Mahallede Top Oynayan Çocuk Kalmaması

Endüstriyelleşen futbolla birlikte her gün yüzümüze vurulan gerçek var; mahallede top oynayan çocuk kalmadı.

kapak fotoğrafı: https://i1.wp.com/thesefootballtimes.co/wp-content/uploads/2015/11/21_0002569_052087.jpg?resize=1143%2C720&ssl=1“Kapak fotoğrafı:

 

Aslında kendimi inanılmaz şanslı hissediyorum. Bir o kadar da bahtsız. 87 doğumluyum ve 90’ları çocuk olarak geçirdim. Çok sevdiğim Galatasaray’ımın maçlarını radyolardan, kahvehanelerin dışında cam, kapı aralarından, ekranın bir kısmını izleyerek geçti çocukluğumuz. İstanbul’da oturuyorduk ama yaka tersti. Kadıköy’de yaşadığımız yetmiyor gibi Oğuz Çetin ve Engin İpekoğlu ile aynı mahallede büyüdük. O dönem her çocuk gibi bizim de zamanımız taşlardan kale yapıp çift kale maç ile ya da garaj kapılarını kale olarak kullandığımız tek kale, 9 aylık ya da alman, japon kale ile geçti. Oğuz ve Engin, özellikle de Engin, arada ne kadar uğraştıysa da Fenerli yapamadılar çok şükür. Bir defasında arabasıyla garaja girerken, vurduğum top camdan girip kendisine gelmişti. İnip “Fenerli ol kızmayacağım” demişti. Bende karşılığında “hiç yorulma gel babama gidelim” demiştim. Sonuçta olan bizim topa olmuştu tabi.

Böyle bir ortamda kendimizce kupa bile geliştirmiştik. Hepimiz adam başı o dönemin parasıyla 25 bin lira alır, biriken para ile gazoz alırdık. Her seferinde ailemizle “-olum ne yapacaksın 25bin lirayı sakız bile alınmaz. -baba lazım işte çabuk” konuşması geçerdi. Gazoz aldıktan sonra yüksek bir yere koyup takımları seçerdik. Ardından başlardık deli gibi top oynamaya. 3 korner 1 penaltı olur, top arabanın altına kaçınca alan başlar ve her araba geçişinde “burası da e-5(!)’e döndü bi top oynayamadık” denirdi. Bunlar klişelerimizdi. Maç sonunda kazanan takım kaptanı gazozu sallayıp şampanya gibi patlatır ve takım arkadaşlarıyla içerlerdi. Her seferinde centilmence gazoz karşı takıma uzatılır ve sonra hep beraber sarmaş dolaş maçın kritiğini yapardık. Hemen hemen her gün bıkmadan usanmadan, balkondan anne- baba sesini duyana kadar oynardık.

Her ne kadar bizden büyük abilerimiz gazozuna maçı akıl edememiş olsalar da, mahallede top oynamayı biz onlarda görmüş, sevmiştik. Onlar ise onların abilerinden görüp oynamaya başlamışlar. Büyüyüp “abi” olanlar mahalle başına kız kesmeye geçmiş, top oynamayı “kardeşlerine” bırakmış. Bir nevi abiden kardeşine bırakılan rituel haline gelmiş.

Şimdi büyüyüp “abi” olan biz olduk. Ara sıra bakıyorum mahalleye tek bir çocuk yok. Bilgisayarların yaygınlaşması mı dersiniz, oynayacak yer kalmaması mı yoksa cidden her mahallenin e-5(!) olması mı bilemem ama insan üzülüyor cidden. Belki de futbol, futbol olmaktan çıkıp, ticari bir oyun oldu. Belki de diyorum çünkü hala bu gerçeği kabul etmemeye direten futbol romantiklerinden biriyim. Elimde olsa çıkıp tüm o mahallenin teyzelerine, amcalarına inat gazozuna maç yapardım.

Şanslıyım çünkü belki de mahallede top oynayan son nesilim. Bahtsızım çünkü çocukluk aşkım olan, bıkmadan usanmadan tüm gün oynadığım o oyunun nasıl endüstriyelleştiğini, para babalarının o kirli elleriyle nasıl kirletildiğine şahit oluyorum.

keşke tüm maçlar gazozuna olsa…

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More