Milan Baros: Ostrava’nın Maradonası

Çekya’nın Zlín ilçesinin yaklaşık 1000 nüfuslu Vigantice köyünde başlayan hayatına birçok majör kupa ve bireysel ödül sığdırdıktan sonra doğduğu yere bir kahraman olarak dönen adamın hikayesi: Milan Baros.

1981 yılının Ekim ayında memleketinin en büyük figürü olacağından bihaber şekilde dünyaya geliyor Milan Baros. 6 yaşında başlıyor futbol hayatına. Vigantice’nin yerel takımında 10 yaşına kadar altyapı eğitimini almaya başlıyor. Buradan sonra 2 yıl Vigantice’den nispeten büyük olan yine Zlìn ilçesine bağlı Rožnov pod Radhoštěm kasabasının yerel takımında altyapı eğitimine devam ediyor. 12 yaşına geldiğinde ise ilk büyük adımını atıyor, ülkesinin en eski futbol kulübüne, Banik Ostrava’ya transfer oluyor. 5 sene daha bekliyor ilk profesyonel maçı için. 1998 sezonunda profesyonel olduğu takımında 3 sezonda 23 gol atıyor ve 21 yaşında spot ışıklarını üzerinde hissetmeye başlıyor. 2009 yılında Mazlum Uluç ile yaptığı röportajda 21 yaşında Borussia Dortmund, Inter, Juventus ve Liverpool’dan teklif aldığını ve hayali olan Premier Lig’i seçtiğini söylüyor. 21 yaşında bu devlerin listesine girebilen Milan Baros için ilk büyük meydan okuma başlıyor!

Liverpool

2001-2002 sezonunun devre arasında 7 milyon euroya transfer olduğu Liverpool’da sezonun kalan bölümünde sadece Barcelona deplasmanında 16 dakika forma şansı bulabiliyordu Baros. İşler elbette istediği gibi başlamamıştı ancak henüz çok gençti ve sık forma şansı bulacağı günleri hayal ediyordu. 2002-2003 sezonunun başında o dönem için hatırı sayılır bir bonservis bedeli olan 15 milyon euro karşılığında El-Hadji Diouf’un transfer edilmesi Baros’un yine forma bulamayacağını düşündürüyordu ancak Diouf sadece 9 maçta oynayabilirken Milan Baros toplam 42 maça çıkarak takımının as santrforu oluyordu. Çıktığı bu 42 maçta 12 gol 6 asistlik performans sergiliyordu. Ancak diğer sezonda işler istediği gibi gitmeyecekti. Bir önceki sezon forvet partneri olduğu Micheal Owen’ın partneri artık Emile Heskey’di ve bu durum Baros’u kulübeye kilitlemişti. Bu sezonun onun için tek artısı yıllar sonra İstanbul’da yollarının kesişeceği Harry Kewell’la aynı takımda buluşmasıydı.

2004 yazı ise onun kariyerinin altın dönemi oluyordu. O dönemki adıyla Çek Cumhuriyeti’nin EURO 2004’te gösterdiği başarılı performans onun bireysel performansına da yansıyor turnuvayı 5 golle gol kralı olarak tamamlıyordu. 2004-2005 sezonu Liverpool için flaş değişikliklerle başlıyordu. Bir önceki sezon takımın gol yükünü sırtlayan ikiliden biri olan Owen 12 milyon euroya Real Madrid’in yolunu tutarken bir diğer golcü Heskey yaklaşık 9 milyon euroya Birmingham’a transfer oluyordu. Bu ikilinin takımdan ayrılmasının ardından Djibril Cisse, Xabi Alonso ve Luis Garcia gibi isimlere imza attırıyordu Liverpool. Bu isimlere ocak ayında Fernando Morientes de katılacak ve böylelikle Liverpool durdurulması güç bir hücum hattına sahip olacaktı. Baros için ise sezon iyi başlamıştı. Djibril Cisse’den istediği verimi alamayan Rafael Benitez’in en büyük gol silahı Milan Baros haline gelmişti. Liverpool, Şampiyonlar Ligi’nde grubun son maçında Anfield’da Olympiakos’u konuk ederken gruptan çıkabilmek için en az 2 farklı kazanmak zorundaydı. 86. dakikada takımın efsanesi Steven Gerrard’ın nefis golü Liverpool’u gruptan çıkarıyor, bu gol hem Baros hem de Liverpool için sezonun kader anı oluyordu. Ligde istediği skorları alamayan Liverpool Şampiyonlar Ligi’nde yoluna doludizgin devam ediyordu. Milan Baros ve Luis Garcia uyumu Liverpool’un en büyük hücum silahı olarak göze çarpıyordu.

Milan BarosLiverpool Şampiyonlar Ligi’nde finale yükselmiş Baros da finale giden yolda oynanan 12 maçın 11’inde forma şansı bulmuştu. Bu süreçte 1 numaralı kupada takımına 2 gol 1 asist ile katkıda bulunurken İstanbul Olimpiyat Stadı’nda oynanacak olan finalde de ilk 11’de kendine yer buluyordu. Rakip İtalyan devi Milan’dı ve Liverpool için işler çok kötü başlamıştı. Henüz ilk yarı bitmeden 3-0 geriye düşen Liverpool için büyük çaplı bir mucizeye ihtiyaç vardı. İkinci yarıya bambaşka giren Liverpool büyük çaplı mucizeyi gerçekleştirmeye çok yakındı. 3-2’yi bulan Liverpool yükleniyordu. 60. dakikada Carragher’ın ara pasında Baros topukla nefis bir tek top oynuyor ve Gattuso’nun Gerrard’a arkadan yaptığı müdahaleyi hakem penaltı olarak yorumluyordu. Bu dakikada skoru 3-3’e getiren Liverpool penaltı atışları sonunda Avrupa’nın en büyük kupasını kaldırıyor, Baros ise 85 dakika sahada kaldığı maçın ardından ilk majör madalyasını kazanıyordu. Sezonu da toplamda 45 maçta yaptığı 13 gol 3 asistle tamamlayan Baros için her şey yolundaydı. Ancak 2005-2006 sezonunun başında Peter Crouch’un transfer edilmesi Baroš’un canını sıkmış, alacağı dakikanın düşeceğini tahmin ederek ayrılmak istediğini belirtmişti. Aston Villa yaklaşık 9 milyon euroluk bir bonservis bedeli karşılığında Çekyalı yıldızı kadrosuna katıyordu. Onun için hayalini kurduğu Premier Lig’de ikinci meydan okuma başlıyordu!

Aston Villa

Aston Villa seneler sonra ligimizde Ankaragücü forması da giyecek olan Darius Vassell’i Manchester City’e sattıktan sonra onun yerine Milan Baros’u transfer ediyordu. Ancak hedefi yukarılar olan bir takımdan hedefi ligde kalmak olan takıma geçişte bir forvetin yaşayacağı sıkıntıları fazlasıyla Baros da yaşadı. Artık takımı topla daha az oynuyor, daha az hücum ediyor dolayısıyla da Baros, rakip ceza sahası ve bölgesinde daha az topla buluşuyordu. Yine de 2005-2006 sezonunu takımının en golcü oyuncusu olarak tamamlıyordu. Bahsi geçen bu sezonda çıktığı 31 maçta 10 golle takımına katkı sağlıyordu. 2006-2007 sezonunun ilk yarısını da Aston Villa’da geçiren Baros forma şansı bulmakta zorlanmasının ardından ayrılmak istiyordu. Devre arasında Lyon’dan eski Beşiktaşlı John Carew ile takas ediliyor, bir üst düzey ligden diğerine transfer oluyordu.

Lyon

2006-2007 sezonuna Lyon formasıyla giren Çekyalı yıldız Premier Lig’den çok fazla uzak kalamayacaktı. Ligin ilk yarısını Lyon’da tamamlayan Baros devre arasında Premier Lig’e geri dönecekti. 2007 yılının Ocak ayında Portsmouth’a kiralanan Baros burada oynadığı 11 maçın hiçbirinde gol atamadı ve yeniden Lyon’a geri döndü. Bu arada Fransa’da yeni aldığı arabasıyla hız testi yaparken 271 kilometre hıza yükselip ehliyetini kaptırıyor, bu konuyu ise basit bir şey olarak görüyor ve şöyle yorumluyordu; “Arabayı yeni almıştım, yol dümdüzdü ve üç şeritli bir otoyoldu. Arabayı bir deneyeyim derken o sürate çıkmışım.” Sanıyorum ki Fransa kariyerinde akıllarda kalacak tek olay bu. Saha içine dönersek 2007-2008 sezonunda da Lyon’da forma şansı bulmakta sıkıntı yaşıyor ve yine bu sebepten muzdarip bir şekilde ayrılmak istiyordu. Sezonu sadece 13 maça çıkarak ve 4 gol atarak tamamlayan yıldızın yolu Türkiye’ye düşecekti artık. Hep istediği senaryo olan şampiyonluğa oynayan takımın en büyük gol silahı rolüne kavuşuyordu belki de. Süper Lig’e hoş geldin Milan Baros!

Galatasaray

Galatasaray 2008 yazında şampiyon kadroya eklemeler yapmak ve ayrılan isimlerin yerini doldurmak için kolları sıvıyordu. Temmuz ayında Harry Kewell’ı kadroya kattıktan sonra golcü arayan yönetimin anlaştığı isim Kewell’ın eski takım arkadaşı Milan Baros oldu. Lyon’dan 5.5 milyon euro bonservis bedeli karşılığında Galatasaray’a katıldı Baros. İlk defa 11’de yer aldığı maçta Kocaelispor ağlarına 2 gol bırakarak görkemli bir giriş yaptı Süper Lig’e. Sezon Galatasaray için pek iyi gitmese de Baros gollerini sıralamaya devam ediyordu. Sezonu 61 puanla 5. bitiren Galatasaraylıları teselli eden şey gol kralının kendi takımlarından çıkması oluyordu. Süper Lig’de attığı 20 golle gol krallığı unvanını Milan Baros alıyordu. Tüm kulvarlarda çıktığı 44 maçta 26 gol atıp 8 de asist yapan Baros kariyerinin zirvesini yaşıyordu. İstatistiklerinin birden bu denli yukarıya çıkmasını ise şöyle yorumluyor Çekyalı yıldız; “Galatasaray’da gerçekten bireysel yetenekleri çok güçlü, kaliteli oyuncular var. Böyle oyuncularla oynadığınızda gol atma şansınız daha yüksek oluyor. Galatasaray bana oynama ve gol atma şansını veren bir takım olduğu için performansım bu kadar yüksek.”

2009-2010 sezonuna şampiyonluk parolasıyla giren Galatasaray 10. haftadaki Fenerbahçe derbisine kadar çıktığı 9 maçın 7’sini kazanırken sadece 1 kez mağlup oluyordu. İşler bu denli iyi giderken Fenerbahçe deplasmanı hem Galatasaray hem de Baros için kabusa dönüşmüştü. Baros henüz ilk dakikalarda 4 aydan fazla sahalardan uzak kalmasına sebep olacak olan sakatlığı yaşıyor, Emre Belözoğlu’yla girdiği ikili mücadelede ayak tarak kemiği kırılıyordu. Mücadeleyi kaybeden Galatasaray ise çöküşe geçiyordu. Baros’un ilk ağır sakatlığı oluyordu bu. Aylar sonra Ankaragücü maçıyla sahalara dönecekti Baros. Sakatlıktan dönüşü de golle oluyordu Baros’un. Sakatlık dönüşünde sadece 4 maçta ilk 11 başlayabilen Çekyalı golcü sezonu da toplamda 16 gol 2 asistle yine de fena olmayan bir istatistikle bitiriyordu.

Artık 30 yaşına basan Baroš’un uzun süreli sakatlığının da etkisiyle süresi iyiden iyiye azalıyordu. Galatasaray’ın olağandışı kötü bir sezon geçirmesi de Baros’un etkinliğini iyice düşürüyordu. 2010-2011 sezonunu 8. tamamlayan Galatasaray’ın 11 golle  en golcü ismi olmayı başarıyordu yine de. 2011 yazında çok büyük değişiklikler gerçekleşiyordu Galatasaray’da. 19 futbolcuyla yollar ayrılırken 13 yeni transfer takıma dahil oluyordu. Yönetim değişmiş, takımın başına da Fatih Terim getirilmişti. Kupasız geçen sezonların ardından tek hedef şampiyonluktu. Süper Lig’de şampiyon olan takımına 23 maçta 8 gol 6 asistlik katkı sağlıyordu. Özellikle Johan Elmander ve Necati Ateş ile yakalanan uyum bu üçlünün rahat skor bulmasını sağlıyordu. Ama yavaş yavaş kariyeri ve sahadaki verimliliği aşağıya gitmeye başlıyordu. 2012-2013 sezonu geldiğinde ise artık ayrılık vaktiydi. Yarım sezonda forma şansı bulamayan yıldız futbolcuyla yollar ayrılıyordu. Baros, 18 yaşındayken ilk kez profesyonel olduğu takıma dönüyordu.

Milan Baros
Milan baros Ostrava formasıyla

Banik Ostrava ve Antalyaspor

Banik Ostrava Baros için çok özel bir öneme sahipti. Transfer olduğu andan itibaren de hemen oynamaya başladı Çekyalı golcü. Sezonun geri kalanında 12 maça çıkarken 5 gol 1 de asist yapıyordu. Ancak Fransa’ya transfer olduğunda Premier Lig’e fazla uzak kalamadığı gibi Çekya’ya transfer olduğunda da Türkiye’ye fazla uzak kalamadı. 2013-2014 sezonu başında Süper Lig’e bu kez Antalyaspor formasıyla geri dönüyor; fakat burada sadece aralık ayına kadar oynayabiliyor, 46. dakikasında dahil olduğu Gençlerbirliği maçında henüz 5 dakika sahada kalamadan çapraz bağlarını yırtıyordu. Yaklaşık 5 ay sahalardan uzak kalacak olan Baros ile Antalyaspor cephesi de çok geçmeden yolları ayıracaktı. Baros için her zaman açık olan o kapı yine Baros’un içeriye adım atacağı kapı olmuştu. 2014-2015 sezonu başında yeniden Banik Ostrava’ya imza attı Baros. Yine çok fazla süre bulamadı ve sahaya çıktığı 11 maçta sadece 2 gol üretebildi. Kariyerini bitirmek için 2 sezon sonra son kez geleceği Ostrava’dan bir kez daha ayrılıyordu. Yeni adresi bir diğer Çekya takımı Mlada Boleslav oluyordu.

Mlada Boleslav ve Slovan Liberec

Sakatlığının etkilerini üzerinden atan Baros 35 yaşına merdiven dayamıştı. İstediği süreleri alamıyor, takımının beklediği verimi de veremiyordu artık. 2015-2016 sezonunda Boleslav formasıyla çıktığı 24 maçta 9 gol atarak takımına katkı sağlıyordu. Baros’un Çekya içi yolculuğu devam ediyor sıradaki adresi Slovan Liberec oluyordu. Burada oynadığı maç ve dolayısıyla süresi artsa da verimliliği iyice aşağıya gidiyordu. 2016-2017 sezonunu 29 maçta attığı 6 golle bitirirken son imzasını atmak için yeniden Banik Ostrava’ya transfer oluyordu.

Kariyer sonu

Banik Ostrava’ya imza attığı ilk sezonda formu yukarıya çıkmaya başlayacaktı Baros’un. İlk sezonunda çıktığı 27 maçta 10 gol 1 asist yapıyordu. 2018-2019 ve 2019-2020 sezonlarında da toplam 36 maça çıkıp 10 gol 2 asist yaparak kariyerine noktayı koyuyordu. Ancak Baros 1 ay uzak kalabildi futboldan. Doğduğu köy olan Vigantice formasıyla bölgesel bir lig maçında oynayarak nokta koymak istedi kariyerine. 38 yaşındaki Baros takımının Jurinka’yı 8-1 yendiği mücadelede forma giydi ve 2 gol 3 asist yaparak en büyük figürü olduğu köyünün galibiyetine katkı sundu. Köyüne yaptığı bu jesti köydeki hemen hemen herkes izlemeye gelmişti ve 1000 nüfuslu Vigantice’de başladığı futbol hayatına yine Vigantice’de nokta koydu.

Profesyonel kariyerinde çıktığı 499 maça 165 gol 51 asist sığdırırken 10 kupa kazandı, EURO 2004 ve 2008-2009 Süper Lig gol krallığı taçlarını taktı. Doğduğu yeri unutmayan ve hikayesinin başladığı yerde hikayesini bitiren Çekyalı yıldız Milan Baros Ostrava’nın en büyük figürü olmaya devam ediyor.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Servet Çetin: Çetin Adam

Adriano Correia: Profesyonellik ve İstikrar

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More