Sergio Ramos: Kaybetmeyi Bilmeyen Bir Savaşçı

Müthiş pozisyon bilgisi, ikili mücadele gücü, kritik hamle ustası ve tüm bunlar birleşince ortaya çıkan ikonik bir stoper. Bunun yanı sıra atılmış tam 126 gol ve yapılmış 40 asist… Evet bu iki bilgi yan yana geldiğinde akla sadece o isim geliyor: Sergio Ramos.

Sergio Ramos Sevilla1986’nın Mart ayında Sevilla’nın Camas bölgesinde dünyaya geliyor Ramos. 6 yaşındayken abisi Rene’nin maçını izlemeye gidiyor bölgenin takımı Camas tesislerine. Takımın antrenörü, Sergio’yu görüp futbol oynayıp oynamadığını soruyor. Ramos’un henüz 6 yaşında olduğunu öğreniyor ancak ondan 8 yaşındakilerle oynamaya gelmesini istiyor. Bu teklifi kabul ediyor ama yaşı sebebiyle takıma resmen dahil olamıyor Sergio. Daha önce takımda bulunan ama o süreçte takımdan ayrılan Pepito Perez isimli bir çocuğun lisansıyla başlıyor oynamaya. Futbola attığı adımda kendi ismi ve lisansı bulunmuyor küçük Sergio’nun. 9 yaşına geldiğinde kendi isminin yazılı olduğu lisansına kavuşuyor Ramos. 10 yaşına adım attığında da kendisini Sevilla altyapısında buluyor. Daha o yaştayken sahada kendini belli eden Sergio hakkında, hocası Pablo Blanco şunları söylüyor: ”Sergio kendi yaşıtları arasında benzeri olmayan bir futbolcu. Çok iyi bir sağ bek ve harika bir stoper ama ben onun aslında büyük bir forvet olabileceğini düşünüyorum.” Bu açıklamayı seneler sonra anlamak çok kolay artık. Takımının sıkıştığı anlarda attığı goller onun defansif meziyetlerinin yanında müthiş bir gol içgüdüsü barındırdığını da çok net gösteriyor. Sevilla altyapısında göze girmekte zorlanmayan Ramos 17 yaşında B takıma, 18 yaşında da A takıma yükseliyor. Tüm bunlar yaşanırken futbolcu olmak isteyen abisi Rene’ye ailesinden bir tavsiye geliyor. Ailesi Rene’ye Ramos’un futbolu daha fazla önemsediğini ve onu yönetmesi için gerekli belgeleri alması gerektiğini söylüyor. Bir karar vermek zorunda olan Rene, Sergio’yu kendisinden daha iyi bulduğu için futbolu bırakıp menajerlik kurslarına yöneliyor. Hala aktif şekilde Ramos’un menajerliğini yapmayı sürdüren Rene verdiği bu kararın ne kadar isabetli olduğunu çok geçmeden anlıyor.

Sergio Ramos ve Rene Ramos
Sergio Ramos ve Rene Ramos

Sevilla’da 2 senede oynadığı 65 maç, 19 yaşında milli formayı ilk kez sırtına geçirmesi, sezonun en değerli genç oyuncusu seçilmesi ve 2004-2005 sezonunda Real Madrid’e yaklaşık 30 metreden attığı gol kraliyet takımının dikkatini çekmesini sağlıyor. Florentino Perez, başkanlığının 5. senesinde henüz bir İspanyol futbolcuyu transfer etmemişti ancak Sergio Ramos bu duruma nokta koyduruyor. Dönemin şartlarında bir savunmacı için oldukça yüksek sayılabilecek bir bonservis bedeli -27 milyon euro- karşılığında Galacticos’un bir parçası oluyor Ramos. Bu bonservis bedeli Zidane, Figo, fenomen Ronaldo, Beckham ve Anelka transferlerinden sonra Real Madrid tarihinde ödenen en yüksek altıncı bedel oluyordu. 19 yaşındaki bir savunmacı için oldukça sert bir meydan okumaydı bu. Kraliyet içinde kral olacağı bir serüven başlıyordu.

Sergio Ramos Real MadridReal Madrid’de ilk sezonunda takımın değişilmezi olmayı çok geçmeden başarıyordu Sergio Ramos. Helguera ile stoperde tandem olan Sergio bir hücumcu kadar çevik, bir merkez orta saha kadar teknik ve üst düzey bir savunmacı kadar hamle becerisine sahipti. Henüz 20 yaşındaki bu genç, sahada olan her türlü itiş kakışta başrolken hiçbir temastan kaçınmayacak kadar cesurdu. Real Madrid taraftarınca benimsenmeye başlamıştı bile genç Sergio. Bu esnada İspanyol milli takımının da değişilmezi olmaya başlamıştı. Milli takımda Puyol, Marchena ve Albiol rotasyonunun olduğu stoperde değil de sağ bekte kullanılıyordu Ramos. Ama demiştik ya onun normal olmayan meziyetleri çok kaliteli bir sağ bek olmasına da yetiyordu. Sezon biterken ezeli rakibi Barcelona’nın kupaları süpürmesi Real Madrid yönetimini rahatsız ediyor ve değişimi başlatıyordu. Ramos’un mevkisine dönemin en büyük futbolcularından Fabio Cannavaro getiriliyordu. Bu transferle birlikte Ramos’un stoper oynadığı maç sayısı azalıyor, onu daha çok sağ bekte izlemeye başlıyorduk. Sezonu şampiyon tamamlayan takıma 2007 yazında bir de Pepe katılınca Ramos artık bir sağ bek oyuncusu oluyordu. 2007-2008 sezonunda oynadığı 42 resmî maçın 31’inde sağ bekte görev alan Sergio, sezonu şampiyon tamamlayan takımına 6 gol 4 asistle katkı sağlıyordu. 2008 yazında İspanya milli takımıyla Avrupa Şampiyonası’nda birincilik madalyasına uzanıyor ve onun gösterdiği performans artık tüm dünyaca kabullenilmeye başlanıyordu. 2008-2009 sezonunda ise işler Los Galacticos’un istediği şekilde gitmeyecekti. Guardiola’nın Barcelona’sı ligi sürklase ederken Şampiyonlar Ligi’ni de son 4 sezonda ikinci kez müzesine götürüyordu. Real Madrid’in cevap vermesi lazımdı. 3 yıllık aranın ardından yeniden başkan olan Florentino Perez ve yönetimi bu cevap için kolları sıvamıştı.

2009 yazında Real Madrid önce takımdaki Hollandalı grubuyla yollarını ayırıyordu. Wesley Sneijder, Arjen Robben ve Klaas Jan Huntelaar üçlüsünün satılmasının yanı sıra Van Nistelrooy’un da biten kontratı yenilenmiyordu. Bu ayrılıkların ardından yapılan transferler ise baş döndüren cinstendi. Cristiano Ronaldo, Kaká, Karim Benzema ve Xabi Alonso gibi isimlerini okurken heyecanlandığımız futbolcuları kadrosuna katıyordu Galacticos. Bu dörtlüye ödenen bonservis bedeli ise yaklaşık 230 milyon euro’ydu. Başkan kozlarını büyük oynamıştı ama bu sezon da Barcelona hakimiyetine karşı gelemiyorlardı. 96 puan toplayan Real Madrid 99 puanlı Guardiola Barcelona’sına yine geçiliyordu. Hocası Pellegrini, Ramos’u bu sezon da çokça sağ bekte kullanmıştı ve onun dünyanın en iyi sağ beki olduğunu düşünenlerin sayısı gittikçe artıyordu.

Real Madrid's Centre-Back duo 💥 🏆 Sergio Ramos was 24yo when he won the World Cup in 2010 🏆 Raphael Varane won… | Sergio ramos, Real madrid pictures, Real madridRamos için 2010 yazı bambaşka bir anlam ifade ediyordu. İkinci kez bir Dünya Kupası oynayacaktı Sergio. Pep Guardiola’nın zirveye çıkardığı pas oyununu İspanya milli takımı da turnuvada kusursuz oynuyor ve finalde Hollanda’yı Iniesta’nın 116. dakikada attığı golle mağlup edip kupaya uzanıyordu. Ramos kupaya kadar uzanan serüvende takımının oynadığı 7 maçta da forma buluyor ve final dahil olmak üzere son 4 maçta kalesinde gol görmeyen takımına büyük katkı sağlıyordu. Artık bir şey çok netti; Sergio dünyanın en iyi savunmacılarından biriydi. Real Madrid de bu yazda boş durmuyor, son Şampiyonlar Ligi şampiyonu hocayı takımın başına getiriyordu. Jose Mourinho ile amaç Barcelona dominasyonuna son vermek ve Şampiyonlar Ligi özlemini dindirmekti. Jose Mourinho’nun Real Madrid’inde Sergio Ramos, halihazırda var olan kişilik özelliklerini daha fazla yansıtmaya başlıyordu. Takımın gizli kaptanı görünümünde olan Sergio sahada isyan edilmesi gerektiği anda devreye giren ilk isim oluyordu. Sezon sonu geldiğinde Real Madrid istediği şampiyonlukları yine kazanamamış olsa da ilerisi için çok değerli şeyler vaat ediyordu. 2011-2012 sezonu geldiğinde ise Mourinho, Ramos’un kariyerine yön verecek o hamleyi yapıyordu. Arbeloa’yı takıma kazandıran Portekizli çalıştırıcı, Sergio’yu artık Pepe’nin stoper partneri olarak monte ediyordu. Bir sağ bek olarak dünyanın en iyilerinden biri olmayı zaten başaran Sergio için artık yeni mevkisinde dünyaya meydan okuma vaktiydi. 2012 yılı Ramos için başarılarla dolu bir takvim yılı oluyordu. Nihayet Barcelona hegemonyasına darbe vurulmuş, ligde üç haneli puan toplayarak şampiyon olmuştu Real Madrid.

Sergio Ramos Avrupa ŞampiyonuYazın ise 2012 Avrupa Şampiyonası vardı. Bu turnuvadan önceki 2 majör turnuvayı kazanan İspanya milli takımı turnuvanın yine doğal favorisiydi. Önceki iki turnuvada sağ bek olarak madalyaya uzanan Sergio artık Puyol’un yaşadığı sakatlıklar sebebiyle milli takımda da stoper oynayacaktı. Savunma konusunda bambaşka bir seviyeye çıkan İspanya milli takımı final dahil olmak üzere oynadığı 7 maçta kalesinde sadece 1 gol görüyor, kupaya uzanmakta ise çok fazla zorlanmıyordu. Tarihte ilk kez milli takımlar bazında üst üste 3 büyük majör kupa aynı coğrafyaya gidiyordu. Ramos bu tarih yazılırken başrol oynayan isimlerden biri oluyordu. Ramos henüz 26 yaşındayken final oynama konusunda dünyanın en tecrübeli oyuncularından biri haline gelmişti. Bu durum ise ileride kazanacağı finallerin habercisi konumundaydı. 2012-2013 sezonu geride kaldığında ise Real Madrid kupasız şekilde bitiriyordu sezonu. Bu durum Portekizli Jose Mourinho’nun görevine son verilmesi demek oluyordu ve takımın başına Carlo Ancelotti getiriliyordu. Bununla birlikte Real Madrid’i çok daha köklü bir değişiklik bekliyordu. Takımının uzun yıllardır kaptanlığını yapan ama ilerleyen yaşı sebebiyle yedek kulübesine hapsolan Casillas’ın ardından artık birinci kaptan Sergio Ramos oluyordu. O pazubandını koluna taktığı günden sonra bir daha çıkarmamaya yeminliydi Sergio. Artık görevi çok daha fazlaydı.

Kaptanlığa çok çabuk alışıyordu Sergio. Çünkü onun kaptan olması için kolunda bir pazubanda ihtiyacı yoktu zaten. O doğuştan doğal bir kaptandı. Sadece resmî statüsü de içerisinde barındırdığı kimliği yansıtmaya başlıyordu. 2013-2014 sezonunda lig şampiyonluğunu bu kez de Diego Simeone’nin müthiş Atletico’suna kaptıracaktı Real Madrid. Ancak Ramos koleksiyonundaki tek eksik olan Şampiyonlar Ligi madalyasını kazanmayı kafaya takmıştı. Yarı finale kadar zorlanmadan gelen Galacticos’un karşısına Pep Guardiola’nın Bayern Münih’i geliyordu. İlk maçı 1-0 kazanan Real Madrid rövanş için az da olsa avantajı koymuştu cebine. Rövanş maçı gelip çattığında ise Sergio henüz maçın 20 dakikası tamamlanmamışken 2 gol birden atıyordu ve Bayern Münih’in fişini çekiyordu. Finali oynamaya ve kupayı kazanmaya adeta yeminliydi kaptan. Real Madrid maçı 4-0 kazanıyor ve 12 yıl aradan sonra Devler Ligi’nde finale adını yazdırıyordu. Sergio ilk kez Şampiyonlar Ligi finali oynayacak olmasına rağmen finaller konusunda bir uzmandı.

Tüm futbol kamuoyu biliyordu ki Real Madrid finalde sıkışırsa bu durumdan takımını çıkaracak kişi Sergio Ramos’tan başkası olmayacaktı. Nitekim de böyle olmuştu. Madrid derbisine sahne olan finalde her şey bitti derken sahneye çıkıyordu. 90+’da attığı kafa golü maçın uzatmaya gitmesini sağlıyor, Atletico Madrid’i moral olarak bitiriyordu. Uzatmada hiç zorlanmayan Real Madrid kupaya uzanıyor, Sergio da koleksiyonunda eksik olan parçaya kavuşuyordu. Sergio Ramos attığı bu golün dakikasını eline dövme olarak yaptırıyordu. Bu dövme ilk milli olduğu yaşı(19) ve Sevilla’da oynarken giydiği forma numaralarının(32 ve 35) olduğu dövmelere eşlik edecekti artık. Bu şampiyonluk Real Madrid’in 2010’lu yıllara vuracağı damganın ilk imzasıydı. 2014-2015 sezonunda ligi ve Şampiyonlar Ligi’ni boş geçen Real Madrid bu sezondan sonra bileği bükülmeyecek bir Devler Ligi canavarına dönüşecekti.

Sergio Ramos tatoo dövme

2015-2016 sezonunun ortasına gelindiğinde Avrupa’ya yıllarca damga vuracak o koltuk değişikliği gerçekleşiyordu. Bir türlü tatmin olunacak oyunu oynayamayan Galacticos’ta Benitez’e ocak ayına kadar sabrediliyordu. Takımın yeni hocası, eski efsanesi Zinedine Zidane oluyordu. Real Madrid bu sezon da ligde Barcelona’yı yakalayamıyordu belki ama Devler Ligi’nde finale kadar gelmeyi başarıyordu. Finalde rakip yine Madrid’ın diğer tarafıydı. Ve yine Sergio fileleri sarsmayı başarmıştı. Normal süresi ve uzatmaları 1-1 biten mücadelede takımının tek golünü kaydeden Ramos penaltı atışında da hata yapmıyordu. Penaltı atışlarının sonunda 2 yıl önceki senaryo tekrar ediyor, Madrid derbisine sahne olan Devler Ligi finalini yine Real Madrid kazanıyordu. Sergio final kaybetmemeye devam ediyor, koleksiyonunu hala ilk günkü iştahıyla büyütüyordu.

2016-2017 sezonuna geçilirken Zidane 4 ayda çok büyük bir kredi kazanmıştı. Hata lüksü vardı belki ama Sergio’nun önderliğindeki bu kadro hata yapmaya niyetli değildi. Sezonu süpürdü adeta Real Madrid. La Liga şampiyonluğunun üstüne Şampiyonlar Ligi’nde gelen kupa tarihte bir ilk demekti. İlk kez bir takım üst üste iki kez Şampiyonlar Ligi kazanıyor, üstelik bunu çok basitmiş gibi gösteriyordu. Finale kadar sadece Bayern Münih ile çeyrek finalde oynanan rövanş maçında zorlanan Galacticos, o maçı da uzatmada bulduğu gollerle 4’lüyordu. Real Madrid için artık Şampiyonlar Ligi’nde maç kazanmak bir alışkanlık haline gelmişti. Ayrıca bu sezon Ramos kariyerinde ilk kez çift haneli gol sayısına ulaşıyordu ve elbette bu tek sezon olarak kalmayacaktı ileride.

2017-2018 sezonuna girildiğinde Real Madrid’in kırdığı rekor konuşulurken takım bu rekoru tazelemeye niyetliydi. Ligde yarıştan çok erken kopan Real Madrid gözünü yine Devler Ligi’ne çevirmişti. Ligde olduğu kimlikten çok başka bir kimliğe bürünüyordu bu arenada. Yine turları geçen taraf Real Madrid oluyor, finalde Jurgen Klopp’un Liverpool’una rakip oluyordu. Sergio bir finale daha damga vuracaktı ama bu kez atacağı bir golle değildi. Maçın henüz başında Mohammed Salah ile girdiği ikili mücadelede rakibi omzundan sakatlanıyordu. Tüm dünya uzun bir süre Ramos’un o müdahalesinin kasti mi yoksa doğal bir ikili mücadele mi olduğunu tartışacaktı. Mohammed Salah’ın henüz 30. dakikada sakatlanıp oyundan çıkması Liverpool planlarını resmen alt üst ediyordu. Bu yetmezmiş gibi bir de Loris Karius devreye giriyordu. Benzema’ya hediye ettiği gol maçın kilidini açıyor, Gareth Bale’in çok uzaktan üzerine attığı şutu içeri alarak da maça noktayı koyuyordu. Aylarca gündem olan maçın sonunda bir gerçek vardı; Sergio’nun Real Madrid’i Şampiyonlar Ligi’ni üst üste üçüncü kez müzesine götürüyordu. Henüz 1 sene önce yaptıkları şey tarihte ilk konumundayken, 1 sene sonra o tarihi silip yenisini yazıyorlardı. Korkunç bir Devler Ligi canavarına dönüşen Ramos, Zidane ve Real Madrid üst üste üçüncü kez Şampiyonlar Ligi şampiyonu!

Real Madrid’de Avrupa’nın en büyüğü olduktan sonra köklü değişimler gerçekleşmeye başlıyordu. Önce dinlenmek istediğini belirten Zidane ile yollar ayrılıyor ardından da Cristiano Ronaldo Juventus’un yolunu tutuyordu. Özellikle Ronaldo’nun ayrılığı futbol kamuoyunda şok etkisi yaratıyordu. Sezona Julen Lopetegui ile giren Real Madrid’de işler hiç yolunda gitmiyordu. 14 maçın sonunda görevine son verilen Lopetegui’nin ardından gelen Solari de sorunları çözemiyor, mart ayında yine çareyi Zinedine Zidane’da bulmak istiyordu. Zidane’ın da toparlayamadığı Real Madrid ligde sezonu şampiyon Barcelona’nın 19 puan arkasında üçüncü bitiriyor, Devler Ligi’ne de son 16 turunda veda ediyordu. Rüya gibi geçen 3 sezonun ardından büyük bir çöküş yaşansa da Sergio Ramos hala yıkılmayan kale olarak göze çarpıyordu. Sezonun sonunda yine çift haneli gol sayısına ulaşıyordu Sergio. 2019-2020 sezonu tüm dünya için pek iyi anılar barındırmıyordu. Mart ayından itibaren her şeye kilit vurduran pandemi futbolu da derinden etkiliyordu. Sezonun nasıl bitirileceği tartışılırken Bundesliga’nın yaktığı ateş tüm Avrupa’ya sıçrıyor, ülke federasyonları liglerini kaldığı yerden başlatıyordu. Şampiyonlar Ligi’nden elenen Real Madrid La Liga’da zirveye çıkıyor ve Ramos bir kez daha kazanan taraf oluyordu. Üstelik bu sezon kendi gol rekorunu kırıyor, 13 gol atarak Benzema’nın ardından takımının en golcü ismi oluyordu.

Real Madrid şu an bir değişim aşamasında ve Avrupa’ya yıllarca hükmeden kadro büyük oranda değişmiş durumda. Ancak 35 yaşındaki Ramos bu değişimden etkilenecek son isim şüphesiz. Hala 20 yaşındaki kadar atik, hala ilk maçına çıktığı andaki kadar heyecanlı, hala ilk galibiyetini aldığı günkü kadar hırslı… 668’i Real Madrid ile olmak üzere toplamda 713 kulüp maçı, Real Madrid tarihinde 100 golü geçen tek savunma oyuncusu, gördüğü 261 sarı kartla gelmiş geçmiş en fazla sarı kart gören oyuncu, 25 kupa, 178 milli maç, UEFA tarafından seçilen yılın ilk 11’ine 8 kez ile Ronaldo ve Messi’den sonra en çok seçilen üçüncü oyuncu… Oynadığı hiçbir finali kaybetmeyen ve kazanmayla kafayı bozmuş psikopat bir adamın hikayesi bu. Görünen de o ki; savaşmaya, kazanmaya ve kendini tekrar tekrar ispatlamaya hala çok aç…


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Ronaldo ve Real Madrid

Real Madrid: Dünya Devi Mi? Kralın Takımı Mı?

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More