Sen Bir Hayal Kırıklığısın: Robert

Laurent Robert

Newcastle United’ın Solak Beckham’ı, yeni Ginola’sı derken, aslında koca bir hayal kırıklığı olan Laurent Robert…

Montpellier altyapısından yetişmiş, sol ayağı raket gibi, ancak Newcastle sonrası dönemine bakıldığında verimsiz bir oyuncu profili çiziyordu. Onu önce PSG’ye, sonra da oradan Newcastle’a götüren yeteneği ve haliyle Newcastle’daki ilk birkaç sezonu haricinde boş bir kariyer çizgisine sahip oldu. Mevlana Celaleddin-i Rumi misali Avrupa’yı dört dönen bir kariyerdi aslında 2005’ten sonraki yılları. Hem yukarıdaki durumlar hem de mevkisi itibariyle kendisini Harry Kewell’a benzetmek de normaldi.

PSG’den Newcastle’a transfer olduğunda Magpies taraftarları, yine böyle bir senaryoya sahip eski yıldız oyuncuları, yeni bir David Ginola’nın geldiğini düşünmüşlerdi. Haksız da sayılmazlardı. İki Fransız oyuncu da genç yaşta büyük potansiyel vadetmiş, onları siyah beyazlı ekibe götüren performansları taraftarları heyecanlandırmaya yetmişti fakat madalyonun diğer tarafı -en azından Robert için- pek de öyle olmadı.

Newcastle, Laurent Robert’i 2001’de 9.5 milyon £ karşılığı kadroya dahil ettiğinde ondan büyük şeyler bekleniyordu. PSG ve Fransa milli takımı ile bir alay uluslararası maça çıkmış, müthiş goller kaydetmiş ve (hatta milli takımdaki ilk ve tek golü de Türkiye’yedir) PSG ile çıktığı Şampiyonlar Ligi maçlarında altı kez skora doğrudan etki etmişti. İşler Newcastle’da da yolunda gibi gözüküyordu. 2000 – 2001 sezonunu 11. bitiren Newcastle, Robert takıma dahil olduktan sonraki üç sezon sırasıyla 4. 3. ve 5. olarak Premier Lig’i noktaladı. Üstüne Şampiyonlar Ligi vizesi de almıştı. Hatta 2002-2003 sezonunda Juventus, Feyenoord ve Dynamo Kyiv’in olduğu gruptan ilk üç maçta puan dahi alamamasına rağmen, son üç maçında elde ettiği üç galibiyet ile 9 puan toplayarak ikinci tur biletini kapmışlardı. Bir sonraki sezon, Valencia’nın Rafael Benítez ile UEFA Kupası’nı kazanacağı sezon da UEFA’da yarı finalleri vardı. Yarı finalde St. James’s Park’ta golsüz berabere biten maçın rövanşında, Fildişi Sahilli yıldız forvet Didier Drogba’yı durduramayınca final hayalleri de suya düşmüş oldu.

Sıklıkla etkili korner ve serbest vuruşlar kullandı. Hatta bununla da kalmadı. Hareketli toplara öylesine güzel vuruyordu ki, İngiltere’de o dönem en popüler futbolcu David Beckham ile kıyaslanmaya başlandı. Hatta ve hatta “Solak Beckham” diye bir lakabı üzerine asılmış buldu. Mesela Tottenham maçında çektiği şutun 136 km hıza kadar ulaştığından da bahsedebiliriz. Fakat en özel golünün ise Fulham maçındaki ‘Zlatanvari’ golü olduğunu söylüyor. Düşünün ne derece etkili vurabiliyor!

Lakin Newcastle’daki ilerleyen sezonlarında yönetimle görüş ayrılıkları yaşandı. Saha içinde daha serbest oynamak istemesi ve maç seçmesi gibi klasik yıldız hallerine girdikten sonra ipi çekilmişti ancak bu karar taraftarlar arasında ikilik yaşanmasına neden oldu. Kimileri tarafından tembel ve bencil olmakla suçlanıyordu, kimileri ise böylesine etkili bir oyuncuya iltimas geçilmesi gerektiği kanısındaydı. Birkaç sezon kaldığı halde Souness yönetimince günleri sayılı oldu. Sonraki sezonları pek de istediği gibi geçmeyince, Newcastle takımının yanı sıra kendisi hakkındaki eleştiriler de artmaya başladı. Son sezonu olan 2004-05 sezonundaysa dramatik bir şekilde takımdan ayrılmak zorunda kaldı. Newcastle oyuncusu olarak çıktığı son maçında, formasını Gallowgate End’e attı. Chelsea karşısında maçın bitiş düdüğünden sonra, hayranları ile son anlarından aldığı hazzı uzatabilmek için Gallowgate sonuna doğru ilerledi. Ve sonra forma setini (forma-şort-konç) çıkarmaya başladı. Geriye kalan tek şey Laurent Robert’in anadan üryan hali oldu.

Sonrasında Portsmouth, Benfica, Levante, Larissa hatta Kanada’da bir Toronto yapıp dönse de asla iflah olmadı Laurent Robert.

Geçtiğimiz aylardaki L’Equipe ile röportajındaysa önemli noktalardan bahsediyor:

— alıntı —

+ Oynadığın en iyi oyuncu?

Alan Shearer. Premier League’de 300 gol rakamı yakalayan fantastik bir golcü, eksiksiz ve tutarlı bir oyuncuydu. Newcastle’da onunla epey vakit geçirdim. Ronaldinho’nun da yapamayacağı çok az şeyin olduğunu söyleyebilirim. Hatta ikimiz arasında bazı serbest vuruş yarışmalarımız oldurdu !

 

+ En eğlenceli?

Newcastle’daki Craig Bellamy ve Nobby Solano. Galli forvet gerçek bir şakaydı ve Solano da her sabah soyunma odasında trompet çalardı. Onunla birlikte barbekü ve müzik partileri yapılırdı.

 

+ En çılgın(deli)?

Futbolda sadece deliler var !

 

+ En zorlayan oyuncu?

John Terry özellikle zordu. Rio Ferdinand da zor oldu, ama bu oyunculara karşı iyi mücadelenin yanında onlarla birebir oynamayı da çok sevdim, bana fazladan motivasyon verdi.

 

+ Kendine en çok benzettiğin aktif futbolcu?

Gareth Bale ve Anthony Mounier (Bologna). Benim gibi, ikisi de tahmin edilemez ve sol ayaklılar. Her zaman rakip için bir tehdit olarak duruyorlar.

 

+ En sevdiğiniz teknik direktör?

Newcastle – Bobby Robson (2001-2004). O bizim ikinci bir baba idi. Bana çok fazla güvendi, onun için her şeyi yapabilirdim. Kendimi iyi hissettirmek için doğru motivasyonu bana vermişti. Sağlık sorunu yaşayan oğlum Matthieu’ya bakmak için bana izin verdiği o bir buçuk haftayı asla unutmayacağım. Sadece 9 veya 10 günlük bir tatil oldu benim adıma, fakat döndüğümde en iyi halimi ortaya koyabilmemden emin olmak için her şeyi yaptı. Çünkü tüm harika antrenörler gibi, o da bir oyuncunun en iyi performansını verdiği zamanın kafasını sahaya iyi odaklayabildiği an olduğunu biliyordu.

— alıntı —

Ve evet, sen bir hayal kırıklığısın.

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More