MODERN FUTBOLUN BABASI: JOHAN CRUYFF

Hem fenomen futbolcu hem kupalar kazanan bir teknik adam hem de modern futbolun en çok taklit edilen ekolünün yaratıcısı ve uygulayıcısı. Herhalde Cruyff olmasa modern futbolda bir şeyler eksik kalırdı. Cruyff’ün futbol öyküsü…

johan cruyff position Inspirational Johan Cruyff

 

Bazıları çok iyi futbolcu olabilir, bazıları ise çok başarılı kupalar kazanan teknik direktör olabilir. Futbol dünyasındaki şanslı bir azınlık ise hem çok başarılı teknik direktör hem de futbol tarihine damga vurmuş futbolcu olabilir. Tıpkı geçtiğimiz sezonu takımı Real Madrid ile Şampiyonlar Ligi şampiyonu kapatarak bu başarıyı üç kez üst üste tekrarlayarak kırılması güç bir rekora imza atan Zidane gibi. Futbol dünyasında; Zidane oyunculuğunda Ballon d’Or, teknik adamlığında ise Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu başarısı gösteren ikinci kişi (Bu başarıya ilk ulaşan kişi için lütfen başlığa bakınız). Ancak Zidane bu başarısına karşın oyuna bir “yenilik” sağlayamadığı gerekçesiyle –hala Zidane’ı stajyer hoca olarak gören bir kesim var, bambaşka bir yazının konusu- Real Madrid macerası, tarihe geçtiği sezonun sonunda son buldu. Futbol tarihini efsane oyuncu, başarılı teknik adamlık geçmişi ve ekol yaratan, oyuna bir model sunanlar olarak üç farklı küme olarak çizsek, bu üç kümenin kesişim noktasında tek bir isim yer alır: Johan Cruyff

Erken Yaşamı

Johan Cruyff, 12 Nisan 1947 tarihinde eski bir işçi olan manav baba ve ev hanımı bir annenin çocukları olarak mütevazi bir ailede dünyaya geldi. Hayatındaki ilk mücadele babasını 12 yaşında kaybetmesiyle başladı, zira kendinin her zaman idolü olarak gördüğü babasının artık olmaması Cruyff’ü çok erken yaşta hayata hazırlamak zorunda kalmıştı. İronik bir şekilde babasının kaybı ona Ajax’ın kapılarının açılmasına da fırsat oldu. Babasının yakın arkadaşı olan aile dostu Henk Cruyff’e ve annesine sahip çıkıyordu, –ki kısa zaman sonra annesiyle evlenecekti- annesi Ajax’ın stadyum temizliğinde iş bulmuş ve aynı zamanda Ajax’ın antrenörlerinin evine temizliğe gidiyordu. Cruyff’te çok geçmeden kendini Ajax’ın stadyumunda buldu. Futbolcuların kramponlarını temizliyor ve saha çizgilerini kireçle görünür hale getiriyordu. Ancak kaderin ağlarını örmesi çok uzun sürmedi. Bir gün saha kenarında duran Cruyff’e top geldi ve o büyülü an başladı. Genç çocuğun top sektirmesinden çok etkilenen antrenör Vic Buckingham, Cruyff’ü Ajax’ın altyapısına yazdırdı. Bir çocuk için önemli ancak bir kulüp için basit bir an aslında futbol tarihini kökünden değiştiriyordu.

           Cruyff genç yaşta giymeye başladığı Ajax formasının unutulmaz efsanelerinden biri oldu.

 Fenomen Futbolcu

1960’ların sonunda Ajax taraftarı bir efsanenin doğuşuna tanıklık ediyorlardı. Genç Cruyff erkenden ilk önce Buckingham’ın sonrada kariyerinde büyük bir yere sahip olacak olan total futbolun yaratıcısı  Rinus Michels’ın gözüne girmeyi başardı. Vizyonu futbolculuk kariyerinin en başında kendini göstermişti. Daha 18 yaşındayken hocası Rinus Michels, Cruyff’tan oynana oyuna dair fikirler alıyordu. Total futbolun gelişimi Cruyff’la  beraber ilerliyordu. Hücumda ve defansta kollektif futbol ve tiki takaya dayanan total futbol sisteminde Cruyff’un saha içi önderliğini yaptığı Ajax 1965-1973 yılları arasında Hollanda Ligini 6 kez, Hollanda Kupasını 3 kez ve 1971-1972-1973 yıllarında Şampiyon  Kulüpler Kupasını ise üst üste 3 kez kazanma başarısı gösterdi.

Cruyff’Ün Ajax forması giydiği dönem Total Futbolun proje olarak ilerlediği ve Ajax’ın Avrupa futboluna damga vurduğu dönemdir.

İşler kötü gitmeye başlayıp Ajax’la ipler koptuktan sonra Cruyff’un yine bir imzası dünya futbol tarihini değiştirecekti. General Franco’nun hala sağ olduğu İspanya’da faşist yönetimin baskısı üzerinde olan Barcelona 14 yıldır şampiyonluk hasreti çekiyordu. Real değil de Barcelona’yı tercih etmesi Cruyff’ün yeni meydan okumasıydı. Protest bir yıldız olarak Barcelona’da hünerlerini tekrar sergilemeye başladı. Ayrıca burada Cruyff’ü hoş bir sürpriz de bekliyordu , Ajax’ta beraber harikalar yarattığı teknik adam Rinus Michels Barcelona’nın başındaki isimdi. Geleceğe damga vuracak Barcelona – Cruyff  ilişkileri en başından itibaren sorunsuz başladı – Cruyff ilk maçına harika bir gol atarak başlamıştı- ve Barcelona’nın Real Madrid’i 5-0 yendiği maç sonunda iyice zirveye yerleşti. O maç sıradan bir maç değil, İspanya siyasi tarihine dahi etkisini eden bir maçtı. Maçtan hemen sonra yaşanan bir gelişme ise Cruyff’ü Katalan halkının sevgilisi haline getirecekti. Cruyff yeni doğan oğluna Katalanca bir isim olan “Jordi” ismini vermişti, oğlunun Katalanca ismini İspanya’da kaydettirmek bir takım sıkıntılar yaratsa da Franco döneminin sonunun gelişi, bu sorunu kolayca halletmesinden bile anlaşılıyordu. Cruyff Katalan halkına yeni bir güç vermiş ve 1974 Dünya Kupasına İspanya Şampiyonu olarak gitmişti.

Cruyff otobiyografisi “My Turn”de (Türkçeye “Benim Oyunum” olarak çevrilmiştir). 1974 Dünya Kupası’nı “Hayatımın en adrenalin dolu dönemiydi ve kaybetmemize rağmen her anından zevk aldım” diye anlatır. Ayrıca final maçı öncesi Alman basınının Hollandalı futbolcuların kaldığı otele Alman mankenler geldi diye çıkardıkları haberin takımı fazla etkilemediğini söyler. Basının böylesine bir yönlendirme yapmasına şaşırmıştır ancak hem oyunculuk hem de teknik direktörlük zamanında basını çokta ciddiye almaması gerektiğini de öğrenmiştir. Cruyff’e göre 74 Dünya Kupasını Hollanda’nın kaybetmesinin iki nedeni vardır; Sepp Maier’in inanılmaz performansı ve Batı Almanya lehine verilen haksız penaltı. Kupanın en önemli etkisi ise artık Cruyff’ün dünya çapında kült bir figüre dönüşmesidir. Saçından imajına kadar artık gençliğin idol isimlerindendir. Aynı zamanda kupadaki İsveç maçında ilk olarak yaptığı “Cruyff Dönüşü” futbolseverlerin unutulmaz hareketlerinden biri haline gelmiştir. Kendi mahallesinde futbol oynarken hareketi yapmaya çalışan çok çocuk bunu denerken kapaklanıp yere düşmüştür.

          Cruyff Milli takımda yaptıklarıyla ve yapamadıklarıyla her zaman bir numaralı gündem maddesi oldu

Ancak her güzel şeyinde sonu vardır. Evine giren silahlı bir saldırgan yüzünden 1978 Dünya Kupasına katılmak istemez Cruyff. Kamuoyu bunu yıllarca Arjantin’in darbeci diktatörüne karşı yapılmış bir tavır olarak algılamıştır ancak sorun tamamen aileseldir. Bu arada Barcelona’yla da ipler kopmuş, yepyeni bir macera olarak Pele ve Beckenbauer’le beraber Amerika yolunu tutmuştu. Ancak hayatının en evresinde mücadele ve meydan okumayla geçen Cruyff Avrupa’nın futbol standartlarında oynamayı son kez istemiş ve 1 sene Levante, 2 sene Ajax ve son olarak 1 sezon ezeli rakibi Feyenoord forması giyerek futbola veda etmiştir.

           Cruyff hem teknik adamlık hem de futbolculuk kariyerinde Barcelona efsanesi oldu

Vizyoner

Johan Cruyff’ün ne kadar oyuna yenilik katabilecek vizyon sahibi olduğu daha altyapıdaki günlerinde bellidir. Zira maddi yoksunluktan tatile çıkılamayan yaz ayında zaman geçirmek için hem futbol hem de beyzbol antremanlarına çıkan Cruyff, bir çocuk için hayal kırıklığı denebilecek bir durumda bile durumu fırsata çevirmeyi bildi. Gelecekteki futbol görüşünün temellerini anlatacak bir şey farketti. Beyzbolda atıcı sadece tutucuya odaklanıyordu ancak tutucunun tüm sahayı analiz edebilecek bir görüş vardı. Zaten sonrasında Cruyff, teknik adamlık kariyeri boyunca disiplinler arası çalışmayı tarzı edindi. Örneğin forvetlerin ayrı hocalarla çalışması ve teknik kadroda ilk defa görevi sadece kalecileri çalıştırmak olan bir antrenörün bulunması ve kondisyonerlerin antrenmandaki öneminin artması bu vizyonun göstergesiydi. Takıma antrenman yaptırırken her zaman bir topun üzerinde oturup sahayı izlerdi – her zaman daha iyi bir açı verdiğini iddia ediyordu- ve görüşü alanının en önemli şey olduğunu sürekli olarak vurguladı. Rugby’de topu geri atmanın aslında futbolda ileriye oynama beklentisinin aksine daha doğru bir kural olduğunu zira gerideki oyucunun sahadaki görüş açısının öndeki bir oyuncuya göre daha geniş olduğunu söylüyordu.

Total futbol Michels’den gördüğü üzere tamamen alana ve topa sahip olmaya dayalı bir sistemdi. Anahtar noktası topu almadan pas atacağın bölgeyi önceden belirlemek üzerineydi. Böylece doğru alanda doğru paslaşma , eğer top rakipteyse rakibini hataya veya kör noktaya pas atmaya zorlama total futbolun kendisiydi. Cruyff, bu sistemi revize ederek Michels’den ileriye götürmüş ve Barcelona efsanesinin yaratıcısı olmuştur. Sistem kendi içerisinde öyle planlıydı ki Barcelona antremanlarında Cruyff kaleci Zubizarrata’yı sol açık oynatarak topla haşır neşir olmasını amaçladı. Çünkü Cruyff’ün sisteminde artık kalecide bir pas opsiyonuydu ve ayağının topa hakim olmasını amaçlıyordu.

Cruyff “oyuna” dair düşüncelerini Barcelona’da uygularken diğer yandan bu geleneği devam ettirecek olan Guardiola’yı yetiştiriyordu.

Oyuna dair düşüncelerini Hollanda’da açtığı “Oyun14” isimli mini futbol sahalarında da devam ettirdi. Bu sahalarda 6’ya 6 maç yapılıyor ve büyük saha enine ve boyuna kesilerek 2 farklı maç aynı anda oynanıyor. Böylece Cruyff’ün oyuna dair fikirleri daha net ortaya çıkıyor; daha fazla görüş açısı, dar alandan maksimum verimi alma ve daha fazla oyun içi dinamizm.

 Miras

Cruyff, Mart 2016’da hayatını kaybettiğinde sadece total futbolun mucidi fenomen bir futbol insanı değildi. Aynı zamanda modern futbola soluk veren kişiydi. Günümüz futbolunun şifreleri Barcelona’nın oyununda yatıyorsa, Guardiola’nın dediği gibi Cruyff,  katedrali inşa eden kişiydi ve bu binanın temeliydi. Yeni nesil teknik adamlar ne olursa olsun ondan bir şeyler alıyorlar ve onu taklit ediyorlar. Eğer Cruyff ve “alana” dair düşünceleri olmasaydı şu an da günümüz futboldaki çoğu terimi kullanmıyor olurduk. Onun için en önemli şey oyunun sistemiydi. Eğer yaşasaydı muhtemelen Neymar transferine ödenen meblağ veya şu anki yaz transfer dedikodularını bilse, “Herhalde bir çuval dolusu paranın gol attığını görmedim” sözünün haklılığını hatırlardı.

Image result for johan cruyff my turn
Türkçeye “Benim Oyunum” olarak çevrilen Johan Cruyff otobiyografisi, hayata ve “oyuna” bakışını öğrenmek isteyenler için oldukça aydınlatıcı ve samimi dille yazılmış bir kitap.