IT’S SHOW BUSINESS

Endüstriyel futbola doğru ilk adımlar

Almanya’nın devasa liman şehri Hamburg‘un futbol takımının kaptan köşkünde oturan Dr. Peter Krohn, futbolun bir “show business” olduğu fikrini ilk benimseyenlerdendi.

Stadyumlar içeride ve dışarıda sundukları imkanlarla artık izleyicilerin sosyalleşip, aileleriyle birlikte vakit geçirdikleri alanlar halini aldılar. Takımlar arasındaki mücadele gösterilerinin yalnız başına insanları tatmin etmediği, aynı zamanda ekstra hizmetlerle onların memnun edilmeye çalışıldığı lüks kompleksler; eğlence merkezleri olarak değerlendiriliyorlar. Federasyonlar ve kulüpler karşılaşmalara ilgiyi artırmak, stadyumlarda daha fazla zaman geçirilmesini ve dolayısıyla daha çok para harcanmasını sağlamak için türlü yöntemlere başvuruyorlar. Bu da sporu artık kendi düzleminin dışında, aynı zamanda kremalı eğlence sektörü pastasının büyük dilimlerinden birisi yapıyor.

Bu bakış açısıyla tasarlanan maç günü planlarının uygulanması  her ne kadar uzak bir geçmişe dayanmasa da bu durumu yaklaşık 40 sene önce ön görüp, çarpıcı hamlelerle başarıya ulaşmış bir isim var.

Altmışlı yılların sonları ve seksenlerin ortasında altın çağını yaşayan Hamburger SV’nin kaptan köşkünde oturan Dr. Peter Krohn’un hikayesinden bahsetmek istiyorum sizlere. Kulübe 1973-75 yılları arasında başkanlık ve 1975-77 yıllarında da genel menajerlik yaparak yön veren Krohn, futbolun bir “show business” olduğu fikrini ortaya ilk atanlardan.

Bir araya getirdiği oyuncular ile Hamburger SV’nin yerel kupalarla sınırlı ufkunu kıtanın dev takımları karşısında alınan galibiyetler, 1976/77 sezonunda RSC Anderlecht karşısında uzanılan Kupa Galipleri kupası, peşi sıra gelen lig şampiyonlukları ve en nihayetinde 1982/83 sezonunda Juventus karşısında alınan Şampiyon Kulüpler kupası ile zirve yapan zafer yıllarının temellerini atan çılgın başkanın kulübün kasasını doldurulmak konusundaki “vizyoner” çalışmaları da bugün gerek futbol dünyasında gerekse kulüp taraftarlarının hatıralarında önemli yer kaplıyor.

Kendi kurduğu ve adından da anlaşılacağı üzere yalnızca liman şehri takımlarının katıldığı bir organizasyon olan Liman Kupası’nın ilk senesinde, finalde karşılaştıkları Liverpool’dan bir süre sonra kadrolarına katacakları Kevin Keegan’ın 2.2 milyon mark tutarındaki transferini de Johan Cruyff’un da davetliler arasında bulunduğu bir galadan elde ettikleri gelirle gerçekleştirdiklerini “Bu paranın %70-80’ini gala ve liman kupasının gelirleriyle karşıladık” sözleriyle ifade ediyor.

Taraftara açık antrenmanları “Taraftar yıldızları satın alıyor” ismini verdiği uygulamayla satışa çıkardığı biletler ile bir gelir kapısı haline getiren çılgın başkan bunun yanı sıra henüz 1977 yılında, Alman futbol federasyonunun yıllar sonra resmi olarak tanıyacağı Süper Kupa organizasyonu ile ulusal kupa ve lig şampiyonu arasında oynanan sezonun prestij kupasının organizasyonunu üstleniyor. Bu ve bunun gibi çalışmalarla takıma dönemin Yugoslav yıldızı Ivan Buljan ve bir alt ligden keşfettikleri Felix Magath gibi oyuncuların katılmasına finansman sağlayan başkan, yatırımlarının meyvesini biraz önce bahsettiğim; 82/83 sezonunda Atina’daki Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde  Platini önderliğindeki Juventus karşısında alınan 1-0’lık galibiyet ve Avrupa’nın en büyüğü unvanı ile tatminkâr bir şekilde topluyor.

Pekâlâ şimdi biraz soluklanalım… Biliyorum. Buraya kadar anlattıklarım, bunları 2018 yılında okuyan sizler için çok da sıra dışı olmayan şeyler aslında. Ama bir düşünelim. Fatih Terim öncülüğündeki Galatasaray antrenmanlarının getirdiği sesi ve belki de trend olacak taraftara açık antrenman rekorlarının ülkemizde 2018 yılında başladığını düşünürsek, bu 1970’li yıllarda Avrupa’da bile pek akla gelen bir şey olmasa gerek.

Herkes nefeslendiyse devam edelim ve çılgın başkana lakabını kazandıran, adını bugün kümede kalma mücadelesi veren kulübün taraftarlarının – tereddütsüz geri dönmek istedikleri – mazisine kazıyan hamlesine geçelim. Uluslararası maçlarda forma reklamlarına izin verilmeyen; kulüplerin kendileriyle özdeşleşen desenler ve renklere sahip formalarıyla mücadele ettikleri dönemlerde, bir Avrupa kupası final maçı öncesi özellikle kadın taraftarların ilgisini cezbetmek için vitrine çıkarılan pembe bir formaya dikkat çekmek istiyorum. İlk defa RSC Anderlecht karşısında oynanan 76/77 sezonu Kupa Galipleri Kupası finalinde giyilen pembe forma, kulübün aynı döneme denk gelen başarılarıyla doğru orantılı olarak kadın taraftar arasında büyük bir ilgi topluyor ve kulübün %10 gibi rekor bir kadın seyirci kitlesine ulaşmasını sağılıyordu.

Dönem dönem ve son olarak 2016 sezonunda yeniden birinci forma olarak kullanılan renkler taraftarların kalbinde: bıçak gibi kesilen başarıların ve küme düşme tehdidi altında geçen bugünlerde, en güzel anıların anımsatıcısı olarak özel bir yer tutuyor.

Bugün 86 yaşında olan, emekliliğin tadını çıkarırken Avrupa’nın zirvesine taşıdığı kulübü uzaktan takip eden böyle bir başkanın onuruna şapka çıkartılır…