Makus Talihi Değiştiren Penaltı: Gheorghe Popescu

Tarih, 17 Mayıs 2000'i gösterdiğinde Galatasaray UEFA Kupası için sahadaydı. Büyük bir heyecana sahne olan maçta son sözü Gheorghe Popescu söyleyecekti...

Uzun mücadeleler, zorlu maçlar ve finalde kıran kırana geçen 120 dakika… Ağlara giden son penaltı ile gelen kupa… Bir ülkenin tarihini değiştiren, umudunu yeşerten, sevinçten sokaklara döken Popescu’nun tarihe geçen penaltısının öyküsü sizlerle…

Tarih: 17 Mayıs 2000

UEFA Kupası Finali’nde, Danimarka’nın başkenti Kopenhag’taki Parken Stadı’nda 90 dakika ve uzatma anları golsüz tamamlanmıştı. Düğümü penaltı atışları çözecekti…

Ancak hikayenin nerede başladığını, nasıl bu noktaya geldiğini anlatabilmek için geçmişe dönmek gerekiyor.
1999-2000 Sezonu’nda Şampiyonlar Ligi’ne omzunda şampiyon apoleti ile katılan Galatasaray, üçüncü ön eleme turunda Avusturya’nın Rapid Wien takımını safdışı bırakarak adını gruplara yazdırmıştı. H Grubu’ndaki rakipler birbirinden zorluydu ancak Galatasaray, ‘olmazı oldurmayı’ bilen bir takımdı. Aslan, o sezon Almanya’dan Hertha Berlin, İtalya’dan Milan ve İngiltere’den Chelsea ile mücadele ediyordu…

İlk maçta rakip Alman panzeri Hertha Berlin’di. Preetz ve Wosz’in iki dakika içinde bulduğu iki golle geriye düşen Galatasaray, Hakan ile farkı bire indirmiş, 86’da Hagi’nin penaltı golü ile bir puanı cebine koymuştu. İkinci maçta San Siro’da Milan’a konuk olan Cimbom, yine arka arkaya iki golle geri düşüyordu. Ümit’in tek golü yeterli olmayınca rakibine 2-1 yenilen Aslan, ülkesine puansız dönüyordu. İngiltere’de Chelsea deplasmanında tek golle yenilen Galatasaray’da endişe hakimdi. Endişenin sebebi yenilgiden ziyade Taffarel’in gördüğü kırmızı karttı…
İstanbul’daki Chelsea maçına kalede Mehmet Bölükbaşı ile başlayan Cimbom’da işler yolunda gitmiyor, taraftarı önünde aldığı 5-0’lık mağlubiyet, bir anlamda ‘havlu atma’nın ilk sinyali gibi görünüyordu. Ama söz konusu Galatasaray ise her an her şeye hazırlıklı olmak gerekiyordu…
Grubun 8 puanlı lideri Hertha Berlin’le deplasmanda karşılaşıyordu Galatasaray. Kimilerine göre ‘prestij mücadelesi’ şeklinde geçmesi beklenen müsabaka bir destanın ilk satırlarıydı aslında. Çünkü alışık olunduğu üzere geriye düşen Cimbom; sırasıyla Hakan Şükür (2), Tugay ve Okan’ın golleri ile rakibini 4-1 mağlup etmişti. Gurbetçiler tribünde, taraftarlar ise ekran başında şaşkınlıkla karışık sevinç yaşıyordu.

Son haftaya 4 puanla son sırada giren Galatasaray, UEFA Kupası’na katılabilmek için evinde 6 puanlı Milan’ı yenmek zorundaydı. Galibiyetten başka her sonuç defterin kapanmasına sebep olacaktı. Maç yine istendiği gibi başlamadı. Milan’ın starı Weah 20’de takımını öne geçiriyordu. Reaksiyonu çabuk veren Cimbom, 27’de Capone ile eşitliği sağlıyor, devre de bu skorla tamamlanıyordu. İkinci yarının başlarında Giunti ile 51’de tekrar öne geçen Milan adım adım Şampiyonlar Ligi’nde üst tura çıkabilmenin hesaplarını yaparken, derdi UEFA olan Cimbom 87’de eşitlik sayısını buldu. Bu skor yine de yetmiyordu. Derken 90’da İspanyol hakem Jesus Lopez Nieto, penaltı noktasını gösterdi.

UEFA serüveninin başladığı an. Ali Sami Yen’de oynanan Şampiyonlar Ligi’nin son grup maçında Milan karşısında son dakikada kazanılan penaltıyı Ümit Davala gole çevirdi, destan başladı…

Tüm Türkiye nefesini tutmuş, Ümit Davala’yı bekliyordu; Ümit hata yapmadı ve Galatasaray’ın UEFA serüvenini başlatan isim oldu…

https://www.youtube.com/watch?v=ZKZmSdOqdvY

UEFA macerasına üçüncü turdan başlayan Galatasaray, İtalya’nın Bologna takımı ile eşleşmişti. Renato Dall’Ara Stadyumu’nda yıldızı Signori ile öne geçen Bologna’ya Hakan ile yanıt veren Galatasaray, rövanşta ise elde ettiği 2-1’lik galibiyet ile tur atlıyordu… Bir sonraki turda rakip Alman devi Borussia Dortmund idi. Westfallen’de alınan zaferde üç şey kalıyordu akıllarda: Cimbom’un bulduğu iki muhteşem gol ve Fatih Terim’in gol sevinci…

Rövanş maçı golsüz tamamlansa da Cimbom adım adım ilerliyordu zafere. Avrupa’nın güçlü takımlarını birer birer dize getiriyordu. Sonraki turda rakip İspanyol ekibi Mallorca idi. Deplasmandaki ilk maçta harika bir oyun ortaya koyan Galatasaray, 4-1 kazandığı maçın rövaşında da rakibini 2-1 ile geçiyor ve adını yarı finale yazdırıyordu.

Yarı finalde İngiltere’nin Leeds United takımı ile eşleşen Cimbom, saha içinden ziyade saha dışındaki sorunlarla yüzyüze gelmişti. İstanbul’daki maç öncesi çıkan olaylarda 2 İngiliz taraftar öldürülmüş, gerginlik had safhaya çıkmıştı. Bu ağır havaya rağmen Galatasaray, ilk yarıda bulduğu gollerle maçı 2-0 kazanmış ve rövanş için büyük avantaj sağlamıştı. Ellend Road’daki müsabaka öncesi İngilizlerin ortamı geren açıklamalarına sahaya çıktığında çiçeklerle yanıt veren Cimbom, maçı 2-1 kazanıp adını finale yazdırırken; tüm Türkiye’nin hislerine maçın spikeri Ercan Taner tercüman oluyordu:

“Hiç fark etmez! Hiç fark etmez! Alman, İtalyan, İspanyol, İngiliz hiç fark etmez!”

Gerçekten de öyleydi. O sezon Avrupa’nın kalburüstü liglerindeki takımlarla karşılaşan Galatasaray tek bir mağlubiyet dahi almadan finale yürümüştü. Finaldeki rakip İngiliz devi Arsenal’di. Galatasaray hırslı, Arsenal rahattı. Arsenal, kazanacağına o kadar inanıyordu ki maç sonrası kutlama için şampanyalar dahi hazırlanmıştı. Ama unuttukları tek bir nokta vardı: Rakip Galatasaray’dı!

Tarih: 17 Mayıs 2000
Yer: Parken Stadı

“Rapid maçıyla başladık, size hep bir şeyler söyledik dedik ki arkadaş biz bu işin sonuna kadar gideriz, gidersiniz.
Allah’a şükürler olsun ki aslan gibi bir periyot çizdiniz, aslan gibi top oynadınız, bugün 17 mi? 18 mi? 17. Avrupa kupası maçımıza çıkıyoruz ve bunun adı da final.
Yine söylüyorum;
Kazanacaksınız, kazanmak için uğraşacaksınız ama netice ne olursa olsun siz benim gönlümde hep kazandınız hep şampiyonsunuz ve öyle kalacaksınız.
Allah yardımcınız olsun.”

Fatih’in aslanları soyunma odasından bu konuşma ile ayrılmışlardı. Kalede Taffarel, defansta Capone, Popescu, Bülent Korkmaz, Ergün Penbe; orta sahada Ümit Davala, Suat Kaya, Okan Buruk ve Gheorghe Hagi; ileri uçta ise Hakan Şükür ve Arif Erdem 11’i ile maça başlıyordu Galatasaray.
Rakip Arsenal’de ise David Seaman, Patrick Vieira, Emmanuel Petit, Marc Overmars, Dennis Bergkamp, Thierry Henry ve Davor Suker vardı.

Final maçından bir kare

Mücadelenin ilk dakikasından itibaren iki takım da iyi bir oyun ortaya koydu. Yakalanan net fırsatlar teker teker harcandı. İlk yarıda Arif net pozisyonu değerlendiremiyor, ikinci yarıda Hakan’ın şutu direkte patlıyordu. Galatasaray taraftarı kaçan pozisyonlara yanarken bu kez tercüman TRT spikeri Levent Özçelik oluyordu:

“Aman Allah’ım! Aman Allah’ım! Neden bizden yana değil şans?”

Aslında durum tam olarak böyle özetlenemezdi. Evet golü bulamamıştı Galatasaray ama Arsenal de skoru bulmuş değildi. Üstüne ‘Bravo Adams’ pozisyonu ve Henry’nin kafa şutundaki Taffarel’in mükemmel kurtarışı gelmişti. Galatasaray’ın bulacağı bir gol elbette büyük avantaj getirecekti ama mücadele 0-0 noktalandı. Uzatma dakikalarının hemen başında hiçbir Galatasaray taraftarının istemeyeceği bir şey oldu: Hagi kırmızı kart gördü! Adams ile girdiği ikili mücadele deve güreşine dönünce tepkisini gösteren Hagi, takımını uzatma anlarında eksik bırakıyor ve Cimbom, maçı penaltılara taşıyordu…

Penaltı noktasında ilk penaltıyı Ergün kullanıyor, topu ağlarla buluşturuyordu. Arsenal adına topun başına geçen Suker’in vuruşunda ise top direkte patlıyordu. İkinci penaltıyı Hakan gole çeviriyor, Parlour da Arsenal adına karşılık veriyordu. Sonra Ümit 3-1 yapıyor, derken Vieira da topu direğe nişanlıyordu. Topun başında Popescu vardı… O an tüm taraftarlara dublaj yapan Levent Özçelik şunları söylüyordu:

“Popescu, haydi oğlum, haydi oğlum, ve gooooooooooooool.”

Evet gol. Popescu penaltıyı gole çeviriyor ve Galatasaray UEFA Kupası Şampiyonu oluyordu. İki binli yılların ilk UEFA Şampiyonu Türkiye’den çıkıyor, sevincimiz Fatih Terim’in gözyaşlarına karışıyordu… Penaltı anında çalan o telefonun melodisi halen kulaklarda yankılanırken, Özçelik’in yanında yorum yapan Ömer Üründül ise sevincini şu sözlerle dile getiriyordu:

“Gol Levent’çiğim gooool! Korkunç bi’şey!”

Galatasaray’ın kupayı kazandığı o son penaltıyı atan Popescu, izlemelere doyamadığımız, her gördüğümüzde gözlerimizin dolduğu ve gururlandığımız o anı şöyle anlatıyordu:

“2000’de çok güçlü bir kadro yapısına ulaştık. Herkes ile çarpışabilecek güçteydik. Milan, Barcelona, Juventus, Real gibi takımları yenerek bunu ispatladık. Finale çıktığımızda rakibimiz Arsenal’di. Onlardan korkmadık ve kupayı aldık. UEFA finalinde Fatih hoca, bana ‘Penaltı atmak istiyor musun’ diye sordu. ‘Evet’ dedim ve 4.sıradaydım. Son penaltı bana geldi. Ne kadar çalışırsanız çalışın o an büyük baskı oluyor. O anda kaleci sana dev gibi görünüyor.”

Popescu’nun o penaltısı ile devleri birer birer geride bırakan Galatasaray, zafere ulaştı. Popescu’nun son penaltısı, Galatasaray’ın mihenk taşlarından biri oluyor ve çok değil birkaç ay sonra gelecek yeni zafere de zemin hazırlıyordu…

Tüm Türkiye’nin sevinç gözyaşlarına boğulduğu an… Kupa bizim!

Ayrıca, Şampiyonlar Ligi’ndeki son maç olan Milan mücadelesinde 90’da penaltı vererek UEFA serüvenine sebep olan İspanyol hakem Antonio Jesús López Nieto, UEFA Finali’nde mücadelenin finaline tanık oluyordu.

Sağol Popescu!

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More