Manuel Rui Costa: Portekiz’in Prensi

90’lı ve 2000’li yıllarda Portekiz’in altın jenerasyonunun başrol oyuncularından biri olan ve şu anda Benfica’nın sportif direktörlüğünü yapan Manuel Rui Costa’nın hikayesi..

1960’lı ve 70’li yılların efsane takımı Benfica’nın bir parçası olan Kara Panter lakaplı efsane futbolcu Eusebio, 1980’de futbolu bıraktıktan sonra Benfica’nın altyapı oyuncu seçmelerini izler, kendisi gibi büyük yetenekleri keşfetmek için. 1985 yılının yaz aylarında seçme yapacağını açıklar Benfica kulübü ve Eusebio da izleme ekibinde her zamanki yerini alır. İzleme ekibi, seçmeye katılan oyunculardan hemen takımlar oluşturur ve yeteneklerini sergilemeleri için onları sahaya sürer. Seçmedeki maçın ilk 5 dakikasında Eusebio’nun gözüne biri çocuk takılır. Oynadığı takımın hücum lideri olan, oyun zekası ve paslarıyla izleyenleri kısa sürede etkileyen bir çocuk. Eusebio bu çocuk için daha fazla bekleyemez ve maçı durdurur. Oyuncular şaşkındır ve ne olduğunu anlamaya çalışıyorken Eusebio sahaya iner ve kendisini etkileyen bu çocuğun kenara gelmesini ister. Çocuk, ne olduğunu anlayamamış ve mecburen kenara gelmiş, maç onsuz devam etmiş ve çocuk da eve gitmiştir. O gün maç devam ederken kenara alındığı için seçilemeyeceği düşüncesiyle eve gidip hüngür hüngür ağlayan, ertesi gün ise Benfica takımından gelen haberle sevinçten havalara uçan o çocuk Manuel Rui Costa idi.

1972 yılında Portekiz’in Amadora şehrinde mütevazı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen gelen Rui Costa’nın futbola olan yeteneği çabuk fark edildi ve Damaia Ginasio kulübünün altyapısında oynamaya başladı. 9 yaşında Benfica tarafından keşfedilinceye dek burada oynadı. Benfica’da oynama hayaliyle seçmelere katılan Rui Costa, yukarıda değindiğimiz hikayenin ardından altyapıya kabul edilmişti. Uzun yıllar Benfica alt yaş kategorilerinde forma giyen Rui Costa için A Takım’a çıkma vakti 1990 yılında gelmişti. Ancak başkan Manuel Damasio, Rui Costa’nın gelişimi için düzenli olarak oynayabileceği bir takıma kiralanmasını istedi. Bu takım, o zamanlar Portekiz 2. liginde bulunan A. D. Fafe takımıydı.

Benfica günleri

42 Benfica ideas | sports, football love, soccerKiralık gittiği takımda iyi bir sezon geçiren Rui Costa, 1991 yazında düzenlenen U-20 Dünya Şampiyonası’nda şampiyon olan Portekiz’in altın jenerasyonunun da bir parçasıydı. Turnuvada gösterdiği performansla teknik direktör Sven Goran Eriksson’un dikkatini çeken Rui Costa, Benfica A Takım kadrosuna girmişti. A takımdaki ilk sezonunda genç yaşına rağmen otuzun üzerinde maça çıktı. Sonraki sezonlarda Benfica’nın bir Portekiz Kupası ve bir Portekiz Ligi şampiyonluklarında önemli rol oynadı. Ancak Benfica’nın 1994 yılında yaşadığı finansal sorunlardan dolayı Benfica’dan ayrılmak zorunda kalan Manuel Rui Costa için masanın üzerinde iki teklif vardı. Biri Johann Cruyff’un çalıştırdığı Barcelona’dan, diğeri ise İtalyan ekibi Fiorentina’dandı. Rui Costa seçimini yapmıştı. Hem daha yüksek bonservis teklif ettiği için (Benfica’nın ekonomik sıkıntılarını düşünerek) hem de İtalya Ligi’nin o zamanlarki popülerliğinden dolayı Fiorentina, Rui Costa’nın yeni takımı oldu.

Maestro

Fiorentina’da yedi sezon forma giyen Manuel Rui Costa, taraftarlar tarafından kısa sürede benimsenmişti. İzleyenlerin hayrete düşeceği pasları ve geniş vizyonu onu farklı kılıyordu. Rui Costa, yavaş koşan bir futbolcuydu ama hızlı düşünüyordu. İkili mücadelelerde zayıf bir oyuncuydu ancak mücadele etmesine çok da gerek kalmadan topu ayağından çabuk çıkarıp doğru kişiye ulaştırıyordu. Takımın beyniydi adeta, sahada bir mevkiye ihtiyacı yoktu, serbest oyuncu rolündeydi. Rui Costa’nın futbol dilinden anlayan bir takım arkadaşı da vardı. Arjantinli golcü Batistuta ile yakaladıkları muhteşem uyum Fiorentina taraftarlarının hafızalarındaki yerini hala koruyor. İkilinin beraber oynadıkları zamanlar için şunları söylüyor Rui Costa: Futbol sahasında yaptıklarımız dostluğumuzu göstermek için yeterli. Birbirimizle çok iyi anlaşıyorduk.”

2000 yılının yaz aylarına kadar Fiorentina’da beraber oynayan ikili Batistuta’nın AS Roma’ya transferiyle ayrılmak zorunda kalıyordu. İkili beraber oynadıkları yıllarda Fiorentina’nın bir İtalya Kupası ve bir de İtalya Süper Kupası kazanmasını sağlamışlardı. 2000 yılında takımın başına Fatih Terim geçmişti. Fatih Terim , Batistuta’dan boşalan forvete Nuno Gomes’i transfer ettirmiş , kaptanlık pazubandını ise Rui Costa’ya vermişti. Kaptanlık bandı sembolikti aslında, halihazırda Rui Costa takımın hücumdaki organizatörü, taraftarın sevgilisi olmuştu zaten. Fatih Terimli sezonda Rui Costa, Fiorentina kariyerindeki ikinci İtalya Kupası şampiyonluğunu kazanırken yine başroldeydi. Terim ile aralarındaki ilişki ona “Terim’in Prensi” lakabının takılmasını neden olmuştu. Taraftarlar ise ona “Maestro” diye sesleniyordu.

Manuel Rui Costa ve Fatih Terim

Sezon sona ererken teknik direktör Fatih Terim, Milan’dan gelen teklifi kabul edip takımdan ayrılmıştı. Fiorentina, 2001  yılında zor günler geçiriyordu. Başkan Cecchi Gori takımdaki yıldız oyuncuları satma kararı almıştı istemeyerek de olsa. Bu oyuncuların başında Avrupa’da gözde oyunculardan biri olan Rui Costa’ydı.

Ve Milan

Transfer listesinin başında bulunan Rui Costa için Parma ve Lazio istekliydiler. Hatta Parma’ya transferi için kulüpler aralarında anlaşmış iş Rui Costa’nın kararına kalmıştı. Ancak Rui Costa ne Parma ne de Lazio için istekliydi. O, çok sevdiği hocası Fatih Terim’in takımı Milan’da oynamak istiyordu. Ancak istenen 45 milyon euro bonservis bedelini Milan tarafı, özellikle başkan Berlusconi yüksek buluyor ve transfere yanaşmıyordu. Ancak Milan Asbaşkanı Galliani ne yapıp edip başkan Berlusconi’yi ikna edip transferi gerçekleştirmişti. Manuel Rui Costa artık Milan’daydı.

Manuel Rui Costa Milan

İlk sezonunda forvet arkasında forma şansı bulan Rui Costa, sakatlıklar ve sezon içinde yaşanan teknik direktör değişimiyle kalitesini sahaya yansıtamamıştı. 2002 yazında Milan, Brezilyalı genç yıldız Kaka’yı kadrosuna kattı. Bu transferin anlamı Rui Costa’nın alıştığı forvet arkası pozisyonundan daha geriye çekilmesiydi. Bu durumu hiç yadırgamamıştı Rui Costa.

“O harika bir oyuncu ve oynamadığımda benim yerine Ballon D’or’un gelecekteki sahibinin oynadığını biliyorum.”

Manuel Rui Costa

Kaka 2007 yılında Ballon D’or’un sahibi olduğundu Rui Costa muhtemelen kafasını sallayıp tebessüm ediyordu sadece.

Fiorentina’da adeta asist makinesi dönüşen Rui Costa, Milan’da pozisyonunun geriye çekilmesine aldırmadan asistleriyle takımına öncülük etmeye devam ediyordu. Takımıyla 2003 yılında Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu da kazanan Rui Costa toplamda 5 önemli kupa kazanmayı başarmıştı. 2006 yılında kulüpten ayrılırken takım içinde ve taraftarlar arasında saygın bir yerdeydi.

EURO 2004

Portekiz’in 90’lı ve 2000’li yıllardaki altın jenerasyonunun önemli bir parçası olan Rui Costa, ülkesiyle 70’in üzerinde maça çıktı. EURO 2000’de Portekiz’in gösterdiği performans hala akıllardadır. Bu performansın devamı 2002 Dünya Kupası’nda gelmemiş, ancak EURO 2004’te Figo’lu, Maniche’li, Cristiano Ronaldo’lu ve Rui Costa’lı Portekiz, Luis Felipe Scolari önderliğinde ev sahibi olduğu turnuvada rakiplerini birer birer yenerek finale kadar gelmişlerdi. Ancak finalde katı savunma futbolu oynayan ve hücumu sadece duran toplara bağlı olan Yunanistan’a Charisteas’ın kafa golüyle 1-0 mağlup olmuşlardı. Bu maç Rui Costa’nın Portekiz Milli Takımı’yla oynadığı son maçtı.

Yuvaya dönüş

Manuel Rui Costa futbolu başladığı yerde bitirmeyi hep istemişti. Bu yüzden çok sevdiği kulübü Benfica’ya 2006 yılında geri döndü. Kulübünün genç oyunculara yaptığı yatırımlarda ve yeniden yükselişe geçmeye çalıştığı yıllarda Rui Costa’nın hem saha içinde hem de saha dışında katkısı yadsınamazdı. 2007-2008 sezonuna gelindiğinde sakatlıklardan yeterince muzdarip olan Rui Costa sezon sonunda futbolu bırakacağını duyurdu. 11 Mayıs 2008 tarihinde oynanan ve Benfica’nın 3-0 kazandığı Vitoria Setubal maçında futbolu bıraktı. Futbolu saha içinde bırakmıştı. Saha dışında yapacakları için 2008 yılında Benfica’nın sportif direktörlüğüne getirildi ve halen bu görevini başarıyla sürdürüyor.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Francesco Totti: Son Gladyatör

Serkan Akkoyun: Türk Spor Medyasının Guardiola’sı

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More