Mavilerin Kupası – 2006 Dünya Kupası

Kaostan şampiyonluk çıkaran milli takım.

İtalyanların problemlerle bezenmiş dünya kupası şampiyonlukları ve 2006 Almanya…

Futbol tarihinde bazı formalar var ki kaotik anların değerini iyi bilir ve o dönemlerden unutulmaz zaferlerle çıkmayı bir şekilde başarırlar. Bu dönemler gerek sporculara gerekse sporcular ve kulüp etrafında kenetlenen camialara ekstra bir motivasyon kaynağı olur ve yıllar sonra anımsarken göğüs kabartan başarılara ulaşılır.

Bu durumun ülkemizdeki en başarılı ve belki de tek temsilcisi Galatasaray (bu sık sık yenilenen kaos durumu pek tabi camia için bir özeleştiri sinyali de olabilir) iken ulusal takımlar seviyesinde ise kuşkusuz İtalya Milli Takımı’dır. 2018 Dünya Kupası’na katılamayarak büyük bir sürprize imza atsalar da formalarında taşıdıkları dört yıldızla kıtanın Almanya ile birlikte açık ara en başarılı ülkesi konumunda.

1930 yılında başlayan Dünya kupası serüveni içerisinde 1934-1938-1982 ve son olarak 2006 yıllarında kupaya uzanan mavilerin şampiyonluklarına denk gelen yıllar ülkelerinde tam anlamıyla kaosun hüküm sürdüğü yıllar olarak dikkat çekiyor.

1938 Dünya Kupası’nda Maviler

İtalya’nın Dünya şampiyonu ünvanına eriştiği dönemlere kısaca göz atacak olursak;

  • Siyasi bunalımların ve toplumsal baskının hüküm sürdüğü Mussolini yıllarında ülke büyük savaşı galip tamamlamasına rağmen kıta avrupasında güçlü bir pozisyon elde edememiş, Fransız ve İngilizlerin arkasında kalmıştı. Bu durumun  halkta yarattığı hoşnutsuzluk ve tepkiyi kullanarak 1922 yılında sahneye çıkan Mussolini’nin gücünün zirvesinde olduğu 30’lu yıllar; o dönemki statüsüyle İtalya Krallığı’nın uluslar arası organizasyonları kendisini ispat ve prestij kazanma aracı olarak gördüğü yıllardı. Pek tabi futbol da bu totaliter rejimin önem verdiği alanlardan birisiydi.

Bu koşullar altında ev sahibi oldukları 1934 Dünya Kupası Mussolini rejiminin uçarı politikaları ve tutarsız meydan okumalarıyla çalkalanan bir ortamda gelmiş, Fransa’da düzenlenen 1938 Dünya Kupası ise yine başrolünde Benito Mussolini’nin olduğu “Vincere o morire!” (Türkçe: kazan ya da öl!) tehditleri gölgesinde kazanılmıştı.

  • Paolo Rossi
  • Yetmişli yılları sağ ve sol eğilimli grupların çatışmaları altında, sosyal ve politik alanda çalkantılı bir şekilde geçirmiş olan İtalya (opposti estremismi), Seksenli yıllara ekonomik büyüme ve bir tarım ülkesi olma hüviyetinden sıyrılıp sanayi ve hizmet odaklı bir değişim gösterme eğiliminde girmişti. Bunun paralelinde ülkedeki futbol ortamı şike, rüşvet, tehdit ve şantajla idare edilir hale gelmiş ve bunun sonucunda da Totonero Skandalı‘na zemin hazırlanmıştı.

İspanya’da gerçekleşen 1982 Dünya Kupası’ndan iki yıl evvel(1980) patlak veren skandal: aralarında  Milan, Lazio, Perugia, Napoli, Avellino gibi Serie A ve Taranto, Palermo gibi Serie B takımlarının yanı sıra Paolo Rossi gibi çok önemli bir ismin etrafında geçiyordu.

Totonero sonucunda Milan ve Lazio küme düşürülmüş, diğer kulüplere puan silme cezası uygulanmış ve henüz 23 yaşındaki Paolo Rossi şike ve rüşvet suçlamasıyla futboldan üç yıl boyunca men edilmişti.

Bu sancılı sürecin iki yıl sonrasında İspanya’da Dünya Şampiyonu olan İtalya Milli Takımı’nda o dönem belki de halkın en çok nefret ettiği isimlerin başında gelen Rossi cezasının iki yıla indirilmesiyle 1982 Dünya Kupası’nda oynamaya hak kazanmış şampiyonayı altı golle tamamlayarak Altın Top ve Altın Ayakkabı ödüllerini kazanmıştı.

Bu performans onu Garincha (1962-Şili) ve Mario Kempes (1978-Arjantin) ile birlikte Dünya Kupaları tarihinde üç ödülü birden kazanan üçüncü futbolcu yaparken aynı zamanda 1982 yılında Ballon d’Or ödülüne de uzanmasının önünü açmıştı.

Luciano Moggi
  • 1998 yılından itibaren koalisyonlarla idare edilen ve Silvio Berlusconi’nin Demirel’e adeta nazire yaparcasına başbakanlığa yükselip düştüğü İtalya’da yolsuzluk ülkenin her tarafına yayılmış ve futbol da bundan nasibini almıştı. Başrollerinde Luciano Moggi ve Antonie Giraudo‘nun yer aldığı şike skandalı Calciopoli 2006 yılının Mayıs ayında patlak vermiş ve Maviler Almanya’da düzenlenen turnuvaya bu gündemin merkezinde yer alır şekilde gitmişlerdi.

Ortaya çıkan tapeler sonucunda başta teknik direktör Marcelo Lippi, takım kaptanı Fabio Cannavaro ve kaleci Gigi Buffon olmak üzere 23 kişilik takım kadrosundan 13 futbolcunun soruşturmaya tabi tutulduğu; Juventus, Milan, Lazio, Fiorentina ve Reggina’nın adının karıştığı sıkıntılı bir ortam geçerliydi.

Savcılık Juventus’un son iki sezonda elde ettiği şampiyonluk ünvanlarının geri alınmasını, kulübün Serie C’ye düşürülmesini ve ayrıca puan cezasıyla başlamasını, Fiorentina, Lazio ve Milan’ın ise Serie B’ye düşürülmesini talep etmiş olsa da daha sonra bu cezalar hafifletilecek ve Juventus Serie B ile diğer takımlar da para cezası ve puan silmeler ile kurtulacaklardı.

İtalyan basınında gündemini Buffon’un “yasadışı bahis” dolayısıyla milli takımdan emekli edilmesi, Lippi’nin “oyuncu tercihlerini ticari ilişkileri doğrultusunda” gerçekleştirmesi, Fabio Cannavaro’nun ise “tehdit ve rüşvet ile yasadışı rekabet” iddialarıyla soruşturulması oluşturuyordu.

Bu kadar olumsuz durumu peşlerinde sürükleyen italyanlar e grubunda oynadıkları karşılaşmaları kalelerinde gördükleri bir gole karşılık attıkları beş golle ve yedi puanla tamamlayarak bir üst turda Avusturalya’nın rakibi olmuş, orada da elde ettikleri tek gollü galibiyetle çeyrek finale adım atmayı başarmışlardı.

Çeyrek finaldeki rakipleri Ukrayna karşısına grup aşamasındaki ABD maçında kırmızı kart gören De Rossi ve bir önceki turda oyundan atılmış olan Materazzi’den yoksun çıkan maviler rakibini 3-0’lık bir skorla geçerek yarı finalde ev sahibi Almanya ile oynamaya hak kazanıyorlardı.

Birleşmesinden 17 yıl sonra ilk defa büyük bir futbol organizasyonuna ev sahipliği yapacak Almanya için turnuva hoşgörülü ve ilerlemeci ülke imajını göstermek için önemli bir fırsattı. Kadrosunu Oliver Kahn, Jens Lehmann, Oliver Neuville gibi veteranlar ve Philip Lahm, Lukas Podolski ve Bastian Schweinsteiger gibi genç isimler etrafında kurmuş olan Almanya karşısında uzatmalara giden maç 119. dakikada Fabio Grosso ve 120. dakikada Alessandro Del Piero’nun golleriyle bitmiş ve kupaya bir ucundan yakalayan taraf italyanları olmuştu.

Gianluca Zambrotta – Alessandro Del Piero – Fabio Grosso

9 Temmuz 2016 günü Berlin Olimpiyat stadında oynanan ve her anlamda bir Materazzi-Zidane düellosu şeklinde geçecek olan ve uzatma anlarında Zinedine Zidane’ın aktif futbolculuk kariyerini tatsız bir vedayla noktalayacağı karşılaşmanın normal süresi Marco Materazzi ve Zinedine Zidane’ın karşılıklı golleriyle 1-1 sonuçlanmış, penaltılar sonucunda maçı maviler 5-3 kazanarak dördüncü yıldızlarına ulaşmışlardı.

Turnuva süresince tıpkı ülkemizde olduğu gibi bir gecede değişen gündem ve kolayca affedilen suçlar sonrasında İtalya’da da durum bir nebze olsa yumuşamış, final maçından iki gün önce basına konuşan adalet bakanı Clemente Mastella şike skandalı için “ Bir taraftar olarak soruyorum. Fabio [Cannavaro] ve Alessandro’nun [Del Piero] ve diğerlerinin bunca başarıdan sonra üçüncü ligde oynamaları adil mi?” sözlerini sarf etmişti.

Bugün italyan futbolu yıllardan beri süre gelen alışkanlıklarının sonucu olarak (şike, mali disiplinsizlik, rüşvet vb.) eski görkeminden uzak, finansal yaptırımlar ile mücadele eder durumda. Ülkenin en prestijli kulüplerinin bir kısmı UEFA’nın finansal fair play kıskacında hayatta kalma mücadelesi verirken, Calciopoli sonrası Serie C’ye düşürülmeyerek belki de uçurumdan döndürülen Juventus Cristiano Ronaldo ismine 400 Milyon Euro’ya yakın yatırım yapabiliyor.

Gelecek ne gösterir bilmiyoruz ancak 2018 Rusya sırasında gördük ki; İtalyanların olmadığı bir Dünya Kupası pek de tat vermiyor.