Ronaldinho ve Alkışlar: O An / Bölüm 2

Alkışlarla Yükselen Kahraman

”O An” başlıklı yazımızın ilkinde Manchester City’e senelerdir hasretinin çektiği şampiyonluğu getiren son dakika golünü konu edinmiştir. Bu kez İspanya’ya unutulmaz bir La Liga gecesine gidiyoruz. O ana nasıl gelindiğinin hikayesi ile birlikte elbette.

Soğuk bir kış gecesi, takvimler 2005 yılının Kasım ayını gösteriyordur. Gece yarısı saat üç sularında Barcelonalı futbolcu Andres Iniesta’nın telefonu çalar. Arayan Ronaldo de Assis Moreira’dır. Bildiğimiz adıyla Ronaldinho Gaucho;

“Selam Andres. Biliyorum saat gecenin 3’ü ve birkaç güne Real Madrid ile çok önemli bir maça çıkacağız ama ben sana bir şey itiraf etmek zorundayım. Vicdanım hiç rahat değil çünkü. Bunu birine söyleyip rahatlamaya ihtiyacım var yoksa gözüme uyku dahi girmeyecek. Önümüzdeki yıl Barcelona’dan ayrılacağım. Real Madrid bana reddedemeyeceğim bir teklif yaptı. Takımda en güvendiğim kişi sensin bu yüzden sana söylemeyi tercih ettim. Lütfen bunu kimseye söyleme sana olan güvenimi boşa çıkartma.” der ve Iniesta’ya tek kelime dahi ettirmeden Ronaldinho telefonu kapatır.

İç savaş ve El Clasico

Ezeli rekabet 1930’lu yıllarda Barcelona kentinin Madrid’in baskıcı yönetimine muhalefetiyle başlamıştır. Kral Franco yönetimindeki dikta rejimi sırasında Barcelona’da yaşayan halk zor günler geçiriyor, kulüp ise transfer gerçekleştiremiyordu. O yıllarda Barcelona’ya transfer olmak veya kulüp üyeliğine girmek rejime muhalefet olmanın bir yoluydu. Yazar Phil Ball, İspanyol Futbol Tarihi (The Story of Spanish Football) isimli kitabının El Clasico bölümünde dönemin Barcelona Başkanı Josep Sunyol’un Kral Franco’nun askerleri tarafından öldürülmesinin İspanya İç Savaşı’nın başlangıcı olduğunu belirtmektedir. Francisco Franco’nun diktatörlük döneminde etnik unsurlara karşı baskıcı bir politika izlenmiş ve bu politikaya karşı bir başkaldırının sembolü olan Barcelona kulübü “Mes Que Un Club” (Bir kulüpten daha fazlası) adıyla anılmaya başlamıştır.

İki kulüp, tek adam

Ezeli rekabet 1953’te Barcelona ve Real Madrid tarafından izlenen Alfredo Di Stefano’nun Real Madrid’e transfer olmasıyla iyice artmıştır. Di Stefano, Colombiya’nın Club Deportivo Los Millonarios takımında top koştururken Barcelonalı ve Real Madridli yöneticilerin dikkatini çekmiştir. O dönem Real Madrid Başkanı olan Santiago Bernabeu Yeste, transferde sona yaklaşan Barcelona’nın elinden Arjantinli futbolcuyu alarak eflatun beyazlıların kadrosuna katmıştır. Transfer iki kulüp arasında anlaşmazlığa yol açmış ve konu FIFA’ya taşınmıştır. FIFA’nın kararı, oyuncunun iki kulüpte de dönüşümlü olarak oynaması yönündeyken Franco karara karşı çıkmış ve Barcelona, Di Stefano’nun haklarından vazgeçerek oyuncu tamamen Real Madrid’in olmuştur.

Rekabet sadece futbol sahasında değil transfer masasında da yaşanmaktadır artık. 1988 yılında Barcelona forması giyen Alman futbolcu Bernd Schuster, 1994 yılında da yine Barcelona’dan Madrid’e transfer olan Danimarkalı Michel Laudrup gibi isimler İspanya gündeminde önemli tartışmaların yaşanmasında sebep olmuştur. Ancak şüphesiz ki en büyük tartışma Barcelona’nın ikinci kaptanı olan Luis Figo’nun 2000 yılında rekor transfer bedeliyle eflatun beyazlılara transfer olmasıyla ortaya çıktı. Bu transferin ardından Figo, Barcelona tribünleri tarafından “hain” ilan edilmiş ve Nou Camp’ta oynanan El Clasico’da taraftarla Portekizliyi protesto etmek için sahaya domuz kafası atmışlardı.

Küllerinden doğmaya çalışan bir kulüp

2000’li yıllarda İspanya’da ve dünyada Real Madrid fırtınası esiyordu. Fiorentino Perez başkanlığındaki Los Galacticos, 2000 yılındaki Luis Figo transferinden sonra 2001’de Zinedine Zidane, 2002’de Ronaldo Luis Nazario, 2003’te David Beckham ve 2004’te ise Michale Owen’ı transfer etmişlerdi. Bu isimlerden Beckham hariç 4 futbolcuda Ballon D’or kazanmış isimlerdi.

Roberto Carlos recuerda la época de los Galácticos: de las cervezas y el vino a los aviones privados | Deportes | EL PAÍS
Bu barajı kurmak Real Madrid’e 220 milyon dolara mal olmuştu.

Barcelona ise elinde önemli yeteneklerinin bulunmasına rağmen maddi anlamda zor günler geçirdiği için yıldız transferine imza atamıyordu. 2003 yılında Barcelona’da yapılan seçim sonrası David Beckham’ı transfer etmeyi vadeden Joan Laporta başkanlığa seçiliyordu. Kulübe Fenerbahçe’den Rüştü Reçber, Monaco’dan Rafael Marquez, Arsenal’den Giovanni Van Bronckhorst, Sporting Lisbon’dan Ricardo Quaresma ve 2005 yılında Ballon D’or kazanacak olan isim Ronaldinho 30 milyon Avro karşılığında Paris Saint-Germain takımından transfer edildi. O yaz Barcelona dışında iki takım daha Ronaldinho için transfer yarışındaydı: Manchester United ve Real Madrid.

Burada The Athletic yazarı Michael Cox’un anekdotuna değinmek gerek. O dönem Barcelona Başkanı olan Laporta’nın kriz içerisinde olmalarına rağmen bir dünya yıldızı sözü vardı. İlk öncelik David Beckham’daydı. Ancak bu transfer gerçekleşmedi. Gerçekleşmiş olsaydı eğer Beckham Nou Camp’a, Ronaldinho ise Old Trafford’a gidecekti. Başka bir ihtimalde Ronaldinho Real Madrid’e gidecekti. Eğer ki Ronaldinho, United’a imza atmış olsaydı yıllar sonra dünyanın en iyi futbolculardan biri olacak olan Cristiano Ronaldo’yu kırmızı formayla hiç izleyemeyecektik ama Ronaldinho, Barcelona’ya; Beckham ise Real Madrid’e imza attı. Aynı transfer sezonunda her iki kulübende transfer listesinde olmasına rağmen burun kıvırdıkları Cristiano Ronaldo ise Sporting Lizbon’dan Manchester United’a transfer oldu.[1]

Sonraki sezon Edmilson, Albertini, Deco, Giuly, Maxi Lopez, Henrik Larsson ve Samuel Eto’o gibi transferler gerçekleştiren Barcelona adından tekrar söz ettirmeye başlamıştı. Joan Laporta’nın Brezilyalı yıldızı transfer ettikten kısa bir süre sonra katıldığı radyo programında belirttiği gibi: “Ronaldinho’yu Barça taraftarına tekrar umut olsun diye transfer ettik.” Umut artık tekrar Nou Camp’ta yükselmeye başlamıştı bile.

SPOR haberleri - haber, gündem, haberler, son dakika

“Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için!”[2]

Ronaldinho ile Iniesta arasında geçen telefon konuşmasından sonrasında gerçekleşen antrenmanda hiç kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Takvimler 19 Kasım 2005’i gösterdiği bir cumartesi gününde Real Madrid ve Barcelona Santiago Bernabeu Stadyumu’nda bir başka El Clasico mücadelesi için karşı karşıya geliyordu. Futbolcular soyunma odasından sahaya çıkmak için hareketlenirken Ronaldinho oturduğu yerden ayağa kalkarak bir adım öne attı:

“Beyler! Real Madrid gerçekten çok güçlü bir takım. Zidane, Beckham, Ronaldo ve Figo gibi oyuncuları var. Ancak bizde onların sahip olmadığı bir şey var: “Aile olmak!” İki gece önce her birinizi tek tek arayıp Madrid’e gideceğimi söyledim. Ancak kimse bu konuyu bir başkasına anlatmadı bile. Bana ihanet etmek yerine sessizce acı çekmeyi tercih ettiniz. Merak etmeyin daha uzun yıllar Barcelona’dayım. Dediğim gibi biz sadece bir takım değiliz. Biz bir aileyiz. Şimdi gidelim ve bunu tüm Madrid’e gösterelim.”

The Artist: Being Andres Iniesta isimli kitabında bu konuşmaların tümüne yer veren ispanyol futbolcu ayrıca Ronaldinho’dan, “O sadece topla oynayan bir dahi değil. Aynı zamanda akıl oyunları oynama konusunda bir uzmandır.” diye bahseder.

Maç başladığında Ronaldinho’yu Michael Salgado marke etmekteydi. Bu Salgado’nun kariyerindeki en zor gecelerinden biriydi. Ronaldinho futbolun başına gelen en güzel şeylerden biriydi adeta o gece. Futbolun eğlencesini, sanatını iliklerimize kadar hissettiriyordu. Top her ayağına geldiğinde ceza sahasına muhteşem paslar gönderiyor, topsuz alanda harika koşular yapıyordu. Hatta ilk tehlike Brezilyalı yıldızın rakip defansın arkasına gönderdiği muhteşem uzun pas sonrası topla buluşan Eto’o’dan geldi. Ancak Casillas’ın kale açısını doğru kapatması sonucu top kalenin solundan dışarı gitti.

İlk gol Eto’o’nun ayağından geldi. Sağ kanattan topu alan Messi içeri doğru hareketlendi. Ceza sahası yayının hemen önünde Messi ile al ver yapan Eto’o, Sergio Ramos’un da zamanlama hatasıyla topu kalecinin solundan ağlara gönderdi: 1-0. İlk yarı boyunca Ronaldinho, sol kanatta Salgado ile adeta kedinin fare ile oynadığı gibi oynuyordu. İspanyol defans ilk 45 dakikada kart görmediği için şanslıydı.

Dakikalar 60’ı gösterdiğinde Van Bronckhorst orta saha yayının hemen gerisinde topu sol kanatta bulunan Brezilyalıya gönderdi. Ronaldinho aldığı topla Salgado’nun üstüne gitmeye başladı. Harika bir bilek hareketiyle İspanyol oyuncuyu oyundan düşüren yetenek içeri doğru sokuldu. Salgado artık Ronaldinho’nun çok gerisinde kalmıştı. Ceza sahasının hemen içerisinde Ivan Helguera ile karşı karşıya kalan milli futbolcu onu da oyundan düşürerek Casillas’ın sağından topu ağlarla buluşturdu. İspanyol file bekçisi hamle bile yapamamıştı: 2-0.

Ronaldinho ve “O An”

Orta sahada Julio Baptista’ya pres yapan Xavi topu hemen Deco’ya aktardı. Deco bekletmeden topu soldaki Ronaldinho’ya verdiğinde dakika 77’yi gösteriyordu. Brezilyalı yıldızın bu seferki kurbanı Sergio Ramos’tu. Ramos’un üzerine doğru topu süren Ronaldinho rakip ceza sahasına yaklaştı. Şık bir bilek hareketiyle Ramos’un sağından hızlıca geçen Ronaldinho topu Casillas’ın solundan ağlara gönderdi: 3-0. Casillas’ın golden sonra verdiği vücut reaksiyonu Real Madrid’in durumunu ortaya koymaktadır; “Daha ne yapılabilir ki!” Ronaldinho arkadaşlarıyla golün sevincini yaşarken tribünlerden beklenmedik tepkiler yükseldi. Tribünler Ronaldinho’yu alkışlıyorlardı. Brezilyalı yıldızın maçtaki golleri, çalımları ve koşuları her ne kadar hafızalarımızda yer etmiş olsada en çarpıcı olanı ve bu derbinin hala “Alkışlı Derbi” olarak hatırlanıyor olmasının sebebi daha önce hiçbir Barcelonalı futbolcuyu alkışlamamış olan Madrid taraftarlarının ilk kez birini alkışlamalarıdır. Futbol tarihine Ronaldinho’nun oyunundan çok bu alkış damga vurdu.

Sezon sonunda olması gerektiği gibi Barcelona hem La Liga’yı hem de Şampiyonlar Ligi’nin kazandı. Barcelona’nın Barnebau çimlerinde gösterdiği muhteşem performans Los Galacticos’un sonu oldu. İki hafta içerisinde teknik direktör Vanderlei Luxemburgo görevinden ayrıldı. Birkaç ay sonra Perez başkanlık görevine devam etmedi ve Zinedine Zidane aktif futbol yaşantısını sona erdirdi.

Laporta’nın da dediği gibi Ronaldinho bir umudu yeniden yeşertti. Madridli taraftarların ise gözünde Barcelona artık kendilerinden çok daha iyiydi.

 

[1] İlgili paragrafın kaynağı theathletic.com sitesindeki şu yazıdır. Yazının tamamı için siteye üye olmak gerekmektedir.

[2] Fransız yazar Alexandre Dumas’nın Üç Silahşör isimli kitabında geçen bir söz. Kitap Türkçeye yıllarca ”Üç Silahşörler” adıyla çevrilmiş, sonunda İş Bankası Kültür Yayınları’nın Hasan Ali Yücel serisinden çıkan baskıda bu hatalı kullanımdan vazgeçilmiş ve Üç Silahşör ismi kullanılmıştır.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

”O An” Bölüm 1

Luis Figo ve Tartışmalı Transferi: Aslan Kral’ın İhaneti

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More