Şampiyonluğun Kıyısından Dönen Takım: Real Sociedad

2002-2003 Sezonunda, hafızalarda yer edinmiş kadrosuyla La Liga’ya damga vuran Real Sociedad’ın hikayesi…

Sociedad

Futbolu yeni yeni izlemeye ve anlamaya başladığım döneme denk gelen bir takımdı Real Sociedad. İspanya Ligi’nin şifreli kanalda olmadığı zamanlarda hafta sonları televizyonu açıp sağ üst köşede mavi ve turuncu renklerden oluşan skorboardu görmek sanırım sadece benim için değil, futbol sevdalısı birçok kişi için mutluluk kaynağıydı.

Özellikle 1990’ların sonuyla, 2000’lerin başında Barcelona ve Real Madrid hegemonyası son 10 yıldaki düzeyinde değilken; Valencia ve Deportivo de La Coruna gibi takımlar da üst sıraları zorlamaya başlamış, hatta şampiyonluk da kazanmışlardı. 2002-2003 sezonuna gelindiğinde ise beklenmeyen bir aday ortaya çıkmış, İspanya’nın kuzeyinde yer alan San Sebastian kentinin takımı Real Sociedad yarışta ‘ben de varım’ demişti. Ancak tabii ki bu yarışta işleri kolay değildi. Santiago Canizares- Pablo Aimar-John Carew gibi isimlere sahip son şampiyon Valencia, Roy Makaay-Juan Carlos Valeron gibi isimlere sahip Deportivo ve Ronaldo-Raul-Zidane-Figo-Roberto Carlos gibi isimlerin olduğu yıldızlar topluluğu Real Madrid o sezon da şampiyonluğun en büyük adayları arasında yer alıyordu. Barcelona ise La Masia’nın meyvelerini toplamak için biraz daha bekleyecekti.

Bir önceki sezonu alt sıralarda bitiren Bask Bölgesi’nin takımı, önceki sezon kadrosuna kattığı Nihat Kahveci, Darko Kovacevic ve Sander Westerveld gibi isimlerin kadroya uyum sağlamasına ek olarak yeni sezon öncesi tecrübeli Rus oyuncu Valeri Karpin’i transfer etmiş ve oturmuş düzeni daha da güçlendirmişti. Tayfun Korkut’un ardından Nihat Kahveci’nin de gelmesiyle iki Türk oyuncunun yer aldığı Real Sociedad’ta, teknik direktörlük görevine ise Nantes’ta başarılı bir dönem geçirmiş olan Fransız teknik adam Raynald Denoueix getirilmişti. Sezona Bask Derbisi’nde ezeli rakibi Athletic Bilbao’yu 4-2 yenerek başlayan Sociedad’ta Nihat Kahveci iki gole imza atarak galibiyetin mimarlarından olmuştu. Sezona iyi bir başlangıç yapan Real Sociedad, 6. hafta liderlik koltuğuna oturduğunda 14 puan toplamıştı. Sergilediği performans ile dikkat çeken Sociedad, 4-4-2 dizilişinin kusursuz işlediği bir makine gibiydi. Westerveld’in soğukkanlılığı, kaptan Aranzabal’ın liderliği, genç Xabi Alonso’nun özgüveni, sarı fırtına Karpin’in hızı, Kovacevic-Nihat ikilisinin uyumu ortaya bambaşka bir şey çıkarmış ve takım kendini şampiyonluk yarışının içinde bulmuştu.

24. haftaya kadar liderlik koltuğundan inmeyen mavi beyazlılar ilk 20 hafta yenilgi yüzü görmemişti. 20. haftada oynanan Bask Derbisi’nde bu kez adres San Mames Stadyumu’ydu ve Bilbao maçtan 3-0’lık net bir galibiyetle ayrılıyordu. İlk yenilgisini alan Sociedad sonraki hafta evinde Espanyol ile 0-0 beraber kalmış, takip eden hafta ise Real Betis deplasmanında Nihat’ın golleriyle 1-2 öne geçmesine rağmen son dakikalarda 3-2 mağlup olarak yara almıştı. 23. haftayı kayıpsız geçen Sociedad, sonraki hafta Real Valladolid deplasmanında 3-0 mağlup olarak ağır bir yenilgi almış ve zirveyi de Real Madrid’e bırakmıştı. Uzun süredir önde götürdüğü yarışta liderlik koltuğundan inen Sociedad’ın yeniden zirveye çıkması için bir süre beklemesi gerekecekti.

28. haftaya gelindiğinde Sociedad’ın önünde zorlu bir sınav vardı. Deplasmanlarda zorlanan ve çok sayıda puan kaybı yaşayan mavi beyazlıların rakibi bir diğer şampiyonluk adayı Deportivo’ydu. Nihat’ın golüyle öne geçen Sociedad, skoru koruyamamış ve yine son dakikalarda yediği golle 2-1 mağlup olarak Real Madrid ile oynayacağı maç öncesi üçüncü sıraya kadar gerilemişti. Tamam ya da devam niteliğinde bir maça çıkan Real Sociedad, 32 bin kapasiteli Anoeta Stadyumu’nu hıncahınç dolduran taraftarlarının önünde maça harika bir başlangıç yaparak henüz 30. dakikada 3-0 öne geçmişti. Neye uğradığını şaşıran Madrid ilk yarıyı 4-1 yenik kapamış, maçı da 4-2 kaybetmişti. Nihat’ın 3. golü attığı karşılaşmada alınan galibiyet Real Sociedad’ı yarışın içinde tutmuştu. Bu galibiyetle birlikte başlayan 7 maçlık dönemde sadece deplasmanda Barcelona’ya mağlup olan Sociedad; 33. hafta sonunda ilk kez liderlik koltuğuna oturan Deportivo’yu geçerek, 34. hafta sonunda yeniden zirveye yerleşmişti. Son iki haftaya girilirken Real Sociedad 73 puanla liderliğini sürdürüyor, Real Madrid ise 72 puanla nefesini hissettiriyordu.

Real Sociedad’ın önünde 1981 ve 1982’deki şampiyonlukların ardından üçüncü kez şampiyonluğunu ilan etme fırsatı vardı ve bunun için deplasmanda Celta Vigo’yu mağlup edip, Atletico Madrid’in de evinde oynadığı Madrid Derbisi’nde kaybetmemesi gerekiyordu. Ancak evdeki hesap çarşıya uymamış ve deplasman sıkıntısı devam eden Real Sociedad, Nihat’ın iki golüne rağmen 3-2 mağlup olmuştu. Diğer tarafta ise Real Madrid derbide rahat bir galibiyet alarak son haftaya liderlik koltuğuna oturarak girmişti. Son hafta Real Sociedad evinde Atletico Madrid’i ağırlarken, Real Madrid ise Bask Bölgesi’nin diğer temsilcisi Bilbao’yu ağırlıyordu. Liderin iki puan gerisinde olan Sociedad’a kendi maçını kazanması dışında, ezeli rakibi Bilbao’nun da yardımı gerekiyordu. Ancak rakibini biraz sallasa da yıkamayan Bilbao maçı 3-1 kaybetmiş ve Real Sociedad 3-0 kazanmasına rağmen şampiyonluk hayali suya düşmüştü. Tecrübesini sahaya yansıtan Real Madrid son haftalarda hata yapmamış ve yıldızlar topluluğu kadrosuyla şampiyonluğa ulaşmıştı.

Son haftaya kadar yarışın içinde olan ve mutlu sona ulaşamasa da futbol tarihinde iz bırakan Real Sociedad; evinde oynadığı 19 maçın 13’ünü kazanıp, 6’sında berabere kaldı ve hiç yenilgi yüzü görmedi. Kovacevic 20 gol atarken, sezona damga vuran isimlerden Nihat ise 23 gole imza atmış ve bir diğer 23 gollü Ronaldo’yla beraber, 29 gole ulaşarak gol kralı olan Roy Makaay’ın ardından ikinci sırayı paylaşmışlardı. Sezonu ikinci sırada bitirerek Şampiyonlar Ligi’ne katılmaya hak kazanan Real Sociedad, Galatasaray ve Olympiakos’un da olduğu D grubunu Juventus’un ardından ikinci tamamlayarak son 16 turuna yükselmiş ancak Lyon’u geçememişti.

Futbolu güzel kılan en önemli şeylerden biri aslında içinde barındırdığı hikayeler. Yakın zamanda Leicester City’nin elde ettiği peri masalı tadındaki şampiyonluk da buna bir örnek. Futbol tarihinde “underdog” olarak görülen takımların elde ettiği şampiyonluklar mevcut ancak bir de yüzüp yüzüp kuyruğuna geldikten sonra yarım kalan hikayeler var. 2002-2003 sezonundaki Real Sociedad da işte o yarım kalan hikayelerden biri…

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More