King Richard ve Williams Kardeşler

Serena Williams ve Venus Williams’ın babası Richard Williams rolünde Will Smith’in oynadığı, Monsters and Men filminin yönetmeni Reinaldo Marcus Green imzası taşıyan King Richard filmi, tenis efsanelerinin kariyer çizgilerine ışık tutuyor.

* * *

“Çektiğim en güzel şeyi görmek ister misin? Kar yağışına dakikalar kalan günlerden biriydi. Hava elektrik yüklüydü. Neredeyse duyabiliyordum. Ve bu torba oradaydı. Benimle dans ediyordu; oynamam için yalvaran küçük bir çocuk gibi. 15 dakika için. İşte o gün fark ettim. Her şeyin ardında hayat vardı. Ve iyilik dolu, inanılmaz bir güç. Korkmak için hiçbir neden olmadığına inanmamı istiyordu. Hem de hiç.” Modern dönemin klasik filmlerinden American Beauty filmi sona yaklaşırken rüzgarda salınan bir poşet videosuna rastlıyoruz. Dökülen sonbahar yapraklarının arasında varlığını haykıran poşet, tuğla rengi duvarın önünde figürlerini sergiliyor. Bir taraftan savrulmasına sebep olacak rüzgara karşı koyarken diğer taraftan bütün ihtişamıyla onu görenlere ben buradayım diyor.

Tenis takviminin grand slamlerden sonra en büyük ilgiyi toplayan turnuvası Indian Wells için yarı final vakti; yıl 2001. Venus Williams, rakibi kim olursa olsun her zaman heyecanlı maçlar vaadeden Elena Dementieva’yı çeyrek finalde eliyor. Final bileti için karşılaşacağı isimle pek uzak sayılmazlar. Venus’ten 15 ay sonra dünyaya gelen kardeşi Serena Williams’ın Kaliforniya ile arasında güçlü bir bağ var. Üç sene evvel, henüz 16 yaşındayken, sonraları en iyisi tartışmasında sıkça birlikte anılacağı Steffi Graf’i mağlup ediyor. Bu zafer, Serena’nın ilk büyük şampiyonluğu. Williams kardeşleri buluşturan yarı final mücadelesinde yaşanacaklar Dementieva’ya göre pek önemli değil. Zira babaları Richard Williams (King Richard) kimi seçerse onun kazanacağını düşünüyor. Venus Williams’ın sakatlık nedeniyle turnuvadan çekilmesinin ardından Dementieva gibi düşünenlerin sayısı bir hayli artıyor. Doğrudan finale yükselen Serena’nın karşısındaki son engel Kim Clijsters. Oldukça genç iki raketi buluşturan finale damgasını vuran ise ne Serena ne de Cljisters. King Richard tribünler tarafından linç ediliyor. “Keşke 75’te olsaydık da derini rahatça yüzebilseydim.” gibi cümleler dikkatleri, Serena’nın Clijsters’in servislerine vereceği yanıtlardan babasına yapılanlara karşı sergileyeceği duruşa çeviriyor. Serena Williams, buruk sevincini özetleyen cümleyi kurmakta gecikmiyor: “Bu zihinsel yükü taşımaya hiç hazır değildim.”

Williams kardeşler, King Richard öncülüğünde Compton çevresinde tenise adım atıyorlar. Compton, Los Angeles’ın en zor ve karışık mahallelerinden biri. Topla buluşan raketten çıkan sese yeni yeni aşina olmaya başlarken bir yandan silah sesleri işitiyorlar. Kortları çeteler kontrol ediyor. King Richard onlarla kavga ederek kızlarına antrenman imkanı yaratıyor. Bu sırada olay yerindeki cam kırıklarından ya da uyuşturucu izlerinden rahatsız olduğu söylenemez. Çünkü amacı kızlarına tenis oynamayı öğretmekten ibaret değil. Aynı zamanda hayat boyu karşılaşacakları zorluklarla mücadele gücünü, sınırları zorlama tutkusunu aşılamak istiyor. Baba Williams’ın simülasyonunda başka prodüksiyonlar da mevcut. Compton’daki çocuklara, kızları antrenman yaparken ırkçı küfürler sıralamaları için para veriyor. Yeterli görmediğinde otobüsle kortlara çocuk toplayıp “nigger” dahil en ağır hakaretlerin o atmosferde yankılanmasını sağlıyor. “Bu işi parayla yaptırıyordum ve gelen çocukları en ağır küfürleri etmeleri için tembihliyordum.” King Richard’ın çocuklarını tenise başlatmaktaki ilk sebebin para olduğunu denkleme ekleyince bu prodüksiyonun değeri daha iyi anlaşılıyor.

King Richard

Kortlar çok kötü durumdaydı. Yerde kırık camlar, fast food yemek paketleri, bira şişeleri olurdu hep. Zeminde uyuşturucu kalıntıları görürdük. Roland Garros merkez kortu olmadığı aşikardı ama o zamanlar tek bildiğimiz de bu korttu. Babama göre tenis, bizim Compton’dan çıkış biletimiz olacaktı. Bunun için ne gerektiğini biliyordu. Bize sadece oyunu öğretmenin yetmeyeceğini biliyordu. Tanrı vergisi yetenek ve atletizm bizde vardı. Fakat oyun ve hayatta tutunmak için gereken tutkuyu, demir gibi iradeyi ve sabrı bu şekilde bize aktarıyordu.

Küçükken arkeolog olmak isteyen Venus Williams tenisçi olmasının kendi fikri değil, babasının hayali olduğunu anlatıyor. King Richard’a göre bir şampiyon olmak için dört özelliğe sahip olmak gerek: sertlik, dayanıklılık, güç ve sağlam mantalite. Hayalindeki meslek veterinerlik olan Serena Williams’ın kariyeri ise bu tarifin sunduğu en uygun yemek gibi duruyor. Onun oyununu anlatmaya kalkan bir sporseverin sıralayacağı ilk şeyler fiziksel kuvvet, agresyon ve defalarca maç puanından çevirdiği şampiyonlukların sebebi olan yüksek mental güç olur herhalde. Yaşları çift basamaklı sayılarla henüz ifade edilmeye başladığı sırada King Richard’ın kızları için tanımlaması net: “Venus bir şampiyon olmak için her şeye sahip ve olacak da. Serena ise bir bulldog gibi; sizi ısırdığında ondan kaçma şansınız yok.” Bir raket ve bir topla başlayan sıradan hikayenin efsaneye dönüşmesinde bunların yanındaki umudun payı büyük. Serena 11, Venus 12 yaşına geldiğinde umutlarını bavula koyup taşıdıkları yer Florida. Burada babaları onların sadece antrenman yapmasını istiyor, turnuvalara katılmalarını istemiyor. Tenis çevresinde inşa edilen hayatlarında Jennifer Capriati’nin de eğitmenliğini yapan koç Rick Macci ile tanışıyorlar. Macci, baba Williams’ın çok şanslı olduğunu düşünüyor, çünkü bir aile bu kadar yetenekli bir çocuğa sahip olmak için her şeyini verebilir ama Richard Williams’ın iki tane olağanüstü yetenekli kızı var.

Yeteneklerinden ve çalışkanlıklarından şüphe duyulmayan sporcuların dönemsel performanslarını sürdürememelerinin önündeki en büyük engel sakatlıklar ve fakat ne Venus’e ne Serena’ya engel olmak o kadar kolay. Kardiyovasküler Arrest gibi ağır sonuçlar doğurabilecek akciğer embolisi Serena’yı ve epey sık rastlanan Otoimmün Sjögren Sendromu çabuk yorulmasına sebep olmasına rağmen Venus’ü durduramıyor. Korta adım attıkları ilk gün yanlarında götürdükleri tek şey olan umut, her zaman olduğu gibi bu engebeleri aşarken de yanlarında. Zaman zaman antipatik durması gerekçesiyle eleştiri alan savaşçı karakterleri kimsenin sözüne bakmadan varlığını hissettiriyor. Hayatın erken döneminden itibaren çevredeki insanların ne dediklerine değil, kendilerine odaklanıyorlar. Onları ve yaptıklarını yok saymadan, olup bitenin farkına vararak. Yani Lester Burnham gibi hayatı etraftakilerin isteklerine göre şekillendirmekten ziyade varlığını haykıran poşet gibi fırtınada ve fırtınaya rağmen deneyimlemekte ısrarcılar.

King Richard

Bir kadına yakışmayan vücutları olduğunu ima eden Rusya Tenis Federasyonu başkanının “tek başına insanı korkutan biraderler” sözlerinin bütün çirkinlik ve yakışıksızlığının yanında haklı tarafı var. Adeta dosta güven düşmana korku veren ikili çiftler tenisine uzun yıllar damga vuruyorlar. Birlikte pek çok başarıya ulaşan kardeşler, ayrı ayrı kariyerlerinde babalarını yanıltmıyorlar. Venus Williams’ı hep başarılı ve mücadeleci olarak, Serena Williams’ı ise bir efsane olarak hatırlayacağız. Chris Evert, Serena için yüzyılda gelen bir fenomen tanımını kullanmayı uygun görüyor. Öte yandan karşı karşıya geldikleri maçlar birkaç istisna dışında izleyene keyif vermiyor. Avustralya Açık turnuvasında 1998 yılında başlayan rekabette önde olan tarafın Serena olduğunu tahmin etmek güç değil. Kişisel kariyerinde olduğu gibi kardeşiyle direkt rekabetinde de farkı koruyan Serena için de bu maçların anlamı büyük ama verdiği zevk az.

Leonard Francois, 1999’da Fransa Açık takip ederken Williams kardeşlerden bu kadar etkileneceğini ya da babaları King Richard’tan böylesine ilham alacağını bilemezdi. Tıpkı iki sene önce dünyaya gelen kızı Naomi Osaka’nın annesiyle yıllar evvel Japonya’da tanışacağını bilemeyeceği gibi. Genç yıldız Osaka’nın tenise başlamasında Williams ailesinin etkisi fazla, tabii ki aslan payı Serena Williams’a ait. Tarz olarak ona çok yakın oyunu ve hızlı servisleri Osaka’da rahatlıkla görebildiğimiz Serena izleri. Büyük turnuvalardan aldığı ve izleyenlere verdiği keyfi de hesaba katarsak Leonard Francois’in zamanında King Richard gibi olmak istemesinin meyvelerini verdiğini söyleyebiliriz.

King Richard

Geçmişle geleceği birbirine bağlayan köprü olarak duran 2018 Amerika Açık Finali’nde bir tarafta Serena’yı diğer tarafta Osaka’yı izliyoruz. Serena Williams’ın hakem Carlos Ramos’a karşı tavrı, ceza yemesi ve ardından iplerin kopması… ESPN Amerika Açık spikeri Tom Rinaldi’nin konuşmasına yuhalamalar eşliğinde güçlükle başlayabildiği kupa törenine kadar yansıyacak olayın benzerlerine Serena’nın kariyeri boyunca rastlıyoruz. Farklı olan, Serena Williams’ın, kendisine nefret suçuyla yaklaşan kötü niyetli insanlara, kariyerinin son döneminde böyle bir koz vermesi. Talihsiz olay maçın önüne geçmesine rağmen hikayede hala bir ilham alan ve bir ışık kaynağı varlıklarını sürdürüyorlar. Williams, seremonide taraftarlara teşekkür ettikten sonra Osaka’nın ilk grand slam’ine daha fazla gölge düşürmemelerini rica ediyor. “Ben siyahım ve kadınım. Siyah insanlar için çok bir şey ifade etmeyen, beyaz insanlar için de siyahların farklı algılandığı bir sporun içindeyim. Ama bir şekilde bu yolda gitmek isteyenlerin önünü açmak, onlara ilham kaynağı olmak isterim. Umarım takip ederler, geleceği beraber değiştireceğiz.” ifadesiyle Japonya’da, kendi ülkesinde bile kabul görmekte zorlanan kadın ve siyah bir tenisçiye, Naomi Osaka’ya, tatsız olaya rağmen itici güç olduğu gerçeğinin değişmediğini gösteriyor.
Kimse gibi tenis oyuncusu olmak değil, başkalarının benim gibi olmasını istiyorum.
Venus Williams’ın kazandığı maçların ardından sadece fizik gücüyle başarılar elde ettiği safsatası, kardeşi Serena’nın daha görkemli bir kariyer sunmasıyla birlikte ırkçı ve seksist söylemlerin dozajını artırıyor. Kadınlarda haksız rekabete sebep olduğunu düşünenlerin erkeklerle oynasın gibi gerçeklikten uzak isteklerinin altında genellikle art niyet yatıyor. Serena’yı Venus’ten ayıran en önemli nokta zamanla bu nefret suçlarını kendi yararına kullanmayı öğrenmesi. Maç içinde her zaman doğru dengeyi tutturmaya çalışırken duygularından en üst düzeyde yararlanıyor. Sinirliyken performansı yükseliyor. Good Morning America röportajında “Ben hayatım boyunca böyleydim. Kendimi böyle kabul ediyorum ve görünüşümü çok seviyorum. Tam bir kadın olduğum için mutluyum; güçlüyüm, kuvvetliyim ve aynı zamanda da güzelim. Böyle olmaması için hiçbir sebep de yok.” şeklinde ortaya koyduğu duruşunu aldığı sayıların ardından görebiliyoruz. Kazandığında yerinde duramıyor, gülüyor, sımsıkı kapattığı elini yumruk yaparak gökyüzüne kaldırdığında bir numara olduğunu herkese hatırlatıyor. Bütün bunları fırtınanın koptuğu yerde, rüzgarın şiddetini yok saymadan, savrulurken varlığını ispatlamaktan geri duymayarak yapıyor. Ardında hayatı taşıyan poşet gibi korkmak için sebep olmadığına inanıyor ve inandırıyor.

 

King Richard

Williams kardeşler tenisi her şeyden önce kendileri için oynuyorlar. Sonrasında temsil ettikleri çok daha büyük şeylerin ağırlığını omuzluyorlar. 14 sene boykot ettikleri Indian Wells’e geri döndüklerinde bu süreci hayatı yeniden keşfetmek olarak anlatıyorlar. Aslında tenis dünyası da Williams kardeşler ile tenisi ve insanı yeniden keşfediyor. 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar azınlıklara kapılarını açmayan özel tenis kulüplerinde şimdilerde onların isimleri haykırılıyor, onlar gibi olmak isteniyor. Hava akımına rastlayan poşetin yok olmamaktaki, sürüklenmemekteki ısrarının ardında, havayı kontrol edebilecek şekildeki fiziksel yapısının payı var. Halbuki temel etken bu değil. Amerika standartlarını yıkan anlatının sembolü olmasını sağlayan asla vazgeçmediği duruşu, her seferinde dans ediyormuş gibi gösterdiği hayatta kalma çabasıyla izleyenleri büyülemesi ve ilham kaynağı olması. Çocuklarında hayat dolu bu inanılmaz gücün ortaya çıkması için yıllarca çabalayan bir baba. King Richard, iki kaynaktan beslenen efsane hikayenin çıkış noktası ve en önemli yardımcı oyuncusu.

Bunlar da ilginizi çekebilir;

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More