zorunluluğu getirdi. 3 tane yabancıyla maça çıkan bir takımın 3 tane de genç Çinli oyuncu oynatması gerekiyor. Bu düzenleme iç transfer piyasasını mutlaka etkileyecektir, Süper Lig’de yabancı oyuncu sınırı kaldırılmadan önceki transfer piyasası buna çok iyi bir örnek. Hem yerli oyuncuların bonservis bedelleri hem de maaş beklentileri son derece yükselmiş ve bu dönemde transfer edilen yerli oyuncuların bir çoğu kulüplerin başına bela olmuştur.
Ayrıca bu düzenlemenin yanı sıra yabancı oyuncu transferlerine de %100’lük bir vergi getirildi ve futbol federasyonu bu verginin tamamen alt yapılar ve tesisler için kullanılacağını açıkladı. Bu sebeple 2018/2019 sezonundan itibaren Çin kulüplerinin transfer harcamalarının azalması bekleniyor.

Maddi olarak büyümesinin yanında Çin futboluna olan ilgi de artmaya devam ediyor. Aşağıdaki görselde son 8 sezondaki ortalama seyirci sayıları 1000 kişi cinsinden yer alıyor. Çin Süper Ligi, son yıllarda yaptığı yıldız oyuncu transferleriyle İtalya ve Fransa 1. liglerini, ortalama seyirci sayısında geride bırakmayı başardı.

Ortalama Seyirci Sayıları
Ortalama Seyirci Sayıları

Seyirci sayısında yaşanan bu artış, reytinglere dolayısıyla naklen yayın ihalesine de yansıdı ve 2016’da yapılan ihalede, CSM (Chinese Sports Media) şirketi 1.25 milyar dolar karşılığında 5 sezonluk yayın haklarını kazandı. Çin’de yapılan ihaleden 1 yıl sonra yapılan Süper Lig ve TFF 1. Lig yayın ihalesi ise 2017/2018 – 2021/2022 dönemi için KDV dahil 600 milyon dolarlık teklifle Digiturk tarafından kazanılmıştı. Yani Çin Süper Ligi’nin yayın hakları bizim Süper Ligi’miz ve 1. Lig’imizin toplamının 2 katından daha fazlaya alıcı bulmuş. Tabii ki Çin’in nüfusunun ülkemizden kat kat fazla olduğu için daha çok televizyon seyircisi var ve dolayısıyla yayın haklarının almak Türkiye’ye göre daha karlı fakat gene de birkaç yıl içinde suni bir şekilde şişirilmiş bir ligin, ligimizden 2 kat fazla değer bulması son derece üzücü.

Peki ne oldu da Çin futbola bir anda bu kadar ilgi duymaya başladı, Çin futbolu bu kadar değer kazandı ve bunun Avrupa futbolu üzerindeki etkileri neler oldu?

Xi Jinping

Çin’in başkanı Xi Jinping futbola olan ilgisi herkesçe biliniyor hatta gençliğinde geç saatlere kadar oturup Avrupa’daki maçları izlediği bile anlatılıyor. 2011 yılında henüz başkan yardımcısıyken, Çin’in bir Dünya Kupası’na katılmasını, bir Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmasını ve bir Dünya Kupası’nı kazanmasını istediği söylemişti. Xi Jinping, 2013’te başkan olduktan sonra açıkça Çin futbolunu ileri taşımak istediğini defalarca tekrarladıktan sonra 2015’te Çin’de sporun yapılandırılması ve kalkındırılması için 10 yıllık bir plan yayımlandı. Bu planın bir ayağı devletken bir ayağı da özel sektördü. Çin Süper Ligi’ndeki kulüplerin ana sponsorlarının futbola yaptıkları yatırımlar karşısında, vergi indirimleri ya da devlet ihalelerinde kolaylıklar gibi ufak “hediyelerle” ödüllendirildiği dedikoduları etrafta dolaşıyor. Bu dedikodular doğru mudur bilinmez ama futbola hem kamu hem özel sektör müthiş yatırım yaptı ve Çin Süper Lig’ine değer kattı. Çin milli takımı tarihinde ilk ve tek olarak 2002 yılında Dünya Kupası’na katılmayı başardı fakat ondan sonra takım FIFA sıralamasında hep baş aşağı gitti. 13 Haziran 2018 itibariyle dünyada 75. sırada yer alan Çin milli takımı en iyi sıralamasına 1998 yılında 37. olarak ulaşmıştı.

Aradan geçen 20 yıllık süreçte baş aşağı giden Çin futbolu bu süre içerisinde, sürekli olarak şike, rüşvet ve yolsuzlukla mücadele etmek durumunda kaldı bu sebeple bu reform planı daha çabuk hayata geçirilemedi. Futbolun önce bunlardan temizlenmesi gerekiyordu ve bu sancılı süreç 2009 yılında aralarında eski federasyon başkan yardımcılarının bulunduğu bir grup yetkilinin tutuklanmasıyla başladı. 2006/2007 sezonunda şike yaptıkları gerekçesiyle Guangzhou Pharmaceutical and Chengdu Sheffield United takımları 2.lige düşürülürken Qingdao Hailifeng takımı ise tamamen kapatıldı. Chengdu Sheffield United adını İngiltere’deki Sheffield United’dan alıyor çünkü 2 takımın sahibi aynı bu sebeple şike olaylarının ortaya çıkışı İngiltere’de de yankı uyandırmıştı. Sayısız kulüp ve federasyon yöneticisi futboldan temizlendikten sonra futbolu ayağı kaldırma çalışmaları başladı ve Çin futbol piyasası bugünkü haline geldi. Bakalım başkan Xi ve kulüplere yatırım yapan şirketler bu konuda ısrarcı olacak mı ve Çin futbolunu ileri taşıyabilecekler mi, bunu zamanla göreceğiz. Son 7 sezondur üst üste şampiyon olmayı başaran Guangzhou Evergrande’nin hedefi 2020 yılında tamamen Çinli oyunculardan kurulu bir takımla şampiyon olmak. Milli takım ise 2050 yılına kadar Dünya Kupası kazanmayı hedefliyor. Çin, sanayide başardığı devrimin bir benzerini futbolda deniyor, önce iyi yabancı malları ülkeye getirdiler ve şimdi onları kopyalamaya çalışıyorlar.

Şimdiye kadar Çin futbolundan bahsettik biraz da Avrupa futbolunun bu gelişmelerden nasıl etkilendiğinden bahsederek yazıyı bitirelim.

Çin Süper Ligi başlarda emeklilik ikramiyesi için futbolcuların kariyerlerinin sonlarında tercih ettiği bir lig olarak görülmüştü. Anelka gibi Drogba gibi yıldızlar, kariyerlerinin sonuna doğru için Çin’e transfer oldular fakat son yıllarda Oscar gibi, Carrasco gibi, Bakambu gibi genç ve hala Avrupa’nın elit takımlarında forma giyebilecek oyuncular da Çin’i tercih etmeye başladı. Genç oyuncuların da bu ligi tercih ediyor olması Çin Süper Ligi’nin potansiyelinin büyüklüğünün bir göstergesi aslında. Eski Sevilla’lı Frédéric Kanouté de bu potansiyeli fark etmiş olacak ki, son sezonunu Çin’de oynadıktan sonra, bir menajerlik ve spor yönetimi şirketi kurup Uzakdoğu kulüplerine danışmanlık vermeye başlamış.

Bu büyük potansiyel sadece menajerler ve futbolcular için değil aslında kulüpler açısından da oldukça iyi fırsatlar sunuyor. Özellikle Avrupa’nın görece küçük kulüpleri, transfer pazarlıklarında Çin kulüplerinin ilgisini iyi bir koz olarak kullanıyorlar, örnek olarak Alex Teixeira’nın transferini gösterebiliriz. Liverpool, Teixeira’yla ciddi bir şekilde ilgileniyordu ve bir teklif sundular, bir yandan Çin’in Jiangsu Suning takımı da Teixeira’yı transfer etmek istiyordu. Çin takımının 50 milyon euro’luk teklifi olmasa Shakhtar Donetsk Liverpool’un 35 milyon euro’luk teklifini kabul etmek zorunda kalabilirdi çünkü Teixeira da gitmek istiyordu ama Çin’den gelen teklif ellerini güçlendirdi ve Liverpool’un teklifini kabul etmediler. Artık Avrupa’nın büyük abileri küçük kardeşlerinden oyuncu alırken biraz daha cömert davranmak zorundalar yoksa istedikleri oyuncuları Çinlilere kaptırabilirler.

Çin opsiyonu, küçük takımların elini güçlendirirken bir yandan da büyük takımlara alternatif sağlıyor. Avrupa’nın büyük takımları transfer konusunda birbirleriyle sürekli yarış halinde oldukları için yeni yetenekleri mümkün olduğu kadar çabuk transfer etmek istiyorlar. Transfer edilen bu gençlerin bir kısmı takımlarında yeterince şansı bulamadıkları için kendilerini gösteremiyorlar ve bir süre sonra gönderiliyorlar. Bu oyuncular elden çıkarılırken hem performans gösteremedikleri için oyuncu satışından zarar ediliyor hem de De Bruyne’de Salah’da, Lukaku’da olduğu gibi sonradan pişmanlıklar yaşanabiliyor. Mesela Oscar, Chelsea’deki son sezonunda neredeyse hiç forma şansı bulamıyordu ve beklentileri karşılayamadığı için gönderilmesi gündemdeydi. Chelsea 32 milyon euro’ya aldığı Oscar’ı başka bir Avrupa takımına satmak istese en iyi ihtimalle aldığına yakın bir fiyata satabilirdi ama Çinliler devreye girdi ve Oscar için 60 milyon euro bonservis ödediler. Böylelikle Chelsea hem zarar etmedi hem de Oscar’ı bir başka Avrupa devine satıp sonra pişman olma korkusu yaşamadı. Çin kulüplerinin transfer konusundaki bonkörlüğü büyük takımları, elden çıkarmak istedikleri oyuncular konusunda oldukça rahatlattı. Hem yaşı ilerleyen, hem de yeterli performans gösteremeyen oyuncuları gönül rahatlığıyla gönderebilecekleri bir lig var artık.

Çin Süper Ligi’nin ciddi bir aktör olarak sahnede yer alması futbolcuların da elini güçlendiriyor. Kontrat pazarlıkları artık daha çetin geçiyor ve kariyerlerini gözden çıkarmadan daha çok para kazanmayı seçebiliyorlar. Arap liglerine ya da Amerika MLS’e giden Avrupalı oyunculara pek saygı duyulmuyor ve milli takımlarına çağırılmıyorlardı. Mesela 2016 yılında Sebastian Giovinco MLS’de fırtınalar estirirken milli takıma çağırılmamış, İtalya Milli Takım antrenörü Ventura kayda değer olmayan bir ligde oynadığı için milli takıma Giovinco’yu çağırmadığını söylemişti.

Rusya 2018’de yer alan takımların kadrolarına göz attığımızda Çin Süper Ligi’nde oynayan bir çok oyuncu gözümüze çarpıyor. İlk olarak, Belçika’nın bu turnuvada iki vazgeçilmezi olan Axel Witsel ve Yannick Carrasco’yu görüyoruz. Bu ikiliden sonra Brezilya’yı yarı final için ümitlendiren Renato Augusto, Arjantin’in vazgeçilmezi Javier Mascherano, Nijerya’nın iki yıldızı Obi Mikel ve Ighalo gözümüze çarpıyor. Ayrıca Portekiz’den Jose Fonte, Güney Kore’den Kim Young-gwon ve son olarak çiçeği burnunda transfer eski Beşiktaşı Dusko Tosic de Çin Süper Ligi’nde oynayan diğer oyuncular. Çin’in MLS ya da Arap liglerine göre daha çok saygı gördüğü bir gerçek ayrıca Drogba gibi, Paulinho gibi örnekler de Çin’e gittikten sonra Avrupa futboluna dönüşün mümkün olduğunu bizlere gösteriyor.

Çin futbolu geçtiğimiz birkaç yılda Avrupa futbolunu ciddi manada etkiledi, hem kulüpler hem oyuncular açısından dinamikleri değiştirdi ve ödenen yüksek bedellerle piyasa ciddi şekilde yükseldi. Çin Futbol Federasyonu’nun yeni düzenlemeleri sebebiyle Çin transfer piyasasının yakaladığı ivme biraz düşebilir ama başkan Xi’nin yüksek hedefleri ve Çin’in futbola ayırmayı göze aldığı fiziki ve beşeri kaynaklar Çin’in futbola olan ilgisinin azalmayacağını garanti ediyor. Dünya Kupası kazanmak fazla iddialı bir hedef olsa da Çin’in bundan sonraki Dünya Kupalarına katılması kimseyi şaşırtmamalı.