İki direk arasında bir Dünya Kupası Şampiyonu

“Sen böyle bir kurtarışın arkasından penaltılarda da duracaksın o kalede Taffarel.”

 

2003 yazı, sıcak ağustos günlerinin son zamanları. Aynı zamanda transfer sezonunun da kapanmasına birkaç gün var. Serie A’da sezona çok kötü başlayan ve aynı sezonun sonunda 17. olarak küme düşecek olan Empoli, daha ligin ilk haftalarında ligin dibine demir atar. Aksilik bu ya, ligde kötü sonuçlar alan mavi beyazlılar, bu kötü tablonun üzerine bir de takımın İtalyan kalecisi Luca Bucci’nin ceza almasıyla iyice afallar.

İşte bütün bu aksilikler silsilesi, bir futbol ikonunun sahalara veda edeceğinin bir ön habercisiymiş aslında. Fakat bundan ne bizlerin, ne de hikayenin baş sahibi Cláudio André Mergen Taffarel’in haberi yoktu tabii ki.

Dünya Kupası’nda bütün İtalya’yı hüzne gark eden Kutsal At Kuyruğu’nun kaçırdığı penaltıda üzülen değil, bu sefer kazanan tarafın temsilcisi, Cláudio Taffarel, bütün bu musibetleri yaşayan Empoli’nin 6 aylığına kiralamak istediği isim olarak gündeme gelir. Parma’da, yine Türkiye’ye de bir dönem uğramış olan Fransız kaleci Sébastien Frey’in ardından yedek beklemek istemeyen Taffarel, kariyerinin son virajında, oynayarak veda etmek ister. İster istemesine de, Tanrı, onun ifadesiyle artık bırakması için gerekli mesajını yollamıştır. Empoli ile transfer görüşmeleri yapmak üzere yola çıktığı BMW’sinin otobanda arıza vermesi üzerine uzun bir tamirat sürecine girişir bizim Brezilyalı. Nihayetinde tamiri de gerçekleştirir. Ancak bütün bu uğraşların sonunda, Empoli ile transfer görüşmeleri yapmasının gereksiz olacağını, bu tamirat için gerekli zaman kaybının, ona bir ‘bırak mesajı’ olup olmadığını düşünmüştür. Kararını da yeni tamir edilmiş BMW’sinin yanında, bir otoban kenarında verir Taffarel. Böylece dünya futbolundan bir yıldız daha kariyerini sonlandırmış olur.

İşte bütün bu yaşadıkları, İtalya’da Parma ve Galatasaray ile birer kez Avrupa kupası kazanmış, Galatasaray ile üç sezonda iki lig şampiyonluğu yaşamış, ülkesinde Atletico Mineiro ile iki kez kupa kazanma başarısı göstermiş olan, 1994 Dünya Kupası şampiyonu Brezilya Milli Takımı’nın kalecisi Taffarel’in yeşil sahalara veda anıydı.

1985 yılında resmi olarak altyapısına girdiği Internacional macerasını ise şöyle anlatıyor:

“Porto Alegre’den yaklaşık 500 km uzaklıktaki Santa Rosa adında küçük bir kasabada doğdum. Seneler önce, İtalya ve Almanya’dan birçok göçmen bu bölgeye yerleşti ve bu yüzden çoğu insan benim gibi sarışın. Kökenlerime bakarsanız, benim büyüklerimin de birer çiftçi olduklarını rahatlıkla söyleyebilirsiniz. 9 ve 10 yaşlarımda, Santa Rosa’daki arkadaşlarım, orada çok popüler olan voleybola bir hayli düşkünlerdi. Ancak ben, bir Brezilyalının kökenlerinde doğuştan sahip olduğu futbol konusunda oldukça ciddiydim. Bir genç olarak oldukça iyiydim ve 11 yaşımdan sonra bu iş üzerine daha ciddi bir düşünceye sahip oldum. Pazar günleri maçlarımız olurdu. Daha sonra Crissiumal adlı küçük bir kulübe katıldım ve onlar için iki ayrı takımda iki başka mevkide oynadım. Birinde bir kaleci, öteki takımda ise oldukça verimli bir orta saha olarak maç yaptım. 18 yaşımdayken bir gün Crissiumal Belediye Başkanı geldi ve Porto Alegre’ye bir deneme için beni aldı. Deneme, Brezilya’nın en önemli, en büyük kulüplerinden biri olan ve yetenekli genç oyuncuların altyapısına dâhil olduğu Internacional takımıydı. Denemelerde başarılı oldum ve takımın altyapısına profesyonel olarak katıldım.”

Aile kavramına ve doğal olarak kendi ailesine olan sadakatinin ve saygısının hakkını veriyor Brezilyalı file bekçisi. Babası, onun iyi ve bütün bir ülkenin tanıdığı bir kaleci olacağına asla inanmamış. Bu konuda gerekli desteği annesi tarafından edinmiş. Altyapıdaki macerasında başarısız geçirdiği günler ve maçlar, yaptığı hatalar üzerine günlerce derin düşüncelere dalması takım arkadaşlarının da dikkatini çekmiş. Günün birinde Internacional takımının birinci kalecisi olup takımda tanışmayı en çok istediği kişi olan Roberto Falcao ile aynı sahada oynayabileceğini hayal ederek kendisini hırslandırmış.

1985’te başladığı profesyonel Internacional kariyeri, 1990 yılında, Serie A’da altın günlerini yaşayan Parma’ya transferine dek sürecekti.

Internacional ile herhangi bir kupa kazanamasa da, 1989 yılında Copa America’yı kazanan Brezilya milli takım kadrosunda yer alır. Brezilya Futbol Federasyonu tarafından, ülkede oynayan oyunculara verilen ve oldukça prestijli bir ödül olan Bola de Ouro’yu (Altın Top) kazanma başarısına sahip olur. Bu ödül, günümüzde hala verilmekte olup bir kaleci olarak kazanan son iki kişi ise hikâyemizin baş kahramanı Taffarel ve Rogerio Ceni’dir.

 

1990’da 24 yaşında geldiği Serie A’da Sarı Lacivertliler ile –ilk maçı Juventus’a karşıydı- ilk sezonunda 34 lig maçına çıkan Taffarel’in takımı Parma, Sampdoria’nın şampiyon olduğu sezonu, Juventus’un hemen üzerinde 6. sırada tamamlar. Beşiktaş’ın eski teknik direktörü Nevio Scala’nın çalıştırdığı Parma, bir sonraki sezon için UEFA Kupası’na gitmeye hak kazanır. Ancak Avrupa Kupaları maceraları pek uzun sürmez. 1991 sonbaharında 1. tur maçında her iki maçta da yenişemediği Bulgaristan temsilcisi CSKA Sofia’ya deplasman golü kuralı ile elendikleri için bu kulvarda çok çabuk havlu atarlar. Aynı sezon ligi de 7. sırada bitiren Parma, 1990-1991 sezonunda hak kazandığı UEFA Kupası için aynı başarıyı sergileyemez. Fakat bu durum, Parma için sonraki sezon kazanacağı UEFA Kupa Galipleri Kupası zaferinin habercisidir. 1999 yılına dek düzenlenen organizasyonda, ülkelerinde ulusal kupa şampiyonlarının katıldığı bu turnuvanın 1992-1993 sezonu şampiyonu Claudio Taffarel’in de kadrosunda bulunduğu Parma olacaktır. İki maç üzerinden oynanan finalde, ligdeki en büyük rakiplerinden birisi olan AC Milan’ı, gol yemeden 1-0/2-0’lık skorlarla yenen Parma, 1992-1993 UEFA Kupa Galipleri Kupası şampiyonu olur. Ancak Taffarel bu finalde oynamaz. Kalesini İtalyan eldiven Marco Ballotta’ya devretmiştir bile.

Yedek kaleci olarak devam etmek istemeyen Taffarel, yine Çizme’de kalır. 1994 Amerika düzenlenecek olan Dünya Kupası için sürekli oynaması gerekmektedir.  Ancak başka renkler için oynayacaktır artık. Reggiana’ya bir sezonluğuna kiralanan Taffarel, 1993-1994 sezonunda 31 maçta kalesini koruduğu Reggina ile düzenli olarak oynama fırsatını eline geçirmiştir.

Amerika ’94’ün Şampiyonu olan Brezilya Milli Takım kalecisi Taffarel ve Kutsal At Kuyruğu Roberto Baggio. Bu kare, yaşı yeten hemen hemen bütün futbolseverlerin tanıdığı bir anın görüntüsü. Ne trajedi ama!

Taffarel’in 1994’te Parma ile işinin bittiğini anlaması çok sürmez. Parma, kalesini genç bir İtalyan’a teslim etmeyi düşünüyordur. Taffarel’in ayrılığı sonrası kaleye geçen genç İtalyan, bugün hala İtalya’da bonservisine en çok para ödenen kişi ve 2018 yılı itibariyle hala kariyerine devam ediyor, Gianluigi Buffon.

Dünya Kupası zaferi sonrası ülkesine, Atlético Mineiro’ya dönen Taffarel, Dünya Kupası apoleti ve uluslararası repütasyonu olan bir kaleciydi artık. Tüm Brezilya kendisini tanıyor, futbol oynayan gençler için kaleciliğin de artık fenomen bir pozisyon olduğu konusunda bütün ülkesini ikna edebiliyordu. Nasıl etmesin ki? Rusların Yashin ve Dasayev, İngilizlerin Clemence ve Banks, Belçikalıların Pfaff ve Preud’homme, İtalyanların Dino Zoff, Almanların Schumacher, İspanyolların Zubizaretta ve hatta Türklerin bile Turgay Şeren çıkardığı yerde büyük bir kalecileri olmayan Brezilyalıların da artık dünyanın en iyilerinden birisi olduğunu rahatlıkla söyleyebilecekleri bir kalecileri olmuştu.

Atlético Mineiro ile birlikte 4 başarılı sezon geçirir Dünya Kupası şampiyonu kaleci. Bu takımla 1995’te Mineiro eyalet şampiyonluğu ve 1997’de Latin Amerika’nın en prestijli turnuvası olan Copa Libertadores ‘i (Copa Conmebol) kazanır.

Gelelim bir sonraki Dünya Kupası olan Fransa ’98’e. Finale dek kendilerinden emin adımlarla yürüyen, başını El Fenomeno Ronaldo’nun çektiği Brezilya, finalde bu kez turnuvanın ev sahibi, Zidane’ın arkadaşlarına karşı çok net bir skorla boyun eğer. 1994’te kazandıkları bu kupayı finalde kaybetmek Taffarel’e bayağı ağır gelir. Nitekim Avrupa’da maç yapmanın tadını bir kez alan Tafo, Avrupa’ya yarım kalan bir işi tamamlamak için tekrar dönecektir.

1996-1997 ve 1997-1998 sezonlarını liginde şampiyon olarak tamamlayan bir takım için, daha önce ne Milli Takım’la Dünya Kupası ve Avrupa şampiyonasında, ne de kulüpleri bazında Avrupa kupalarında ses getirebilmiş bir ülkeye doğru, ancak kendilerinden emin ve oldukça potansiyelli bir şekilde büyüyen projenin kendisini ikna etmesiyle bir adım atar, ve Galatasaray’a doğru yola çıkar.

Hikâyenin geri kalanı ise malum, Türkiye’nin futbolda bir takım ile Avrupa’da en başarılı dönemlerini yaşadığı zamanlar. Tabii yalnızca Avrupa değil, dört kez üst üste kazandığı şampiyonlukla kendi liginde de bir ilki gerçekleştirmektedir Taffarel’in kalesini koruduğu Sarı Kırmızılı ekip. (Taffarel bu 4 senelik şampiyonluk serisinin son 2 yılında kaledeydi.)

2000 yılında Kopenhag Parken Stadyumu’nda kazanılan bu zafer, hemen herkesin payı kadar uzatma dakikalarında Thierry Henry’nin kafa vuruşunu –tabiri caizse- “insanüstü” bir kurtarışla çelen, yine o tura gelene kadar Bologna, Dortmund, Real Mallorca ve Leeds United maçlarında da kalesini rakiplere kapatan bir kalecinin emeğidir. Ümit Davala’nın Milan maçındaki son dakika penaltısı ne kadar önemliyse, Hagi’nin o sezonki futbol sanatına dahil olan figürleri ne kadar estetikse, İmparator Fatih Terim’in Dortmund maçında yardımcısı Müfit Erkasap’a attığı tokat ne kadar ilginçse, Tafo’nun o kupadaki emekleri de bunlardan aşağı kalır değildi.

O kupa, yine Taffarel’in deyimiyle, daha önce Dünya Kupası ve Avrupa kupası kazanmış olmasına rağmen en çok sevindiği kupa zaferi olan 2000 UEFA Kupası, yani Türk futbolunda kulüpler düzeyinde yakalanan en büyük başarı, Dünya Kupası şampiyonu bir kalecinin de ”kariyerimdeki en önemli zafer” diye niteleyebileceği bir kupa.

Zamanın büyük kalecisi, şimdilerde yine büyük bir kaleci antrenörü olarak hem Galatasaray, hem de Brezilya Milli Takımı’na hizmet etmeye devam ediyor. Ona ve ailesine, bu ülkede daha uzun süreler kalmalarını, “çok güzeal” günler geçirmelerini temenni ediyoruz.