Meısterschale’den bir Kuple: VfB Stuttgart

2006/07 Bundesliga sezonuna uzaktan ama kırmızı beyaz bir açıyla bakış.

Svabya Alpleri ile Kara Orman arasında Nacker Nehri’nin kenarında bir vadide, Stuttgart adında bir kent vardır. Mercedes-Benz ve Porsche gibi markaların memleketi olduğu gibi, Kırmızılar (Die Roten) ya da Svabyalılar (Die Schwaben) lakaplarıyla da bilinen kırmızı beyazlı bir futbol takımına ev sahipliği yapar:

Verein für Bewegungsspiele Stuttgart 1893 e.V. ya da kısaca VfB Stuttgart

VfB der ki:

Başlangıçta yumurta vardı!

Bu gerçekten doğru. Evet, başlangıçta rugby vardı. 1860’larda Stuttgart kentinde itibar gören spordu. İngiliz talebeler arasında revaçta bir spor olan futbol, sonra sonra Nacker Nehri’ni geçip yaygınlaşmaya başladı. 1893’te kurulan Fussballverein Stuttgart futbol eğitimi vermeye başlasa da, daha çok rugbye kaydı. Ancak 1909’daki Alman rugby şampiyonluk maçında, FC 1897 Hannover takımına 6-3 yenilmesinden ve şampiyonluğu kaptırmasından sonra futbola ağırlık vermeye başladı. 2 dünya savaşı gören bu kulüp 5 kez Bundesliga şampiyonluğuna ulaşacaktı: 1950 ve 1952 yıllarında George Wurzer, 1984 yılında Helmut Benthaus, 1992 yılında Christoph Daum ve son olarak 2007 yılında Armin Veh yönetiminde.

Svabya’da bir söz vardır:

“Çalış, çalış, bir ev inşa et!” anlamına gelen bu kelimeler grubu, bir futbol takımı için mabedine yani stadyumuna atfedilebilir. 1897 yılında inşasına başlanıp 1933 yılında açılan eski adıyla Nackerstadion Stadyumu, 1993 yılında Gottlieb-Daimler-Stadion, 2008 yılında ise Mersedes-Benz Arena olarak ismini değiştirdi. İşin ilginç yanı stadın isim değişikliklerinin şampiyon tamamlanan sezonlardan 1 yıl sonrasına denk gelmesidir.

Bu yazı, VfB Stuttgart henüz Gottlieb-Daimler-Stadion’da top koştururken, son şampiyonluğunu kazanacağı 2006/07 sezonu hakkındadır.

Almanya’da düzenlenen, Almanya’nın üçüncü, İtalyanların şampiyon olduğu 2006 FIFA Dünya Kupası’nın hemen sonrası; Almanya’da futbol ateşi henüz sönmemişti. Bundesliga sezonu açılmadan kulüpler 360 bin kombine satmıştı bile! Dünya Kupası’nın heyecanının ardından, Almanya’da merak edilen konu, Bayern Münih’i yakalayabilecek ve geçebilecek bir takımın çıkıp çıkmayacağı idi. 2005/06 sezonunda Felix Magath ile üst üste ikinci şampiyonluğunu kazanan Bayern Münih, 2006/07 Bundesliga şampiyonluğu için yine, yeni ve yeniden favoriydi. Lucio ve Martin Demichelis isimlerinden kurulu stoper hattını Hamburg SV’den aldığı Daniel Van Buyten ile güçlendirmiş; Bastian Schweinsteiger, Oven Hargreaves, Sebastian Deisler, Mehmet Scholllü orta sahasını Barcelona’dan Mark van Bommel, Wolfsburg’dan Julio dos Santos isimlerini ilave etmiş; Roy Makaay, Claudio Pizarro, Roque Santa Cruzlu forvet hattına Köln’ün yükselen yıldızı Lucas Podolski’yi eklemişti.

Bayern cephesinde değişen hiçbir şey yoktu! Bununla birlikte birçok kişi Werder Bremen, Hamburg SV ve Schalke 04 kulüplerinden ümitvârdı.

Özellikle 2003/04 sezonunun unvan sahibi, Thomas Schaaf’ın yönettiği Werder Bremen desteyi yeniden karabilecek takım olarak görülüyordu. Alman Lig Kupası’nda karşılaştığı Bayern München’i 2-0 ile geçip kupanın sahibi olmaları bu olasılığı kuvvetlendiren başlıca etkendi. Göze oldukça hoş gelen, gol atmak üzerine kurulu bir oyunları vardı. Hakikaten, Mohamed Zidan, Miroslav Klose, Ivan Klasnic, Hugo Almeida, Marcus Rosenberg’den kurulu forvet hattı ve onları destekleyen 10 numara Diego ile gol atmak konusunda bir sıkıntıları yoktu.

Diğer yandan Hamburg, Anderlech’ten aldığı gelecek vaat eden stoper Vincent Kompany, Bayern Münih’ten aldığı santrfor Jose Paolo Guerrero, Villareal’den aldığı sol bek Juan Pablo Sorin ve kadrosunda tutmayı başardığı yıldız on numarası Raphael van der Vaartlı genç bir kadro ile adaylığını ortaya koyuyordu.

Mirko Slomka’nın direktörlüğünde Schalke 04 ise hiç olmadığı kadar iddialıydı. Kevin Kuranyi ile Casio Lincoln’ün ortaklığına bağlı bir oyun oynuyorlardı. Kaiserslautern’den transfer ettikleri Halil Altıntop forvette Kuranyi’nin partneri oluyordu. Altıntoplar o sezon Schalke’de buluşmuştu. Fabian Ernst tanıdık bir diğer isimdi ve orta saha rotasyonunda Gustavo Varela ile kendine yer buluyordu. Diğer yandan, övgü alan altyapısı çalışmaya devam ediyor, birçok gelecek vaat eden futbolcuyu kadrosunda tutuyordu. Özellikle sezonun ikinci yarısından itibaren kaleyi devralan Manuel Neuer başı çekiyordu. Oyuna sonradan girip az süre alsa da Mesut Özil altyapının bir diğer ürünüydü.

 

VfB Stuttgart 2006/07 Takımı. Kaynak: kicker.de

 

Gelgelelim sezona Armin Veh ile giren VfB Stuttgart adı henüz akılların bir köşesine gelmiyordu. Armin Veh bir sene kadar evvel, Giovanni Trappattoni yerine teknik direktörlüğe getirilmişti.

Armin Veh. Kaynak: stuttgarter-nachrichten.de aracılığıyla AFP

 

Sezon öncesi tahmin edilen olağan şüpheliler gibi, VfB’nin de pek iyi bir başlangıç yaptığı söylenemezdi. İlk beş hafta sonunda 2 galibiyet 2 mağlubiyet 1 beraberlik alırken, kalesinde 11 gol görüp 8 gol atmıştı. Bu haliyle; kalesinde çok fazla gol görüp yeterince atamayan, gollü maçların ve karşılıklı gollerin takımı, diye tanımlanabilecek bir profil çiziyordu. Gerçi 2006/07 sezonu VfB’si için bu tanım pek doğru sayılmazdı. Sezon bittiğinde VfB attığı 61 golle, sezonun en renkli takımı olan Werder Bremen’den (76 attığı – 40 yediği) sonra en golcü takımı oldu. Yediği 37 golle pek fazla gol yemedi. Onları rakiplerinden ayıran esas etmen ise kalelerini 14 maçta gole kapatmayı bilmeleriydi!(1)

VfB sezona 4-2-3-1 dizilişi ile başladı. Bazı maçlarda Cacau, bazı maçlarda Mario Gomez en ileri uçta kendine yer buldu. Armin Veh, dördüncü haftadaki deplasmanda, 2-0 dan geri dönüp 3-2 kazandıkları Werder Bremen karşılaşmasıyla birlikte Cacau ile Mario Gomez’i çift forvet olarak kullanmaya başladı. Sezonun geri kalanında da bu çift forvetli dizilişten pek vazgeçmedi. Armin Veh, sezon boyunca defansif bir 4-4-2 izletecekti.

VfB Stuttgart, 2006/07 genel XI.

Tabii bu isimlerin yanında anmak gereken futbolcular da var. Mario Gomez’in sakatlığında yerini doldurmaya çalışan Marco Streller, 4 gole katkı sağlayan genç Sami Khedira, Fernonda Meira’nın yokluğunda ondan daha fazla süre alıp hakkını veren Serdar Taşçı, sol bekte atletizmi ile iyi işler çıkaran Arthur Boka.

Sezonun ilk yarısının sonuna gelirken tepede iki takım vardı: Werder Bremen ile Schalke 04. Liderlik koltuğu bu iki takım arasında değişip durdu. Son maçta Cottbus ile 0-0 berabere kalan VfB, üçüncülük koltuğunu Bayern Münih’e kaptırdı. Hamburg zirveden oldukça uzaktı. Sezonun ilk yarısında diğer takımlar kadar “parlak” ya da “göz alıcı” bir futbol oynamıyor olarak görülen mütevazı Stuttgart; Werder Bremen’i deplasmanda 3-2, Schalke 04 ve dâhi Hamburg SV takımlarını, evinde sırasıyla 3-0 ve 2-0 ile geçmeyi bilmişti. Rakiplerinden sadece 13. haftada Bayern Münih’e deplasmanda 2-1’lik skor ile boyun eğmişti. Hayli hayal kırıklığı yaratan bir maçtı. Dakika henüz 8 iken, Mario Gomez, orta saha Christian Gentner’den aldığı pasta, üç Bayernli defans oyuncusunu hızıyla geride bırakıp Oliver Kahn’ı mağlup etmişti. Tıpkı bir hafta önce Leverkusen karşısında 2-0’dan geri döndüğü gibi Bayern Münih, VfB karşılaşmasında da geri dönmesini bildi.

Sezonun ikinci yarısına fırtına gibi giren Schalke 04 ile Werder Bremen hâlâ tepedeydi. VfB henüz, yolun başını tutmamıştı. Fakat durumlarından memnun olsalar gerek, devre arasında teknik direktör Armin Veh ile sözleşme uzatmayı tercih ettiler. Bayern Münih’te ise işler istendiği gibi gitmiyordu. Sezonun ikinci yarısında henüz ikinci hafta geçilirken önce Borussia Dortmund karşısında alınan yenilgi, hemen ardında Bochum karşısındaki beraberlik sonucu Felix Magath ile yollar ayrılırken, yerine bir ‘itfaiyeci’ olan Ottmar Hittzfeld getirildi. Merak konusu olan artık, “Bayern, sezonu kurtarabilecek mi?” sorusunun cevabıydı.

19’uncu haftadan sonra müthiş ivmesini devam ettiren Schalke 04 liderliği almasını bildi. Fakat 20. hafta ile birlikte Werder Bremen için kötü bir gidişata hükmedilmiş gibiydi. Art arda gelen mağlubiyetler ve takiben bir kayıpsız geçilip bir puan bırakılan haftalar, nihayetinde Werder Bremen’i yarıştan uzaklaştırdı. Bayern Münih’te yangın sönmüyordu. VfB Stuttgart ise gün be gün potaya yaklaşıyor, liderlik takibini sürdürüyordu.

Sezonun kırılmaları 23. hafta ile başladı. Schalke 04, önce VfL Wolfsburg ile deplasmanda 0-0 berabere kaldı. Ardından 23. ve 24. haftalarda evinde oynadığı Bayer Leverkusen ile Hamburg SV maçlarından sırasıyla 1-0 ve 2-0 ile mağlup ayrıldı. Bu süreçte tam 8 puan bıraktı. Gerçi mühim olan VfB Stuttgart’ın fırsatı ganimet bilip bilmeyeceği konusuydu. VfB, 23. haftada Eintracht Frankfurt’u 4-0 ile geçmeyi başarmıştı. Fakat süreç pek de istediği gibi gitmedi. Evinde oynadığı Hertha Berlin mücadelesinden, rakibi 10 kişi kalmasına rağmen, 0-0 beraberlikle ayrılırdı. Bayer Leverkusen karşılaşması öncesi liderle arasındaki puan farkını 1’e indirme fırsatını elleriyle verdi. Hemen bir hafta sonra Schalke 04 bu sefer Hannover 96 karşısında tökezleyerek 2 puan bıraktı. VfB’nin buna cevabı, “İstemez!” oldu. Evinde oynadığı VfL Wolfsburg karşılaşmasından beraberlikle ayrıldı. Elbette bu kafi sayılmazdı. Takımın ve Bundesliga’nın 13 golle en golcü futbolcusu olan Mario Gomez diz bağlarını yırtmıştı ve 6 hafta sahalardan uzak kalabileceği konuşuluyordu. Yeter mi? Yetmezdi pekala! Bu süreçte ikincilik koltuğunu da Werder Bremen’e bıraktı.

Puan farkı dört iken sırada 27. hafta lider Schalke 04 ile üçüncü VfB Stuttgart arasında oynanacak maç vardı. Sezonun belki de en kritik maçıydı. Lider puan farkını mı açacaktı, yoksa defalarca fırsat tepen VfB, bu sefer gerekeni yapacak ve taraftarının yüzünü güldürüp “umut” mu diyecekti?

Heyhat! Uzun süre 0-0 devam eden maçta, 78’inci dakikada kullanılan kornerde boşa çıkan Timo Hildebrand’ın hatasını affetmeyen Mladen Krstajic’in topu sadece dürtmesi yetti. Schalke 04, yaptığı onca hatadan sonra, 49 yıllık hasreti Bundesliga şampiyonluğunu istediğini belli ediyordu. VfB Stuttgart ise bitime 7 hafta kala liderden 7, ikinciden 4 puan geride kaldı.

Tabii VfB için hikayenin başlangıcı 28’inci haftaydı. Eline geçen tüm fırsatları iten, 21 yaşındaki yükselen yıldız golcüsü Mario Gomez’den yoksun VfB’nin yapacak pek bir şeyi kalmamıştı. Şampiyonluk birkaç hafta evvel bir umutken, şimdilerde uzaklaşmış gibi duruyordu. Elinde kalan şey, sadece futbolunu oynamaktı.

Fırsatın 28. haftada eline tekrar geçeceğini nereden bilecekti? Lider Schalke 04, deplasmanda Bayern Münih’e 2-0 yenilirken, ikinci sıradaki Werder Bremen, Cottbus’te iki puan bıraktı.

Takip eden üç hafta Bundesliga’nın tepesindeki 3 takım da maçlarını kazandı. Gerçi Bayern Münih teknik direktörü Ottmar Hitzfeld; üst üste alınan galibiyetlerden sonra, iki puan önünde rakibi VfB’yi şampiyonluk adayları arasında görmüyor, Şampiyonlar Ligi’ne olan son bilet için, “Stuttgart’ı her halükarda alt edeceğiz!” diyerek -bunları söylemesinden hemen 1 hafta sonra takımı mağlubiyet alacaktı- bu hiyerarşide aşağı görüyordu. Buna karşılık Armin Veh şunları söyleyecekti:

Her zaman büyük bir ağızları vardı. İkinciliğe gözümüzü diktik, Bremen’i yakalamak istiyoruz. Arkamızda ne olup bitiyor bizi ilgilendirmiyor!

Stuttgart menajeri Horst Heldt ise ikinciliğe ek olarak şampiyonluk unvanını da ekleyerek şunları söyleyecekti:

Şampiyonluk yarışındaki üç büyük kulüpten ikisi, bizi ciddiye alıyor. Fakat belli ki Bayern almıyor. Bu onların problemi!

Bir inanmışlık mıdır bilinmez, 31’inci haftada Alman futbolunun VfB’ye bir sürprizi vardı. Zirvedeki iki rakibi haftayı mağlubiyetle kapattı. Armin Veh sözünün arkasında duruyor, VfB ikincilik koltuğunu geri alıyordu böylece. Üstelik, son düzlüğe girilirken liderle arasında sadece 1 puan vardı artık. Tepede müthiş bir puan tablosu vardı.

Schalke 04 62
VfB Stuttgart 61
Werder Bremen 60

 

32’nci hafta maçları öncesi, şampiyonluk şansı hakkındaki sorulara Armin Veh, ”Schalke açık favori!” diyerek cevap veriyor ama herhangi bir fırsatı değerlendirmek için hazır olduklarını ekliyor ve şöyle devam ediyordu:

Birçok defa baskıyı kaldırabileceğimizi gösterdik. Mutlak konsantrasyon ile maça daha rahat bir şekilde yaklaşmak arasında çok ince bir çizgi var.

Tepedeki üç takım da baskıdan çıkabileceğini gösterdi. 32’nci hafta puan tablosunda hiçbir şey değiştirmedi. 33’üncü hafta ise bir derbi müjdeliyordu. Lider Schalke 04, Borussia Dortmund ile deplasmanda karşılaşacaktı. 31’inci haftada yaşananlar tekrar yaşanacak, yani Schalke 04 ile Werder Bremen kaybedecekti. Bu dejavu haftasıyla birlikte, uzun mu uzun bir aradan sonra Schalke 04 bir haftayı liderliği devrederek kapatacaktı.

VfB Stuttgart için fırsat bu sefer son iki hafta kala altın tepside, ya da bir salvada geldi. Schalke 04’e 2-0 kaybettikleri maçtan sonra 6 maçlık bir galibiyet serisiyle Bochum deplasmanına çıkacaklardı. Armin Veh söylediği gibi baskıda oynamayı biliyorlardı! Maçın hemen başında, dakikalar 4’ü gösterirken, Oliver Schroeder’den gelen gole engel olamayınca 1-0 geriye düştüler. Tünelin ucundaki ışığa bir adım kala, ufuk yeniden mi kaçıyordu? Thomas Hitzlperger skoru 25’te eşitleyince o ışığı tekrar yakalar gibi oldular. Ama pek inandırıcı değildi. Öyle kolay kolay kazanmaktan yana gönlü yoktu VfB’nin. 42’nci dakikada Marcel Maltritz’in gölüne engel olamayınca devreye 2-1 mağlup girdiler. İkinci yarının ilk 10 dakikası değişen bir şey yoktu. Ta ki Armin Veh olaya müdahale edene kadar; dakikalar 55’i gösterirken iki oyuncu değişikliği birden yaptı. Sağ bek Ricardo Osorio’nun yerine Antonio Da Silva girerken, forvet Benjamin Lauth ise yerini Mario Gomez’e bırakıyordu. Mart ayının başında geçirdiği diz sakatlığından sonra ilk kez sahaya çıkıyordu Mario Gomez. VfB’nin umutları onunla birlikte yeniden parlayacaktı. 61’inci dakikada skoru eşitleyen golü de bizzat attı. 72’de ise Cacau’nun skoru tayin eden golünün hazırlanmasında da payı yadsınamazdı.

Maçtan sonra Armin Veh şunları söyledi:

Sonunda biz kazandık.

VfB Stuttgart, 2006/07 sezonu finalinde The Meisterschale ile. Foto: Ronald Vittek

 

Aslında bu sözler sezon için de söylenebilirdi. Benzer bir senaryo, sezonun son haftasında Energie Cottbus karşılaşmasında da vuku buldu. Deplasman ekibi, Gottlieb-Daimler-Stadion’da maçın 19’uncu dakikasında Sergiu Radu’nun golüne engel olamadı. Yaşananlara kas hafızası mı denir, ne denir, bilinmez, ama VfB geri düştüğü maçta, önce beraberlik golünü hemen 8 dakika sonra, sezonun kahramanlarından Thomas Hitzlsperger ile buldu. Devreye hiç olmazsa berabere girdiklerinde, Armin Veh şampiyonluğu istediğini göstermek için, sağ bek Osorio yerine 10 numara Da Silva’yı, hemen ardından da Mario Gomez’i oyuna aldı. Maçı kazandıran gol ise, bir diğer genç yıldız adayı Sami Khedira’dan geldi. Sonunda kazanan VfB, sekiz maçlık galibiyet serisiyle Bundesliga şampiyonluğu unvanı ve unvan sahibine verilen The Meisterschale‘nin 15 yıl aradan sonra tekrar sahibi oldu.

Belki de geri dönüşlerin takımıydı VfB Stuttgart 2006/07 sezonunda, her anlamda. Sezonun geri dönüşü, maç içindeki geri dönüşler, kaybettikleri ve tekrar geri dönüp şampiyonluğa etki etmeye devam eden futbolcular…

Bir acayip sezondu. Sadece VfB için değil. Schalke 04 için elden kaçan fırsat olarak görülebilecekken, Werder Bremen’in defalarca eline geçen fırsatı teptiği bir sezon olarak görülebilirdi. Gelgelelim eline geçen fırsatı ganimet bilen -birkaç kez değerlendiremese de- VfB oldu. Üstelik, The Meisterschale maçından 1 hafta kadar sonra, DFB Pokal (Almanya Kupası) maçı ile 2006/07 sezonunu duble yaparak kapatabilirdi. Daha önce bunu hiç başaramamıştı ve duble sadece 1 maç uzaktaydı. Maça başlarken, The Meisterschale’nin sarhoşluğu VfB’de yokmuş gibiydi. Maçın 20. dakikasında Cacau’nun ayağından gelen gol bunun kanıtıydı. VfB duble istiyordu. Fakat öne geçmek yaramamış ve hafızası ters tepki gösteriyor olsa gerek, önce attığı golden hemen 8 dakika sonra beraberlik golünü kalesinde gördü, hemen ardından herhalde ilk yudum etkisini yeni gösteriyordu ki Cacau kırmızı kartla oyun dışında kaldı. Maçın ikinci yarısında ise geriye düştü.  VfB’nin sevdiği ortam oluşmuştu. İşte! Bilinen VfB! Eksik ve geriye düştüğü maçta, geri dönmeyi başaracaktı. Maçın 80’inci dakikasında Pavel Pardo’nun ayağından gelen penaltı golüyle beraberliği yakaladı. Maç uzatmalara gittiğinde, Vfb’nin şansı tükenmiş gibiydi. DFB Pokal’in sahibi, 110’uncu dakikada bulduğu golle sezonun sürpriz ekiplerinden Nürnberg oldu.

Duble şansını kaçırsa da VfB için The Meisterschale’nin üstüne bir kez daha ismini yazdırmak çok değerli bir kazanımdı.

 

(1)Gol yemeden tamamlanan 14 maçın 13’ünde kalede Timo Hildebrand vardı. 25. haftadaki VfL Wolfsburg maçında kaleyi yedek kaleci Michael Langer korumuş ve maçı gol yemeden tamamlamayı başarmıştı.

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More