Panenka Penaltısı: Beyaz Noktaya Artistik Bir Yaklaşım

Bir akımın öncüsü olduğunuzu hayal edin. Ansiklopedide ilgili madde başlığının ilk paragrafında size yer verilir, arama motorlarında adınız üst sıralarda çıkar, konuyla ilgili bir sunum mu yapılacak. Tabi ki siz ilk slayttasınızdır. Ders mi anlatılacak? Önce sizin adınız tahtaya yazılacaktır.

Hatta adınız yazıla yazıla ezberlenecektir artık. Peki ya doğrudan o akım, stil ya da yöntem sizin adınızdan oluşsaydı?.. 

Ezberin ötesine geçmiş bir hikayenin başlığını atalım öyleyse:  Antonin Panenka. Futbolda stresin ve heyecan dozunun en fazla yükseldiği anlardan olan penaltıya kreatif bir dokunuş hediye eden adam…

Panenka

DİLİ OLSA İLK “PANENKA” DERDİ

Futbolda akrep ve yelkovanın sabitlendiği o an… Oyun durur, süre akmaz, bir süre soluklanır maçın geleceğine ve geçmişine bakarız. Sonsuz bir düzlemin içindeyizdir. Futbol evreninin üst boyutudur orası. Her şey andadır. Algıladığımız üç boyutlu uzay gerçekliğinin ötesine geçilen farklı frekansların, farklı dalgaların devreye girdiği duvarın yıkıldığı an gibi. Zaman durur durmasına da kalp atışları da feci bir şekilde hızlanır, atışı yapacak oyuncunun dışında tüm futbolcular topun en az beş metre uzağında durur. Bir kaleci bir de kaleciyle göz göze futbolcu vardır.

Küçücük bir beyaz noktaya ne hisler, ne yaşanmışlıklar sığmıştır. Dili olsa da anlatsa… Gerçekten bir günlüğüne konuşma hakkı verilse bize Panenka’yı doya doya anlatmaz mıydı?  

Kimilerinin kabusu kimilerinin kalp atış hızını değiştiren o beyaz nokta dile gelemez tabi. Ama her futbol sever o noktaya baktığında Panenka’nın imzasını görür. Tabi bunda senelerdir bir klasiği yaşatan Panenka penaltısını taklit eden futbolcuların da büyük payı var. Kimi oyuncular bu atışta penaltının gerçek sahibi Panenka gibi başarılı olurken kimileri için o vuruşun sonu koca bir hüsran oluyor. Ama her Panenka penaltısı adına söylenecek sözün ve yaşanacak çok şeyin olduğu gerçeği değişmiyor. Peki nasıl atıldı o imza? 

YILLAR GEÇSE DE ÜSTÜNDEN… 

Yıllar geçse de üstünden hafızalardan silinmeyen nesilden nesile aktarılan o penaltının hikayesi de en az stili kadar özel. 

Her turnuvanın bir akılda kalanı vardır ya hani. Üzerinden bir hayli zaman geçmiş ve o şampiyonanın sözü açılmıştır… Derken şampiyonanın çağrışımı, sohbeti alır domine eder tek başına. İşte 1976 Avrupa Şampiyonası’nın en akılda kalıcı olayı Panenka penaltısı olarak tarihe geçti. 

Panenka

O şampiyonayı Panenka penaltısıyla hatırlamamız için hangi yılda olduğumuzun bir önemi yok. Futbolun en heyecanlı anına dayanamayan kalpler onu unutur mu?

BAMBAŞKA BİR HALİ VARDI… BAMBAŞKA BİR HİKÂYE YAZDI

Belgrad’da final maçında, Yugoslavya’yı 4-2 yenen Batı Almanya ve Hollanda’yı 3-1 mağlup eden Çekoslavakya arasındaki mücadelenin normal süresi 2-2 bitmiş, gözler, Avrupa Şampiyonası tarihinde ilk kez gerçekleşecek olan seri penaltı atışlarına çevrilmişti. Çekoslavakya’dan sahneye çıkan ilk isim Marian Masny görevini yapmıştı. Batı Almanya cephesinden Rainer Bonhof da cevabını vererek ışıkları tekrar rakibinin üzerine çevirmişti ve topun başındaki isim Zdeněk Nehoda da kimseyi şaşırtmayarak topu ağlarla buluşturmuştu. 

Ardından Heinz Flohe, Anton Ondrus, Hannes Bongartz, Ladislev Jurkemik de hem penaltıyı gole çevirerek hem de klasik penaltı atış biçiminden vazgeçmeyerek izleyenleri şaşırtmayanlar kervanına katılmıştı. 

O gece gerçekten sürprize yer yok muydu acaba? Aynı penaltıların tekrarları, aynı gollerin ikiz kardeşleri… Yoksa bu devamlılık, bir tekrar senaryosunu daha bağıra bağıra getiriyor muydu? En nihayetinde biz bu sene de son şampiyon Batı Almanya’nın şampiyonluk kutlamalarını izleyebilirdik. Tıpkı benzer penaltı atışlarını art arda izlediğimiz gibi… Ne de olsa tarih tekerrürden ibaretti ve bu maçtan yıllar sonra söylenmiş olsa bile “Futbol doksan dakika süren ve sonunda Almanların kazandığı bir oyundu.” Bu final, bu sözün haklılığını kanıtlamak için referans alınacak maçlardan biri olabilirdi elbette. Ancak Uli Hoeness’in penaltıyı kaçırması tüm bu ihtimalleri devirip bir tekrar veya devam filmi izlememiz yerine yeni bir janrı izleyiciyle buluşturdu.  

Panenka

Kale çizgisine 11 metre uzaklıkta olan ve taç çizgileri arasında ortalanmış bir top. Topun başındaki isim Panenka, göz göze geldiği isim ise Bayern Münih ve Almanya efsanesi Sepp Maier. Karşısında 7,32 – 2,44 kale direkleri… Panenka’nın gözünde belki git gide büyüyen koca bir çerçeve, belki mecburiyet hissinin ilmik ilmik örüldüğünü hissettiği fileler… 

Manzaranın tüm ham elementleri adeta  ayrı ayrı temaşa edilmeyi hak eden donuk bir kare gibidir izleyenler için. Ama elbette bu kare canlanacaktır. 

DELİLİK VE DAHİLİK ARASINDA 

Sağa veya sola doğru şut çekmek. Yerden veya havadan vurarak kaleciyi avlamak. Kalecinin sağına ya da  soluna yatacağı… Alternatif zaman yolculuklarının içinde sınırlı olasılıkların hesabı yapılabilir, az bilinenli denklemle ihtimal senaryolar da kurgulanabilir. Ancak bir parça cesaret artı yaratıcılık aklımıza gelen belirli birkaç olası sonucu, kuramları ve formülleri silip atacak, penaltı noktasında eşsiz bir sanatsal akımın doğmasını sağlayacaktı.

Panenka topa ağır ağır yaklaşır. Giderek hızlanır, sol ayağını topun tam yanına yerleştirir ve topa sert bir şekilde vuracakmış gibi yapar. Milisaniyelik bir duraklamanın ardından topa kavis vererek yumuşak bir şekilde gerçek vuruşunu yapar. Sepp Maier’in üzerinden falsolu bir şekilde kale ağlarıyla buluşan top sanki ağır çekim oynatılan bir videoydu o an. Uzamı dolduran donuk resim karesinin her ögesi hareket kazanmıştı ve küçük kıpırdamalarla başlayan o  canlanma müthiş dev bir dramaya dönüşmüştü. Rajko Mitić Stadyumu adeta inlerken şampiyonayı kazanması beklenen Batı Almanya’nın yıkılışını ve sürpriz taraf Çek Cumhuriyeti’nin mutluluktan uçuşunu izleyen futbolseverler heyecandan az evvel yepyeni bir tekniğin futbol dünyasına girdiğini o gece idrak edememişti belki de.

Panenka

Çek Cumhuriyeti’nin Avrupa’nın en büyüğü olarak uyandığı bir sabah, Çekler için pırıl pırıl bir gökyüzüydü artık. Seri penaltı atışları sırasındaki o karmaşa, ter, stres yerini bulutsuz berrak bir ufka bırakmıştı. O sadeliğin içinde daha fazla yüzünü gösteren Panenka penaltısı da gecenin gerçek olayı olarak konuşuluyordu sonunda. Bir penaltı en fazla ne kadar konuşulabilirdi veya en fazla ne söylenebilirdi bir penaltı için… Mesela final maçının ertesi sabahında futbolseverler France Football gazetesinin spor sayfasında “bir dahi tarafından yazılmış futbol şiiri” başlığını görecekti. O şiir aradan yıllar geçse de her defasında büyük bir iştahla, aynı coşkuyla okunmaya devam edecekti daha sonra. 

Pele ise bu penaltı vuruşu için “böyle bir penaltı kullanmak için futbolcunun ya bir dâhi ya da çılgın olması gerekir.” açıklamasını yapacaktı. Kim bilir çağının ötesinde sanatsal, özgün bir çalışmayı andıran bu penaltıyı kullanan Panenka gerçekten de bazı sanatçılar gibi dahilik ve deliliğin ince çizgisinde yürüyordu. 

ONA GÖRE İYİ BİR İŞ ÇIKARMAK,  BİZİM İÇİN BİR MASALI GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRMEK

Panenka, ismini bir penaltıyla ölümsüzleştirmişti. O vuruşun sonsuza kadar yaşamayı hak ettiği tartışmaya kapalıdır zaten. Bunun üstüne böylesine riskli  yeni bir stili en kritik anda denemeye cesaret etmesi o penaltının ölümsüzlük iksirine tılsımlı bir hikaye katmıştı. Panenka’nın sağ ayağının içi, peri masallarındaki değneğin ucu olmuştu ve o sihirli vuruş bal kabağını faytona dönüştürmüştü. Gece on ikiyi vurduğunda da fayton balkabağına dönüşmemişti, hala yerinde duruyordu. O an gelip geçmemiş, tarihe yazılmıştı. Panenka penaltısı nefes alıp veren, hareket eden, içimizde dolaşan bu dünyanın içinden bir canlı misali vücut bulmuştu. 

Bizim için masal ya da uzak ihtimalli görünen o senaryo aslında gerçeğin ta kendisiydi. Bunun gerçek olacağına inananların en başında da penaltının isim babası vardı. Panenka, ismini verdiği o penaltı vuruşu için daha sonra şöyle konuşacaktı:  

Bu vuruş için iki senedir çalışıyordum. Penaltıyı gole çevireceğimden %1000 emindim. Takım arkadaşlarıma finale çıkarsak bir sürprizimin olacağını söylemiştim. Hiçbir kalecinin yerinde durmayacağını ve bir köşeye atlayacağını biliyordum. Yerden ortaya da vuramam çünkü ayaklarıyla kurtarma şansı var. Topun hafifçe dibine girip kaldırmalıydım. Bu vuruş için iki yıl çalıştım. Birçok kişi bu vuruşumu taklit ediyor. Sanırım iyi bir iş çıkartmışım.

Herkes biliyordu ki bu penaltı, iyi bir iş çıkarmanın ötesinde penaltı vuruşuna yeni bir soluk getirmeyi ifade ediyordu. Hatta Panenka penaltısı bir ekolün adıydı. Öyle bir ekol oluşturmak ki Panenka’nın penaltı stili futbolcunun kendi şöhretini geçmişti. Sorsak kendisi de bundan şikayet etmez tabi. Yine de kendisinin uzun yıllara Bohemians Prag’a hizmet ettiğini ve penaltısıyla özdeşleştiği kadar kulübüyle de harika bir bağ kurduğundan bahsedilmesini isterdi. 

Altyapı geçmişiyle beraber tam 23 sene boyunca formasını terlettiği takımından sonra sırasıyla Rapid Wien, VSE St. Pölte ve Slovan Wien takımlarında kariyerine devam eden Panenka, şu an yine evi gibi benimsediği Bohemians Praha’da başkanlık yapıyor. 

Profesyonel kariyeri sona erdikten sonra da futboldan kopmayan Panenka, güzel oyunu daha da güzelleştiren bir karakter. Futbol literatürünü ismiyle zenginleştirerek emekli olduğunda ve sahalara  “hoşçakal” deme zamanı geldiğinde özellikle sahanın malum noktasının hoşça kalacağından adımız gibi emindik. Nitekim onu artık topun başında göremesek de futbol camiasına hediye ettiği stili sayesinde, beyaz noktada ondan miras estetik dokunuşu farklı farklı futbolculardan defalarca izliyoruz. Panenka’yı da izlemiş kadar oluyoruz böylelikle. Dünya döndükçe, zaman aktıkça, penaltı bu oyunun farklı bir boyutu ve bir parçası olarak kaldıkça Panenka’yı daha çok izleyecekmişiz gibi görünüyor.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Penaltı Ustaları

Kiricocho: Futbol Sahalarının Lanetli İsmi

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More