Ölümsüz Derbi; Kızılyıldız-Partizan

Bir zamanlar Avrupa futboluna damga vuran Yugoslavya’nın, Kızılyıldız ve Partizan rekabetini hemen hemen bütün futbolseverler duymuştur. Balkanlarda “večiti derbi” yani ölümsüz derbi olarak anılan ve günümüzdeki çoğu rekabetin, yanında sönük kaldığı bu iki üvey kardeşin hikâyesini dinlemeye hazır mısınız?

İkinci Dünya Savaşı sonrası büyük bir yıkım yaşamış olan Yugoslavya’da krallık feshedilmiş ve yerine sosyalist bir cumhuriyet kurulmuştur. Yüzyıllardır farklı kültür, inanç ve etnik grupların bir arada yaşadığı Balkan coğrafyası, Nazilerin desteklemesiyle farklılığı zenginlik değil, külfet olarak gören ırkçı gurupların çatışma sahasına dönüşmüştür. Nazi işgali sırasında hem Çetnik ve Ustaşa gibi ırkçı guruplarla hem de Nazi askeri birlikleriyle mücadele veren öğrencilerin üye olduğu Anti-Faşist Gençlik Birliği’nin saygın iki öğrencisi Zoran Zujovic ve Slobodan Cosic, savaştan hemen sonra Belgrad’da bir futbol takımı kurmaya karar verirler. Böylece ideolojik görüşlerinin ve yeni kurulan ülkelerinin simgesi olan “kızıl yıldız”ın ismini verdikleri Crvena Zvezda’nın(Kızıl Yıldız) temelleri 4 Mart 1945’te atılmış olur.

Temelini öğrencilerin attığı Kızılyıldız’dan sadece 5 ay sonra, Belgrad’da tek kutuplu bir takım olmasını istemeyen ve Anti-Faşist Birliği öğrencilerinden hem görüş hem de bakış açısı olarak farklı yapıda olan Yugoslavya Halk Ordusu’nun subaylarından Peko Dapcevic ve Koca Popovic’in desteğiyle başkent Belgrad’da bir futbol takımı daha kurulur. Adını, ordunun Nazilerle mücadele eden Partizan birliklerinden alan bu oluşum, Ağustos 1946’da kurulan Yugoslav en üst ligi olan Prva Liga’da, şehrin diğer takımı Kızılyıldız ile birlikte mücadele etmeye başlar. Kızılyıldız siviller tarafından kurulmasından ötürü halkın, Partizan ise ordu mensupları tarafından kurulmasından ötürü ordunun takımı olarak görülür. Bu tanımlama, rekabetin fitilini daha en başından ateşlemiş olur.

80’li yıllardan bir Partizan Kızılyıldız maçı. Partizan formasındaki reklam dikkat çekici.

 

İlk kez 5 Ocak 1947’de Partizan Stadı’nda karşılaşan iki başkent takımının kıran kırana geçen mücadelesi 4-3 Kızılyıldız üstünlüğü ile sona erer. Tabii bu maçta Kızılyıldız seyircisi ve oyuncularının yaşadığı coşkulu sevinç, Partizan tarafını germeye yeter ve saha dışında ufak çaplı olaylar meydana gelir. Kızılyıldız ilk derbiyi kazanmayı başarsa da ikinci maçta sahasında oynamanın avantajını kullanamaz ve oyuncusu Stankovic’in kendi filelerine gönderdiği gol ile maçı 1-0 kaybeder. Akabinde ise önce Yugoslav Kupası çeyrek finalinde Partizan’a 2-1 mağlup olup kupaya veda ederler, sonrasında ise Yugoslav Birinci Ligi’nin(Prva Liga) ilk sezonunda şampiyonluğu yine Partizan’a kaptırırlar. Partizan ise o sene hem lig hem de Yugoslavya Kupası’nı müzesine götürerek duble yapmayı başarır ve ülkede büyük sempatiye yol açar. Haliyle bu durum şehrin bir diğer takımı Kızılyıldız tarafından pek hoş karşılanmaz. 6 Aralık 1953’te oynanan derbi müsabakasındaki 7-1’lik Partizan galibiyeti ise, hala derbide alınmış en farklı galibiyet olarak yerini korumakta.

Rekabetin ilk yıllarında Partizan üstünlüğü  dikkat çekse de Kızılyıldız dengeyi sağlamayı başarır ve hatta Partizan’ın önüne geçer. 1957 yılında Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı finale kadar yükselerek ülkenin en prestijli takımı olma yolunda ilerler; ta ki 1960’da Partizan taraftarlarınca efsane olarak görülen 5 yıllık altın dönem yaşanana kadar. Milan Galic ve Mustafa Hasanagicli forvet hattı ne ligde ne de Avrupa’da durdurulabilir. Oynanan güzel futbol ile Partizan, 5 yılda 4 kez şampiyonluğa ulaşır. 1966’da ise harika bir performans göstererek Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda -günümüzdeki adıyla Şampiyonlar Ligi- final oynama başarısı elde ederler. Partizan finalde 55. dakikada Vasovic’in şık kafa vuruşundan bulduğu golle 1-0 öne geçse de Real Madrid’in yıldız oyuncuları Amancio ve Serena’nın arka arkaya gelen gollerine dur diyemez. Avrupa’nın en büyük kupasını İspanyol ekibine kaptıran Partizan, Doğu Avrupa ülkelerinin uluslararası kupalarda gösterdiği en büyük başarıya imza atmış olur.

1966 Şampiyon Kulüpler Kupası final maçı

Fakat bu altın çağın ardından Partizan, 11 yıl boyunca şampiyonluk yüzü göremez. Bu periyotta ise Kızılyıldız 4 şampiyonluk elde eder. 1979’da bu sefer Kızılyıldız, Avrupa Kupalarında finale kadar yükselmeyi başarır. Kupa Galipleri Kupası -günümüzdeki adıyla UEFA Kupası- finalinde Belgrad’ın Kızıl çocuklarının rakibi, o dönem Avrupa’nın en dominant takımlarından olan ve son 7 yılda 5 Avrupa Kupası finali gören Borussia Mönchengladbach olmuştur. İki ayaklı final karşılaşmasının ilk ayağında Kızılyıldız, kendi stadı Marakana’da rakibi karşısında Sestic’in golüyle 1-0 öne geçse de ikinci yarı Jurisic’in kendi filelerine gönderdiği top ile maç 1-1 sona erer. Almanya’da oynanan rövanş maçını ise Danimarkalı futbolcu Simonsen’in 18. dakikada penaltıdan bulduğu golle 1-0 kaybederler ve kupayı kazanma hayalleri suya düşer.

İlerleyen yıllarda iki ezeli rakip de gerek ligde gerek kupada gerekse Avrupa’da çeşitli başarılara imza atarlar. Fakat bu başarılar arasında en elle tutulur olanı, Kızılyıldız’ın 1991’de ülke dağılmadan hemen önce kazandığı Şampiyonlar Ligi kupası ve arkasından gelen Kıtalararası Kupa şampiyonluğu olur.

Yugoslavya’nın dağılma süreci öncesi, bu iki kulübün de birer futbolcu fabrikası olduğunu söylesek yanılmış olmayız. Saviçeviç, Pançev, Prosinecki, Stojkoviç, Djukiç, Jugoviç, Darko Kovaçeviç, Mihajlovic,  Golac, Mladinovic, Galic, Hasanagic, Savic gibi birçok yıldız ismi dünya futboluna kazandırmış olmalarının yanı sıra, ülke dağıldıktan sonra gözden düşmeleri akabinde Avrupa futbolundaki Doğu Avrupalı futbolcu sayısının eskiye nazaran çok düşük kalması da bunun en büyük göstergesi. Yetiştirdikleri futbolcular arasında ülkemizde hizmetlerde bulunan Cevat Prekazi, Lukovcan, Ömerovic, Elvir Bolic, son dönemlerde ise Sasa İlic ve Mateja Kezman gibi futbolcular da yer alıyor.

Yugoslavya’nın dağılmasından sonraki periyotta ise Partizan daha başarılı bir performans sergileyerek hem daha çok şampiyonluk elde etmiş hem de ülkesine ve Avrupa futboluna daha fazla futbolcu kazandırmıştır. Ayrıca dünyanın en iyi futbol akademilerinden birine sahip olan Partizan, bu yönden de Kızılyıldız’ın önünde; fakat genel anlamda şampiyonluk ve derbi galibiyetleri babında Kızılyıldız’ın üstünlüğü hala devam etmekte.

İki takımın taraftar gurupları arasında da ciddi bir rekabet söz konusu. Kızılyıldız’ın taraftar gurubu Delije, 1989’da kurulmuş olmasına rağmen aslında kökleri daha eskiye uzanan bir oluşum. İsminin kökeni Osmanlı’nın Sırp yeniçeri birliği Deliler’e dayanan taraftar grubu, Sırp milliyetçiliğinin en büyük temsilcilerinden. Türkiye’de genel olarak Galatasaray-Kızılyıldız basket maçında yaşanan olaylarla tanınmaktalar.

Delije

Partizan’ın taraftar gurubu ise Grobari, yani Türkçe anlamıyla mezarcılar. Grobari, Delije’ye göre çok daha eskiden örgütlenmiş bir taraftar gurubu. 70’li yılların başından beri aynı isimle Stadiona Partizana’da yerini alan grup, Delije dışında Yugoslavya döneminden kalma bir düşmanlık besledikleri Dinamo Zagrep taraftar grubu Bad Blue Boys ile de sorun yaşamakta. Kızılyıldız’dan daha milliyetçi olduklarını kanıtlamak için, Bosna’da yapılan katliamdaki* savaş suçlularının posterlerini açabilecek kadar radikal ve faşist bir oluşuma bürünmüş durumdalar.

Grobari

Her şey bir yana dursun, günümüzde eski önemini yitirmiş gibi görünse de bir futbolsever için Kızılyıldız-Partizan derbisi kesinlikle kaçırılmaması gereken, futbola dair her şeyi içeren bir ebedi rekabettir. Tıpkı Graeme Souness’ ın  da dediği gibi;

Hayatla ilgili her şeyi Baba filminde, futbolla ilgili her şeyi ise bir derbide bulabilirsiniz.


*Bosna Katliamı ya da Srebrenitsa Katliamı; 11 Temmuz 1995 tarihinde en az 8000 Boşnak sivil, Sırp askerlerince öldürülmüş ve bu acı olay, Uluslararası Adalet Divanı’ nın 2007’de verdiği kararla katliam olarak kabul edilmiştir.

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More