Nico Rosberg: Yersiz Yurtsuz

O hem gridin son zamanlarda gördüğü en nostaljik, hem de en modern pilotlardan biriydi. Bunlara ek olarak, en eski sanat eserlerinde bile karşılaştığımız bir kaderi yaşadı: Babasının mirasını devam ettirmek için durmadan çabalayan oğul. Bu kehanetin başarılı örneklerinden, bir başka şampiyon: Nico Rosberg!

Bu dünya benim memleket! *

Fransız Yeni Dalga Sineması’nın en önemli yönetmenlerinden Agnes Varda’nın 1985 tarihli Sans toit ni loi filmi, bir genç kızın cansız bedeninin tarlaların birinde bir çiftçi tarafından bulunmasıyla açılır. Sonra film bu genç kızın hikayesini anlatmaya başlar. Ana karakterimiz Mona gerçekten de yertsiz yurtsuz biridir, özgürlüğü arar, yerleşikliğe ve bağlılıklara dayalı bu hayata kendi çapında bir tepki olarak seyahat ederek yaşar ve hepimiz gibi o da dünyadaki yolunu bulmaya çalışır. Onu tanımlayan unsurlar nerede yaşadığı ya da kiminle beraber olduğu değildir, “o” yalnızca “o”dur ve bu koca dünyadaki tek ağırlığı varlığıdır.

Mona’nın da her birimiz gibi kırgınlıkları vardır, inandıkları, en çok da reddettikleri. Film boyunca onun seyahatini izleriz, fikirleri değişir, yanındakiler değişir, tükettiği yiyecekler ve içecekler değişir ama tek bir şey değişmez; Mona komple bir özgürlüğü seçmiştir, bu durum yanında komple bir yalnızlığı getirmiş olsa da.[1]

Babasının oğlu

Kaderin cilvesi midir, bilinmez; aynı yılın 27 Haziran’ında, o zamanki Batı Almanya’nın Wiesbaden şehrinde Nico adlı bir çocuk dünyaya geldi. Nico, doğduğu andan itibaren bir yersiz yurtsuzdu aslında. Babası Keke bir Fin, annesi Sina bir Almandı. Bunlar yetmezmiş gibi bir de neredeyse doğduğundan beri Fransa’nın güneyindeki Monaco Krallığı ve İspanya’nın Ibiza şehri arasında gidip gelerek yaşamaya başladı.

Şimdiden 5 ülke saydığımız bu hayat hikayesinden sonra, Nico’nun artık yerleşik hayata geçip bir ülkede huzur içinde yaşaması gerektiğini düşünüyorsanız, en basit tabirle yanılıyorsunuz. Babası eski bir F1 Dünya Şampiyonu Keke Rosberg olan Nico, 4 yaşında ilk defa bir sürüş deneyimi yaşadı. Bu deneyim onun hayat rotasını çizecekti. Ailesi kariyer planlarında bir zorlama yapmasa da Nico, 6 yaşında tek koltuklu serilerde yarışmaya başladı. Köklerinde 5 ülke olan bu sarışın çocuk, modern zamanların seyyahlarından olan Formula 1 pilotluğu hedefiyle yola çıkmıştı bile.

 Keke Rosberg, Nico Rosberg
Keke Rosberg

Britney

Babasının bağlantılarıyla (ve tabii ki maddi imkanlarıyla) başarılı bir F1 öncesi kariyer geçiren Nico, 2005 yılında ART Grand Prix takımıyla F2 ( o zamanki ismiyle GP2) şampiyonu olmaya başardı ve 2006 yılı için Williams takımıyla anlaştı. Bu sözleşmeyle şampiyon bir babanın ardından F1’e girmeyi başaran ikinci pilot oldu ve hedeflerinden birine ulaştı. Şimdi geriye kalan tek şey şampiyon olmaktı.

Nico Rosberg saçlarıBir pilot yeterli hıza ve yeteneğe sahip değilse, ne kadar parası olursa olsun bir F2 şampiyonluğu yaşayamaz. Ama eğer bolca paranız varsa ve babanız eski bir F1 şampiyonuysa, kimse sizin hakkınızda dedikodular çıkmasına ve “emeği değil parası sayesinde burada” denmesine de engel olamaz. Nico Rosberg’in sarı, uzun saçları ve tam bir “Beyaz Avrupalı” olması da bu ön yargının kırılmasına pek yardımcı olmadı tabii. Takım arkadaşı Mark Webber’in ona, şarkıcı Britney Spears’tan esinlenerek “Britney” lakabını takmasıyla beraber Rosberg’in yegane hedefi olan F1 şampiyonluğuna ulaşmaya çalışırken mücadele etmesi gereken engeller de gayriresmi olarak belli olmuştu aslında: Griddeki diğer 21 pilot ve ön yargı.

Williams günleri

F1’deki ilk 2 senesinde tecrübeli pilotlarla takım arkadaşlığı yapan Rosberg, sırasıyla Mark Webber ve Alexander Wurz, çaylak senesinde dengesiz ve yavaş Williams aracıyla sadece 4 puanda kalıp pilotlar sıralamasını 17. bitirse de, 2007’de Williams aracının da daha iyi bir konuma gelmesiyle sezon boyunca 20 puan toplayarak sürücüler klasmanında 9. olmayı başardı. 2008 senesine geldiğimizde deneyimsiz Nakajima’nın takıma getirilmesiyle Williams’ın gayriresmi de olsa birinci pilotu olmayı başaran Nico Rosberg, sezona da Avustralya’da üçüncü olup kariyerinin ilk podyumunu alarak başladı. Formula 1’de podyuma çıkmak, teknik olarak dördüncülükten iyi bir sonuç almak olsa da; pratikte psikolojik bariyerler ve kendini kanıtlamak açısından çok önemlidir. Organizasyondaki üçüncü sezonunda bunu başarmak, Nico Rosberg için adeta “Ben buradayım ve yarışlar kazanabilirim” demek anlamına geliyordu. Sezonun devamında Malezya’da bu sefer ikinci olarak bir podyum daha kazanan Rosberg, sezonun sonunda toplam 17 puanla bir önceki seneden daha kötü bir dereceyle şampiyonada 13. olsa da; kendi çıkışını yakalamış ve bir eşiği atlamış oldu.

Nico’nun 2009 senesine, Williams takımının double diffuser kullanan 3 takımdan biri olması nedeni ile hızlı bir giriş yapması bekleniyordu. Ancak Williams aynı sene Brawn GP’nin yaptığı gibi bu avantajı çok iyi kullanamadı ve gridin en hızlı takımlarından biri olamadı. Bu gelişmelere rağmen Rosberg, istikrarlı sürüşüyle bir önceki sezon aldığı puan sayısını geliştirdi ve 34.5 puanla sürücüler klasmanını 7. bitirdi. 2009 sezonu sonunda Williams takımıyla 4. senesini bitirmişti, bu takım ona F1’deki ilk puanlarını, ilk en hızlı turunu, ilk podyumunu ve sayılarla ölçülmeyecek seviyede bir deneyim kazandırmıştı. Ama o da biliyordu ki, hedefi olan şampiyonluk Williams’ın bu performansı ile gelmeyecekti ve kariyerinde bir adım daha atması gerektiği noktadaydı. O da bu adımı attı ve de 2009 Kasım’ında, o senenin mucize takımı Brawn GP’yi satın alan Mercedes takımıyla anlaştığını açıkladı.

Mercedes ve Schumacher

Rosberg’in doğduğu andan beri devam eden dünya turunun yeni durağı, bayrağı altında yarıştığı ülke olan Almanya menşeli takım Mercedes’le devam ediyordu. Rosberg bu maceraya olabilecek en zor takım arkadaşıyla başlıyordu, spora geri dönen 7 kez Dünya Şampiyonu Michael Schumacher’le. F1’deki bütün pilotlar takım arkadaşlarıyla belli bir mücadele içerisindedirler, sizinle aynı arabaya sahip ve dişe diş karşılaştırılabileceğiniz o insan sizin en büyük rakibinizdir de; bu yüzden bütün pilotlar görece daha kolay yenebilecekleri bir takım arkadaşı isterler. Yani kısaca, yeni takımınızda yan garajda sizi yenmek için çabalayan kişinin Michael Schumacher olması; dünya üzerinde karşılaşacağınız en zor durumlardan biridir.

Mico Rosberg reveals fears Schumacher

Bu şartlar altında girilen 2010 sezonunda, beklenmeyen oldu ve Nico Rosberg sonsuz sayıdaki “kendini kanıtlamalarından” birini daha başararak sezon sonunda Schumacher’e üstünlük kurdu. Schumi’nin spora uzun bir ara vermiş olması ve artık 40’lı yaşlarında olması çok büyük bir etken olsa da, Rosberg imkansızı başarmıştı ve dünyaya bir kere daha gerekli mesajı vermişti. Bu mesajı tam olarak anlayamayan insanlar olduğunu düşünecek olmuş ki, 2011 ve 2012’de de Schumi’ye sürücüler klasmanında üstünlük kurdu. 2012’de bir eşiği daha geçmeyi başaran Nico Rosberg, Çin GP’sinde kariyerinin ilk pole pozisyonunu ve yarış galibiyetini aldı.

Çin’deki pole’si ve galibiyetiyle “yarış kazanan pilot” kumaşının da kendinde bulunduğunu kanıtlamıştı. Her şeyi teker teker başarmış, kendisinin yetenekli olmadığını düşünen herkesi teker teker yanıltmıştı. Artık kariyerindeki tek eksik, çocukluğundan beri tek hedefi olan biricik şampiyonluktu. Şampiyon olmak, sadece en çok puanı toplamaktan ibaret değildir. Yeterince hızlı bir araca ihtiyacınız vardır, sizin hızlı olmanız gerekmektedir, diğer takımlardaki rakiplerinizi birer birer alt etmeniz gerekir, öncesinde yeterince kaybetmeniz gerekir ki gerekli her şeyi öğrenebilesiniz; en sonunda da takım arkadaşınız yenmeniz, ona psikolojik açıdan yenilmemeniz gerekir. Önündeki süreçte Rosberg bu gerekliliklerin çoğuna sahip olacaktı, ama takım arkadaşı durumu pek de kolay olmayacaktı.

Gümüş Oklar’ın mücadelesi

2012’de Schumi’nin spordan ayrılmasıyla, Mercedes’in koltuklarından biri boşalmıştı. Onlar da bu boşluğu griddeki en iyi pilotlardan biriyle, bir başka Dünya Şampiyonu Lewis Hamilton’la doldurdular. Rosberg, Schumi’yle verilen 3 yıllık savaştan sonra, bir dünya şampiyonuyla mücadele etmek zorundaydı. Hamilton ve Rosberg, karting günlerinden beri çok yakın arkadaşlardı, bu yüzden ilk bakışta tekrar beraber yarıştıkları için çok sevinen iki çocuk gibiydiler; fakat ikisi de biliyordu ki yarış dünyasında tek bir gerçek vardı, ve bu gerçek arkadaşlığın önemi değildi. İkisi de kazanmak için buradaydılar.

2013 yılında Mercedes aracını büyük ölçüde geliştirmişti fakat şampiyon olma potansiyeli olan bir araca sahip değildi. Seneyi takım arkadaşı Hamilton’un arkasında bitiren Nico, buna rağmen 2 galibiyet, 4 podyum ve 3 pole pozisyonu ile iyi bir iş çıkarmış ve yarış karnesini geliştirmeye devam etmişti. Büyük kural değişiklikleriyle Turbo Hybrid çağına geçilen 2014 senesinde, Mercedes çok iyi bir iş çıkarmıştı ve açık ara farkla griddeki en iyi araca sahipti. Rosberg sonunda şampiyonluk kazanabilecek bir araca sahipti ve şampiyonluk hayali ona hiç bu kadar yakın olmamıştı.

Nico Rosberg, Hamilton'ın rakibi oldu - TRT Spor - Türkiye`nin güncel spor haber kaynağı

Bu noktada hikayeye Hamilton yeniden dahil oldu. Nico sezonun ilk yarışını kazanmasına ve sene boyunca Hamilton’la çetin bir mücadeleye girişmesine rağmen, sene sonunda ikincilikte kaldı ve kendi hayali olan şampiyonluk kupasını Hamilton’un ellerinde yükselirken izlemek zorunda kaldı. 2015’te de aynı öykü tekrarlandı, Mercedes çok hızlıydı ve Hamilton yine şampiyondu. Sayılı pilotun eline geçen şampiyon olma şansı, Rosberg’in ellerinden hızla kayıp gidiyordu. Yıllar süren çaba, kurulan bütün hayaller; kan, ter ve gözyaşının sonu böyle mi olacaktı? Rosberg, babasının mirasını devam ettirebilecek miydi?

Son bir dans

Şampiyonluğu 2015 yılında 2014’e göre daha kolay bir şekilde kaybeden Rosberg, bu sezonun son 3 yarışını kazandı. 2016 sezonu öncesi bütün imkanlarını şampiyonluk için seferber etti, dikkatini dağıtacak her şeyden uzaklaştı ve sadece ailesine ve yarışlara konsantre oldu. Bu momentumla sezonun ilk 4 yarışını kazanan Rosberg, şampiyonada Hamilton’a 43 puan fark atarak birinciliği aldı. Sezonun 5. yarışında Hamilton’la temas ettiler ve ikisi de yarış kaldı. Artık pist ikili için adeta bir savaş meydanıydı ve ikisi de geri adım atmayı planlamıyordu. Sonraki 7 yarışın 6’sını kazanan Hamilton, mücadeleye denge getirmişti fakat ondan sonraki 5 yarışın da 4’ünü Rosberg kazandı. İki çocukluk arkadaşı kıyasıya bir mücadele içerisindeydi.

Sezonun son yarışına Rosberg 12 puan önde girdi. Hamilton son yarış olan Abu Dhabi GP’sini kazansa bile, Rosberg’e üçüncülük ya da daha iyi bir sonuç şampiyonluğu getirecekti. Hamilton sıralama turlarında pole pozisyonunu, Rosberg ise ikinciliği aldı. Yarışta da ikili aynı sıralamayla devam ederken, Rosberg’in önündeki Hamilton, üçüncü Vettel’in Rosberg’e yetişmesi için yavaşladı ve Nico’yu yavaşlattı. Takımın ve Rosberg’in uyarılarına rağmen Hamilton hızlanmadı ve Rosberg’i yavaşlatmaya devam etti. Ama bu çaba bir sonuç vermedi ve Rosberg yarışta ikinci olarak, ilk dünya şampiyonluğunu elde etti.

Bitmişti işte. Nico’nun belki de ilk defa küçücük bir çocukken kurduğu bu hayal, sonunda gerçeğe dönüşmüştü. Uykusuz geceler, sonu gelmeyen çalışmalar, şüpheler, gözyaşları bitmişti. Nico artık Dünya Şampiyonu Keke’nin oğlu değildi, o Formula 1 Dünya Şampiyonu’ydu.

Nico Rosberg: A Deserving Champion - EssentiallySports

Ne istediğini bilmek

Nico Rosberg 2 Kasım 2016 tarihinde, Dünya Şampiyonu olduktan 5 gün sonra, F1’den emekli olduğunu açıkladı. Birçok insan şampiyon olduktan sonra verilen bu kararı anlamlandıramamış olabilir ama bence sadece ve sadece saygı duyulası bir hareketti. Nico şampiyon olmayı hayal etti, bunun için çocukluğundan beri çok çalıştı, çok mücadele etti, belki de görmediğimiz yüzlerce sorun yaşadı; sonunda da bunu elde etti. Çoğu insan bundan sonra bir daha şampiyon olmak, daha çok yarış kazanmak isterdi. Çünkü insanın doğası böyledir, hep daha iyisine ve daha fazlasına bakar. Ama Nico Rosberg bir yönden bunu reddetti; o istediği şeyi aldı ve sporun görkemli sahnesinden çekildi.

Birçok açıdan bu sarışın “yersiz yurtsuz”un hikayesini burada bitmiş sayabilirdik. Ben size fiyakalı bir kapanış paragrafı yazardım ve siz de hayatınıza devam ederdiniz. Ama onun hikayesi belki de yarışmayı bıraktığı gün başladı. Şu anda kendi özel işleriyle ve ailesiyle ilgileniyor. Kendisi mutlu ve çocukluk hayallerini gerçekleştirebilmiş bir aile babası. Monaco’da yaşamına huzurlu ve kameralardan görece daha uzak bir şekilde devam ediyor, kendi Youtube videolarını çekmek için kullandığı kameralar hariç tabii! Hayatı boyunca Paolo Coelho’nun “Simyacı“sı gibi bu dünyayı gezdi Nico, ama en sonunda başladığı yere geri döndü; onun hazinesi başladığı yerde miydi yoksa başından geçen yolculukta mı saklıydı; siz karar verin.

 

[1] Filmde yer alan ”You chose total freedom but you got total loneliness.” repliğine bir gönderme.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Michael Schumacher vs. Mika Hakkinen

Brawn GP: Hayallerin Ötesinde

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More