Hidayet Türkoğlu: “Maddi Manevi Her Türlü”

Bazılarının büyük bir beklenti içinde girdikleri yeni milenyum, takvimlerin 2 rakamı ile başlaması dışında pek bir farklılık yaratmamıştı aslında. Kıyametin kopacağına inananlar da yanılmıştı, bilgisayar sisteminin çökeceğini düşünenler de. Uzay çağının başlangıcında olduğumuzu varsayanların ise küçük de olsa haklılık payı vardı. Ne de olsa o tarihlerde halkın büyük çoğunluğunun insanüstü varlıklar gözüyle baktığı NBA oyuncuları arasında bir de Türk vardı artık. Henüz herhangi bir spor kanalının açılmadığı, Nba maçlarının ulusal kanaldan yayımlandığı günlerde kısa süre de olsa oynar beklentisine giren bir kitle saatlerini Amerika’ya göre kuruyor ve sabahlıyordu Bosna kökenli bir Türk uğruna. Semiha Yankı’nın “Seninle 1 dakika” şarkısında memleket sevdasıyla Eurovision’da nefeslerini tutanların çocukları, Hidayet Türkoğlu ve onun alacağı umulan birkaç dakika için ekran önünde uyukluyordu.

Onu Çavuşoğlu Lisesi zamanlarından beri takip eden bir azınlık olsa da basketbol camiasıyla ilk tanışma 1998 yılının başlarına tekabül ediyor. O zamanlar Avrupa’da final four kapılarından dönmesiyle nam salan Efes, efsane Koraç kadrosunun son demlerini yaşarken bir kabuk değişimine ihtiyaç duymuyor değil. Şimdiki gibi lig usulü değil daha heyecanlı olan grup maçlarının oynandığı dönemdeyiz. Grubun en zayıf takımı Porto karşısında deplasmanda fark arıyor Efes ve buluyor. Oldukça rahat geçen maçta fark 30 sayılara kadar çıkınca genç bir isim oyuna giriyor. Çelimsiz görüntüsü, heyecanıyla birleşince kötü bir oyun sergiliyor bizim delikanlı. Hatta kendisine atılan basit bir pası elinden kaçırınca ekran başında olan iki kardeş basıyor kahkahayı. O gün “Bunun ne işi var Efes’te?” diyen kardeşler, iki yıl sonra final four yapan Efes’in parlayan ışığıyla mahcup oluyor. Ertesi yıl son anlarda gelen basketle Almanya’yı mağlup edip Avrupa Şampiyonası finaline yükselen 12 Dev Adam’ın en devini ise ayakta alkışlayarak tatlı yanılgının sevincini yaşıyor.

Hidayet Türkoğlu ve Michael jordanHer ne kadar Nba kapısından ilk giren isim Mirsad olsa da kurtlar sofrasına oturan ilk Türk Hidayet oluyordu. Boşnak kökeni olması onu şanslı yapan bir unsurdu aslında. Ülkeleri birkaç yıl önce savaşmış olsa da iki Sırp Divac ve Stojakoviç ile kurulan dostluk Amerika’ya uyum sürecini kolaylaştırıyordu. Bir çaylak oyuncu standardının üzerinde perfomansı sayesinde Michael Jordan’ı bile savunacak süreyi buluyordu Hido ama bunlar henüz fragmandı.

İsmini telaffuzda zorlanan, “He died” şeklindeki “Kim öldü?” esprilerini yapan Sacramento seyircisi ona Hedo demeyi tercih etse de, soyadındaki Türk ifadesi sayesinde Amerika’nın ücra köşelerinde dünyadan kopuk yaşayan insanlara bile Türkiye tanıtımı yapılabiliyordu. Müslüman olduğu için kendisine daha yakın davranan dönemin süperstarı Shaquille O’neal da onun ön plana çıkmasına yardımcıydı. Yavaş yavaş rol oyuncusuna dönüşmeye başlayan Hidayet Türkoğlu için yıllarca aşılamayan bir duvar söz konusuydu: Shaqlı, Kobeli Los Angeles Lakers.

Hidayet’in çaylak sezonuna ait konferans yarı finalinde süpürüldükleri Lakers karşısına ertesi sene daha güçlü çıkan Kings, 3-3’e getirdiği seriyi son maçta evinde kaybetmese Nba finaline yükselecek ve büyük ihtimalle New Jersey’i geçip şampiyonluğa uzanacaktı. Ancak daha sonra Mehmet Okur’a nasip olacak yüzük Hidayet’in parmak ucundan geri dönmüştü.

2003’te yeni kurulan ve çok uzun süre bozulmayan Duncan, Ginobili, Parker üçgeninin tamamlayıcı parçalarından biri olmaya giden Hidayet Türkoğlu, San Antonio macerasında da Lakers’a elenerek üzülüyordu. En iyi ortalamayla üçlük atan oyuncu olmak San Antonio’da kalmasına yetmemişti. Halbuki sadece 1 yıl daha Teksas’ta kalabilse 2005 Nba şampiyonu unvanını elde edebilirdi, olmadı. Yanlış zamanda yanlış yerde olan Hido için ikinci yüzük de kaçıyordu ama bu son olmayacaktı.

Batı Konferansı’nın zirve takımından ayrılıp Doğu Konferansının en kötü takımına transfer olduğunda burun kıvıranlar olmuştu elbet ama bu hem Hidayet hem de Orlando için yaşanacak güzel günlerin ilk adımıydı. Ne de olsa daha uzağa zıplamak için bazen bir iki adım geri gitmek avantaj sağlardı. Öyle de oldu. NBA efsanesi Tim Duncan önderliğinde yükselecek bir takımın yan rollerinden olmaktansa Orlando’nun başrol oyuncusu oldu Hidayet Türkoğlu. Tabii bu hemen gerçekleşen bir süreç değildi. İlk başlarda benchten gelen, süresi az olan bir isimken yavaş yavaş ilk 5 oyuncusu olmaya başladı. Bununla da yetinmeyen yıldızımız öyle bir 2 sezon oynadı ki belgeseli yapılacak cinstendi. Üç kez tripple double yaparak Orlando tarihinde bunu başarabilen ilk oyuncu olmak ona nasip olduğu gibi bu başarısı NBA yönetiminin de gözünden kaçmadı. “En Çok Gelişim Kaydeden Oyuncu Ödülü” alan en yaşlı isim olarak tarihe geçerken, en az Orlandolular kadar Türk takipçilerini de sevindirdi.

Pek çok basketbolsever ve otoriteye göre haksızlık olsa da All Star seçilmeye yetmedi bu üstün gayret. Kader ortaklığı yaptığı Mehmet Okur biraz da şansının yardımıyla -sakat sayısı fazla olan döneme denk geldi- All Star olurken, Doğu Konferansı’nın süperstar forvetlere sahip olmasından ötürü Hidayet’e sıra gelmedi. Onu seçmeyenlere yanıtını sahada, 2009 play-offlarında verdi. Geldiğinde ligin en kötü takımlarından olan Orlando 4 yıl içinde önce en fazla şampiyonluk unvanını elinde bulunduran Boston, ardından ligin favorisi Lebronlu Cleveland’ı eledi. Gençliğinde lig tarihinin en iyilerinden Jordan’ın karşısına dikilen Türk, ustalık döneminde gelmiş geçmiş bir diğer en iyi Lebron James’ten rol çalar olmuştu. Dwight Howard ve Rashard Lewis ile kurulan ortaklık sayesinde Cleveland’ı da saf dışı bırakan Sihirbazlar, finalde Los Angeles Lakers’a diş geçiremiyordu. Kendisi için bölüm sonu canavarına dönüşen Los Angeles ekibi karşısında yine de elinden gelenin en iyisini yapıyordu Hido. Bir Türk basketbolcunun hatta sporcunun şu ana kadar yükselebildiği en yüksek mertebeye yükselmiş ve NBA final serisinin konuşulan adamı olmuştu. En iyilerle mücadele etmeye alışmış olan Hidayet Türkoğlu için Kobe Bryant’a yapılan blok NBA jeneriklerini süsleyecek cinstendi.

2 kez uzatmalarda yıkılıp, 4-1 ile teslim oldukları Lakers finali sonrası Orlando gözünü Vince Carter’ı alarak daha üst seviyeye dikince Hidayet’in payına da ayrılmak düştü. Elit oyuncular arasına girmek üzereyken böyle bir ayrılık olmasa nasıl olurdu diye sormadan edemiyoruz ama 2009 yazında ömürlük bir servete imza atan Hido için oyunun manevi yanı biraz daha geri plana atılmıştı artık. Uzun süre Portland ile flörtleşip sırf daha iyi bir şehir olduğu ve Doğu Konferansı’na alıştığı için Toronto’yla anlaştığını söylemesi pek inandırıcı gelmedi onu sevenlere. 3 milyon dolar elbette önemli bir meblağ ama 53 milyon yerine 50 milyon alıp Portland’a transfer olsa kariyeri daha iyi noktalara gidebilirdi. Annesinin de dediği gibi “İstese atom mühendisi” olabilecek yetenek vardı ama play-off final serisi gördükten sonra ligde iddiası olmayan bir takıma gidecek kadar da önemliydi para onun için. Kanada’da başarısızlıkla geçen 1 yıl kendisine yatırım yapan Torontoluları da sinirlendirmişti ki imdada 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası yetişti.

2001’de yıldızlaştığı milli takım ile dokuz sene boyunca kimyası tutmayan Hidayet, 2010’da yine direksiyona oturdu. “12 Dev Adam” sloganıyla her turnuva öncesi reklamlarda boy gösteren milli takımın başrolünü üstlenmek hep O’na düşüyordu ama kötü sonuçların fatura edildiği ilk adres de aynı isimdi. Tıpkı 2001’de olduğu gibi ev sahibi olmanın verdiği sinerji, Hidayet önderliğindeki güçlü bir ekiple birleşince ABD karşısına dünya şampiyonluğu için çıkmayı başardık. “Moraller Gayet İyi” şeklinde başlayan turnuva “Bu Bir Takım Oyunu” sloganı sayesinde zirveye ulaşmıştı. Ama Hidayet’in röportajlarda sürekli verdiği “Aaööööeğğğğ”, “Iııı” gibi esler sonrası söylediği “Maddi manevi destek” tezahüratı elde edilen dünya ikinciliğinin bile önüne geçmişti. Her ne kadar kendisinden ziyade daha düşük ücretle oynayan oyuncular için yapılmış bir talep olsa da canlı yayında spora siyaset karıştırılması hoş karşılanmadı. İşin maddi tarafından diğer oyuncular yararlanırken, 1 yıl önce 53 milyon doları cebine indirmeyi garantileyen Hidayet için emeklilik günlerinde devreye girecek manevi rütbeler esas kazanımdı.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş, yükselme, duraklama ve çöküş devirlerine ayrılan hikayesine benzer bir kariyerdi Osmanlı torunu Hidayet’inki. 2010 Dünya Şampiyonası sonrası duraklama devrine giren kariyer kısa bir Phoenix Suns serüveniyle devam etti. Toronto’da topla daha fazla oynamak istediğini belirten biri için top kullanma uzmanı Steve Nash’in olduğu bir takıma gitmek çelişkiydi. Gerektiğinde pivot hariç her pozisyonda oynayabilen bir 3 numarayı ana planda 4 numara olarak düşünmek de Phoenix’in yaptığı bir hataydı. Aynı günlerde Vince Carter planının tutmadığını ve takımın düşüşe geçtiğini fark eden Orlando Magic yönetimi Hidayet’i geri çağırdı.

Nasıl ki eski aşıkların ayrılık sonrası tekrar başlamaya karar vermeleri çoğu kez hüsranla sonuçlanır, Orlando-Hidayet Türkoğlu buluşması da biraz o hissiyatı yarattı. Her ne kadar ilk günler heyecanlı geçse de ikinci birlikteliğin ilerleyen döneminde hüzün vardı. Stan Van Gundy’nin son anlardaki en büyük silahı konumundan, vasatlığa geri dönüş. Kendisine “Bay Son Çeyrek” lakabı takan taraftarın gözünde günden güne değer kaybı…

Lokavt nedeniyle kısa tutulan sezon, istatistikleri düşse de Hidayet’in fiili olarak NBA oyuncusu olarak son yılıydı diyebiliriz. Elinin kırılmasıyla başlayan 2012-13 sezonu ise duraklamanın bitip çöküş dönemine girişin adımı olarak karşımıza çıkıyor. Her ne kadar suçsuz gibi görünse de NBA yönetiminin yasakladığı bazı maddeler kullanılmıştı ve bunun da cezası 20 maç sahalardan uzak kalmaktı. 4 yıl önce masada yüzüstü bırakılan Portland’ın ahıydı belki bu ceza. Çünkü 20 maçlık cezanın “maddi” karşılığı aşağı yukarı 3 milyon dolara tekabül ediyordu, yani Toronto-Portland tercihine sebebiyet veren 3 milyon dolara. “Manevi” karşılık olarak da “doping yapan basketbolcu” etiketinin üzerine yapıştırılması vardı elbet.

Kariyerinin iniş hızı reklamında oynadığı GSM operatörünün sloganıyla örtüşüyordu. Mehmet Okur mu Hidayet Türkoğlu mu daha başarılı tartışmalarında Memo’yu seçenlerin argümanı daha keskin iniş-çıkışlar yaşayan Hido’nun kariyer düşüşündeki “hız farkı”ydı. Yine de daha gözden uzak bir yaşam seçen Mehmet Okur’un aksine spot ışıkları her daim Hidayet’in üzerindeydi. Oynadığı pek çok reklam filmi onu Hollywood’a taşıdı. Hollywood dediysek aklınıza film yıldızlarının yer aldığı sektör gelmesin hemen. Ama Hollywood ile aynı şehirde olan Los Angeles Clippers bir nevi Oscar kıvamında emeklilik imkanı sundu Türkoğlu’na. 5 parmağında 3 yüzük olmasının önüne set çeken Los Angeles Lakers’ın oynadığı parkelerde profesyonel basketbolcu olarak son terlerini akıttı Clippers için. Gerçi daha çok benchte oturup molaya gelen ilk 5 oyuncularına havlu tutan emektar rolündeydi ama olsun. Zamanında NBA final serisinde o salondaki taraftarı attığı basketlerle susturmuş olması da asla unutulmayacak cinstendi.

Final Regular-Season Grades for Every LA Clippers Player | Bleacher Report | Latest News, Videos and Highlights

İstanbul’un batı tarafındaki Yıldırım Bosna potalarında başlayan uzun bir kariyer Amerika’nın batı yakasındaki Los Angeles’ta son buldu. 15 sene Türkiye liginde oynayabilenlerin bile nadir rastlandığı basketbol camiasında aynı zaman dilimini dünyanın en üst düzey liginde geçirdi. Ermanlar, Efeler, Harunlar, İbrahimler, Mirsadlar hatta Mehmetler, Ersanlar şimdilerde Cediler, Furkanlar çıkartmış Türk basketbol tarihinde bu isimlerden hiçbiri Hidayet Türkoğlu etkisi yaratamadı. Basketi de attı, ribaundu da aldı. Asist ortalaması her daim pozisyonunun üzerindeydi. Ama iyi ama kötü lider oyuncu rolünü de uzunca süre iki ülkede de sürdürdü. Bu çok yönlülüğü ona önce Ceo’luk ardından Cumhurbaşkanı Danışmanlığı kazandırdı. Şimdi de Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı koltuğunda. Ne de olsa pivot hariç her mevkide görev almıştı. Bundan sonra nerede görsek -tam burada kendisiyle özdeşleşen uzun bir es- “Aöööööeğğğğğ” Cumhurbaşkanlığı hariç, nerede görsek şaşırmamak gerek.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Mehmet Okur: Money Man

Shaquille O’Neal: Dominant

 

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More