Olympıque Lyon: Fransa’nın Kayıp Efsanesi

Ligue 1’in geçmiş sezonlarında ‘’asansör takım’’ sıfatıyla var olan Olympique Lyon, her ne kadar Paris Saint Germain’in gölgesinde kalmış olsa da 2000’li yıllarda sergilediği futbol ve üst üste kazandığı 7 şampiyonlukla rekor kıran bir takım olarak hala çoğu futbolseverin dilinde. ‘’Peki bu kulübün geçmişindeki kırılma noktaları neler’’ diye düşünerek Rhone kulübünün eski günlerine bir yolculuk yaptım.

Futbolseverler arasında ”underdog” takımları destekleyen kişi sayısı az değil. Ama şu da bir gerçek ki hepimiz çocukken hep güçlüleri sevdik. Bu ”mızmızlık” kimimizi terk etti, kimimizin üstüne yapıştı kaldı. Bu iki güruhun ortak noktası ise o güçlü takımların bıraktığı izler. Özellikle 2000’lerin ortasında büyük liglerin şifresiz yayımlanması bu iz bırakma meselesini Avrupalı takımlar için kolaylaştırdı. İngiltere’den Manchester United; İtalya’dan Juventus, Milan ve Inter; İspanya’dan Barcelona ve Real Madrid öne çıkarken Fransa’dan ise Olympique Lyon o kulüplerin arasına katıldı. Lyon’un bu kulüplerden farkı, tarihi başarılarla dolu bir kulüp olmamasıydı.

Olympique Lyon’un kuruluş hikayesi biraz aşina olduğumuz türden; kulüp içinde bir kargaşa patlak verir ve kaostan yeni bir takım doğar. Futbol icat edildikten sonra Fransa’ya kendini kısa sürede tanıttı. Hatta kendini en çok orada sevdirmiş olacak ki dünya futbolunu yöneten FIFA’nın doğum yeri bu ülke oldu. 19. yüzyıl sonlarında çoğu Fransız şehri kendine bir takım kurmuş, amatör kavramda ligler oynanmaya başlamıştı. 1896’da Lyon kenti de Racing Club de Lyon ile bu lige katıldı. Bugünün aksine bu kulüp sadece bir futbol takımı değil, aynı zamanda Fransa’nın bir diğer büyük sporu olan rugby için de bir şube barındıran bir kulüptü. 40 yıla yakın sürede başarılar gelmezken, 1932 yılı kulüp için bir dönüm noktası oldu. Rugby şubesinde ilk şampiyonluk kazanılırken, Fransız futbolunda ise profesyonel döneme geçildi. Bu geçiş sonrasında kulüp bünyesinde hem amatör hem de profesyonellerin bulunması er geç bir değişim gerektirecekti. Beklenen değişim 1950’de gerçekleşti. Dönemin takım menajeri Felix Louot, Racing Club’den ayrılıp başka bir takım kurmayı gündeme getirip durdu ama bunu yapan isim Albert Trillat oldu. Doktor Trillat ve arkadaşları Racing Club de Lyon’a veda edip Olympique de Lyonnais isimli futbol kulübünü kurdular.

25 September in OL history
Geçmişten günümüze kadar kullanılan bazı Olympique Lyon logoları

Lyon ayağının tozuyla 2. Lig’de şampiyon olup 1. Lig’e yükseldi ama ilk başlarda sadece bir asansör takımıydı. 1954’te bir kez daha 1. Lig’e yükseldikten sonra Fransa Kupası’ndaki başarılar da varlık göstermelerine yardımcı oldu. 1964’ten 1973’e kadar olan sekiz sezonun üçünde bu kupanın sahibi Olympique Lyon’du. Ama her şey güllük gülistanlık değildi. Yerel rekabetlerin değer verildiği Fransa’da Les Gones’un[1] Auvergne-Rhone-Alpes bölgesindeki rakibi, kömürcülerin takımı Saint-Etienne idi. Çıkış yapmak için fırsat kollayan bir kulübün karşılaşmak istemeyeceği türden bir takımdı. Gerçi 1951’de rekabetin tohumlarını eken maçta bölgenin tüccarları ile özdeşleşen Olympique Lyon sahadan 4-2’lik bir galibiyetle ayrıldı, fakat sonraki yıllarda bu üstünlüğü çok aradı. İlk şampiyonluğunu 1957’de yaşayan Saint-Etienne, sonraki 24 sene Fransız futbolunun dominant takımıydı. Bu süreçte Jean-Michel Larque, Georges Bereta, Herve Rivelli, Michel Platini gibi oyunucuları kadrosunda barındırırken 10 lig, 6 Fransa Kupası şampiyonluğu yaşadı. Araya bir de -günümüzdeki adıyla- Şampiyonlar Ligi finali sıkıştırdılar. Anlayacağınız, o dönemde Fransa dendiği zaman akıllara gelen futbol kulübü Rhone bölgesinin yeşil takımıydı. Ama Lyon’un da sırası gelecekti.

Zaman zaman kazanılan Fransa Kupası şampiyonlukları, zaman zaman da ligdeki iyi performans sayesinde Olympique Lyon, Kupa Galipleri Kupası ve UEFA Kupası turnuvalarında yer aldı. (Bu iki turnuva 1999 senesinde UEFA Kupası adı altında birleştirildi. Günümüzdeki ismi ise UEFA Avrupa Ligi.) Lyon, Avrupa’ya kendini yeni tanıtan bir takımdı. Kazanılan ilk Fransa Kupası sonrasında Kupa Galipleri Kupası’nda yarı finale kadar yükseldiler, rakip Portekiz temsilcisi Sporting idi. Lyon’daki golsüz beraberliğin rövanşında iki takım yine yenişemediler, maç 1-1 bitti. O günlerde ‘’deplasman golü’’ kuralı mevcut olmadığı için tarafsız bir sahada üçüncü maç oynanırdı. Bu maçın 68. dakikasında bulduğu golle Sporting finale, Lyon ise evine doğru yol aldı. Bundaki sonraki Avrupa maceralarında Les Gones hiç bu kadar ileriye gidemedi.

1976 senesinden sonra zor zamanlar kapıdaydı. Aynı sene Fransa Kupası finalindeki Marsilya mağlubiyetini, ligdeki istikrarsızlık takip etti. Lyon şehrinin sakinleri bir sezon Avrupa kupalarına katılma mücadelesine tanık olurken, diğer sezon bir alt lige düşmenin endişesini yaşıyordu, kulübün mali durumu da cabası. Gittikçe büyüyen bir borç yükü söz konusuydu. Korkulan senaryo 1983’te gerçek oldu, Ancak her şerde bir hayır var derler. Olympique Lyon’un 2. Lig’de mücadele ettiği yıllarda Fransız iş adamı Jean Michel Aulas, kulübün kurtarıcısı olarak ortaya çıktı.

Jean Michel, 1949 yılında Rhone bölgesinin L’Arbresle kasabasında dünyaya geldi. Bu kasaba Lyon şehrinin hemen yanında bulunan, takımın ve taraftarların nefesinin fazlasıyla hissedildiği bir bölgeydi. Eğitim yıllarında hentbol oynadı oynamasına, fakat çoğu Fransız gibi o da kalbinde futbol tutkusu barındırıyordu. Lyon’un bir alt lige düştüğü sene olan 1983, Aulas’ın yükseldiği yıl oldu. Gelecekte Formula 1 pilotu Alain Prost’a da sponsor olacak CEGID isimli şirketi bu yıl içinde kurdu. İş dünyasındaki başarıları Olympique Lyon başkanlığına giden yolu açtı. Kulübün içinde bulunduğu mali kriz karşısında en çok ona güvenildi ve 1987 Haziran’ında başkanlık koltuğuna oturdu.

Jean-Michel Aulas Olympique Lyon
Jean-Michel Aulas

Jean Michel vizyoner ve hırslı bir kişiliğe sahip. Olympique Lyon ise istikrarsız, zaferleri arasında uzun zaman aralıkları bir kulüptü. Olası bir kimlik çatışması iki tarafta da büyük zararlara yol açabilirdi, ama öyle olmadı. Başkan Aulas kulübe kendi kişiliğini aşılamayı başardı. Koltuğa oturduğu ilk günden beri şampiyonluklar yaşayan, Avrupa’ya ismini duyuran bir Lyon’un hayalini kurdu, bu hayal için çalıştı. Bu hayali gerçekleştirmek için de gerçekten uzaklaşmadan, doğru adımlar atarak hem borçlardan arındırılmış hem de şampiyonluğa giden bir takım tasarladı.

1987-88 sezonunda takımda olumlu değişiklikler gözlemlense de Les Gones, play-off maçlarında Caen’a elendi, dönemin hocası Robert Nouzaret ile yollar ayrıldı. Sonraki sezon için teknik direktörlüğe Lyon’da dünyaya gelen ve Olympique Lyon forması terleten Raymond Domenech getirildi. Fransız hoca geldiği ilk sezonda takımı 1. Lig’e çıkararak doğduğu şehre olan vefasını gösterdi. Ama sonrası pek iyi gitmedi. Lyon, alt lige düşmeden önceki istikrarsızlığına devam etti. 1992-93 sezonundaki kötü sonuçlar, Domenech’in sonunu hazırladı.

Futbolculuğunda üç yıl Olympique Lyon forması giyen Jean Tigana, teknik direktörlük koltuğuna oturdu. Aslında burada bir kumar da mevzu bahis; çünkü Lyon, Tigana’nın ilk teknik direktörlük tecrübesi olacaktı. Başkan Aulas, kulübün kaybedecek bir şeyi olmadığını düşünmüş olacak ki Fransız futbolunun efsane orta sahasını takımın başına gönül rahatlığıyla geçirdi. Bu kumardan iki taraf da kazançlı çıktı. Tigana döneminde Lyon 1993-94 sezonunu sekizinci, 94-95 sezonunu ise ikinci oldu. 1975’ten beri özledikleri Avrupa arenasında sahne alma zamanı gelmişti. Ama bu noktada yine bir teknik direktör krizi patlak verdi, zira Jean Tigana ilk tecrübesinde gösterdiği performans sayesinde, kariyerindeki tek şampiyonluğu yaşayacağı Monaco’nun yolunu tuttu.

UEFA Kupası ve ligi aynı anda yürütmekte hep sıkıntı yaşamıştı Lyon, 20 sene sonra da tarih tekerrür etti. UEFA’da son 16’ya kalan takım, ligde vasat bir performansla orta sıralarda sezonu tamamladı. Teknik direktör Guy Stephan’ın macerası bir buçuk sezon sürdü. Açıkçası bu dönemi iki başarılı dönem arasında bir geçiş süreci olarak değerlendirebiliriz. Takımın teknik direktörlük koltuğuna, kulüpte futbol direktörlüğü yapmış iki isim oturdu; Bernard Lacombe ve Jacques Santini. Bu ikilinin devrini Fransız futboluna ambargo koyacak takımın temelleri olarak değerlendirebiliriz. OL formasını en çok terleten ikinci futbolcu Gregory Coupet, forvetler Sonny Anderson, Sydney Govou, Juninho Pernambucano ve Caçapa gibi iskelet oluşturacak isimler, bu iki teknik adamın devrinde geldiler. Lacombe döneminde daha dirençli bir takım izlenimi veren Les Gones, Santini ile beraber yedi senelik Ligue 1 zaferleri serisinin ilk adımını atmayı başardı.

2002 yazında Santini’nin milli takım mesaisinin başlamasının ardından da doğru teknik adam tercihleri devam etti. Sırasıyla Paul Le Guen, Liverpool ile UEFA Kupası zaferi yaşayan Gerard Houllier ve Alain Perrin istikrarı devam ettiren isimler oldular. Olympique Lyon bu zaman zarfında Ligue 1’in en iyi oyuncularını transfer eden bir kulüp profiline büründü. Kim Kalström, Michael Essien, Mahamadou Diarra, eski Ligue 1 yıldızı Slyvain Wiltord akıllara gelen ilk isimler. Lig ve Şampiyonlar Ligi’ndeki başarılara ek olarak Jean Michel’in tasarladığı ekonomik planlar da meyve vermiş, kulüp Fransa’nın en zengin kulübü olmuştu. Lyon, Le Guen yönetiminin ilk sezonunda Avrupa Ligi 2. turunda Denizlispor’a elendi. Bu beklenmeyen mağlubiyetle hocanın yeterliliği sorgulansa da sonraki iki sezonda Le Guen gerekli cevabı verdi. Olympique Lyon, iki sezon üst üste Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finalde mücadele verdi. Bu bakımdan Le Guen, yukarıda bahsi geçen üç hoca arasından en tanınanı oldu. Ne Houllier ne de Perrin, Şampiyonlar Ligi’nde bu kadar ileri gidebildi.

2008’de Perrin’in kulüp personelleri ile yaşadığı çatışmalar sonrası Claude Puel takımın başına geçti. 7 sene boyunca şampiyonluk yaşayıp Ligue 1 rekoru kıran oyuncu grubunun yaşlanmasıyla da hem kadroda hem de kulüp politikasında değişiklikler yaşandı. Lyon artık Ligue 1’in en iyi oyuncularını transfer etmek yerine, onların gençlerine ve kendi kaynaklarına yüzünü döndü. Bu oyuncuları parlatıp satmaya başladı. Bu geçiş döneminde Les Gones, ligde şampiyonluk yaşayamadı ama ani bir çöküş de yaşamadı. 2009 Mayıs’ında ligi ikinci, 2010’da da üçüncü bitirirken kendi Avrupa performansının zirvesine çıktı. Önce Real Madrid, ardından da Fransa şampiyonluğunu kaptırdığı Bordeaux’yu eleyerek yarı finale kalma başarısını gösterdi. Yarı finalde Bayern Münih’e karşı ne kadar direnseler de Almanya’daki maçı 1-0, Fransa’daki maçı ise Ivıca Olic’i durduramadıkları için 3-0 kaybettiler. 10 sene sonra tarih Lyon için tekrar tekerrür edecekti.

Son seneleri ve günümüzü göz önünde bulundurduğumuzda Paris Saint Germain gibi kuvvetli bir rakibin olduğu ligde, Lyon’un şampiyonluklar yaşadığı günlere dönmesi zor görünüyor. Kulübün finansal röntgenine baktığımızda da PSG ile yarışacak gücü toplamak için bir hayli zaman gerekiyor. Tanguy Ndombele, Alexander Lacazette, Corentin Tolisso gibi isimlerden yüksek bir kar sağladılar. yakın gelecekte aynı durum Houssein Aouar üzerinden sağlanabilir. Deloitte[2] raporlarına göre bir iyileşme mevcut ama yeterli değil. Artık sahada Memphis Depay, Mattia De Sciglio, Lucas Paqueta gibi Avrupa’nın devlerinde oynamış futbolcularla yetenekli gençleri harmanlayan kadrosuyla Ligue 1’in üst sıralarında kalma mücadelesi veriyorlar.

JUNINHO Lyon
Lyon’un unutulmazlarından Juninho tam bir frikik uzmanıydı.

Efsane kadronun en popüler oyuncusu Juninho da döndü dolaştı, ününü borçlu olduğu kulübe geri geldi. Lyon’un şampiyonluklarında frikikleri kadar oyunu yönlendirmesiyle de hatırlanan Brezilyalı şimdi ise bunu sahaya çıkmadan yapmaya çalışıyor. Milli takımdan arkadaşı Sylvinho’yu takımın başına getirmek, istediği verimi sağlamasa da hemen bu yanlıştan dönerek Ligue 1 ve Roma maceraları başarılı geçen Rudi Garcia ile anlaştı. Pandemi sebebiyle Portekiz’de oynanan Şampiyonlar Ligi’nde yarı final başarısı gelecek için umutların yeşermesine sebep oldu. Yarı finalde Bayern Münih karşısında direkten dönen toplardan biri ağlarla buluşsa, belki de bu yazının sonu başka cümlelerle gelecekti. Fransız futbol adamının elindeki kadro, 2010-11 sezonunda Lille ile duble yaptığı kadroya benzeyen bir profilde. Doğru kararların alındığı -başkan Aulas sağ olduğu sürece bu konuda bir şüphe olmaz- ve sabır gösterildiği bir düzende önleri çok açık. Kim bilir, nadir de olsa şampiyonluğun el değiştirdiği Ligue 1’de PSG’ye rekor yolunda çelme takarak şampiyonluk sevincini yaşarlar.

 

[1] Les Gones: Olympique Lyon’un takma ismidir ve ‘’çocuklar’’ anlamına gelir.

[2] Deloitte: 140’a yakın ülkede, dünyanın en büyük muhasebe, denetim, vergi ve yönetim danışmanlığı hizmeti sunan uluslararası firmalarından birisidir.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Guy Roux: Auxerre İmparatorluğu

Herbert Chapman: Teknik Adamdan Fazlası

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More