Selçuk İnan: Maestro

Birbirlerinden çok farklı sezonlar, bambaşka performanslar… İyi halini bilenler için kötü hali daha da sinir bozucu olan bir futbolcu… Bakkalın kepengini kapatıp futbol oynamaya kaçtığı günlerden 2000’li yıllara damga vurmaya kadar uzanan bir hikaye; Selçuk İnan.

1985 yılının 10 Şubat’ında dünyaya geldi Selçuk. Ailenin tek erkek evladı olduğu için onun hayatı ebeveynleri tarafından çoktan çizilmiş, babasının sahibi olduğu marketin başına geçecek ‘veliaht’ gözüyle bakılıyordu ona. Ama Selçuk büyüdükçe hayalleri de büyüyordu. Aklında sadece futbolcu olmak vardı. Hayali aşık olduğu bu oyunun adı en çok konuşulan parçalarından biri olmaktı. Bunun için ilk adımı 10 yaşında, doğduğu mahallenin takımı Karaağaç Belediyespor’un seçmelerine katılarak attı. Henüz 10 yaşındayken antrenmanlarının üstüne ekstra frikik çalışmaları koyuyordu kendine. Onun 10 yaşındaki bu azmi bizlere seneler sonra ‘Selçuk geliyor, gol de geliyor!’ cümlesini ritüel haline getirmemizi sağlayacaktı. Selçuk bu durumdan habersizdi diyemeyeceğim çünkü Selçuk tam olarak bunu istiyor, bunun hayalini kuruyor ve sadece bunu  hedefliyordu. Bir röportajında “Belki ukalalık olacak ama bir gün futbolcu olacağımı biliyordum. ‘Futbolcu olamazsan ne olursun?’ diye soranlara ‘Yine futbolcu olurdum.’ diye cevap verirdim.” diyor Selçuk İnan. Bu kararlılığın ve özgüvenin olduğu bir insanın geldiği noktaları tahmin edemeyeceğini düşünmek biraz saçma kalacaktır.

Selçuk İnan DardanelsporAilesinin tüm karşı çıkmalarına rağmen hocası Recep Altun bir şekilde Çanakkale’ye götürüyor Selçuk’u. Çünkü Dardanelspor’un seçmelerinde beğenileceğinden çok emin, çok belli ediyor bunu Selçuk. Nitekim yanılmıyor Recep Hoca, Selçuk İnan üstün oyun görüşü ve kusursuza yakın tekniğiyle kabul ettiriyor kendini hemen. İşler çok yolunda görünürken çok fazla sıkıntı yaşıyor Selçuk. Henüz 14 yaşında ailesinden kopan ve bambaşka bir şehirde yapayalnız yaşamaya başlayan bir çocuğun yaşayacağı sıkıntıları en üst perdeden yaşıyor. İdolü Zidane’ın videolarını izleyerek ve futbol topuna daha büyük hevesle sarılarak tutunuyor o dönemde hayata. 17 yaşında çıkıyor ilk profesyonel maçına. Hocası Metin Tekin’in bu maçta 10 numara olarak görev verdiği Selçuk için maç beklediğinden daha kolay geliyor ona.  “Maçtan sonra çok değişik hissediyordum artık. Bana çok basit gelmişti. Genç millî takımda ya da altyapıda oynamak çok daha zordu.” diyor Selçuk İnan. Altyapıdaki imkansızlık, zor şartlar ve bozuk zeminlerin durumunu özetler gibiydi Selçuk’un açıklamaları. Çok geçmeden kendini ilk 11’e de atıyor. Dolu dolu geçirdiği 4 sezonun ardından artık büyük adımı atma zamanı geliyordu onun için. Efsanesi olacağı Galatasaray’dan da teklif almasına rağmen dönemin genç futbolcularının gözde takımı Ersun Yanal’ın Manisaspor’unu seçiyor Selçuk. Bunun da nedenini şöyle özetliyor; “Hep merdivenleri tek tek çıktım. Kariyer planlamamı da küçüklüğümden beri öyle yapmıştım. 18 yaşında Galatasaray’a gidip 22 yaşında oradan ayrılacağıma ben 30 yaşında gidip 35 yaşında bırakayım daha iyi. Hayatımda hiçbir şeyde aceleci olmadım. Her zaman basamak basamak çıkmaya çalışıyorum.”

Manisaspor’a adapte olmakta çok sıkıntı yaşıyor ilk zamanlarda. Hocası Yanal’ın ısrarla klasik 10 numara pozisyonunda görev vermesi rahatsızlık veriyor Selçuk’a. Sahayı her zaman daha geniş alandan görmek ve oyun kurulumunun başrol oyuncusu olmak istiyor Selçuk. Hocasına bunu genç yaşında söylüyor. Belki azar da yiyor bunu söylediği için ancak sonunda ikna ediyor hocasını. Artık 8 numarada görev almaya başlayan İnan, oyun kurulumunun merkez üssü oluyor. O günlerde Selçuk korkup veya çekinip hocasına ısrar etmese bugün ‘maestro’ olarak anılmayacaktı belki de. Onun bu özgüveni hem saha içinde hem saha dışında kariyerinin uzun bir bölümünün prime noktada ilerlemesini sağlıyor. 2006-07 sezonunda formayı tam anlamıyla kapan Selçuk Manisaspor’la ilk sezonda kümede kalabilse de ikinci sezonunda düşmekten kurtulamıyordu. Takımı küme düşse de onun performansı göz ardı edilemeyecek düzeydeydi ve bu iki sezonluk istikrarlı oyun onu büyük takımların listesine girmesini sağlayacaktı. İlk defa kendisi için bonservis ödenecek olan Selçuk için artık bambaşka bir meydan okuma zamanıydı. Artık yeni hedefi takımıyla ligde kalmak değil, şampiyon olmaktı.

2 milyon euro karşılığında Karadeniz’in yolunu tuttu Selçuk. Kabul edilmenin zor, hatanın affının çok daha zor olduğu bir camianın içerisindeydi artık: Trabzonspor. Ayakları hiç olmadığı kadar yere basmalı, sahada hiç koşmadığı kadar koşmalıydı. Onun Trabzonspor kariyerini tam ortadan ikiye ayırmak gerekiyor aslında: Burak’tan önceki 1 buçuk sezon ve Burak’ın Trabzonspor’a katılmasının ardından 1 buçuk sezon. Burak Yılmaz’ın 2009-10 sezonunun Ocak ayında takıma katılmasıyla Türk futboluna uzun süre damga vuracakları birlikteliği sağlamışlardı. Burak Yılmaz’ın Trabzonspor formasıyla attığı ilk gole asisti yapmıştı Selçuk. Bu senaryoyu daha uzun yıllar göreceğimizden habersiz sevindiler gole. Çok sevdiği arkadaşı Burak takıma dahil olduktan sonra performansı gittikçe arttı Selçuk’un. Bu ikilinin yüksek performansı şampiyonluk yarışının tam ortasında rol almalarını sağlayacaktı. Burak bahsi geçen sezonda 24 gole direkt etki ederken Selçuk ise 2 gol 14 asistle bitiriyordu sezonu. Şampiyonluk yarışı çok keskin geçerken çok fazla gündeme gelmeyen veya gelmesi istenmeyen gerçek ortaya çıkmıştı sezon sonu. Selçuk’un 3 yıllık kontratı sona ermiş, başta İstanbul takımları olmak üzere birçok kulüpten Selçuk’a teklifler yağmaya başlamıştı. Trabzonspor sözleşme uzatmak için çaba gösterse de Selçuk için artık tuttuğu takımın formasını terletme zamanı gelmişti.

Selçuk İnan Galatasaray’da!

melo selcuk inan gol - EurosportSelçuk yıkık dökük bir binanın yeniden inşa edilmesinde kullanılan en önemli parçalardan biri olarak dahil olmuştu yeni takımına. Galatasaray bir önceki sezonu 8. sırada bitirmiş, bir önceki sezondan kalan her şeyi sil baştan yenilemek için kollarını sıvamıştı. Henüz mayıs ayı bitmeden imzaladı Selçuk Galatasaray’la. Senelerce partneri olacağı Felipe Melo ile yaklaşık 2 ay sonra buluştular. Birbirlerini tanımaları ve yeni ortama adapte olmaları çok uzun sürmemişti. Geride bırakılan sezondan hiçbir iz göstermeyen takım, iyi olma yolunda çok olumlu emareler gösteriyordu. Fatih Terim’in tempolu ve sürekli rakip yarı alana yıkmaya çalıştığı oyunun en önemli parçası oldu bir anda Selçuk İnan. Tempo onun istediği zaman yükseliyor, oyun onun istediği zaman rakip yarı alana yıkılıyor ve o nasıl bir hücum edilmesini istiyorsa o tür hücum ediliyordu Galatasaray’da. Zaten çok yüksek olan futbolcu meziyetlerine liderlik vasfı da eklenince bambaşka bir seviyenin futbolcusu olmaya başlamıştı Selçuk. Sezonu Süper Final’de Kadıköy’de şampiyon tamamlayan takımına tam 13 gol 15 asist ile katkı verdi. Attığı 13 golün 5 tanesini frikikten atarken de 10 yaşında antrenmanlarının üzerine kendi isteğiyle çalıştığı frikikler geldi hep aklına. Kusursuz geçen sezonun ardından artık hem Terim, hem Galatasaray hem de İnan hedefi yükseğe koymuştu artık. Terim, Galatasaray’la Avrupa’da başarı hedeflerken Selçuk’un hedefi de bu formunu sürdürüp Avrupa’nın top liglerine transfer yapabilmekti.

2012-13 sezonu başlarken ona çok güzel bir haber vardı. Çok sevdiği, canı bildiği arkadaşıyla yeniden buluşuyordu. Yaz transfer döneminde Trabzonspor’a serbest kalma bedelini ödeyerek kadrosuna katıyordu Galatasaray Burak Yılmaz’ı. Bu transfere Türkiye’de en çok sevinen isim şüphesiz Selçuk İnan’dı. Burak ile daha önce müthiş kimya yakalayan Selçuk mevcut formunun daha da üzerine koyabileceğinin farkındaydı artık. Rüya gibi de geçirdi sezonu. Ligde gelen nispeten rahat şampiyonluk, Şampiyonlar Ligi’nde oynanan çeyrek final ve o malum Real Madrid maçı. Sezonu 7 gol 13 asistle bitirirken yaptığı asistlerin 5 tanesi Devler Ligi’ndeydi.  Hayalini kurduğu Avrupa seviyesinin hiç de altında olmadığını çok net göstermişti o sezon. Tahmin edilebileceği üzere çok da teklif almaya başladı. Ancak bir şekilde o transferi yapmadı veya yapamadı Selçuk. Kariyerine Galatasaray’da devam edecekti.

Muhteşem geçen iki sezonun ardından 2013-2014 sezonunda işler kötüye gitmeye başladı bir anda. Hoca ve yönetim arasındaki gerginlik takıma da yansımış oynanan futbol geçen sezonların seviyesinin altına inmeye başlamıştı. Fatih Hoca Milli Takım teklifini de kabul edince Galatasaray’dan gönderildiği haberini aldı. Bu Selçuk’un kariyerinin devamı açısından çok kötü bir haberdi.Terim’in gönderilmesinin ardından İtalyan teknik adam Roberto Mancini göreve getirilmişti. Onun oyun planının merkez oyuncusu ise Wesley Sneijder olacaktı. Terim takımında Sneijder olmasına rağmen Selçuk’un özgürlük alanına hiç karışmamış ve ikisinden aynı anda verim almayı sağlamıştı. Ancak Mancini saha içinde tüm ipleri Wesley’e vermek istemiş Selçuk’un özgürlük alanını oldukça daraltmıştı. Bu karar sonrası Sneijder sürekli Selçuk’un işlerini yapmaya kalkıyor, saha içinde sürekli Selçuk’tan rol çalıyordu. Selçuk bu duruma genç yaşında Ersun Hoca’sına yaptığı gibi isyan edemedi. Çünkü kendisini anlatabileceğinden emin değildi. Kendini evirmeye çalıştı Selçuk. Daha az topla buluşma, daha az pasörlük, daha az duran top ve daha az özgürlük… Hepsini bir şekilde çözdü ama bir şeyi çözemedi Selçuk. O sezona kadar oynadığı her takımda bir numaralı tempo belirleyicisiydi ve bu sayede kendi enerjisini 90 dakikaya çok iyi yayabiliyordu ancak temponun başka birileri tarafından belirlendiği bir oyuna adapte olamadı. Performansı gittikçe düşmeye başladı. Kendi stadında kendi taraftarı tarafından ıslıklanacak kadar düştü formu Selçuk’un. Çok üzgündü ama çok çaresizdi. Bir sonraki sezona bir başka İtalyan hoca Cesare Prandelli’yle giriyordu Galatasaray. Onun saha içindeki görev dağılımı ise diğer İtalyan’dan farklı değildi.

Selçuk Drogba Sneijder

Selçuk bu oyun içinde gittikçe eziliyor sorumluluk almak istedikçe de kendini güçsüz hissediyordu. Neyse ki Prandelli ile uzun bir ilişkisi olmadı ve kendini anlatabileceği bir teknik adamla buluştu sonunda. 2014 yılının Kasım ayında alınan ağır Trabzonspor mağlubiyeti hem Selçuk hem de Galatasaray için çok hayırlı oluyor, Prandelli’yle yollar ayrılıyordu. Onun yerine takımın başına tamamen kapalı kutu olarak Hamza Hamzaoğlu geliyordu. Hamza Hoca’yla iyi anlaşan Selçuk sahada artık daha çok rol üstleniyor daha fazla özgürlük alanına sahip oluyordu. Formu ve performansı yavaş yavaş artarken Wesley ile önlü arkalı uyumu da takımı 4. yıldıza götürüyordu. Galatasaray ile dördüncü sezonunda üçüncü şampiyonluğuna ulaşmış, yine şampiyonlukta en çok katkı veren oyunculardan biri olmuştu. Taraftarıyla barışmıştı ve Hamza Hoca’sı ile de arası iyiydi.

Geride bırakılan sezon öncesi kontratını da yenileyen Selçuk Avrupa hedefini askıya almış, buranın efsanesi olmak istiyordu artık. Ancak Hamzaoğlu ile yönetim anlaşamayınca sevdiği bir hocasıyla daha vedalaşmak zorunda kalıyordu. Daha sonra Mustafa Denizli ile kısa bir süre çalışan Selçuk için asıl kariyerinin çöküşünü yaşatacak olay şimdi karşısına geliyordu: Galatasaray’ın yeni hocası takımın yıldızı Wesley Sneijder’in isteğiyle altyapı antrenörü Jan Olde Riekerink oldu. Riekerink saha içi ve saha dışı bütün ipleri Wesley’e vermiş Wesley de bu durumu Selçuk’la ego çatışması olarak kullanmaya başlamıştı. Selçuk her şeye rağmen elinden geleni yapmaya çalışırken takım arkadaşını attığı gol için tebriğe gittiğinde bile ters tepki alıyordu. İsyan edemedi artık, yorgun hissediyordu kendini. Çok başarısız geçen bu iki sezonda da sahada yokları oynuyordu. Ancak bahsi geçen senelerin birinde öyle bir gol attı ki başarısız geçirdiği iki seneyi unutturdu tüm Türkiye’ye. A Milli Futbol takımımızın İzlanda ile oynadığı mücadelede son dakikada attığı muhteşem frikik golüyle takımını EURO 2016’ya taşımış, yeniden tüm Türkiye’nin kalbine oturmuştu Selçuk. Ancak bu gol onu uzun süre kalplerde tutamamış, formu ve performansı gitgide düşmeye devam etmişti. Mutsuzdu ve bu durum onu iyice başarısız hale getiriyordu; başarısızdı ve bu durum onu iyice mutsuzluğa sürüklüyordu…

Selçuk İnan Fatih Terim2017’nin Aralık ayında onu zirveye taşıyan hocası Fatih Terim’le yeniden bir araya geldi Selçuk. Bu kez bambaşka takım arkadaşları vardı. O artık rotasyon oyuncusu olmuş, bunu da hocası aracılığıyla kabullenmişti. Takım içi kimyayı sağlıyor, rol geldiği zaman elinden geleni de yapmaya çalışıyordu. Artık mutsuz değildi. O sezon yine şampiyon olmuş, evine bir madalya daha asmıştı. 2018-19 sezonunda da yine görevi aynıydı Selçuk’un. Ona sezon boyunca çok fazla iş düşmemişti ta ki Medipol Başakşehir ile oynanan final maçına kadar. Galatasaray kazanırsa şampiyon olacağı bir ortamda kendi evinde maça çıkmış ve devreyi 1-0 yenik kapatmıştı. Hocanın çok fazla hamle şansı yoktu ve kulübeye baktığında yaklaşık 10 yıldır en çok güvendiği adamı gördü direkt. Selçuk İnan uzun zaman sonra kurtarıcı olarak, yüksek sorumluluk sahibi bir şekilde oyuna giriyordu. Hocasını yanıltmadı ve bundan 5-6 sene öncesinden kesitler sundu Selçuk 45 dakikada. Galatasaray kazandı, Selçuk bir kez daha şampiyon oldu. Bu 45 dakikanın ödülü de yeni kontrat oldu Selçuk’a. 1 yıllık kontrata attığı imza futbolculuk kariyerinde atacağı son imzaydı artık. 2002’nin Kasım ayında Manisaspor’a karşı oynadığı maçla başlayan serüven 2020’nin Temmuz ayında Ankaragücü maçıyla son buldu.

Geride bıraktığı 18 sezona 16 kupa, 77 gol, 103 asistin yanı sıra fethettiği milyonlarca kalp sığdırdı Selçuk İnan. 2000’li yılların Türk futboluna damga vuran simge isimlerden olmayı başardı. Bakkalda çırak olarak çalıştığı zamanlarda bakkalın kepengini kale olarak kullanıp şut atarken hayal ettiği birçok şeyi başardı. Hisleriyle hareket etti hep ve o hisleri, onun bu kadar sevilmesinin en büyük sebebiydi; çünkü hissederek oynadığı zaman, hissettirdikleri benzersizdi…


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Olimpizm: Olimpiyat Oyunları 1

Juventus Formaları: Fıno Alla Fıne*

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More